<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Halk Ulaşım Haber</title>
        <link>https://www.halkulasim.com/</link>
        <description>Ulaşım, Halk otobüsü, Ulaşım haberleri, Minibüs, toplu ulaşım, istanbul özel halk otobüsleri, halk ulaşım, murat uzun</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-14414</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-14414</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayı, yeme-içme düzeninin, uyku saatlerinin ve günlük aktivitenin değiştiği; bu nedenle planlı beslenmenin hem konforu hem de sağlık sonuçlarını belirgin şekilde etkilediği bir dönemdir. Ramazan ayında orucun birçok kişide kilo ve bazı metabolik göstergelerde hafif iyileşmeler sağlayabildiği; ancak aşırı/yanlış iftar, yetersiz sıvı, kötü uyku ve düzensiz fiziksel aktiviteyle bu durum tersine dönebiliyor. Ancak tüm bu önerilerin yanında, diyabet (özellikle insüline bağımlı), böbrek hastalığı, ileri kalp yetmezliği, gebelik/emzirme, ileri yaş gibi durumları olanların veya farklı klinik hastalığı olanların ramazan için mutlaka hekime danışması öneriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, Ramazan ayında beslenme önerileri ile ilgili bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<ol>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak oruç tutarken yardımcı olabilir! </span></span></strong></span></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ramazan ayında oruç tutarken beslenmede bazı hedefler konulması gerekmektedir. İftara kadar aç kalan vücut iftarda kan şekeri dalgalanmalarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak:</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif"> Çok hızlı sindirilen karbonhidratlar (şerbetli tatlılar, beyaz ekmek/pilav/makarna ağırlığı) iftardan sonra ani kan şekeri yükselmeleri, ardından erken acıkma ve tatlı isteğine neden olabilir. Bu durum özellikle iftardan hemen sonra görülen halsizlik ve düşük enerjiyi beraberinde getirebilmektedir. Düşük/orta glisemik yük, lif ve protein dengesi daha stabil enerji sağlar.&nbsp; </span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Kas kaybını sınırlamak:</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif"> Uzun açlık aralığında günlü</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">k protein da</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ğılımı önem kazanır. Sahur ve iftarda kaliteli protein (yumurta, yoğurt/kefir, peynir, balık-tavuk-et, baklagil) planlamak kas volümünü korumak için oldukça etkilidir. Ramazan modelini inceleyen güncel derlemeler, uygun makro dağılımıyla vücut kompozisyonunun daha iyi korunabildiğini vurgulamaktadır.&nbsp; </span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Hidrasyonu korumak:</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif"> Özellikle uzun günlerde ve sıcak iklimde, iftar–sahur arasında suyu </span></span><span style="font-family:&quot;Arial Unicode MS&quot;,sans-serif">“</span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">toplam hedef” olarak görmek gerekir. Su tüketiminde ideal hedef için kg başına 30-35 ml su gerekmektedir. Yani 50 kg bir kişi için en az 1,5 litre su tüketilmelidir. Düşük su tüketimi, baş ağrısı, kabızlık, odaklanmada güçlük, yavaş metabolizma ile sonuçlanabilmektedir. </span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Uyku–sirkadiyen ritme destek olmak:</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif"> Gece geç saatlerde ağır yemek, reflü ve uyku kalitesini bozabilir. Ramazan döneminde uyku ve yaşam davranışlarının değiştiğini gö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">steren </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">çalışmalar, planlamayı daha da önemli kılar.&nbsp; Özellikle sahura kadar oturmak veya uykudan feragat etmemek için sahura hiç kalkmamak gibi süreçler daha zorlayıcı olabilmektedir. </span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ramazan ayında en sık ortaya çıkan şikayetler; kabızlık, reflü ve baş ağrısıdır. Bunlarla baş etmek için bazı önlemler alınabilmektedir. </span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Kabızlık: Lif (sebze, baklagil, tam tahıl), iftar–sahur arası yeterli su, sahurda yoğurt/kefir, yürüyüş.</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Reflü/hazımsızlık: İftarı bölmek, kızartma ve çok yağlı/çok baharatlıdan kaçınmak, yatmadan 2–3 saat önce yemeyi bitirmek.</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Baş ağrısı: Kademeli kafein azaltımı, düzenli su planı, sahuru atlamamak, uyku düzenini korumak.&nbsp; </span></span></span></span></span></li>
</ul>

<ol start="2">
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">İftarda yemeye yavaş başlamak metabolizmayı rahatlatıyor </span></span></strong></span></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ramazan ayı boyunca en sık yapılan hata orucu tek öğünde “tıkınır” gibi açmaktır. Hızlı yenilen yemek hem mideyi yoruyor hem de daha tokluk sinyalini düzenliyor. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">1. adım (0–10 dakika): </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">1–2 bardak su </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">1–2 hurma (veya 1 porsiyon meyve), istenirse küçük bir çorba.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">2. adım (10–20 dakika): 10–15 dakikalık ara (mümkü</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">nse k</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ı</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">sa y</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ürüyüş/namaz arası). Bu ara, tokluk sinyallerinin gelmesini kolaylaştırır.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">3. adım (ana öğün): </span></span><span style="font-family:&quot;Arial Unicode MS&quot;,sans-serif">“</span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Tabak modeli” uygulayın:</span></span></span></span></span><br />
&nbsp;</p>

<ul>
	<li style="list-style-type:none">
	<ul>
		<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Taba</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ğın yarısı: salata/haşlanmış-sebze yemekleri</span></span></span></span></span></li>
		<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Taba</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ğın çeyreğ</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">i: protein (bal</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ık/tavuk/et/yoğurt-baklagil)</span></span></span></span></span></li>
		<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Taba</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ğın çeyreği: tam tahıl veya nişastalı grup (bulgur, tam buğday, kepekli ürünler; porsiyon kontrollü)</span></span></span></span></span><br />
		&nbsp;</li>
	</ul>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Tatlı olacaksa: Şerbetli yerine sütlü/meyveli seçenekleri küçük porsiyonla; mümkünse iftardan 1–2 saat sonra tüketin. Böylece ana öğündeki aşırı enerji yükünü azaltmış olursunuz.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Karaciğer hastalıkları olanlarda da bireysel değerlendirme gerekir; beslenme gereksinimi ve malnütrisyon riski olanlarda hekim-diyetisyen planı şart olmaktadır.</span></span></span></span></span></p>

<ol start="3">
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sahuru atlamak gün içinde halsizliği artırır! </span></span></strong></span></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sahuru atlamak, gün içinde halsizlik ve iftarda aşırı yeme riskini artırır. Özellikle lif + protein + sağlıklı yağ kombinasyonu daha uzun tokluk sağlar. Aynı zamanda bedenin ihtiyacı olan bütün besin öğelerini eksiksiz almayı kolaylaştırır. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Örnek sahur seçenekleri olarak; </span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Yumurta + yoğurt/kefir + tam tahıllı ekmek + salatalık-domates</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Yulaf + yoğurt/süt + chia/keten + ceviz/badem + tarçın + meyve (ölçülü)</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Baklagil bazlı seçenek: Nohutlu/mercimekli salata + ayran/yoğurt</span></span><br />
	<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ramazan beslenmesi üzerine pratik öneriler ve diyabet kılavuzları, sahurda düşük glisemik indeksli karbonhidrat, yeterli protein ve sıvıyı özellikle vurgular.&nbsp; </span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sahurda kaçınılması gerekenler: Aşırı tuzlu (salamura, çok tuzlu peynir), çok baharatlı ve kızartmalar → gün içinde susuzluğ</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">u art</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ırabilir; şekerli hamur işleri → hızla acıktırabilir.</span></span></span></span></span></p>

<ol start="4">
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">İftar ve sahur arası sıvı alımını düzenlemek önemli </span></span></strong></span></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Oruçluyken sıvı alınamadığı için, iftar–sahur arası sıvı alımını düzenlemek hayati önem taşıyor. İftarda 1-2 bardak su ile başladıktan sonra, ana öğün sonrası 1–2 bardak, teravih/akşam arası 1–2 bardak ve yine sahura kadar aralıklı 2–3 bardak su içmek gerekiyor. </span></span><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Toplam hedef kişiye gö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">re de</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ğişmektedir. İdrar renginin açık saman rengi olması pratik bir göstergedir. Ramazan modelini değerlendiren derlemeler, hidrasyonun performans ve baş ağrısı üzerinde belirleyici olabildiğini belirtmektedir.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Kafein: Kahve/çay bazı kişilerde diürezi (idrarda artış) artırabilir ve uykuya zarar verebilir; miktarı sınırlı tutmak gerekmektedir. </span></span></span></span></span></p>

<ol start="5">
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ramazan ayında egzersizlerinizi de planlayarak devam ettirin </span></span></strong></span></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ramazan ayında egzersizler tamamen bırakmadan zamanlaması planlanarak yapılması gerekir. Gün içinde veya iftara yakın hafif orta seviye aktiviteler yani yürüyüş veya esneme hareketleri oruç tutarken de yapılabilir. Daha yoğun antrenmanlarda ise iftardan 1–2 saat sonra (sıvı ve enerji alımı sonrası) yapılmasında fayda vardır. Sporcularda Ramazan orucu sırasında yük–toparlanma dengesinin hassaslaştığını bildiren çalışmalar, aşırı yoğunluğu azaltma ve hidrasyonu planlamayı önermektedirler.&nbsp; </span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2026/02/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-1771830276.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Direksiyonda mesaj kaza riskini 23 kat artırıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/direksiyonda-mesaj-kaza-riskini-23-kat-artiriyor-14126</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/direksiyonda-mesaj-kaza-riskini-23-kat-artiriyor-14126</guid>
                <description><![CDATA[Trafikteki en büyük tehlikelerden biri olan cep telefonu kullanımı hem dünyada hem de Türkiye'de artan kaza oranlarıyla gündemdeki yerini koruyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İSG Uzmanı Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, “Sürüş esnasında cep telefonu kullanımı, sürücünün görsel, manuel ve bilişsel dikkatini aynı anda dağıtarak çevresel farkındalığın azalmasına ve tepki süresinin anlamlı düzeyde uzamasına neden oluyor.” dedi

Mevcut bilimsel bulguların, cep telefonu kullanımının sadece sürüş sırasında değil, görüşme sonrasındaki kısa sürede de dikkat düzeyini olumsuz etkilediğini ortaya koyduğunu kaydeden Demirtaş, “Araştırmalarda, sürüş esnasında mesajlaşmanın, bir araca arkadan çarpma riskini yaklaşık 23 kat artırdığı tespit edilmiştir. Buna karşılık, elde tutularak yapılan telefon görüşmelerinin bu riski 4 kat artırdığı belirtilmiştir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, araç kullanırken cep telefonu kullanımına bağlı trafik kazalarındaki endişe verici artışa dikkat çekti.</p>

<p><strong>Cep telefonu kullanımına bağlı trafik kazalarında belirgin bir artış var</strong></p>

<p>Son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de cep telefonu kullanımına bağlı trafik kazalarında belirgin bir artış gözlemlendiğini dile getiren İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, “Özellikle dikkat dağınıklığı açısından insan beyninin oldukça hassas bir yapıya sahip olduğu dikkate alındığında, aynı anda birden fazla işlemi sağlıklı biçimde gerçekleştirmek oldukça güçtür. Sürüş esnasında cep telefonu kullanımı, sürücünün görsel, manuel ve bilişsel dikkatini aynı anda dağıtarak çevresel farkındalığın azalmasına ve tepki süresinin anlamlı düzeyde uzamasına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle ani karar almayı gerektiren trafik senaryolarında, kaza riskini ciddi ölçüde artırmaktadır. Mevcut bilimsel bulgular, cep telefonu kullanımının sadece sürüş sırasında değil, görüşme sonrasındaki kısa sürede de dikkat düzeyini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, sürücülerin araç kullanırken cep telefonu kullanımından kesinlikle kaçınmaları, toplumsal düzeyde trafik güvenliği bilincinin artırılması amacıyla etkili farkındalık kampanyalarının yürütülmesi ve caydırıcılığı yüksek yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>Araç kullanımı sırasında dikkat dağınıklığı, trafik güvenliği açısından önemli bir risk faktörü</strong></p>

<p>Araç kullanımı sırasında dikkat dağınıklığının, trafik güvenliği açısından önemli bir risk faktörü olduğuna işaret eden Demirtaş, “Bu bağlamda, cep telefonunun kullanımı özellikle arama yapmak, gelen çağrılara yanıt vermek veya numara çevirmek gibi işlemler sürücünün dikkatinin yoldan sapmasına ve zihinsel konsantrasyonunun bozulmasına yol açmaktadır. Bu tür bilişsel ve görsel dikkat kayıpları, sürücünün çevresel uyaranlara tepki verme süresini uzatmakta ve ani gelişen trafik durumlarına karşı doğru karar alma yetisini olumsuz etkilemektedir. Yapılan araştırmalar, sürüş esnasında cep telefonu kullanan bireylerin kaza yapma olasılığının kullanmayanlara göre belirgin şekilde daha yüksek olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, sürüş sırasında cep telefonu kullanımının sınırlandırılması, trafik kazalarının azaltılmasında önemli bir önleyici strateji olarak değerlendirilmektedir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Telefonla konuşmak ve mesajlaşmak arasında risk farkı var mı?</strong></p>

<p>Cep telefonu kullanımının, sürüş esnasında dikkat dağınıklığına yol açan başlıca faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Demirtaş, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bununla birlikte, telefonla konuşmak ile mesajlaşmak arasında dikkat dağıtma düzeyi bakımından anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Telefonla konuşma, öncelikli olarak bilişsel dikkat dağınıklığına neden olurken; mesajlaşma eylemi aynı anda görsel, manuel ve bilişsel dikkat dağınıklığını tetiklemektedir. Bu durum, sürücünün gözünü yoldan ayırmasına, ellerini direksiyondan çekmesine ve zihinsel olarak sürüşten uzaklaşmasına neden olmaktadır. Amerikan Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) tarafından yürütülen araştırmalarda, sürüş esnasında mesajlaşmanın, bir araca arkadan çarpma riskini yaklaşık 23 kat artırdığı tespit edilmiştir. Buna karşılık, elde tutularak yapılan telefon görüşmelerinin bu riski 4 kat artırdığı belirtilmiştir. Elde edilen veriler, mesajlaşmanın trafik kazası riski açısından çok daha yüksek bir tehdit oluşturduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.”</p>

<p><strong>Cep telefonu kullanımı genç sürücüler açısından ciddi bir trafik güvenliği sorunu oluşturuyor</strong></p>

<p>Genç sürücüler arasında cep telefonu bağımlılığı ile trafik kazası riski arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu da söyleyen Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, “Araştırmalar, bu yaş grubundaki sürücülerin cep telefonu kullanımı nedeniyle dikkatlerinin dağıldığını ve bunun da kaza riskini belirgin şekilde artırdığını ortaya koymaktadır. Yapılan bir çalışmada, genç sürücülerin karıştığı kazaların yüzde 58’inin dikkat dağınıklığına bağlı olduğu tespit edilmiştir. Bu dikkat dağınıklıklarının yüzde 12’si doğrudan cep telefonu kullanımıyla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca, kazadan önce genç sürücülerin ortalama 4,1 saniye boyunca gözlerini yoldan ayırdıkları belirlenmiştir. Bu bulgular, cep telefonu kullanımının genç sürücüler açısından ciddi bir trafik güvenliği sorunu oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Tehlike telefonu kapatınca bitmiyor</strong></p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı’nın hazırlamış olduğu bir rapora göre; cep telefonuyla konuşan sürücülerin çevrelerinde meydana gelen tehlikeli durumların bir kısmını hiç fark edemediklerini ortaya koyduğunu anlatan Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, “Bu bağlamda, sürücülerin basit bir telefon görüşmesi sırasında tehlikeli bir durumu fark edememe olasılıkları yaklaşık yüzde 20 iken, zihinsel olarak yoğun dikkat gerektiren bir görüşme esnasında bu oranın yüzde 29’a kadar yükseldiği belirlenmiştir. Aynı rapora göre telefon ile görüşme tamamlandıktan sonraki ilk 5 dakika içinde kaza olma olasılığının 4.8 kat, 15 dakika içinde de 1.3 kat daha fazla olduğu görülmüştür. Bu durumda görüşme sona erdikten sonra insan odağının hala o görüşmede olabileceği ve kaza olma ihtimalinin artacağını söyleyebiliriz.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Aug 2025 11:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/08/direksiyonda-mesaj-kaza-riskini-23-kat-artiriyor-1755591473.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Duran araçlara yüksek hızlarla çarpılmasının en büyük sebeplerinden biri:   Yol hipnozu!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/duran-araclara-yuksek-hizlarla-carpilmasinin-en-buyuk-sebeplerinden-biri-yol-hipnozu-13905</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/duran-araclara-yuksek-hizlarla-carpilmasinin-en-buyuk-sebeplerinden-biri-yol-hipnozu-13905</guid>
                <description><![CDATA[Yolda, trafikte ya da araçta hiçbir sorun yokken de kazalar meydana geldiğini belirten uzmanlar, bu kazaların ardında ‘yol hipnozu’ olabileceğini söylüyor.

