
Yaklaşık üç aydır sektörün gündeminde olan 2026 sözleşmesi, beklentileri karşılamayan bir düzeyde meclisten geçti. Sürecin nasıl ilerlediği sorulduğunda verilen cevap net: “Bizim açımızdan iyi ilerlemedi.” Kamu kendi iradesini ortaya koyarak bir sözleşme hazırladı ve meclisten geçirdi. Ancak sektör temsilcilerine göre bu süreç, paydaşların yeterince dahil edilmediği, istişare kültürünün işletilmediği bir süreç oldu. Oysa özel halk otobüsü esnafı bu sistemin asli unsuru. Sermayesiyle, riskiyle, emeğiyle bu yükü taşıyan bir kesimden söz ediyoruz.
“Gül Uzatan da Zulmeden de Unutulmaz”
Sektörün hafızası güçlüdür. Dün kim destek olduysa hatırlanır, kim zorladıysa o da unutulmaz. 1980’li yıllardan bu yana belediye başkanları, genel müdürler, daire başkanları değişti. Yönetimler geldi geçti. Ama sektör büyüyerek yoluna devam etti.
Bugün gelinen noktada temel talep çok açık: Emek varsa karşılığı olmalı. İyi ile kötü ayrılmalı. Adalet tesis edilmeli. Bir kurum, iyi ile kötüyü ayıramıyorsa adalet duygusu zedelenir. Adalet zedelendiğinde ise düzen bozulur. Bu sadece ulaşım sektörü için değil, her yapı için geçerli evrensel bir kuraldır.
Şoförler, hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hem de İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün sahadaki yüzüdür. Otobüse binen her yolcu aynı zamanda bir seçmendir, bir vatandaştır.
Memnun olmayan, morali bozulmuş bir şoförden verim beklemek gerçekçi değildir. Sabah sefere çıkmadan aracın içine doluşan denetimler, selamsız-sabahsız yapılan uyarılar, henüz motor ısınmadan “kalorifer çalışmıyor” diye yazılan raporlar… Bunlar çalışan psikolojisini doğrudan etkileyen uygulamalardır. Bir aracın ısınmasının fiziksel bir süresi vardır. Motor çalışır, su devri tamamlanır, sistem ısınır. Üç dakika içinde “ısıtmıyor” diye ceza yazmak teknik gerçeklikle bağdaşır mı?
Muayene ve Ceza Kıskacı
Muayene sıklığının yılda birden dört aya düşmesi, sahada fiili olarak “her gün denetim” algısı oluşturmuş durumda. Üstelik buna ağır ceza maddeleri eşlik ediyor. Bir vatandaş şikâyet ettiğinde, olayın iki tarafı dinlenmeden doğrudan ceza kesildiği iddiası var. Oysa adalet tek taraflı işlemez. Hakim de savcı da olmadan, yalnızca şikâyet üzerinden hüküm tesis etmek hukuk duygusunu zedeler.
Sektörün talebi açık: Cezalar en az yüzde 60–70 oranında gözden geçirilmeli. Her hata ağır yaptırımla karşılık bulmamalı.
En büyük eleştirilerden biri de ani kararlar. Bugün alınan bir kararın ertesi gün uygulamaya konulması, paydaşlık ruhuna aykırı!
Oysa düzenli, aylık toplantılarla hem sahadan gelen bilgiler hem de kurumun beklentileri masaya yatırılabilir. Geçmişte bunun örnekleri vardı. Ortak akıl işletildiğinde süreçlerin daha sağlıklı yürüyecektir.
Garaj Sorunu ve Park Cezaları
Bir diğer kronik mesele garaj yetersizliği. Araç sahiplerine yeterli park alanı sağlanmadığı halde, gece parkları nedeniyle ceza yazılması ciddi tezat.
Otobüs taksi değildir; evin önüne park edilip kapalı otoparka konulamaz. Garaj imkânı sunulmadan, sokakta park eden araca ceza kesmek hakkaniyetli midir? Yer verildi de biz mi park etmedik? Oysa ÖTİS anlaşmamızda bu vaat halen havada. Garajlar verilsin, park sorunu kökten çözülsün.
Sektörün bir başka talebi de araç yaşının 15+3 yani 18 yıl olarak düzenlenmesi. Gerekçe şu: Eğer araç her gün denetleniyorsa, teknik yeterlilik zaten kontrol altındadır. Üstelik “bir üst modelle değiştirme” zinciri doğal olarak filoyu gençleştirir.
Bugün Ankara’da bu uygulama mümkün. İstanbul’da neden mümkün olmadığı soruluyor.
Çözüm Masada
Bu yazı bir serzeniş metni değil; çözüm çağrısıdır. Sektör, müzakere kapısının açık kalmasını istiyor. Esnaf memnun olsun, bürokrat memnun olsun, yolcu memnun olsun.
Ulaşım bir kamu hizmetidir. Ancak bu hizmet, moral motivasyonu yüksek çalışanlarla ve adalet duygusu güçlü bir sistemle sürdürülebilir.
Adalet yoksa düzen olmaz.
Düzen yoksa hizmet sürdürülebilir olmaz.



































Facebook Yorum
Yorum Yazın