
Bahar geldi diyoruz ama açık konuşalım; geride bıraktığımız sonbaharı da, kışı da nasıl geçirdiğimizi pek hatırlamak istemiyoruz. Sıkıntılıydı, zordu, yorucuydu. Buna rağmen Ramazan Bayramı’nı da geçirdik. Bu vesileyle tüm esnafımızın ve sektörümüzün geçmiş bayramlarını tebrik ediyorum.
Ama sadece kendi içimize bakarak konuşamayız. Etrafımıza baktığımızda, özellikle Ortadoğu’da yaşananlar ortada. Bir belirsizlik, bir kaos hâli… Güçlünün zayıfı ezdiği, mazlumun bedel ödediği bir düzen kurulmuş gibi. Dün Gazze’de, bugün Irak’ta, İran’da, Suriye’de yaşananlar insanın içini yakıyor. Bu tabloya bakıp da susmak mümkün değil.
Zorbalıkla, haydutlukla, zulümle kimse abad olmadı, bundan sonra da olmayacak. Ama ne yazık ki bedeli hep masumlar ödüyor. Çoluğuyla çocuğuyla savunmasız insanlar… Bu doğru değil, bu kabul edilebilir değil. Herkes kendi ülkesinde, kendi düzeninde yaşar. Demokrasi dışarıdan ithal edilmez. 10 bin kilometre öteden gelip kimse kimseye düzen veremez. Bunun adı demokrasi değil, bunun adı açıkça zorbalıktır.
“Asıl Gündemimiz: Ayakta Kalma Mücadelesi”
Bizim ise burada, İstanbul’da çok net bir gündemimiz var: Ayakta kalma mücadelesi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mevcut durumunu hepimiz biliyoruz. Süreçler var, mahkemeler var. Yönetim kendi içinde işleri yürütmeye çalışıyor. Biz de sektör olarak görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Ama şunu açıkça söylemek gerekiyor: 12 Şubat’ta alınan meclis kararı doğru bir karar değildir. Zamsız ya da gerçeklerden kopuk bir artışla bu işin yürümesi mümkün değil. Bugün 8 milyon lira olan bir araç 12,5 milyon liraya çıkmış. Bu yaklaşık %50 artış demek. Peki ne artmadı?
Bu ülkede enflasyon var. Yeniden değerleme var. Asgari ücret var. Hizmet üretici maliyetleri var. Bunların en düşüğü %25 seviyesinde. Sen kalkıp %5 zam veriyorsun. “Ben yaptım oldu” diyorsun. Böyle bir şey olmaz. Bu ne adalete sığar ne de mantığa.
Şunu herkesin bilmesi lazım: Biz kimseye muhtaç değiliz. Dün de bu işi yapıyorduk, bugün de yapıyoruz. Ama biz bu işi kendimiz için değil, bu şehir için yapıyoruz. İstanbul halkına hizmet ediyoruz. Başındaki yönetim A partisi olur, B partisi olur, C partisi olur; bu bizi ilgilendirmez. Bizim derdimiz şu: Bu şehirde en iyi hizmeti nasıl veririz? 3.000 araçlık bir sektörden bahsediyoruz. Bu sistemin ayakta kalması gerekiyor ki İstanbul rahat etsin. İBB rahat etsin, İETT rahat etsin, vatandaş rahat etsin.
“Maliyet Gerçekleri Görmezden Gelinemez”
Burada yapılması gereken çok net: Zam verilecekse, gerçeklere göre verilecek. Neye göre? Enflasyona göre. Hizmet üretici maliyetlerine göre. Asgari ücret artışına göre.
Yeniden değerleme oranına göre. En düşüğü %25 olan bir tabloda %5 artış vermek ciddiyetten uzak bir yaklaşımdır.
Biz %100 zam istemiyoruz. Makul olan neyse, oturur konuşur, anlaşırız. Ama yok sayılarak, görmezden gelinerek bu iş yürümez. Son 2-3 yılda birlikte oluşturduğumuz, sektöre fayda sağlayan bazı uygulamalar vardı. Performans, kazasızlık primi gibi sistemler hem hizmet kalitesini artırıyor hem de çalışanı motive ediyordu.
Bugün bakıyoruz, bu haklar bir kalemde kaldırılıyor. Gerekçe? “Öyle istendi.” Böyle bir yönetim anlayışı olmaz. Kamu yönetimi kişisel olmaz, duygusal hiç olmaz.
Faydalıysa kalır, zararlıysa veriye bakılır, öyle kaldırılır. Ama “ben istedim oldu” yaklaşımıyla kurum yönetilmez.
“Bu İş Matematikle Yürür”
Bakın açık söylüyorum: Bu iş hesapla yapılır, matematikle yapılır. Duyguyla yapılmaz. Nefisle yapılmaz. Geçmiş hesaplarla hiç yapılmaz. Ölü kilometre meselesi ortada. Araç bırakacak yer yok. Şoför 10 km değil, 15-20 km uzağa gidiyor. Buna rağmen sınır düşürülüyor. Bu gerçeklerle örtüşmüyor. Vergi konusu ortada. Biz devletten aldığımız paranın bir kuruşuna dokunmadan vergisini ödüyoruz. Bu maliyetin bir parçasıdır. Bunun yok sayılması mümkün değil.
“Gözümüz Nisan Meclisinde”
Şimdi önümüzde bir süreç var. 13 Nisan’da yapılacak meclis toplantısı kritik. Temennimiz şu: Doğru bir maliyet tablosu ortaya konulsun. Geçmişteki kazanılmış haklar geri verilsin. Esnafı tatmin edecek bir düzenleme yapılsın. O zaman biz de çıkar deriz ki: “Şartlar bu, ortam bu, elimizden gelen bu. Bu yılı böyle geçirelim.” Ama bunun için önce adil bir zemin kurulması gerekiyor.
Buradan esnafımıza da bir çağrım var: Sağduyulu olsunlar. Her duyduklarına inanmasınlar. Yazılan, çizilen her şeye itibar etmesinler. Sektörü yönetenlerin söylediklerine baksınlar. Biz onların hakkını korumak için buradayız. Bu bizim sorumluluğumuz. Mücadelemiz devam ediyor. Görüşmelerimiz her alanda sürüyor.
İnanıyorum ki düzelteceğiz. Bahar geldi. Bahar umuttur. Biz de umudu kaybetmeden yolumuza devam edeceğiz.
Kazasız, belasız, bereketli bir ay diliyorum.




































Facebook Yorum
Yorum Yazın