Bu durumun, gözler açıkken zihnin başka bir konuya odaklandığı trans hali olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin,   belirtiyor. “Sürücünün gözleri açıktır, yola bakar. Beyin bir taraftan yaptığı işi otomatik olarak gerçekleştirmeye devam eder, yani görsel uyaranları algılayıp doğru eylemleri yapar. Diğer taraftan hipnotik etki ile bilinçli zihin, sürüşten tamamen farklı bir konuya odaklanır.” dedi. Özellikle uzun ve monoton yolculuklarda sürücüler fark etmeden bu hipnotik etkiye kapılabildiğine dikkat çeken Öztekin, yorgun yola çıkmamak, mola vermek ve farklı uyaranlara odaklanmak gibi önlemlerin yol hipnozuna karşı koruyucu olabileceğini aktardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, son dönemlerde sıklıkla meydana gelen kazaların ardından gündeme gelen, ‘yol hipnozu’ olarak bilinen ve birçok kazanın nedeni olduğu düşünülen durum hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Hipnoz, herkesin defalarca ve genellikle de farkına varmadan yaşadığı bir süreç…</strong></p>

<p>Hipnotik etki altına girmenin, doğuştan her insanda var olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Her insanın yaşamı boyunca defalarca ve genellikle de farkına varmadan yaşadığı bir süreçtir. Bu nedenle ‘ben hiç bir zaman hipnoza girmem’ iddiasında bulunanların bu iddiası yanlış ve anlamsız bir iddiadır.” dedi.</p>

<p><strong>Yol hipnozu, bir çok kazanın nedeni…</strong></p>

<p>Yol hipnozunun genellikle araç sürücüleri üzerinden tanımlandığını ifade eden Öztekin, “Ancak bu, araçtaki yolcunun hipnoza girmeyeceği anlamına gelmez. Sürücünün yanında oturan kişi de yol hipnozu yaşayabilir ya da otobüste cam kenarında oturan bir yolcu da camdan dışarı bakarken yol hipnozu yaşayabilir. Tabii ki sürücünün yol hipnozu yaşaması, bir çok kazanın nedeni olduğu için yolcuya göre çok daha önemli. Özellikle duran araçlara yüksek hızlarla çarpılmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi yol hipnozudur. Aniden karşıma çıktı, görmedim gibi söylemler aslında yol hipnozu sebebiyledir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Beyin otomatik olarak araç kullanmaya devam etse de zihin, farklı bir konuya odaklanıyor!</strong></p>

<p>Yol hipnozunda sürücünün hipnoza girdiğinin farkında olmadığının altını çizen Öztekin, “Araştırmalar, sürücü yola çıktıktan yaklaşık 2,5 saat sonra hipnozun başladığını gösteriyor. Sürücünün gözleri açıktır, yola bakar. Beyin bir taraftan yaptığı işi otomatik olarak gerçekleştirmeye devam eder, yani görsel uyaranları algılayıp doğru eylemleri yapar. Diğer taraftan hipnotik etki ile bilinçli zihin, sürüşten tamamen farklı bir konuya odaklanır. Sürücü transa girdiği için araç kullanımına devam etse bile yol farkındalığı yok denecek kadar azalır ve yola karşı bir duyarsızlık başlar. Hipnotik etki ile gözler açık, zihin kapalı durumu oluşur. Kişi bu süreci hatırlamaz. Bu süreçte kişi muhakeme ve hafıza kaybı da yaşayabilir. Bu durum ‘gözü açıkken uyumak’ şeklinde de tanımlanır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sürekli aynı noktaya değil, farklı uyaranlara bakılmalı!</strong></p>

<p>Sebebi açıklanmakta &nbsp;zorlanılan yani, yolda, trafikte ya da araçta bir sorun yokken oluşan bir çok kazanın yol hipnozu etkisi ile gerçekleştiğinin düşünüldüğünü belirten Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bu nedenle sürücü hem kendisini hem de diğer araç ve insanları tehlikeye atarak ölümlü kazalara sebep olabilmektedir. Uzun yolculuklarda ve gece yolculuklarında daha sık görülür. Uzun yolların benzer yapıları, sürücüyü gözleri açık bir trans durumuna sokar. Otomatik vitesli araç sürücüleri bu durumu daha çok yaşayabilir.” dedi.</p>

<p>Yol hipnozunun tedavi edilmesi gereken bir durum değil, şartlar oluştuğunda her insanın yaşayabileceği bir süreç olduğuna vurgu yapan Öztekin, özellikle uzun yolculuklara çıkacak sürücülerin yol hipnozuna girmemesi için alabilecekleri önlemleri sıralayarak sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yorgun ve uykusuzken yola çıkmamalı. Dinlenmiş olarak ve en az 5 saat uyuduktan sonra yola çıkılmalı. Aracın iç sıcaklığı kontrol edilmeli ve sürekli havalandırmalı. Bol sıvı alınmalı, mümkünse sürüş esnasında sakız çiğnenmeli. Aynı ritimde müzik dinlenmemeli. 2 saatte bir çay ve kahve molası verilmeli. Araçta yolcu varsa, dikkatini dağıtmadan sürücü ile farklı konularda sohbet etmeli. Seyir halindeyken sürekli belli bir noktaya bakılmamalı. Örneğin yol çizgilerine odaklanılmamalı, yol işaretlerine, trafik levhalarına, yol kenarındaki ağaçlar gibi farklı uyaranlara bakılmalı.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Apr 2025 09:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/04/duran-araclara-yuksek-hizlarla-carpilmasinin-en-buyuk-sebeplerinden-biri-yol-hipnozu-1745476463.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç ve Kilo Yönetimi: Bilimsel Gerçekler Ne Diyor?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/oruc-ve-kilo-yonetimi-bilimsel-gercekler-ne-diyor-13856</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/oruc-ve-kilo-yonetimi-bilimsel-gercekler-ne-diyor-13856</guid>
                <description><![CDATA[Oruç tutmak kilo vermeye yardımcı olabilir mi? Uzman Diyetisyen Elif Melek Avcı Dursun, orucun metabolizma ve kilo yönetimi üzerindeki etkilerini bilimsel verilerle değerlendirerek, sağlıklı ve sürdürülebilir kilo kaybı için dikkat edilmesi gereken noktaları açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1742384789_elif_melek_avc___dursun__2_.jpeg" style="height:455px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p>Oruç, tarih boyunca hem dini hem de sağlık açısından birçok faydayla ilişkilendirilmiştir. Günümüzde ise kilo yönetimi açısından etkileri bilimsel çalışmalarla detaylı şekilde incelenmektedir. Uzman Diyetisyen Elif Melek Avcı Dursun, oruç tutmanın kilo kaybı üzerindeki etkilerini değerlendirerek, bu sürecin sağlıklı ve sürdürülebilir olması için dikkat edilmesi gereken noktaları vurguluyor.</p>

<p><strong>ORUÇ TUTMAK KİLO KAYBINA NEDEN OLABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Bilimsel araştırmalara göre, oruç sırasında kalori alımının azalması, insülin seviyelerinin düşmesi ve yağ yakımının hızlanması gibi faktörler kilo kaybına katkı sağlayabilir.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>•&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kalori alımının azalması:</strong>&nbsp;Oruç süresince beslenme süresi kısıtlandığı için günlük alınan kalori miktarı doğal olarak azalabilir. Bu da kilo kaybına yol açabilir (Varady et al., 2015).</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>•&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İnsülin seviyelerinin düşmesi:</strong>&nbsp;Açlık sırasında insülin seviyeleri düşer ve vücut yağ yakımına yönelir. Bu durum özellikle aralıklı oruç (intermittent fasting) üzerine yapılan çalışmalarla desteklenmiştir (Anton et al., 2018).</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>•&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Metabolik adaptasyon:</strong>&nbsp;Uzun süreli oruç uygulamalarında (örneğin Ramazan ayında) vücut metabolizmayı yavaşlatabilir. Bu da zamanla kilo kaybının zorlaşmasına neden olabilir (Longo &amp; Mattson, 2014).</p>

<p><strong>ORUÇ TUTARAK SÜRDÜRÜLEBİLİR KİLO KAYBI SAĞLANIR MI?</strong></p>

<p>Her ne kadar oruç kilo kaybına destek olsa da, uzun vadede sürdürülebilir bir kilo yönetimi için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır:</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>•&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Beslenme düzeni:</strong>&nbsp;Oruç sırasında düşük kalorili, besleyici ve dengeli bir diyet uygulanırsa kilo kaybı daha sağlıklı olur. Ancak iftar veya sahurda aşırı yeme veya sağlıksız besinlere yönelme durumunda kilo alımı da mümkündür (Hajek et al., 2013).</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>•&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kas kaybı riski:</strong>&nbsp;Yetersiz protein alımı, kas kaybına yol açabilir. Bu nedenle protein açısından zengin besinler tüketilmeli ve hafif direnç egzersizleri yapılmalıdır (Tinsley et al., 2015).</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>•&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Su ve elektrolit dengesi:</strong>&nbsp;Açlık süresince sıvı tüketimi azaldığında, vücut su kaybeder ve bu durum bazen kilo kaybı gibi algılanabilir. Ancak bu gerçek bir yağ kaybı değildir (Stote et al., 2007).</p>

<p><strong>ORUÇ VE METABOLİZMA ÜZERİNE ETKİLERİ</strong></p>

<p>Oruç sürecinin metabolizma üzerindeki etkileri de göz ardı edilmemelidir:</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>•&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Metabolizma hızında değişiklik:</strong>&nbsp;Kısa süreli açlıklar (16-24 saat) metabolizmayı hızlandırabilir. Ancak uzun süreli ve düşük kalorili açlıklar metabolik adaptasyona neden olabilir ve kilo verme hızını düşürebilir (Moro et al., 2016).</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>•&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bağırsak sağlığı ve oruç:</strong>&nbsp;Oruç sırasında bağırsak mikrobiyotası değişebilir ve bu da kilo yönetimini etkileyebilir (Cresci et al., 2019).</p>

<p><strong>UZMANLAR NE DİYOR?</strong></p>

<p>Uzman Diyetisyen Elif Melek Avcı Dursun, orucun kilo kaybı üzerindeki etkilerini değerlendirirken, bu sürecin sağlıklı yönetilmesi için şu önerilerde bulunuyor:</p>

<p><strong>✅&nbsp;İftarda ve sahurda dengeli beslenin:</strong>&nbsp;Aşırı yemekten kaçının, karbonhidrat ve protein dengesine dikkat edin.</p>

<p><strong>✅&nbsp;Yeterli sıvı tüketin:</strong>&nbsp;Günlük su ihtiyacınızı karşılayarak vücudun susuz kalmasını önleyin.</p>

<p><strong>✅&nbsp;Kas kaybını önleyin:</strong>&nbsp;Protein alımınızı artırın ve hafif egzersizlerle kas kaybını minimuma indirin.</p>

<p><strong>✅&nbsp;Sağlıklı yağ tüketin:</strong>&nbsp;Zeytinyağı, avokado ve ceviz gibi sağlıklı yağ kaynaklarını ihmal etmeyin.</p>

<p><strong>✅&nbsp;Bireysel farklılıkları göz önünde bulundurun:</strong>&nbsp;Diyabet, tiroid hastalıkları veya metabolik sendrom gibi sağlık sorunları olan bireyler, oruç tutmadan önce bir sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>Oruç, kişiye uygun bir beslenme planıyla desteklendiğinde kilo yönetimi için etkili bir yöntem olabilir. Ancak bilinçsiz yapılan diyetler ve yetersiz beslenme, uzun vadede sağlık sorunlarına yol açabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Mar 2025 15:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/03/oruc-ve-kilo-yonetimi-bilimsel-gercekler-ne-diyor-1742387273.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Sağlıklı Kilo Kaybı İçin Altın Öneriler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-saglikli-kilo-kaybi-icin-altin-oneriler-13848</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-saglikli-kilo-kaybi-icin-altin-oneriler-13848</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayı, beslenme alışkanlıklarının değiştiği, öğün saatlerinin kısıtlandığı ve metabolizmanın farklı çalıştığı özel bir dönem. Oruç, vücut için bir detoks etkisi yaratırken sindirim sisteminin dinlenmesine ve hücre yenilenmesine katkıda bulunabilir. Ancak, yanlış beslenme alışkanlıkları bu dönemde kilo artışına ve sindirim problemlerine yol açabilirken, doğru beslenme ile sağlıklı kilo kaybı mümkün olabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Diyetisyen Ceren Turan, iftar ve sahurda dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve metabolizmayı destekleyici alışkanlıklar ile Ramazan ayını sağlıklı bir şekilde geçirebileceğimizi vurguluyor.</p>

<p><strong>Ramazan Ayında Sağlıklı Kilo Verilir mi?</strong></p>

<p>Ramazan ayında beslenme düzeninin değişmesi nedeniyle kilo alımı veya kaybı olabilir. Ancak, kilo kaybının sağlıklı olması için kalori kısıtlamasının bilinçli bir şekilde yapılması ve besin öğelerinin dengeli dağıtılması gerekir. Günlük öğün sayısı iftar ve sahur olmak üzere ikiye düştüğü için beslenme alışkanlıkları büyük önem taşır.</p>

<p>Özellikle uzun saatler süren açlığın ardından yapılan yanlış tercihler, ani kilo alımına veya kas kaybına neden olabilir. Bu nedenle, iftar ve sahur öğünlerinde doğru besinleri tüketmek, yeterli su içmek ve egzersiz yapmak kilo yönetimi açısından kritik rol oynar.</p>

<p><strong>Oruç Tutarken Metabolizmayı Hızlandırmanın Yolları</strong></p>

<p>Ramazan ayında gün boyu besin tüketilmemesi nedeniyle metabolizma hızı düşebilir. Uzman Diyetisyen Ceren Turan, Bu durumu önlemek için şu önerilere dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>• İftarı ikiye bölmek: Uzun süren açlığın ardından mideye bir anda yüklenmek sindirim sistemini zorlayabilir. Öncelikle çorba gibi hafif yiyeceklerle başlanmalı, ardından 10-15 dakika ara vererek ana yemeğe geçilmelidir.</p>

