
Ben yıllardır bu sektörün içindeyim. Direksiyon başındaki şoförü de bilirim, sanayide yatan aracı da, gece hesabını yapamayıp uyuyamayan esnafı da… Bugün geldiğimiz noktada açıkça söylüyorum: Özel halk otobüsçülüğü ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bu bir serzeniş değil. Bu, gerçeğin ta kendisi.
Araç Almak Artık Hayal
Geçen sene 8 milyon liraya alınan bir otobüs, bugün 12 milyon lira. Bir yılda 4 milyon lira fark. Peki esnafın geliri aynı oranda arttı mı? Hayır.
Üstelik filomuzda hâlâ 2011–2012–2013 model araçlar var. Bu araçlar 2026’dan sonra amortisman desteği de alamayacak. Yani hem eski araçla çalışacağız hem de yenisini alamayacağız. Böyle bir denklem olur mu?
Bankaya gidiyorsun, faiz almış başını gitmiş. 12 milyon lira kredi çeksen geri ödemesi 30 milyonu buluyor. Hangi esnaf böyle bir yükün altına girer? Giren batmayı göze alır.
Esnaf Piyasaya Terk Edildi
Bugün biz iki büyük araç üreticisinin insafına kalmış durumdayız. Fiyatlar sürekli yukarı gidiyor, alternatif yok. Kamu tarafına gidiyoruz, “Araç alın” deniyor. İyi de nasıl alalım? Finansman yok, destek yok, yol gösteren yok.
Bu sistemde bütün risk esnafta. Ama kimse dönüp “Bu adamlar bu işi nasıl sürdürüyor?” diye sormuyor.
Sanayiye Çalışıyoruz
Araç yaş ortalamamız 9–10’a dayandı. Bu da şu demek: Arıza bitmiyor. Hortum patlıyor, kapı bozuluyor, elektrik arızası çıkıyor… Araç yolda kalmasın diye sürekli sanayiye gidiyoruz.
Ama kazandığımız para cebimize girmiyor, tamirciye gidiyor. Öyle fiyatlar çıkıyor ki insanın vicdanı sızlıyor. Küçücük bir parça, ama yazılan işçilik dudak uçuklatıyor.
Araç çalışıyor ama para kazandırmıyor. Böyle bir ticaret olur mu?
Şoförün Maaşı Araç Sahibinden Fazla
Bir de şoför meselesi var. Eskiden iki asgari ücret konuşulurdu. Şimdi üç asgari ücrete dayandı. Buna rağmen işi şoför bulmak zor, tutmak daha zor.
Ortaya çıkan tablo çok acı:
- Yakıt parasını alıyor
- Sanayi parasını alıyor
- Şoför maaşını alıyor
- Ama arabanın sahibi para kazanamıyor
Yatırımı yapan, borcun altına giren, risk alan kişi en sona kalıyor.
Yakıt Yetişmiyor
Yakıt ödemeleri geriden geliyor ama zam anında geliyor. Özellikle yazın klima çalışınca araç başına 25–30 bin lira ekstra açık oluştu. Verilen destek tüketimi karşılamıyor.
Biz şirket olarak esnafa indirimli yakıt imkânı sunuyoruz, finansmanını da üstleniyoruz. Bu önemli bir destek ama yetmiyor. Çünkü sorun sistemsel.
En Ağır Olanı: Muhatap Bulamamak
Beni en çok yoran para değil, yalnızlık. Ne bir yetkili çıkıp “Nasıl gidiyor?” diye soruyor, ne de kamu tarafında sektörün gerçeklerini dinleyen bir masa kuruluyor. Biz İstanbul’da milyonlarca yolcuyu taşıyoruz. Bu hizmeti kamu adına yapıyoruz. İyi olursa herkes sahipleniyor. Kötü olursa sadece esnaf suçlanıyor.
Oysa bilinmesi gereken bir şey var: Özel halk otobüsleri bu şehrin yükünü, kamunun maliyetinin çok altında taşıyor. Belediyenin çok daha yüksek rakamlarla yaptığı işi biz üçte bir maliyetle yapıyoruz. Bu görülmeli.
Biz Ayakta Kalırsak Sistem Ayakta Kalır
Bu sektör çökerse sadece esnaf zarar görmez. Seferler aksar, araçlar yenilenmez, hizmet kalitesi düşer. Bunun bedelini en sonunda İstanbullu öder.
Biz çalışmak istiyoruz. Yatırım yapmak istiyoruz. Hizmet kalitesini artırmak istiyoruz. Ama bunun için ayakta kalmamız lazım.
Şu an verdiğimiz mücadele para kazanma mücadelesi değil. Ayakta kalma mücadelesi.



































Facebook Yorum
Yorum Yazın