
Mart sayımız hayırlı olsun. Mübarek Ramazan ayının içindeyiz. Bu vesileyle başta İslam âlemi olmak üzere İstanbul’umuza ve sektörümüze hayırlı Ramazanlar diliyorum.Ancak bu mübarek günlerde, sektör olarak içimiz rahat değil. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile yapılan çalışmalar neticesinde, Şubat ayı meclisinden geçen karar bizleri derinden üzmüştür. Mesele yalnızca bir oran meselesi değil; mesele kazanılmış hakların geri alınması ve gerçek maliyetlerin yok sayılmasıdır.
Türkiye’nin bir gerçeği var: yüksek enflasyon. Giderlerimizin tamamını bu enflasyonist ortamda karşılıyoruz. Akaryakıt, bakım, sigorta, yedek parça, personel giderleri… Hepsi artıyor. Asgari ücrete yüzde 27 zam geliyor. Yeniden değerleme oranları ortada. Pazarda, markette, çarşıda hayatın gerçekleri ortada.
Sormak gerekir: Enflasyonu biz mi yapıyoruz? Hayır. Ama sonuçlarıyla yaşamak zorunda olan biziz.
Buna rağmen önümüze konulan artış oranları yüzde 5, yüzde 6, yüzde 7, bilemediniz yüzde 10. Bu, hayatın olağan akışına aykırı. Geçen yıl 8 milyon lira olan bir aracın bugün 42,5 milyon liraya çıktığı bir ortamda bu oranlar gerçekçi olabilir mi? Bir kasko poliçesinin 366 bin lirayı bulduğu bir tabloda bu hesap hangi mantığa sığar?
Bakkaldan 30 liralık ekmeği 20 liraya alamazsınız. “Ben böyle uygun gördüm” deme lüksünüz yoktur. Çünkü maliyet vardır. Biz de aynı şeyi söylüyoruz: Maliyetimiz budur. Sermaye koyuyoruz, araç alıyoruz, risk alıyoruz. Bu işi yaparak çoluğumuza çocuğumuza ekmek götürüyoruz.
2020 yılı boyunca çalışılan ve 1 Aralık itibarıyla geçilen sistemde maliyetlerimiz kalem kalem ortaya kondu. Bu tabloya göre gerçek maliyet bellidir. Buna rağmen bugün bazı kalemlerin cımbızlanarak çıkarıldığı, tablonun kuşa çevrildiği bir hesapla karşı karşıyayız. Kamu gücüne dayanarak esnafın hakkını budamak doğru değildir.
Bizim işimiz hizmettir. 36 yıldır bu şehre hizmet eden biri olarak şunu net söylüyorum: İstanbul’a daha iyi, daha güvenli, daha konforlu ulaşım sunmak istiyoruz. Araçlarımızı yenilemek, kaliteyi artırmak istiyoruz. Ama bu şartlarda nasıl?
Soruyorum: Hizmetin durması mı daha iyi, yoksa sistemin ayakta kalması mı?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızla ve ilgili tüm yetkililerle defalarca görüştük. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yapıcı bir diyalog kurmaya çalıştık. Amacımız kavga değil, çözüm. Ancak “Ben yaptım oldu” anlayışıyla bu iş yürümez.
Ücretsiz taşımalar için verilen sübvansiyon desteği ortada. Belediyenin ücretsiz taşıma politikasını uyguluyoruz. Ancak bunun dışında kendi tarifemizi, kendi maliyetimize göre taşımacılık yapmak en doğal hakkımızdır.
İstanbul’daki şehir merkezli, yolcu yoğunluğu yüksek şirketler bu karardan en fazla etkilenenler oldu. Maliyet artışları ortadayken, gelirlerin baskılanması sürdürülebilir değildir.
Ramazan ayındayız. Bu toplum inanç değerleriyle, emeğiyle, alın teriyle ayakta duruyor. A Partisi, B Partisi, C Partisi fark etmez. Biz bu şehrin insanıyız. Bu topluma hizmet etmeye kendimizi adamışız. 36 yıldır yapıyoruz, ömrümüz ve sağlığımız el verdikçe de yapmaya devam edeceğiz.
Ama şu net: Bu şartlarda sistem sürdürülebilir değil. Gerekirse çok ciddi kararlar almak zorunda kalacağız. Gerekirse sistemden çıkmayı dahi masaya koyacağız.
Temennimiz, sesimizin duyulmasıdır. Hakkaniyetli bir düzenleme yapılmasıdır. Çünkü mesele yalnızca esnafın kazancı değil; İstanbul’un ulaşım hizmetinin devamlılığıdır.
Önümüzde Ramazan Bayramı var. Şimdiden tüm esnafımızın, ortaklarımızın, kardeşlerimizin ve İslam âleminin mübarek Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyorum.
Kazasız, belasız, barış dolu bir bayram diliyorum.



































Facebook Yorum
Yorum Yazın