<p>• Yeterli su tüketmek: Metabolizmanın düzenli çalışması ve sindirimin kolaylaşması için iftar ile sahur arasında bol su içmek büyük önem taşır.</p>

<p>• Protein ve lif tüketmek: Yumurta, yoğurt, kurubaklagiller ve sebzeler gibi protein ve lif açısından zengin besinler hem uzun süre tok tutar hem de metabolizmayı hızlandırır.</p>

<p>• İftar sonrası hafif egzersiz yapmak: Yemekten bir süre sonra yapılan kısa yürüyüşler yağ yakımını destekler ve sindirimi kolaylaştırır.</p>

<p><strong>Ramazan’da Tatlı Tüketimi Nasıl Sınırlandırılabilir?</strong></p>

<p>Ramazan ayında özellikle iftar sonrası tatlı tüketme isteği artar. Ancak, yanlış tatlı tercihleri kan şekerini hızla yükselterek kilo alımına ve sağlık problemlerine yol açabilir. Turan, bu konuda önerilerini şöyle sıralıyor;&nbsp;</p>

<p>• Tatlı tüketimi iftardan en az 1-2 saat sonra olmalıdır.</p>

<p>• Porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir.</p>

<p>• Şerbetli tatlılardan kaçınılmalı, daha hafif alternatifler tercih edilmelidir.</p>

<p>• Hurma, sütlü tatlılar, güllaç, dondurma, bitter çikolata ve taze meyve gibi düşük kalorili tatlılar seçilmelidir.</p>

<p>• Tatlı tüketimi haftada 1-2 kez ile sınırlandırılmalıdır.</p>

<p><strong>İftardan Sonra Aşırı Yeme İsteği Nasıl Kontrol Edilir?</strong></p>

<p>Ramazan ayında uzun saatler süren açlık sonrası kontrolsüz yemek yeme isteği oluşabilir. Bu durum, sindirim problemlerine yol açtığı gibi kilo artışına da neden olabilir. Turan, aşırı yeme isteğini kontrol altına almak için şu noktalara dikkat edilmesi gerektiğini belirtti;</p>

<p>• Dengeli beslenme sağlanmalı: Kompleks karbonhidratlar, proteinler ve sağlıklı yağlardan oluşan bir öğün, kan şekerini dengede tutarak aşırı yeme isteğini azaltır.</p>

<p>• Beyaz ekmek, pide ve tatlı gibi kan şekerini hızla yükselten yiyeceklerden kaçınılmalıdır.</p>

<p>• Yemek yavaş tüketilmeli ve iyice çiğnenmelidir. Hızlı yemek, porsiyon kontrolünü zorlaştırır.</p>

<p>• İftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli, böylece susuzluk hissinin açlıkla karıştırılması önlenmelidir.</p>

<p><strong>Ramazan’da Kas Kaybını Önlemek İçin Hangi Besinler Tüketilmeli?</strong></p>

<p>Uzun süren açlık ve yetersiz protein alımı, kas kaybına neden olabilir. Bu durumu önlemek için hem hayvansal hem de bitkisel protein kaynaklarının dengeli tüketilmesi gerekir. Hayvansal protein kaynakları (yumurta, tavuk, hindi, kırmızı et, balık, yoğurt, peynir) ve bitkisel protein kaynakları (nohut, mercimek, fasulye, kinoa, badem) besinlerinin mutlaka tüketilmesi öneriliyor. Bu besinler, kas kaybını önleyerek daha sağlıklı bir Ramazan dönemi geçirilmesini sağlar.</p>

<p><strong>İftar ve Sahurda Porsiyon Kontrolü Nasıl Sağlanmalı?</strong></p>

<p>Ramazan ayında öğün sayısının azalması, porsiyon kontrolünü zorlaştırabilir. Ancak bilinçli beslenme ile bu süreç sağlıklı yönetilebilir;</p>

<ul>
	<li>İftarda yemek yavaş yenmeli ve iyi çiğnenmelidir.</li>
	<li>Orucu çorba ile açtıktan sonra, ana yemeğe geçmeden önce 10-15 dakika ara verilmelidir.</li>
	<li>Sebze tüketimi artırılmalı, böylece sindirim sistemine destek olunmalıdır.</li>
	<li>Sahurda aşırı besin tüketiminden kaçınılmalı, susuzluk hissini artıran tuzlu ve şekerli yiyecekler sınırlanmalıdır.</li>
	<li>Tahıllı ürünler ve protein içeren besinler tüketerek daha uzun süre tok kalınabilir.</li>
	<li>Yulaf, yumurta, yoğurt, çiğ badem, tahıllı ekmek, peynir ve hurma sahur için sağlıklı alternatiflerdir.</li>
</ul>

<p><strong>Ramazan Ayında Sağlıklı Bir Beslenme Planı Mümkün</strong></p>

<p>Ramazan ayında sağlıklı kilo vermek ve formu korumak mümkün. Bunun için beslenme düzenine dikkat edilmeli, su tüketimi ihmal edilmemeli ve porsiyon kontrolü sağlanmalıdır.</p>

<p>Çakmak Erdem Hastanesi’nde görev yapan Uzman Diyetisyen Ceren Turan, iftar ve sahurda doğru besin seçimleriyle sindirim sisteminin desteklenebileceğini ve metabolizmanın yavaşlamasının önlenebileceğini belirtiyor. Ayrıca, aşırı tatlı tüketiminden kaçınılması, egzersiz yapılması ve kas kaybını önleyici besinlerin tüketilmesi öneriyor.</p>

<p>Ramazan ayını sağlıklı ve dengeli beslenerek geçirmek hem kilo yönetimi hem de genel sağlık açısından büyük önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Mar 2025 09:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/03/ramazanda-saglikli-kilo-kaybi-icin-altin-oneriler-1742192808.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklardan mükemmellik beklemek olumsuz sonuçlanabiliyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklardan-mukemmellik-beklemek-olumsuz-sonuclanabiliyor-13844</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklardan-mukemmellik-beklemek-olumsuz-sonuclanabiliyor-13844</guid>
                <description><![CDATA[Birçok ebeveynin, çocuklarının başarılı olmasını istediğini belirten uzmanlar, ancak bazen bu beklentilerin abartılarak çocukların her alanda mükemmel olmalarının istendiğini söylüyor.

Mükemmeliyetçi ebeveyn tutumunun, çocuklarda kaygı, özgüven eksikliği ve başarısızlık korkusuna yol açabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çocuklukta sürekli eleştirilen veya yeterince iyi olmadığı hissettirilen bireyler, yetişkinliklerinde yoğun kaygı, başarısızlık korkusu ve depresyon belirtileri gösterebilirler.” dedi. Başarıyı sadece notlarla değerlendirmenin, merak duygusunu körelterek öğrenmeyi bir zorunluluk haline getirebileceğini aktaran Ülkü, ebeveynlerin çocuklarına sadece başarılarıyla değil, kendileri olarak değerli hissettirmeleri gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, çocuklardan mükemmellik beklemenin kısa ve uzun vadedeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Mükemmel bir çocuk yetiştirme arzusu ‘proje çocuk’ları ortaya çıkarıyor!</strong></p>

<p>Birçok ebeveynin, çocuklarının başarılı, disiplinli ve örnek bireyler olmalarını istediğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Ancak bazı ebeveynler, bu beklentileri abartarak çocuklarının her alanda mükemmel olmalarını bekler. Bu durum özellikle akademik başarı, spor, sanat veya sosyal beceriler gibi alanlarda kendini gösterir. Çocuklarından her zaman en iyisini isteyen aileler, farkında olmadan onların üzerinde baskı oluşturabilir ve psikolojik olarak zarar verici bir ortam yaratabilir.” dedi.</p>

<p>Anne-babaların mükemmel bir çocuk yetiştirmek istediklerinde, ‘proje çocuk’ olarak adlandırılan çocuklar ortaya çıktığını vurgulayan Ülkü, “Elbette ki anne-babalar küçükken kendilerinin yapamadıklarını çocukları yapsın ve her koşulun en iyisine sahip olsun istiyorlar. Ancak, aynı anda hem piyano, hem bale, hem tiyatro kurslarına götürülen ve tüm derslerinde yüksek başarı beklenilen çocuklar gelecekte kendi isteklerine uygun bir yaşam sürmekte zorlanabilirler. Aynı zamanda, anne babalarının yüksek beklentilerini gerçekleştiremeyen çocuklarda özgüven eksikliği oldukça sık gözlemlenebiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Ebeveynler birçok farklı nedenin etkisiyle mükemmeliyetçi beklentilere sahip olabiliyor</strong></p>

<p>Bu mükemmeliyetçi beklentilerin kökeninde hem psikolojik hem de toplumsal faktörler yer aldığına değinen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, bu faktörleri şöyle açıkladı:</p>

<p>Kendi ailelerinden yeterli takdir görmemiş, başarısızlık korkusu yaşayan veya geçmişte yüksek beklentilere maruz kalmış ebeveynler, bu durumu bilinçsizce kendi çocuklarına yansıtabiliyor. Bazı ebeveynler çocuklarının başarısını bir güvenlik kaynağı olarak görür. ‘Eğer çocuğum başarılı olursa, onun geleceği garanti altında olur’ düşüncesiyle hareket edebilirler. Çocuklarının başarılarını kendi ebeveynliklerinin bir göstergesi olarak görür ve bu yüzden mükemmeliyetçi bir tutum benimseyebilirler. Modern eğitim sistemleri genellikle başarıyı sınav notları ve akademik performans üzerinden değerlendirir. Bu durum, ailelerin çocuklarını sürekli daha iyi olmaya zorlamasına neden olabilir.</p>

<p>Günümüzde sosyal medya, ebeveynler üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. Diğer ailelerin çocuklarının başarılarını görmek, ebeveynlerin kendi çocuklarını daha fazla zorlamasına yol açabiliyor. İş dünyasında ve eğitim sisteminde başarıya büyük bir değer verilirken, bireylerin kişisel mutluluğu ve duygusal dengesi geri planda kalabiliyor.”</p>

<p><strong>Çocuklukta aşırı yüksek beklentilere maruz kalmak, olumsuz sonuçlara yol açabilir</strong></p>

<p>Çocuklukta sürekli olarak en iyisi olmaları gerektiği söylenen bireylerin, yetişkinlikte kendi değerlerini başarılarıyla ölçme eğiliminde olduklarına vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Başarısız olduklarında ise kendilerini yetersiz ve değersiz hissedebilirler.” dedi.</p>

<p>Çocuklukta sürekli eleştirilen veya yeterince iyi olmadığı hissettirilen bireylerin, yetişkinliklerinde yoğun kaygı, başarısızlık korkusu ve depresyon belirtileri gösterebileceklerini de sözlerine ekleyen Ülkü, “Sürekli en iyi olmak zorunda hisseden bireyler, hata yapma korkusu nedeniyle yeni şeyler denemekten kaçınabilirler. Bu da kariyerlerinde ve kişisel gelişimlerinde sınırlamalar yaratabilir. Bu nedenle, çocukluk döneminde aşırı yüksek beklentilere maruz kalmak, bireyin ileriki yaşamında özgüven eksikliği, yoğun stres, başarısızlık korkusu ve duygusal problemler gibi pek çok olumsuz sonuca yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çocuk sadece yüksek not almaya odaklanırsa merak duygusunu kaybedebilir!</strong></p>

<p>Eğitim sürecinde içsel motivasyon (bir şeyi gerçekten öğrenmek istemek) ve dışsal motivasyonun (ödül, ceza veya başkalarının beklentileri nedeniyle çalışmak) önemli bir ayrım oluşturduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Sadece yüksek not almaya odaklanan bir çocuk, öğrenme sürecini bir keşif ve gelişim fırsatı olarak görmek yerine, bir zorunluluk olarak algılar. Bu da merak duygusunun azalmasına neden olabilir.” dedi.</p>

<p>Çocukların, en iyi notları almadıklarında ailelerinin hayal kırıklığına uğrayacaklarını düşünmelerinin yoğun bir stres kaynağı olabileceğinin altını çizen Ülkü, “Yalnızca notlara odaklanan bir çocuk, yaratıcı düşünme ve eleştirel analiz becerilerini geliştirmekte zorlanabilir. Bu yüzden, çocukların eğitim sürecinde başarılarını değerlendirirken sadece sonuçlara değil, sürece ve çabaya da odaklanmak gerekir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Çocuklara, başarıları için değil, olduğu kişi için değerli hissettirin…&nbsp;</strong></p>

<p>Mükemmeliyetçi ebeveyn tutumlarını değiştirmek isteyen ailelere önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Çocuğunuzun güçlü ve zayıf yönlerini kabul edin. Onları başka çocuklarla kıyaslamaktan kaçının. İlgi alanlarını anlamaya ve geliştirmeye yönelik etkinliklere yönlendirin. Kendi kaygılarınızı gözden geçirin. Başarıyı geniş bir perspektiften değerlendirin. Çocuğunuza güven verin ve süreç odaklı bir bakış açısı kazandırın. Çocukların gösterdiği çaba ve gelişimi takdir edin. Örneğin, ‘Bu projeyi tamamlamak için çok çaba gösterdin, emeğin takdire değer!’ gibi ifadeler kullanın. Hata yaptığında onu eleştirmek yerine, bunun öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu anlatın. Kendi hatalarınızı paylaşarak, hata yapmanın normal olduğunu gösterin. ‘Ben de işimde bazen hatalar yapıyorum, ama bu bana yeni şeyler öğretiyor’ gibi bir yaklaşım benimseyin.</p>

<p>Çocuğunuzun kendisini ifade etmesine fırsat verin ve duygularını küçümsemeyin. Onun yaşadığı stres, kaygı veya başarısızlık korkularını anlamaya çalışın. Çocuğunuzun sadece başarıları için değil, olduğu kişi için değerli olduğunu hissetmesini sağlayın. Eğer çocuğunuz sürekli olarak ‘yeterince iyi değilim’, ‘başarısız olursam sevilmem’ gibi düşünceler içindeyse, bu ciddi bir özgüven sorunu yaratabilir. Bu yüzden, çocuğunuza koşulsuz sevgi ve kabul sunmanız çok önemlidir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 09:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/03/cocuklardan-mukemmellik-beklemek-olumsuz-sonuclanabiliyor-1741953023.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç tutarken enerjinizi korumak için bunlara dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/oruc-tutarken-enerjinizi-korumak-icin-bunlara-dikkat-13825</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/oruc-tutarken-enerjinizi-korumak-icin-bunlara-dikkat-13825</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında sağlıklı ve enerjik kalmak için beslenmeye özen gösterilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, özellikle sahurun atlanmaması gerektiğini söylüyor.

