İstanbul gibi bir metropolde toplu taşıma yalnızca teknik bir hizmet değildir; aynı zamanda yönetim aklının, kamu vicdanının ve siyasi sorumluluğun en net biçimde görüldüğü alanlardan biridir. Bugün özel halk otobüsleri etrafında yürüyen tartışmalar da tam olarak bu üç başlığın kesiştiği noktada durmaktadır.
Yarım asrı aşkın süredir İstanbul’un ulaşım yükünü omuzlayan özel halk otobüsleri, kendi sermayeleriyle aldıkları araçlarla, çalıştırdıkları personelle, yaptıkları bakım-onarımlarla kamu adına hizmet üretmektedir. Üstelik bunu, belediyenin kendi araçlarına kıyasla daha düşük maliyetle yapmaktadır. Bu, tartışmaya açık bir iddia değil; rakamlarla defalarca ortaya konmuş bir gerçektir.
Buna rağmen bugün gelinen noktada özel halk otobüsleri, kamuya fayda sağlayan bir paydaş gibi değil, adeta rakip bir yapı gibi muamele görmektedir. Asıl sorun da burada başlamaktadır.
Verimli Olan Neden Rahatsız Eder?
Bir kamu idaresinin, kendisinden daha düşük maliyetle aynı hizmeti üreten bir modeli desteklemesi gerekirken, onu baskılayan bir tutum sergilemesi teknik bir tercih değildir. Bu, tamamen bürokratik bir reflekstir.
Çünkü özel halk otobüsleri, istemeden de olsa bir gerçeği görünür kılmaktadır: Kamu eliyle yapılan bazı işlerin maliyeti yüksektir ve bu maliyetler sorgulanabilir durumdadır. İşte tam bu noktada, sorgulanması gereken yapılar yerine, sorgulamayı mümkün kılan yapı hedef hâline gelmektedir. Bürokratik rahatsızlığın kaynağı budur.
Altı Yıldır Süren Görünmez Destek
Son altı yılda yaşanan ödeme krizleri, bu tablonun en somut örneğidir. Hak edişlerin gününde ödenmemesi artık geçici bir aksaklık olmaktan çıkmış, süreklilik kazanmıştır. Özel halk otobüsleri bu süreçte kendi finansmanlarını kullanarak hizmet üretmeye devam etmiştir.
Bu durum açıkça şunu ifade eder: Özel halk otobüsleri, altı yıldır belediyeye fiilen mali destek sağlamaktadır. Bu destek ne bir teşvik kaleminde görünür, ne bir bütçe tablosunda yer alır. Ama sistemin ayakta kalmasını sağlayan asli unsurlardan biridir. Bugün ulaşımın aksamasının önüne geçilmişse, bunun bedelini ödeyen taraf büyük ölçüde özel halk otobüsleri olmuştur.
Bürokrasi Nerede Durmalıydı?
Burada temel bir ayrımı netleştirmek gerekir. Bürokrasi; hesap yapar, veri üretir, uygulama yapar. Ama nihai yön tayin etmez.
Oysa bugün ücret, maliyet ve ödeme politikaları büyük ölçüde bürokratik tercihlerle şekillenmektedir. Bilimsel raporlar, bağımsız analizler ve şeffaf karşılaştırmalar yerine; masa başında üretilen rakamlar konuşulmaktadır.
Bu yaklaşım yalnızca özel halk otobüslerine zarar vermemektedir.
Asıl zarar gören: Hizmet kalitesi,Çalışan huzuru,Kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve nihayetinde siyaset kurumunun itibarıdır.
Teknik Sorunun Teknik Çözümü Vardır
Oysa çözüm son derece açıktır. 2026 yılı maliyet tablosu hazırlanırken; Enflasyon, Hizmet Üretici Fiyat Endeksi, Akaryakıt ve bakım giderleri, Personel maliyetleri gibi objektif veriler esas alınmalıdır. Bu çalışma, bağımsız ve tarafsız üniversiteler veya teknik kuruluşlar tarafından yapılmalı ve siyaset kurumunun önüne konulmalıdır. Aynı zamanda İETT araçlarının maliyetleri ile özel halk otobüslerinin maliyetleri şeffaf biçimde karşılaştırılmalıdır. Gerçek kamu yararı ancak bu tabloyla ortaya çıkar.
Yeni Dönemde Vicdan ve Akıl
Bugün yeni bir dönemden söz ediliyorsa, bu yalnızca yönetsel bir değişim değil; yaklaşım değişimi olmak zorundadır. Belediyeyi yönetenlerin, geçmiş altı yılda verilen bu büyük desteği görmezden gelerek yeni bir maliyet politikası belirlemesi ne akılcıdır ne de adildir.
Eller vicdana konulmalı ve şu soru sorulmalıdır: “Bu şehir, zor zamanlarda kimlerin fedakârlığıyla taşındı?” Özel halk otobüsleri bu şehrin rakibi değildir. Bu şehrin yükünü hafifleten, maliyetleri düşüren ve sistemi ayakta tutan bir unsurdur. Bürokratik keyfiyetin bu yapıya zarar vermesi, aslında doğrudan kamu yararına zarar vermektir. Siyasetin görevi de tam olarak burada başlar: Veriye dayalı karar almak, bürokrasiyi denetlemek ve kamunun gerçek faydasını korumak. Çünkü İstanbul gibi bir şehir, ancak akılla yönetilir. Ve akıl, emeği yok sayarak değil; onu teslim ederek çalışır.



































Facebook Yorum
Yorum Yazın