Uzun süre aç kalan vücudu yormamak adına iftar ve sahur öğünlerinin dengeli olması gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “İftarda hızlı yemek yememek, yemeğe çorba ve salata ile başlayıp birkaç dakika ara verdikten sonra ana yemeğe geçmek mideyi rahatlatır. Sahurda ise yumurta, peynir, yoğurt, tam tahıllı ekmek ve ceviz gibi uzun süre tok tutan besinler tercih edilebilir.” dedi. Sindirim sorunlarını önlemek için lifli gıdaları artırmak ve su tüketimine dikkat etmek gerektiğini de dile getiren Yiğit, şişkinliğe karşı soda tüketmenin mideyi rahatlatabileceğini ancak fazla tüketildiğinde şişkinliği artırabileceğini kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya&nbsp;Yiğit,&nbsp;Ramazan ayını sağlıklı ve enerjik geçirebilmek için beslenme önerileri paylaştı.</p>

<p><strong>Sağlıklı bir oruç için sahur atlanmamalı!</strong></p>

<p>Ramazan ayında beslenme düzenine dikkat etmenin, gün boyu enerjik kalmak ve mide problemlerini önlemek için önemli olduğunu aktaran&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Uzun süre aç kalan vücudu yormamak adına iftar ve sahur öğünlerinin dengeli olması gerekir.” dedi.</p>

<p>Özellikle sahurun, gün içinde baş ağrısı, tansiyon dengesizlikleri ve halsizlik yaşamamak için atlanmaması gerektiğini vurgulayan Hülya Yiğit, “Ancak sahura uyanamayanlar için yatmadan önce hafif bir öğün tüketmek bir alternatif olabilir. Yumurta, peynir, yoğurt, tam tahıllı ekmek ve ceviz gibi uzun süre tok tutan besinler tercih edilebilir. Bunun yanı sıra, iftardan sonra ve sahura kadar yeterli miktarda su içmek gün içinde susuzluk hissini azaltırken, aynı zamanda metabolizmayı hızlandırarak sindirimi destekler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sindirim sorunları yaşamamak için lifli gıdalar tüketilmeli</strong></p>

<p>Sahurda kızartmalar, şekerli gıdalar, salam-sosis gibi işlenmiş besinler ve aşırı tuzlu yiyeceklerden kaçınılması gerektiğini dile getiren Hülya Yiğit, “Daha doğal ve hafif gıdalar tercih edilmeli. İftarda ise hızlı yemek yememek, yemeğe çorba ve salata ile başlayıp birkaç dakika ara verdikten sonra ana yemeğe geçmek mideyi rahatlatır.” dedi.</p>

<p>Ramazan ayında sindirim sorunları ve özellikle kabızlık yaşamamak için lifli gıdaların tüketiminin artırılmasını da öneren Yiğit, şunları söyledi:</p>

<p>“Bağırsakları desteklemek adına sahurda tam tahıllı ekmek, kuruyemiş ve yoğurt gibi besinlere yer verilmeli. Ayrıca, iftar sonrası tatlı yerine şekersiz kompostolar iyi bir alternatiftir. Hem sıvı alımını artırır hem de sindirimi destekler. Ancak ramazan şerbetleri gibi şeker içeriği yüksek içeceklerden kaçınılması gerekir.”</p>

<p><strong>Soda şişkinliğe iyi gelebilir ama fazla tüketilmemeli…&nbsp;</strong></p>

<p>İftar sonrası şişkinlik hissedenlerin, bel bölgesini sıkan kıyafetlerden kaçınmaları, hafif bir yürüyüş yapmaları ve gaz yapan besinleri mümkün olduğunca sınırlandırmaları gerektiğinin altını çizen&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Soda mideyi rahatlatabilir ama fazla içildiğinde tam tersi etki yaparak şişkinliği artırabilir. Özellikle reflü veya gastrit gibi mide rahatsızlığı olanların dikkatli olması gerekir. Yemek sonrası bir şişe sade soda tüketilebilir, ancak fazla içildiğinde mide asidini artırabileceği için kontrollü olmak önemli. Sodanın sadece mekanik bir rahatlama sağlayacağı, bunun yerine iftar sonrası hafif tempolu bir yürüyüşün daha etkili olacağı unutulmamalı.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Ramazan ayında sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturmanın hem oruç sürecini daha rahat geçirmeye yardımcı olacağını hem de uzun vadede kilo kontrolünü destekleyeceğini hatırlatan Yiğit, “Yeterli su tüketimi, doğru besin seçimi ve dengeli öğünler ile gün içinde daha dinç ve enerjik hissetmek mümkündür. Herkese sağlıklı ve huzurlu bir Ramazan dilerim.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Mar 2025 13:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/03/oruc-tutarken-enerjinizi-korumak-icin-bunlara-dikkat-1741255654.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yetişkinlerin Yarısı Nodüler Guatra Sahip</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/yetiskinlerin-yarisi-noduler-guatra-sahip-13783</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/yetiskinlerin-yarisi-noduler-guatra-sahip-13783</guid>
                <description><![CDATA[Boynun ön kısmında ses tellerinin altında bulunan ve kelebeğe benzeyen tiroid bezi; salgıladığı hormonlar ile tüm metabolizmayı düzenleyerek büyüme ve gelişmede önemli bir rol oynuyor. Vücuttaki bütün organların işlevlerini etkileyen tirod bezi rahatsızlıklarının iyot alımı ile yakından bağlantılı olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Ülkemiz gibi iyot eksikliği yaşanan bölgelerde tiroid nodüllerinin görülme sıklığı belirgin olarak artıyor. Türkiye genelinde yapılan ultrason taramalarında erişkinlerin nerdeyse yarısında nodüler guatr tespit edilmesi bu ilişkiyi gözler önüne seriyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tiroid bezindeki fonksiyonel bozuklukların; guatr, tiroidit, hipotiroidi ve hipertiroidi gibi sağlık sorunlarına yol açabileceğini&nbsp;dile getiren&nbsp;Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “İyot eksikliği sonucu ortaya çıkan nodüller her 3 kadından birini etkiler ve bu kişilerin deniz mahsulü tüketimini artırması önerilir. Bezin normalden fazla çalıştığı hipertiroidi&nbsp;durumunda&nbsp;ise tam tersi şekilde&nbsp;iyot&nbsp;kısıtlamasına ihtiyaç duyulur. Hastaların deniz ürünlerinden uzak durması ve&nbsp;iyotsuz tuz tercih etmesi,&nbsp;tiroidin&nbsp;normal&nbsp;çalışmasını&nbsp;destekler” dedi. &nbsp;</p>

<p><strong>Tiroid nodüllerinin yüzde 95’i iyi huylu&nbsp;</strong></p>

<p>Tiroid bezi içindeki yumru şeklindeki kitlelere nodül dendiğini paylaşan&nbsp;Prof. Dr. Fulya Akın, “Her nodülün kanser olmadığı ve tek ya da çok sayıda nodülün taşıdığı kanser riskinin aynı olduğu bilinmeli. Bu kitlelerin yüzde 95’i iyi huylu olmasına rağmen yüzde 5’inde kanserleşme riski bulunur. Genellikle belirti vermeyen bu nodüller, doktorun elle muayenesi veya ultrasonografik taramalarla tanı alabilir. Ancak büyük nodüllerde; boyunda şişlik, yutma güçlüğü, nefes darlığı ve ses kısıklığı gibi semptomlar karşımıza çıkabilir” dedi.</p>

<p><strong>Graves hastalığı</strong><strong>&nbsp;tiroidi&nbsp;</strong><strong>fazla&nbsp;</strong><strong>çalıştırıyor</strong></p>

<p>Tiroid bezinin çok çalışmasının yani hipertiroidizmin en sık nedeninin Graves hastalığı&nbsp;olduğunu&nbsp;vurgulayan&nbsp;Prof. Dr. Fulya Akın, “Vücudun&nbsp;tiroidi çok çalışmaya&nbsp;sevk etmesiyle oluşan ve nüks edebilen&nbsp;otoimmün&nbsp;rahatsızlık Graves’in nedenleri;&nbsp;genetik yatkınlık,&nbsp;iyot&nbsp;fazlalığı, sigara,&nbsp;stres, çeşitli ilaçlar, çevresel faktörler ve&nbsp;Yersinia Enterocolitica enfeksiyonudur. Düzenli kontrollerle takip altında tutulması gereken&nbsp;hastalığın&nbsp;en önemli belirtileri sinirlilik, hızlı veya düzensiz kalp atışı, aşırı terleme, ellerde titreme, açıklanamayan kilo kaybı ve sıcağa&nbsp;tahammülsüzlük olarak sıralanabilir”&nbsp;dedi.</p>

<p><strong>Hormon fazlalığı çarpıntıya yol açabilir</strong></p>

<p>Tiroid bezinin çok çalışması anlamına gelen hipertiroidin belirtilerinin; ellerde titreme, çarpıntı,&nbsp;nefes darlığı,&nbsp;terleme, kilo kaybı,&nbsp;hızlı bağırsak hareketleri, adet düzensizliği, halsizlik ve&nbsp;saç dökülmesi&nbsp;olduğunu&nbsp;ifade eden Akın, “Gözlerde büyüme, boyunda şişlik ve&nbsp;çeşitli&nbsp;cilt bulgularını da&nbsp;belirtiler arasına ekleyebiliriz ancak bu semptomların&nbsp;kişiden kişiye&nbsp;değişebileceği unutulmamalı.&nbsp;</p>

<p>Hipertiroidiyi&nbsp;düzeltmek için uzman doktor kontrolünde&nbsp;ilaç, cerrahi ve halk arasında atom tedavisi olarak da bilinen radyoaktif iyot&nbsp;yöntemine başvurulabilir” şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Feb 2025 11:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/02/yetiskinlerin-yarisi-noduler-guatra-sahip-1739782516.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukları Enfeksiyonlardan Korumak İçin Alınması Gereken Önlemler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklari-enfeksiyonlardan-korumak-icin-alinmasi-gereken-onlemler-13754</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklari-enfeksiyonlardan-korumak-icin-alinmasi-gereken-onlemler-13754</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle son günlerde çevremizdeki çocuklarda da gördüğümüz üst solunum yolu enfeksiyonları, okullarda alarm zillerini çaldırırken aileleri de endişelendiriyor. Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Monolya Kara, çocukların hastalıkları çevrelerine yaymaları açısından da ayrı bir önem taşıdığına işaret etti. Burun tıkanıklığı, öksürük ve boğaz ağrısının yanı sıra yüksek ateşle kendini gösteren bu hastalıkların hızla yayılan diğer virüslerle birleşince hastalıklı gün sayısının giderek arttığını ve çocukların bir türlü iyileşemediğini anlatan Doç. Dr. Kara, çocuklarda en sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla mücadele ederken alınması gereken önlemleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İçinde bulunduğumuz günlerde başta RSV ve influenza olmak üzere çeşitli virüslere bağlı solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Manolya Kara, “RSV özellikle 6 aydan küçük çocuklar için ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu olarak karşımıza çıkarken, daha büyük ve okul çağındaki çocuklarda influenza, ateş, kas ağrısı, eklem ağrısı, burun tıkanıklığı, hatta zatürreye neden olarak solunum sıkıntısına neden olabiliyor” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p>Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çocuklar arasında en sık görülen hastalıkların başında geldiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Manolya Kara, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, öksürük ve hafif ateş gibi belirtilerle kendini gösteren bu hastalıkların genellikle viral enfeksiyonlar olduğunu söyledi. Özellikle rinovirüs, mevsimsel grip ve parainfluenza gibi virüslerin, kış aylarında daha yoğun şekilde görüldüğünü anlattı.&nbsp;</p>

<p><strong>ÇOCUĞUM NEDEN SÜREKLİ HASTA OLUYOR?</strong></p>

<p>&nbsp;“Çocuklar için bir başka sorun da bir virüsün neden olduğu hastalığı atlatmadan diğeriyle enfekte olabilmesi” diyen Doç. Dr. Kara, okulların bunun için çok uygun bir ortam olduğuna işaret ederek sözlerine şöyle devam etti: “Okul çağındaki çocukların sık hastalanmasının birkaç nedeni vardır. Kreş veya okul ortamlarında, henüz bağışıklık sistemleri tam gelişmemiş olan çocuklar, bir enfeksiyonu atlattıktan hemen sonra yeni bir virüsle karşılaşabilirler. Bu durum, çocukların yılda 6-8 kez enfeksiyon geçirmelerine neden olabilir.&nbsp;Neyse ki çocuğumuzun yaşı büyüdükçe bağışıklık sistemi artık bu virüsleri daha kolay tanır ve buna bağlı olarak hastalık sıklığı ve süresi kısalır.”</p>

<p><strong>HANGİ VİRÜS HANGİ BELİRTİLERİ GÖSTERİYOR</strong></p>

<p>Bu virüslere bağlı solunum yolu enfeksiyonları sırasında bazı bulguların zaman zaman daha baskın hale gelebildiğini anlatan Doç. Dr. Manolya Kara, hangi virüslerin hangi belirtileri gösterdiğini şöyle özetledi: “Örneğin rinovirüs enfeksiyonlarında burun tıkanıklığı, burun akıntısı, geniz akıntısı gibi bulgular daha ön planda iken, parainfluenza virüs enfeksiyonları sırasında ses kısıklığı ve havlar tarzda öksürük atakları ile karakterize krup tablosu daha sık gözlenir. Benzer şekilde adenovirüs enfeksiyonları sırasında çocuklarda boğaz ağrısı, farenjite eşlik eden kusma ve ishal saptanabilir. Çocuklarda göz enfeksiyonu (konjuktivit) gelişebilir. Bununla birlikte COVID virüsünün varyantlarına bağlı olarak klinik bulgular çeşitlilik göstermekle birlikte, şuan için en sık karşılaştığımız klinik tablo diğer virüslerden çok da ayırt edilemeyen, boğaz ağrısı, ses kısıklığı, burun tıkanıklığı ve kas ağrısı ile kendini gösteren gribal semptomlar şeklindedir.”</p>

<p><strong>TEDAVİDE AMAÇ SEMPTOMLARI AZALTMAK</strong></p>

<p>Çocuklar için özellikle grip dışında, virüs kaynaklı enfeksiyonlara özgü bir tedavi bulunmadığını ve bu tür enfeksiyonların tedavisinde amaçların semptomları hafifletmek ve çocukların iyileşmesini hızlandırmak olduğunu anlatan Doç. Dr. Manolya Kara, tedavi konusunda şu bilgileri verdi: “Çocukluk döneminde rutin olarak &nbsp;grip (influenza) virüsü dışında diğer virüslere ilişkin özgül bir tedavi yoktur. Tedavi yaklaşımımız çocukların şikayetlerinin geçmesi ve klinik iyileşmeye yönelik olmaktadır. Ateş nedeniyle sıvı kaybı artan çocukların sıvı alımının sağlanması, ateş ve ağrıya yönelik uygun dozlarda ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçların kullanılması, burun tıkanıklığının giderilmesi ve istirahat tedavinin ana unsurlarıdır.”</p>

<p><strong>&nbsp;ÇOCUKLARIN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DESTEKLEMEK İÇİN NELER YAPILMALI?</strong></p>

<p>Güçlü bağışıklık sisteminin hem hastalıklardan korunmada hem de hastalıkları kısa sürede atlatmada çok önemli bir yeri olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kara, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirecek önerilerini sıraladı; “Çocuklarda bağışıklık sisteminin desteklenmesinde ana unsurlar dengeli beslenme, yeterli ve kaliteli bir uyku, eksiksiz aşılama ile düzenli fiziksel aktivite olarak düşünülebilir. Sağlıklı bir kahvaltı ile güne başlamak, gelişmiş bilişsel işlev ile ilişkili bulunmuştur. 6-17 yaş arası gençler her gün en az 60 dakika fiziksel aktiviteye katılmalıdır. Araştırmalar, fiziksel aktivitenin bilişsel becerilere, konsantrasyona, dikkate yardımcı olabileceğini ve bağışıklık sistemini desteklediğini göstermektedir. Çocuk hekimi tarafından okul öncesi dönemde ve sürecinde çocukların muayene edilerek, büyüme gelişmesinin değerlendirilmesi, gerekli olgulara destek tedavi ve çocukların aşı takvimine uygunluğunun kontrolü önemlidir.”</p>

<p><strong>OKULLARDA DA ÖNLEM ALINMASI ŞART!</strong></p>

<p>Enfeksiyonların özellikle okullarda çok daha hızlı yayılabildiğine işaret eden Doç. Dr. Kara, alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı: “Okul ortamında çocukların sağlığını korumak için öncelikle öğretmenlerin, çocukların yerleşim düzenini ve sınıfın havalandırmasını gözden geçirmeleri gerekli. El hijyeni enfeksiyonları önlemede çok önemlidir. Bu nedenle çocukların sık sık ellerini yıkamaları sağlanmalı. Tuvaletlerden önce ve sonra ellerin en az 40 saniye boyunca yıkanması, enfeksiyon riskini azaltır. Bunun için gerekli yönlendirme ve hatırlatmalar yapılmalı. Öğle yemeği, oyun saatleri gibi toplu aktivitelerin yapıldığı alanlarda çocuklar ekstra dikkatli olmalıdır. Ebeveynler de hasta ya da hasta hissettiklerini söylediklerinde çocukları okula göndermemeli. İnfluenza aşısı olunmadıysa sezonun ortası olmasına karşın aşışınızı olunmalı.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 11:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/02/cocuklari-enfeksiyonlardan-korumak-icin-alinmasi-gereken-onlemler-1738829266.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yetersiz ve dengesiz beslenme psikiyatrik hastalık riskini artırabiliyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/yetersiz-ve-dengesiz-beslenme-psikiyatrik-hastalik-riskini-artirabiliyor-13742</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/yetersiz-ve-dengesiz-beslenme-psikiyatrik-hastalik-riskini-artirabiliyor-13742</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve ruh sağlığı birbiriyle ilişkili olduğunu belirten uzmanlar, yetersiz ve dengesiz beslenmenin beyin sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu söylüyor.

Beslenmeye bağlı olarak serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin üretiminin yetersiz olmasının depresyon ve anksiyete riskini artırabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Birçok yeme bozukluğu genellikle düşük benlik saygısı, özgüven sorunu, depresyon ve anksiyete ile birlikte görülür.” dedi. sağlıklı beslenme alışkanlıkları ruh halini dengeleyebileceğini de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, özellikle Omega-3, kompleks karbonhidratlar ve yeşil yapraklı sebzelerin beyin sağlığını desteklediğini, öte yandan şekerli ve işlenmiş gıdaların ruhsal dalgalanmalara neden olabildiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;beslenme alışkanlıkları ve ruh sağlığı ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Vitamin ve mineraller beyin sağlığı için hayati öneme sahip!</strong></p>

<p>Beslenme ve ruh sağlığının birbiri üzerinde önemli etkileri olabileceğini dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Beslenme açısından ele aldığımızda, vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınmasının beyin sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu vurgulamalıyız.” dedi.</p>

<p>Vücudumuzdaki besinlerin beyin fonksiyonları için gereken enerji ve yapı taşlarını sağladığını aktaran&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, “Bu enerjiyi sağlayacak kaynak yeterli olmadığında serotonin, dopamin gibi mutluluk ve motivasyonla ilişkili nörotransmitterlerin üretimi olumsuz etkilenir. Dolayısıyla yetersiz ve dengesiz beslenme sonucunda depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik hastalık riskleri artabilir.” uyarısını yaptı.</p>

<p>Öte yandan psikiyatrik hastalıkların beslenme alışkanlıklarını ve iştahı etkileyebileceğinin de altını çizen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, yalnızca yeme bozukluğunda değil, duygudurum bozuklukları, psikotik bozukluklar, bağımlılık ve çeşitli psikopatolojilerde yeme davranışında kontrolsüz bir artış veya azalma görülebileceğini aktardı.</p>

<p><strong>Beslenme bozuklukları farklı psikolojik sorunlara neden olabilir!</strong></p>

<p>Beslenme bozukluklarının, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlarla yakından ilişkili olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, şunları söyledi:</p>

<p>“Anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu gibi durumlar, genellikle düşük benlik saygısı, özgüven sorunu, depresyon ve anksiyete ile birlikte görülür. Bu bozukluklar, özellikle yeme atakları sonrasında bireyde yoğun suçluluk, kontrol kaybı hisleri ve sosyal izolasyona yol açabilir. Bireyin bu durumu kendi yöntemleriyle kontrol altına alma çabası sonucunda ortaya çıkan yetersiz beslenme de beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek konsantrasyon sorunları, ruhsal dalgalanmalar ve enerji eksikliğine neden olabilir.”</p>

<p><strong>Yeme alışkanlıklarımızı değiştirerek ruh sağlığımızı iyileştirebilir miyiz?</strong></p>

<p>Yeme alışkanlıklarımızı değiştirerek ruh sağlığımızı iyileştirmenin mümkün olabileceğini ifade eden&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal&nbsp;“Ancak ilk adım normalin dışına çıkan yeme davranışının nedenlerini anlamak olmalı. Her psikolojik sorunda olduğu gibi değişim için öncelikle farkındalık gerekir.” dedi.</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri&nbsp;açısından zengin olan balık tüketiminin, depresyon riskini azaltabileceğini de sözlerine ekleyen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, “Tam tahıllar ve baklagiller&nbsp;gibi kompleks karbonhidratlar, enerji seviyelerini ve ruh halini dengede tutar. Yeşil yapraklı sebzeler, beyin sağlığı için gerekli olan folik asit açısından zengindir. Şekerli ve işlenmiş gıdaların azaltılması, ani ruhsal iniş çıkışları önleyebilir. Ayrıca, düzenli öğünler ve sağlıklı atıştırmalıklar kan şekeri dalgalanmalarını önleyerek enerjiyi ve ruh halini dengede tutabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Beslenme düzenindeki değişikliklerin etkisi uzun vadeli…</strong></p>

<p>Psikolojik sorunları olan bireylerin beslenme düzeninde dikkat etmesi gerekenlere de değinen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, “Bireyin duygusal açıdan tetiklendiği durumları fark etmesi ve o anlarda değişen davranışlarını özellikle de yemekle ilişkisini gözlemlemesi söz konusu davranışı üzerindeki kontrolünü arttırabilir.” dedi.</p>

<p>Hayatında birçok anlamda dengeyi sağlamaya çalışan bir bireyin&nbsp;öğün atlamamaya özen göstererek düzenli beslenmesinin önemli olduğunu vurgulayan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Kan şekerini kontrol etmek üzere&nbsp;şeker tüketimini azaltmak da enerji seviyesinde dengeyi sağlayacaktır.&nbsp;Mikrobiyota dostu beslenme yani beyin-bağırsak ilişkisinde hem bağışıklığı hem ruh sağlığını korumak üzere&nbsp;probiyotikler ve lifli gıdalar açısından zengin yiyecekler tüketmek bağırsak sağlığını destekleyerek psikolojik durumu iyileştirebilir. B12 ve D vitamini seviyelerinin düşüklüğü de ruhsal hastalıklar üzerinde etken olabileceği için düzenli kontroller yaptırarak gerektiğinde doktor eşliğinde takviye alınabilir. Konsantrasyon sorunları ve ruh hali değişimlerinde etkisi olduğu bilinen dehidrasyondan kaçınmak için ise yeterli su tüketimi de ihmal edilmemeli.&nbsp;</p>

<p>Beslenme düzenindeki değişikliklerin uzun vadeli bir etkisi olduğunu unutmamak gerekir. Yalnızca belirtileri gidermek yerine&nbsp;davranışın ardındaki etmenleri anlamaya çalışmak&nbsp;için profesyonel psikolojik destek almak da önemli.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Feb 2025 09:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/02/yetersiz-ve-dengesiz-beslenme-psikiyatrik-hastalik-riskini-artirabiliyor-1738649048.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı Yeme Bozukluk Mu? Bağımlılık Mı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/asiri-yeme-bozukluk-mu-bagimlilik-mi-13741</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/asiri-yeme-bozukluk-mu-bagimlilik-mi-13741</guid>
                <description><![CDATA[Yemek yemek, yaşamımızı sürdürebilmemiz için bir gereklilik olsa da bazen kontrol edilemeyen bir dürtüye dönüşebilir. Peki, aşırı yeme alışkanlığı hangi noktada bir rahatsızlık olarak değerlendirilmelidir? Bu durumun altında yatan nedenler neler olabilir? İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Bölümünden Prof. Dr. Işıl Göğcegöz aşırı yeme konusunun psikolojik etkilerini değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Son yıllarda yeme bozuklukları dışında alkol/ madde kullanım bozukluğu tanı ölçütlerini karşılayıp yeme bağımlılığı olarak tanı alan bireyler bağımlılık alanında tedavi edilmeye başlamıştır. Yeme bağımlılığının madde bağımlılığı tanı ölçütlerini karşılamasının önemli sebeplerinden birisi, bazı yiyeceklerin santral sinir sisteminde tıpkı maddeler gibi etki göstermesidir. Yağlı, şekerli, çikolata gibi karbonhidrat ve yağ oranı yüksek bazı yiyeceklerin santral sinir sistemindeki mezolimbik yolakta (ödül yolağı) dopamin salınımını arttırdığı gösterilmiştir. Ayrıca, bu tür yiyeceklerin insula, orbitofrontal korteks ve singulat korteks gibi alkol /madde bağımlılığında önemli olan nöroanatomik bölgeleri aktive ettiği saptanmıştır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yeme bağımlılığında çikolata, şeker ve karbonhidrattan zengin yiyeceklere aşırı istek duyma yani aşerme klinik araştırmalarda özellikle bu yiyeceklerin tüketiminin doğrudan psikoaktif etkisinin olduğunu, içeriğindeki kakao ve şekerin de bu aşermede doğrudan etkili olduğunu gösterilmiştir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Obezitede Bir Yeme Bağımlılığımı?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bazı çalışmalarda; tıkınırca yeme bozukluğu olan obez kişilerde bu davranışın bağımlılıkta da görülen kompülsif yeme (kompülsif madde kullanımı) ile benzer olduğundan yola çıkarak obez bireylerin bir bölümünün bir tür yeme bağımlılığı olduğu ileri sürülmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Homeostatik Yemeden Hedonik Yemeye Evrimleşen Yeme Alışkanlıkları</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yeme davranışı homeostatik ve hedonik olmak üzere iki farklı sistem üzerinden düzenlenmektedir. Bunlardan;&nbsp; homeostatik sistem bizim hayatta kalmamızı sağlar ve yememiz daha çok bu sistem tarafindan kontrol edilirse sağlıklı kiloda kalınır. Eğer yememiz daha çok hedonik sistem tarafından düzenlenirse, beyin ödül sisteminin doyumsuz dopamin istemi nedeniyle aşırı, tıkınırca kalorisi yüksek, yağlı ve şekerli gıdalar tüketilebilir. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Bağımlılık gelişmesinde Opioid ve dopaminerjik sistem yemekten haz almada da etkili.</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#555555">Seker ve yağdan zengin yiyeceklerin tüketilmesi singulat, hipokampus, nucleus akkumbens ve locus seruleustan <strong>dopamin</strong> salınımını ve endojen bir opioid olan <strong>dinorfininin </strong>gen ekspresyonunuartırdığı bildirilmiştir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sonuç olarak alkol / madde bağımlılığı ve diğer davranışsal bağımlılıklarda görülen aşerme, kontrolsüz tüketme ve tolerans (aynı hazzı alabilmek için giderek daha fazla tüketme) yeme bağılılığında da görülmektedir. Dolayısıyla yeme bağımlılığı tanısı alan bireylerin gerek ilaç gerekse terapi planlanırken biyo-psiko-sosyal alanları da içeren bütüncül bir tedavinin uygulanması durumunda güzel sonuçlar alınabilir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Feb 2025 09:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/02/asiri-yeme-bozukluk-mu-bagimlilik-mi-1738648931.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Kanser Bu 15 Belirti İle Gelebilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklarda-kanser-bu-15-belirti-ile-gelebilir-13740</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklarda-kanser-bu-15-belirti-ile-gelebilir-13740</guid>
                <description><![CDATA[Kanser tüm dünyada çocuklarda ve yetişkinlerde hızla yaygınlaşıyor. Doğumdan itibaren her dönemde kanser ortaya çıkabiliyor. Tüm çocukluk çağı kanser vakalarının neredeyse %50'si 0-5 yaş arası çocuklarda görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Erken teşhis ve teknolojik gelişmeler çocukluk çağı kanserlerinde tedavi başarı oranını oldukça artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Hematolojisi-Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Atila Tanyeli, 4 Şubat Dünya Kanser Günü öncesi çocukluk çağı kanserleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>

<p><strong>Çocukluk çağında görülen 6 kansere dikkat!</strong></p>

<p>Çocukluk çağı kanserleri klinik, biyolojik ve genetik olarak erişkinlerde görülen kanserlerden farklıdır. Bu nedenle çocuklarda kanser teşhisi konulması erişkinlere göre biraz daha zordur. Klasik olarak erken teşhis ve erken dönemde tedavi başarıyı oldukça artırmaktadır.&nbsp;Çocuklarda sıklıkla görülen kanser türleri yetişkinlerde görülenlerden farklıdır. En sık görülen çocukluk çağı kanser türleri aşağıdaki gibidir.</p>

<ul>
	<li>Lösemi (kan kanseri)&nbsp;</li>
	<li>Beyin ve omurilik tümörleri&nbsp;</li>
	<li>Lenfomalar&nbsp;</li>
	<li>Yumuşak doku tümörleri</li>
	<li>Böbrek tümörleri</li>
	<li>Kemik tümörleri</li>
</ul>

<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa…&nbsp;</strong></p>

<p>Çocukluk çağı kanserlerinin belirtileri genellikle diğer, daha yaygın sağlık sorunlarıyla da ilişkilendirilebilir ancak yine de ciddi bir şekilde değerlendirilmelidir. Yaygın olarak görülen belirtilerden bazıları şunlardır;</p>

<p>1.&nbsp;Ciltte özellikle gövdede, bacakların üst kısmında herhangi bir travma olmaksızın morlukların oluşması,</p>

<p>2.&nbsp;Diş eti büyümesi (diş eti hipertrofisi) ve/veya sık tekrarlayan burun kanamaları,&nbsp;</p>

<p>3.&nbsp;Nedeni bulunamayan ve açıklanamayan uzun süren ateş,&nbsp;</p>

<p>4.&nbsp;Son altı ayda istemsiz olarak vücut ağırlığının %10’dan fazlasının kaybı,</p>

<p>5.&nbsp;Özellikle sabah kusmaları, baş ağrısı ve bulantı olmaksızın kusma birlikteliği,&nbsp;</p>

<p>6.&nbsp;Boyun, gövde, karın veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan bezeler, özellikle 2 cm’den büyük lenfadenopati varlığı,</p>

<p>7.&nbsp;Özellikle kemiklerde, eklemlerde, sırtta veya bacaklarda geçmeyen ve geceleri daha kötü olabilen ağrı, açıklanamayan topallama,</p>

<p>8.&nbsp;Nedeni bulunamayan uzun süren halsizlik, yorgunluk, bitkinlik,</p>

<p>9.&nbsp;Küçük bebeklerde kedigözü parlaması gibi gözün içinde beyazlık ortaya çıkması, (Flaşlı fotoğraf çekildiğinde bebeğin göz bebeği beyaz renkte ise bu mutlaka araştırılmalıdır)</p>

<p>10.&nbsp;Geceleri iç çamaşırı değiştirecek kadar gece terlemesinin bu şikayetlere eşlik etmesi,</p>

<p>11.&nbsp;Karın şişliği ile birlikte özellikle idrar ve gaita çıkarımında zorlanma, kanlı idrar birlikteliği, (özellikle çocuklar banyo yaptırılırken, giydirilirken karın bölgesinde ele sertlik gelmesi)</p>

<p>12. Yüzde felç, yürüme bozukluğu,</p>

<p>13. Kansızlık, özellikle demir tedavisine cevap vermeyen anemi,&nbsp;</p>

<p>14. &nbsp;İyileşmeyen veya tekrarlayan enfeksiyonlar,</p>

<p>15. Küçük çocuklarda sürekli ağlama, huzursuzluk, çok uyuma, yemek yememe gibi davranış değişiklikleridir.</p>

<p>Yaygın görülen genel belirtilerin yanı sıra kanser türüne bağlı olarak değişen belirtiler de görülebilmektedir Örneğin, beyin tümörleri baş ağrısı ve denge bozukluklarına neden olabilirken, lösemi gibi kan kanserleri halsizlik, kansızlık, tekrarlayan enfeksiyonlar ve vücutta travma olmaksızın kolay morarma gibi belirtiler gösterebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>Modern yöntemler tedavi başarısını artırıyor</strong></p>

<p>Çocukluk çağı kanserleri genellikle tanı konulması ve tedavi edilmesi açısından uzmanlık gerektirir. Teşhis, kan testleri, görüntüleme testleri (MR, BT taramaları), kemik iliği biyopsisi ve diğer yöntemleri içerebilir. Tedavi yöntemleri cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik ilaç tedavisi gibi çeşitli olabilir. Tıptaki ilerlemeler sayesinde çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde başarı oranları oldukça yüksektir. 1960’lardan önce başarı oranı %50’lerin altında iken günümüzde Genel ortalama %80’lerin üzerindedir. Akut lenfoblastik lösemi B hücre tipinde %90’lara varan iyi sonuçlar alınmaktadır. Ancak bazı kemik tümörlerinde, AML’de ve nöroblastomada hala istenen başarılar elde edilememektedir. Yine de erken teşhis ve uygun tedavi ile birçok çocukluk çağı kanseri başarı ile tedavi edilebilmektedir. Günümüzde dirençli vakalarda kemoterapi yanında immünoterapi ve uygun vakalarda kök hücre nakli yapılması önemli bir tedavi seçeneğidir. &nbsp;</p>

<p><strong>Çocukluk çağı kanseri riskine karşı 9 önlem</strong></p>

<p>Çocukluk çağı kanserleri hem çevresel hem de genetik etkilerin bir kombinasyonu nedeniyle ortaya çıkabilir. Bu yüzden, çocuğunuzun kanser olmasını engellemenin kesin bir yolu yoktur. Ancak bazı risk faktörlerine dikkat edilerek çocuklarda kanser riski azaltılabilir.</p>

<ol>
	<li>Hamilelik sırasında yeterince folik asit almaya dikkat edin.</li>
	<li>Eğer mümkünse yeterli süre emzirin.</li>
	<li>Çocukluk dönemi boyunca çocuğa yeterli fiziksel aktivite imkanı sağlayın.</li>
	<li>Tüm çocuklar ve aileler için güvenli, istikrarlı, besleyici ilişkiler ve ortamlar inşa ederek olumsuz çocukluk çağı deneyimlerinin önün geçin.</li>
	<li>Hamilelik sırasında alkol ve tütün kullanımından kaçının. Radyasyon maruziyetinden kaçının.</li>
	<li>Çocukların tütün dumanından ve hava kirliliğinden uzak durmasını sağlayın.</li>
	<li>Çocuğunuzun sağlıklı ve dengeli beslenmesini sağlayın.</li>
	<li>Kansere neden olabilecek kimyasal maddelerin kullanılmasından kaçının.</li>
	<li>Günümüzde elektromanyetik dalgalarının kanser yapıcı etkileri ile ilgili yayınlar artmaktadır. Bu konuda dikkatli olun.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Feb 2025 08:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/02/cocuklarda-kanser-bu-15-belirti-ile-gelebilir-1738648489.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bireysel travmalar toplumsal travmalara dönüşebiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/bireysel-travmalar-toplumsal-travmalara-donusebiliyor-13719</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/bireysel-travmalar-toplumsal-travmalara-donusebiliyor-13719</guid>
                <description><![CDATA[Felaketlerin ve travmaların, insanın temel güven ve adalet duygularını sarsarak bireysel ve toplumsal etkiler ortaya çıkardığını belirten Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, bu tür olaylarla başa çıkmak için duyguların kabul edilmesi gerektiğini söyledi. 

Özellikle çocukların duygusal destek alması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Verdikleri tepkilerin mevcut bağlamda normal olduğunu, bu tür felaketlerin anlaşılması ve kabullenmesinin herkes için zor olduğunu vurgulamak gerekir.” dedi. Felaketlerin ardından sosyal medya kullanımının sınırlandırılmasının, bilgi kirliliğinden korunmayı sağlayacağını aktaran Prof. Dr. Serdar Nurmedov, toplumsal travmaların panzehrinin dayanışma ve eğitimin güçlendirilmesi olduğuna, travmaların doğru şekilde ele alınmaması durumunda, nesiller boyu sürecek olumsuz etkiler bırakabileceğine vurgu yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, üst üste yaşanan olumsuz olayların kişiler ve toplum üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>

<p><strong>Yaşadığımız felaketler ve travmalar, dünyaya ve insana dair bazı temel inançlarımızı sarsıyor</strong></p>

<p>İnsanların robot olmadığını, karmaşık düşüncelerimiz, duygularımız ve hislerimiz olduğunu ifade eden Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “İster doğal afet olsun, ister insan eli ile gerçekleşsin felaketlere karşı tepki veririz ve bu gayet normal.” dedi.</p>

<p>Dünyaya geldiğimizde hayat yolculuğumuza sevgi ve güven dolu insanlar olarak başladığımızı aktaran Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, ancak zaman içerisinde yaşadığımız felaketler ve travmaların, dünyaya ve insana dair bazı temel inançlarımızı sarstığını söyledi.</p>

<p><strong>Karmaşık duygularla mücadele etmenin en iyi yolu bu duyguların varlığını kabul etmek…&nbsp;</strong></p>

<p>Yaşanan son yangın felaketinden sonra, birçok insanın bir noktada dünyanın öngörülebilir olduğuna veya iyi insanlara kötü şeyler olmayacağına dair inançlarının yerle bir olduğunu dile getiren Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bir yanda feryat-figan eden acı ve kedere gark olan aileler ve sevenleri, diğer bir yanda tatillerine ve eğlenmeye kaldığı yerden devam eden kişiler, süreci dışarıdan takip eden bizlerde karışık duygulara sebep oluyor. Bir yanda acı ve keder, öte yanda öfke ve kızgınlık gibi duygulara kapılıyoruz.” dedi.</p>

<p>Her ne kadar bu karmaşık duygularla mücadele etmenin birden fazla yolu olsa da en kestirme yolunun bu duyguları anlamak, anlamlandırmak ve bu duyguların varlığını kabul etmek olduğunu söyleyen Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, şöyle devam etti:</p>

<p>“Kabul etmek ile kabullenmek bir değildir. Kabul etmek demek, kaçınmamak demek, yok saymamak demek, varlığına müsaade etmek demektir. Çünkü bizi insan yapan duygularımızdır. Duygularımızı ifade etmek, paylaşmak olumsuz olanları hafiflettiği gibi, olumlu olanları da arttırır. Duygularımızı bastırmak ve onları yok sayarak ‘normal’ davranmaya çalışmak bizi kötü etkiler. Çünkü anormal bir durumda normal tepki vermenin kendisi anormaldir.”</p>

<p><strong>İnsan eli ile ortaya çıkan felaketler öfkeyi tetikliyor&nbsp;</strong></p>

<p>İnsan eli ile ortaya çıkan felaketlerin çoğu zaman öfkeyi tetiklediğinin altını çizen Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Kabullenmeyi zorlaştırır. Anlamayı ve anlamlandırmayı zorlaştırır. Bireyin adalet ve güven hissini sarsar. Güvensizlik kişiyi ‘düzenin asla düzelmeyeceği’ fikrine sürükleyebilir. Kuralların adil bir şekilde işlemediği algısı bireyde endişe ve huzursuzluğa sebep olur. Haksızlığa uğrayan insanlarda yoğun bir öfke hasıl olur. İçinde bulunduğu toplumun ve sistemin kendisini koruyamayacağını düşünür, kendine olan güveni azalır ve dünyaya olan güveni sarsılabilir. Tüm bunların neticesinde eğer bu süreci iyi yönetemezlerse travma sonrası stres bozukluğu gelişebilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Çocukların bu tür olaylara verdikleri tepkiler normal kabul edilmeli…</strong></p>

<p>Yangında arkadaşlarını kaybeden, hayatını kaybedenler için üzülen ve haberlere maruz kalan çocukların duygusal gelişimi ve ruh sağlığının derinden etkilenebileceğini aktaran Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Bu çocuklar böyle durumlarda hiç olmadığı kadar ebeveyn desteğine ve rehberliğine ihtiyaç duyarlar.” dedi.</p>

<p>Çocukların duygularını, hislerini ve düşüncelerini açıkça ve detaylı bir şekilde ifade etmelerine müsaade edilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Verdikleri tepkilerin mevcut bağlamda normal olduğunu, bu tür felaketlerin anlaşılması ve kabullenmesinin herkes için zor olduğunu vurgulamak gerekir. Kayıp ve ölümü anlatırken yaşına uygun ifadeler ve açıklamalar kullanılmalı. Sosyal medya ve haber izleme süreleri azaltılmalı. Kaygılarını arttıracak konuşmalardan ziyade güvende hissedebilecekleri ortam yaratılmalı ve rahatlatıcı etkinliklere yönlendirilmeliler. Rutinlerini sürdürmelerine özen gösterilmeli. En önemlisi, tutum ve davranışlarımız ile biz büyüklerin onlara örnek olmamız gerekir.” önerilerinde bulundu.</p>

<p><strong>Sosyal medya kullanımını sınırlandırmak gerekir…</strong></p>

<p>Sosyal medyada paylaşılan haberler bazen faydalı bilgi içerse de uzun süre buna maruz kalmanın bizleri olumsuz etkileyeceğini aktaran Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Çünkü bir yerden sonra bilgi kirliliğine maruz kalırız. Bu sebeple yangının sosyal medyada yarattığı etkilerden kendimizi korumamız için sosyal medya kullanımını sınırlandırmamızda fayda var. Doğrulanmamış kaynaklara itibar etmemeliyiz. Spekülasyonlara ve yalan haberlere karşı uyanık olmamız gerekir. Gruplaşma, ötekileştirme ve tartışma içeren ortamlardan olabildiğince uzak durmakta fayda var.” dedi.</p>

<p><strong>Toplumsal travmalar toplumsal bunalıma sebep olabilir!&nbsp;</strong></p>

<p>Travmaya maruz kalmanın bireyin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği gibi, toplumun da ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Toplumun ruh sağlığı iki şekilde olumsuz etkilenir. Birincisi, büyük travmaların toplumun neredeyse tamamını etkilemesiyle oluşan afetler, savaş, göç gibi olaylar sonucu. İkincisi ise bir toplumun travmalarla sarsılmış bireylerden oluşması sonucu.” dedi.</p>

<p>Öte yandan üst üste yaşanan olumsuz olayların sonucu gelişen travmaların sadece bireysel psikolojik sağlık üzerinde değil, aynı zamanda sosyal bağlar, güven duygusu ve toplumsal dayanışma üzerinde de olumsuz etkiler yaratabileceğine vurgu yapan Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, şunları söyledi:</p>

<p>“Nasıl ki, bireysel travmalar kişilerde bunalıma sebep olabiliyor ise, toplumsal travmalar da toplumsal bunalıma sebep olabilir ve toplumsal hafızayı etkiler. Eğer toplumsal hafızayı olumsuz yönde etkileyen bu toplumsal bunalım sağlıklı bir şekilde ele alınmazsa, nesilden nesle aktarılabilir ve o toplumu oluşturan bireylerin kimlik oluşumunda temel rol oynar.”</p>

<p><strong>Toplumun sosyal norm ve etik anlayışı bozulabilir!&nbsp;</strong></p>

<p>Toplumsal travmaların belirtilerine değinen Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, sosyal ve kurumsal güvenin azalabileceğini yani insanların toplumsal kurumlara ve diğer bireylere güven duymakta zorlanabileceğini söyledi.</p>

<p>Toplumun travmaya maruz kalan kesimlerinin, olaylar karşısında kendilerini yalnız ve çaresiz hissedebileceklerinin de altını çizen Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, şöyle devam etti:</p>

<p>“Benzer travmalardan etkilenen bireyler travmanın sebep olduğu yoğun stres ve tehdit algısı sebebi ile içine kapanır ve benzer hislere sahip insanlara yakınlaşma eğiliminde olurlar. Toplum içinde bir nevi gruplaşmalar hasıl olur. Söz konusu toplumda depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve anksiyete gibi ruh sağlığı sorunlarında artış gözlenebilir. Toplumun sosyal norm ve etik anlayışı bozulabilir. Geleneksel yapı, yaşam biçimi ve aile kurumu erozyona uğrayabilir. Toplum bağımlı, pasif, sessiz, güvensiz ve kuşkucu hal alabilir.”&nbsp;</p>

<p><strong>Toplumsal travmanın panzehri toplumsal dayanışma ve eğitim!&nbsp;</strong></p>

<p>Psikolojik iyi oluşun sağlanması için toplumun bilinçlendirilmesinin ve eğitimin de önemli rol oynadığına vurgu yapan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Travmaların normal bir tepki olduğunu ve bunlarla başa çıkmanın yollarını anlatan eğitim programları düzenlemek, bireylerin farkındalığını artırır. Psikolojik dayanıklılığı güçlendirme yollarını öğretmek de bu süreçte etkilidir. Tüm bunlara ek olarak, toplumda psikolojik destek ve terapi hizmetlerine erişimi artırmak, bireylerin travmalarıyla başa çıkma sürecine yardımcı olur. Toplumsal travmanın en büyük panzehri toplumsal dayanışma ve eğitim diyebiliriz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Jan 2025 15:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/bireysel-travmalar-toplumsal-travmalara-donusebiliyor-1737637039.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden Aile İçi İletişime Odaklanmalıyız?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/neden-aile-ici-iletisime-odaklanmaliyiz-13716</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/neden-aile-ici-iletisime-odaklanmaliyiz-13716</guid>
                <description><![CDATA[Uzm. Kln. Psikolog Nadide Demiral, aile içi sağlıklı iletişimin çocukların özgüven gelişimi, sosyal becerileri ve stresle başa çıkma yetenekleri üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurguluyor: “Tatil dönemleri, ebeveynlerin yoğun iş temposundan ve çocukların akademik sorumluluklarından uzaklaştığı, birlikte kaliteli vakit geçirebilecekleri nadir zaman dilimleridir. Bu süreç, çocukların kendilerini güvende hissetmelerine, ailelerine daha çok bağlanmalarına ve daha sağlıklı bireyler olarak yetişmelerine olanak tanır.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sömestr Tatilinde Aile Bağlarını Güçlendirecek Öneriler&nbsp;</strong></p>

<ol>
	<li><strong>Ailece Birlikte Plan Yapın:</strong>&nbsp;Tatil başlangıcında çocuklarınızla oturup bir “tatil takvimi” oluşturun. Çocukların fikirlerini almak, onların sürece dahil olduğunu hissetmelerini sağlar ve sorumluluk duygularını geliştirir.</li>
	<li><strong>Eğlenceli ve Eğitici Etkinliklere Katılın:</strong>&nbsp;Bir bilim müzesini ziyaret etmek, açık hava tiyatrosuna gitmek ya da bir atölye çalışmasına katılmak, hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim sunar. Bu tür aktiviteler, çocukların yeni şeyler öğrenirken aileleriyle bağ kurmalarına olanak tanır.</li>
	<li><strong>Evde Ortak Projeler Üzerinde Çalışın:</strong></li>
</ol>

<p>Birlikte yemek tarifleri deneyin, el işi projeleri yapın ya da eski fotoğraflardan bir aile albümü hazırlayın. Bu tür etkinlikler, hem yaratıcılığı teşvik eder hem de ortak bir başarı duygusu yaratır.</p>

<ol>
	<li><strong>Doğayla Bütünleşin:</strong>&nbsp;Ailece doğa yürüyüşlerine çıkın, bir piknik organize edin ya da bir kamp macerası planlayın. Doğada geçirilen zaman, stres seviyesini düşürür ve çocuklarla daha samimi sohbetler yapma fırsatı sunar.</li>
	<li><strong>Oyun Saatleri Düzenleyin:</strong>&nbsp;Masa oyunları, bulmacalar veya geleneksel aile oyunları, hem eğlenceli hem de öğreticidir. Bu tür oyunlar, problem çözme becerilerini geliştirirken ekip çalışmasını da teşvik eder.</li>
	<li><strong>Film ve Kitap Günleri Düzenleyin:</strong>&nbsp;Her hafta bir aile filmi izleyip ardından tartışabilir ya da birlikte bir kitap okuyarak üzerine sohbet edebilirsiniz. Bu tür aktiviteler, çocukların eleştirel düşünme ve ifade becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur.</li>
</ol>

<p><strong>‘’Sevgi ve İlgi En Güçlü Bağdır”&nbsp;</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Nadide Demiral, ebeveynlerin çocuklarına gösterdiği sevgi ve ilginin, uzun vadede aile ilişkilerine büyük katkı sağladığını belirtiyor: “Bir çocuğun en büyük ihtiyacı, kendini sevildiğini ve değerli hissettiğini bilmektir. Tatil dönemlerinde aile bireyleri arasında kurulan bu bağ, yalnızca bugün değil, gelecekte de güçlü ilişkilerin temelini oluşturur.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jan 2025 10:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/neden-aile-ici-iletisime-odaklanmaliyiz-1737532212.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tatilde de çocuğunuzun uyku saati ve ekran süresindeki sınırlar korunmalı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/tatilde-de-cocugunuzun-uyku-saati-ve-ekran-suresindeki-sinirlar-korunmali-13715</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/tatilde-de-cocugunuzun-uyku-saati-ve-ekran-suresindeki-sinirlar-korunmali-13715</guid>
                <description><![CDATA[Yarı yıl tatilinin çocuklar için dinlenme ve bireysel gelişim fırsatı sunduğunu belirten uzmanlar, notlara odaklanmak yerine süreci anlamaya çalışmanın önemli olduğunu söylüyor.

Notlar karşısında cezalandırıcı ve suçlayıcı bir yaklaşım sergilemek yerine destekleyici olmanın önemine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çocukla ‘Daha iyi anlaman için nasıl bir yol izleyebiliriz?’ gibi cümlelerle yapıcı bir diyalog başlatabilirsiniz. Böylece çocuğunuzu yargılamak, eleştirmek yerine anladığınızı ve desteklemek istediğinizi göstermiş olursunuz.” dedi. Tatilde aile içi iletişimi güçlendiren etkinliklerin, çocukların ilgi alanlarına yönelik aktivitelerin ve öğrenme sürecini destekleyen faaliyetlerin yapılabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü ayrıca, uyku düzeni ve ekran süresi gibi konularda esneklik sağlarken sınırların korunması gerektiği vurgulandı ve özellikle DEHB’li çocukların düzenli bir programa ihtiyaç duyduklarını hatırlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL&nbsp;Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 2024-2025 eğitim-öğretim yılının ilk yarısının sona ermesiyle ebeveynlerin, çocukların notlarına yaklaşımları ve tatil boyunca verimli vakit geçirmeleri hakkında önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Notlara odaklanmak yerine süreci anlamaya çalışmak önemli!</strong></p>

<p>Yorucu bir dönemin ardından çocuklar için dinlenme ve yenilenme zamanının geldiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Sömestr tatili, sadece dinlenmek için değil, aynı zamanda bireysel gelişim, aile içi bağları güçlendirme ve öğrenme fırsatlarını keşfetmek için de değerlendirilebilir.” dedi.</p>

<p>Bu süreçte ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktalara değinen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü “Karne dönemi, çocukların çabalarının sonuçlarını gördüğü bir zaman olsa da, yalnızca notlara odaklanmak yerine süreci anlamaya çalışmak daha önemlidir. Çocuğunuzun karnesi beklentilerinizin altında olabilir. Bu durumda onu yargılamak ya da cezalandırmak yerine, nedenlerini anlamaya yönelik bir yaklaşım benimseyin.” önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>Ebeveynler, notlar karşısında destekleyici ve yapıcı olmalı…&nbsp;</strong></p>

<p>Çocuğun çabalarının aile bireyleri tarafından takdir edilmesi ve güçlü yönlerinin ön plana çıkarılması gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Karnesiyle ilgili onun düşüncelerini ve duygularını ifade etmesine fırsat tanıyın.” dedi.</p>

<p>Çocukla konuşurken onu yargılamadan düşük notların nedenini bulmasına yardımcı olunmasının önemli olduğunu vurgulayan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Matematik dersinde düşük not alan çocuğunuza ‘Türkçe notların konuyu anladığını gösteriyor ancak Matematik dersinde biraz zorlandığını düşünüyorum. Sen ne düşünüyorsun? Çalışma sistemini gözden geçirmek ister misin?’ diye sorabilirsiniz. ‘Daha iyi anlaman için nasıl bir yol izleyebiliriz?’ gibi cümlelerle yapıcı bir diyalog başlatabilirsiniz.&nbsp;Böylece çocuğunuzu yargılamak, eleştirmek yerine anladığınızı ve desteklemek istediğinizi göstermiş olursunuz.</p>

<p>Kardeşler ya da çevredeki diğer çocuklarla kıyaslamaktan kaçının. Her çocuğun kendi hızında ve farklı alanlarda başarılı olabileceğini unutmayın.”</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü ayrıca, çocuğun başarılı olduğu alanları ödüllendirmek isteyen ebeveynlere, bu ödüllerin maddi değerinden çok, çocuğun kişisel gelişimini destekleyecek etkinliklere yönelik olmasına özen göstermelerini önerdi.</p>

<p><strong>Sömestr tatili, aile içi iletişim ve bağları güçlendirmek için ideal bir fırsat</strong></p>

<p>Ara tatil boyunca çocuklarla evde öğretici etkinler yapılabileceğini dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Evde basit malzemelerle yapılan bilim deneyleri, çocukların öğrenmeye olan ilgisini artırabilir.&nbsp;Eğlenceli ve eğitici aktivitelerle öğrenme sürecini destekleyin.” dedi.</p>

<p>Ailece belirlenen bir saatte kitap okumanın, hem bir rutin oluşturacağına hem de okuma alışkanlığını pekiştireceğine dikkat çeken&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, diğer önerilerini şöyle sıraladı:</p>

<p>“Çocuklarla birlikte yemek yapmak, hem eğlenceli bir aktivite hem de pratik bir öğrenme fırsatıdır. Resim yapmak ya da el işi projeleri gibi faaliyetlerle çocukların yaratıcılığını geliştirebilirsiniz.&nbsp;Tatil boyunca çocuğunuzun eksik olduğu dersleri belirli saatlerde çalışmasını teşvik edin. Çocuğunuzun ilgi alanlarına yönelik aktiviteler planlayın. Spor, sanat ya da müzik gibi alanlar, hem özgüvenlerini artırır hem de yeni beceriler kazanmalarını sağlar.</p>

<p>Sömestr tatili, yoğun okul döneminde ihmal edilen aile içi iletişim ve bağları güçlendirmek için ideal bir zamandır. Çocuğunuzla açık havada vakit geçirin. Doğa yürüyüşleri, tarihi yer gezileri ya da birlikte yapılacak spor aktiviteleri hem fiziksel hem de duygusal olarak fayda sağlar. Sinema ve tiyatro gibi etkinlikler, çocukların yaratıcılıklarını geliştirmelerine yardımcı olabilir.”</p>

<p><strong>Tatilde uyku saatleri ve ekran süresi&nbsp;</strong><strong>dengeli bir şekilde yönetilmeli!</strong></p>

<p>Tatil boyunca çocukların televizyon, tablet ve bilgisayar kullanımının artabileceği uyarısını yapan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Ancak, bu süreyi sınırlandırmak ve dengeli bir şekilde yönetmek önemlidir. Teknoloji kullanım süresini çocuklarınızla birlikte belirleyin.&nbsp;Tatiller, çocuklar için kurallardan tamamen uzaklaşma dönemi gibi algılanabilir. Ancak belli sınırların korunması, hem çocukların güven duygusunu artırır hem de tatilin daha verimli geçmesini sağlar.” dedi.</p>

<p>Uyku saatleri ve ekran süresi gibi konularda esneklik sağlanabileceğini ancak tamamen kuralsızlığın çocuğun günlük düzenini bozabileceğini hatırlatan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, bu kuralları çocuklarla birlikte belirlemenin, onların da sürece katılımını sağlayacağını söyledi.</p>

<p><strong>DEHB’li çocuklar, düzenli bir programa ihtiyaç duyar…</strong></p>

<p>Dikkat eksikliği be hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklar için tatilin, rutinlerini kaybetmeleri nedeniyle zorlayıcı bir dönem olabileceğinin altını çizen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Ancak bu süreç, onların ihtiyaçlarına göre düzenlenirse oldukça verimli hale getirilebilir.” dedi.</p>

<p>DEHB’li çocukların, düzenli bir programa ihtiyaç duyduklarını yineleyen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Tatil boyunca yapacakları aktivitelerin sıralandığı bir plan oluşturabilirsiniz. Bu plan, eğlenceli ve öğretici etkinlikler arasında dengeli bir geçiş sunmalı. Uzun süreli etkinlikler yerine, daha kısa ve ilgi çekici etkinlikler tercih edilmeli. DEHB’li çocukların enerjilerini atabilecekleri spor aktiviteleri veya açık hava oyunları, hem fiziksel hem de zihinsel sağlıkları için faydalıdır.”&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jan 2025 10:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/tatilde-de-cocugunuzun-uyku-saati-ve-ekran-suresindeki-sinirlar-korunmali-1737532133.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tiroid hastalıkları riski kadınlarda 5-10 kat daha fazla</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/tiroid-hastaliklari-riski-kadinlarda-5-10-kat-daha-fazla-13714</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/tiroid-hastaliklari-riski-kadinlarda-5-10-kat-daha-fazla-13714</guid>
                <description><![CDATA[Boynun ön kısmında, gırtlağın hemen altında yer alan ve kelebek şeklinde bir bez olan tiroid; vücudun metabolizmasını, büyümesini ve gelişmesini düzenleyen hormonlar üretiyor. Tiroid hastalıklarının kadınları 5-10 kat daha fazla etkilediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid hastalıklarının çoğunda genetik faktörlerin etkisi güçlü olmamakla beraber bu rahatsızlıklara sahip aile fertleri bulunanlarda, 40 yaş üstü kişilerde ve bağışıklık sistemi hastalıkları olanlarda diğer kişilere göre tiroid kaynaklı sağlık problemleri daha sık görülüyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tiroid hastalığının türüne göre belirtilerin de farklılaştığını söyleyen&nbsp;Anadolu Sağlık Merkezi&nbsp;Hastanesi&nbsp;Genel Cerrahi Uzmanı&nbsp;Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid bezinin fazla çalışması; çarpıntı, aşırı terleme, sıcak basması, anksiyete, uyku sorunları, titreme, adet düzensizlikleri ve hızlı bağırsak hareketleri yani ishale yol açabiliyor. Buna karşın bu bezin daha az çalışması ise kilo artışı, halsizlik, depresyon, cilt kuruluğu, kabızlık ve ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Tiroid bezinin iltihaplanması boyun ağrısı veya boyun hassasiyetine yol açarken, nodül veya guatr varlığında ise boyunda şişlik, nefes darlığı, yutma güçlüğü, ses değişimi ve ağrı görülebiliyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kanser ve guatr tedavisinde cerrahi önemli</strong></p>

<p>Tiroid bezi rahatsızlıklarının büyük bir bölümünde cerrahiye ihtiyaç duyulmadığını paylaşan&nbsp;Genel Cerrahi Uzmanı&nbsp;Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Ancak biyopsi ile kanıtlanmış tiroid kanseri varlığı veya şüphesi durumunda tiroid bezinin tamamı veya bir kısmı alınır. Kanser dışında büyük ve semptomatik guatrlarda, Graves hastalığı veya toksik nodüler hastalık gibi hipertiroidi yaratan durumlarda da cerrahiye başvurulabilir. Cerrahi tedavinin boyutu; tiroid bezi hastalığının ne olduğuna, tipine ve yaygınlığına göre değişkenlik gösterebilir” açıklamasında bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>Geçici ses kısıklığı 6 ay sürebilir</strong></p>

<p>Tiroid cerrahisi sonrasında geçici ses kısıklığının yüzde 1-10, kalıcı ses kısıklığının ise yüzde 1 civarında görülüğünü paylaşan&nbsp;Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tecrübeli bir cerrah ve kullanılan sinir mönitörizasyon sistemleri, cerrahi sırasında ses kısıklığına yol açacak sinir hasarı riskini azaltmada etkili faktörlerdir. Tabii daha önce tiroid ameliyatı olmuş hastalara ilk operasyondan sonra tekrar cerrahi yapılması durumunda ses kısıklığı ihtimalinin daha yüksek olduğu bilinmeli. Bunun dışında cerrahiden sonra oluşan ve kalsiyum düşüklüğüne bağlı çoğu şikâyet normale döner ancak bazı durumlarda kalsiyum içeren ilaçlar ve aktif D vitamini ile takviye gerekebilir” dedi.</p>

<p>Tiroid ameliyatı esnasında ve sonrasında meydana gelebilecek en önemli komplikasyonların kanama, ses kısıklığı ve kalsiyum düşüklüğü olduğunu söyleyen&nbsp;Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Kalsiyum düşüklüğü, vücuttaki kalsiyum seviyelerini kontrol eden paratiroid bezlerin cerrahi sırasında etkilenmesinden dolayı ortaya çıkabilir. Tiroid bezinin yakınında bulunan sinirlerin zarar görmesi de geçici veya kalıcı ses kısıklığına neden olabilir ancak bu durum 6 ay içinde normale dönebilir” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Ameliyattan sonra 10 günde günlük yaşama dönülüyor</strong></p>

<p>Tiroid cerrahisi öncesinde özel bir hazırlığa gerek olmadığını belirten&nbsp;Dr. Emre, “Ancak operasyona girmeden önce özellikle daha önce tiroid bölgesinde cerrahi uygulanmış hastalara, ses teli fonksiyonlarının değerlendirmesi önerilir. Hasta genellikle ameliyattan sonraki 10 gün içinde günlük işleri rahatlıkla yapacak duruma gelir. Cerrahi sonrası yara yerinde iz oluşumunu azaltmak için doğrudan güneş ışınından kaçınmak gerekir. İşlemden 6-8 hafta sonraki kan tahlillerinde her şey yolundaysa yapılabilecek boyun egzersizlerinin uygulanması da hareket serbestliğinin erkenden kazanılmasına yardımcı olur. İlerleyen dönemde ise yıllık ultrason ve kan testleri ile hastanın takip edilmesi gerekir” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jan 2025 10:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/tiroid-hastaliklari-riski-kadinlarda-5-10-kat-daha-fazla-1737532050.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MEVSİMSEL DEPRESYONUN 9 BELİRTİSİNE DİKKAT!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/mevsimsel-depresyonun-9-belirtisine-dikkat-13713</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/mevsimsel-depresyonun-9-belirtisine-dikkat-13713</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk havalar, gri bulutlar ve yağmur… Son zamanlarda pek çok insan kış aylarının kendine özgü bu atmosferinde, depresyonda olduğunu bilmeden farklı bir ruh haline büründüğünü ifade ediyor. Uzmanlar bu dönemde mevsimsel depresyondaki artışa dikkat çekiyor. Mevsimsel depresyon, geçici bir süre ile görülen mevsim değişikliğine kişinin fizyolojik verdiği tepkiye bağlı depresyon türlerinden biri olarak biliniyor. Bu depresyon türünün çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında yaşandığı gözlemleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Bahçelievler&nbsp;Hastanesi Klinik Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Deniz Mutlu, mevsimsel depresyon ile ilgili bilgi verdi.&nbsp;</p>

<p><strong>Kışın yaşanan halsizlik depresyon belirtisi olabilir&nbsp;</strong></p>

<p>Mevsimsel depresyonda olan kişide bazı belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu belirtiler kişinin depresyonda olduğunu belli eden, kendisiyle ve çevresiyle bağını zayıflatan belirtiler olmaktadır.&nbsp;</p>

<ol>
	<li>Günlük hayatta dikkatini toplayamamak,&nbsp;</li>
	<li>Sürekli halsizlik hissinin oluşması,&nbsp;</li>
	<li>Daha fazla yemek yeme ihtiyacı,&nbsp;</li>
	<li>Gün içerisinde uyku artışı,&nbsp;</li>
	<li>Uyumakta ve uyanmakta zorlanmak,&nbsp;</li>
	<li>Olumsuz düşüncelere kapılmak,&nbsp;</li>
	<li>En basit işleri bile yapmak istemekte zorlantı,</li>
	<li>Kilo problemleri,&nbsp;</li>
	<li>Sosyal aktivitelerde yetersizlik,</li>
</ol>

<p>gibi&nbsp;belirtilerin görülmesiyle, kişinin mevsimsel depresyonda olabileceği düşünülebilmektedir.</p>

<p>Eğer bütün bunlar her sonbahar döneminde kendini gösteriyorsa kronik anlamda mevsimsel duygu durum bozukluğu yaşandığı ifade edilebilmektedir.</p>

<p>Mevsimsel depresyon, kalıcı depresyondan farklı olarak mevsim şartlarının getirdiği kısıtlamalar geçtiğinde ortadan kalkmaktadır. Ancak yine de yılın 6 ayı sürecek bir depresyon kişinin günlük enerjisini düşürmekte ve genel olarak hayat akışını olumsuz etkilemekle birlikte psikoterapi ve psikiyatri desteği alması önerilir.</p>

<p><strong>Bilişsel davranışçı terapi ile mevsimsel depresyon tedavi edilebilir</strong></p>

<p>Mevsimsel depresyonun tedavisinde antidepresanlar, D vitamini takviyesi, ışık (fototerapi)<strong>&nbsp;</strong>ve bilişsel davranışçı terapiye başvurulmaktadır.</p>

<p>Klinik psikolojinin ilgilendiği alanlardan biri olan bilişsel davranışçı terapi, mevsimsel depresyonun tedavisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu yöntemde bireyin işlevsellik düzeyini düşüren olumsuz düşünce kanalları azaltılarak düşünce süreçlerini gerçekçi ve işlevsel bir düzeye ulaştırarak düşünce değişimi sağlanmaktır. Bilimsel araştırmalar sonucunda, kişilerin farkındalığı arttıkça depresyon ile mücadele etme mekanizmalarının güçlendiği ve bununla paralel olarak günlük işlevsellik düzeyinin yükseldiği kanıtlanmıştır.</p>

<p>Tüm psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi mevsimsel depresyonun tedavisinde de bireyin yaşamında birçok alana müdahale gerekmektedir. Bu nedenle mevsimsel depresyonda da bütüncül yaklaşım önemlidir. Bu durum insan doğasının biricik ve karmaşık yapısıyla ilişkili olmaktadır.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jan 2025 10:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/mevsimsel-depresyonun-9-belirtisine-dikkat-1737531943.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tedavi edilmeyen boyun ağrısı birçok sorunu tetikleyebilir!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/tedavi-edilmeyen-boyun-agrisi-bircok-sorunu-tetikleyebilir-13712</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/tedavi-edilmeyen-boyun-agrisi-bircok-sorunu-tetikleyebilir-13712</guid>
                <description><![CDATA[Tedavi edilmeyen boyun ağrısı ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kemal Paksoy, bunların başında kas ve iskelet sistemi problemleri, sinir sıkışması, duruş bozuklukları, baş ağrıları ve uyku sorunları geldiğini söyledi.

Kronik ağrının ruh sağlığını da olumsuz etkileyebileceğini vurgulayan Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik ağrı, stres ve anksiyeteyi artırabilir. Ayrıca kronik ağrı çeken kişiler, yaşam kalitesinin düştüğünü hissedebilir ve bu, depresyon riskini de artırabilir.” dedi. Erken teşhis ve tedaviyle bu sorunların önlenebileceğini ifade eden Op. Dr. Kemal Paksoy, fizik tedavi, egzersiz ve ergonomik düzenlemelerin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL&nbsp;Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kemal Paksoy, tedavi edilmeyen boyun ağrısının neden olabileceği sağlık sorunlarından bahsetti.</p>

<p><strong>Fiziksel ve fonksiyonel problemlerin nedeni boyun ağrısı olabilir!</strong></p>

<p>Tedavi edilmeyen boyun ağrısının birçok sağlık sorununa yol açabileceğini dile getiren Op. Dr. Kemal Paksoy, “Uzun süreli veya kronik boyun ağrısı, birçok fiziksel ve fonksiyonel problem oluşturabilir. Bunların başında da kas ve iskelet sistemi sorunları gelir.” dedi.</p>

<p>Uzun süreli boyun ağrısının, omurga disklerinin zayıflamasına veya fıtıklaşmasına neden olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Kemal Paksoy, “Bu durum, sinir köklerine baskı yaparak ağrı ve uyuşmaya yol açabilir. Boyun ağrısı ayrıca, boyun omurlarında osteoartrit gelişimine katkıda bulunabilir. Bu, eklem ağrılarına ve hareket kısıtlılığına yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Kas zayıflıklarından uyku bozukluklarına kadar farklı sorunlar ortaya çıkabilir!</strong></p>

<p>Boyun ağrısı tedavi edilmezse, ilgili kasların zayıflayabileceğini, bu durumun da genel fiziksel zayıflığa ve hareket kısıtlılığına neden olabileceğini aktaran Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik boyun ağrısı, kas disfonksiyonuna yol açabilir. Bu, boyun kaslarının düzgün çalışmaması ve ek ağrılara yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Sinir sıkışması ve sinir problemleri de görülebileceğini dile getiren&nbsp;Op. Dr. Kemal Paksoy, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Boyun bölgesindeki sinir köklerinin sıkışması, boyundan kollara veya ellere yayılan ağrılara ve uyuşmalara neden olabilir. Uzun süreli ağrı ve sinir baskısı, sinir hasarına ve nöropatiye yol açabilir. Bu durum, duyu kaybı, uyuşma ve karıncalanma hissi gibi semptomlara neden olabilir. Boyun ağrısı, boynun hareket aralığını kısıtlayabilir ve günlük aktiviteleri zorlaştırabilir. Bu, kişinin yaşam kalitesini etkileyebilir.</p>

<p>Kronik boyun ağrısı, duruş bozukluklarına yol açabilir. Kötü duruş alışkanlıkları, boyun ağrısını daha da kötüleştirebilir ve omurga sorunlarına yol açabilir. Boyun ağrısı, gerilim tipi baş ağrılarına yol açabilir. Bu baş ağrıları, stres ve kas gerginliği ile ilişkili olabilir. Kronik ağrı, uyku kalitesini bozabilir ve genel yorgunluğa neden olabilir. Rahat bir uyku uyumayı zorlaştırabileceği için uyku bozukluklarına da yol açabilir.”</p>

<p><strong>Kronikleşen ağrı depresyon riskini artırıyor!&nbsp;</strong></p>

<p>Boyun ağrısının sadece fiziksel değil ruhsal etkileri de olabileceğine vurgu yapan Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik ağrı, stres ve anksiyeteyi artırabilir. Bu da kişinin genel ruh hali ve mental sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.” dedi.</p>

<p>Sürekli ağrının, depresyon riskini de artırabileceğini ifade eden Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik ağrı çeken kişiler, yaşam kalitesinin düştüğünü hissedebilir ve bu, depresyon riskini artırabilir. Boyun ağrısı, günlük aktiviteleri, iş ve sosyal yaşamı kısıtlayabilir. Bu da yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Erken teşhisle, diğer sağlık sorunları önlenebilir…&nbsp;</strong></p>

<p>Boyun ağrısı oluşumunu önlemek ve etkilerini en aza düşürmek için erken müdahalenin önemli olduğunu aktaran&nbsp;Op. Dr. Kemal Paksoy, “Boyun ağrısının erken dönemde tedavi edilmesi, neden olabileceği sağlık sorunlarının önlenmesine yardımcı olabilir.” dedi.</p>

<p>Boyun ağrısı tedavisi için kullanılan yöntemlere de değinen Op. Dr. Kemal Paksoy, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Egzersiz ve fizik tedavi, boyun ağrısını yönetmek ve uzun vadeli komplikasyonları önlemek için etkili olabilir. İyi duruş alışkanlıklarının benimsenmesi ve ergonomik düzenlemeler yapılması, ağrı ve ilgili sorunları azaltabilir.</p>

<p>Kronik boyun ağrısının sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek ve tedavi etmek için bir sağlık profesyoneline danışmak önemli bir nokta. Ağrının nedenlerini belirlemek ve etkili bir tedavi planı oluşturmak için gerekir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Jan 2025 10:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/tedavi-edilmeyen-boyun-agrisi-bircok-sorunu-tetikleyebilir-1737531840.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser riskini menopoz değil ilerleyen yaş artırıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/kanser-riskini-menopoz-degil-ilerleyen-yas-artiriyor-13711</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/kanser-riskini-menopoz-degil-ilerleyen-yas-artiriyor-13711</guid>
                <description><![CDATA[Bir kadının yumurtalıklarındaki işlev kaybı nedeniyle hiç adet görmediği dönem menopoz olarak adlandırılıyor. Halk arasında çoğu zaman bir hastalık gibi söz edilen menopozun bu yanlış algının aksine aslında bir hastalık değil, fizyolojik bir süreç olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, “Kadınlarda en sık karşılaşılan kanser türleri genellikle menopoz döneminde görülüyor ancak buradaki esas faktörün menopoz değil yaş olduğu unutulmamalı” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Menopozun bir hastalık olmamasına karşın bazı rahatsızlıklara yol açabildiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi&nbsp;Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, “Kadınlarda menopoz şikayetleri; diyet planları, egzersiz programları ve çeşitli ilaçlar gibi destek tedavilerle ortadan kaldırılabiliyor. Tüm dünyada kadınlar arasında en sık görülen meme, akciğer ve kolon kanserlerine bu süreçte daha sık rastlanıyor. Bu nedenle düzenli doktor kontrollerine menopoz döneminde de devam edilmesi erken tanı ve tedavi için çok önemli” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Düzenli muayene için belirtiye ihtiyaç yok</strong></p>

<p>Kadınların herhangi bir belirtiyi beklemeden düzenli olarak yılda bir kez jinekolojik muayenelerini yaptırmalarının hayati olduğunun altını çizen Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, “Erken evrede tespit edilmiş jinekolojik kanserlerin neredeyse hepsinde kanserden tamamen kurtulmak mümkün. Hem kadınlarda hem de erkeklerde ilerleyen yaşa bağlı olarak kanser riskinin arttığı biliniyor. Menopoz sürecinin de 48 ve 50’li yaşlarda başlaması göz önüne alındığında özellikle bu dönem ve sonrasında sık görülen kanser türlerine karşı dikkatli olmakta fayda var. Hiçbir şikâyet olmasa da gerekli taramaların yapılması erken tanı için hayat kurtarıcı” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Menopozda inatçı kaşıntılar kanser alarmı olabilir</strong></p>

<p>Vajinal ya da rektal kanama, bölgesel inatçı kaşıntılar, geçmeyen şişkinlik, hazımsızlık, kabızlık ve ishal gibi belirtilerde zaman kaybetmeden jinekolojik muayene yaptırılması gerekir diyen Uzm. Dr. Cem Yalçınkaya, "Vajinanın dış tabakası olan vulvada görülen inatçı kaşıntıların altından nadiren de olsa kanser çıkabiliyor. Cinsel ilişki sonrası kanama ya da anormal akıntılar rahim ağzı kanserinin bir belirtisi olabilir. Şişkinlik, hazımsızlık, kilo kaybı, çabuk doyma gibi şikayetler ise, daha az görülen yumurtalık kanserine işaret edebilir. Kolon kanseri de kabızlık, ishal ve rektal kanama gibi şikayetlerle kendini gösterebilen bir kanser türü” dedi.</p>

<p><strong>&nbsp;</strong><strong>HPV aşısı hayat kurtarıyor</strong></p>

<p>HPV pozitif kişilerin sık taramalarla yakından takip edilmesi gerektiğini dile getiren Dr. Yalçınkaya, “Bilindiği gibi HPV taşıyıcısı olmak, serviks yani rahim ağzı kanseri için başlı başına yüksek bir risk bu yüzden 30 yaşından sonra her kadının, herhangi bir şikâyeti olmasa bile 3-5 yıllık periyotlarla HPV testi yaptırması öneriliyor. Tüm dünyada 150’den fazla ülkede ulusal aşı programında yer alan HPV aşısı, ülkemizde isteğe bağlı olarak yaptırılabiliyor” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p>Aşının, virüsün sebep olduğu rahim ağzı kanseri riskini azalttığının bilimsel olarak kanıtlandığını vurgulayan Dr. Cem Yalçınkaya, “Herhangi bir ciddi yan etkisi olmayan aşının, 9 yaşından sonra cinsel aktivite dönemine girilmeden yapılması öneriliyor ve bu sayede ömür boyu koruma sağlıyor. Cinsel aktif olanların ise 45 yaşından önce yaptırmaları tavsiye ediliyor. 15 yaşa kadar 2 doz uygulanan aşı, 15 yaşından sonra yaptıranlar için 3 doz olarak düzenleniyor. Erkekler ve kadınlar arasında doz farkı bulunmuyor. Aşının 45’ten sonra bir yaş sınırı yok ancak koruma etkisi, yaş ilerledikçe azalıyor. Bu nedenle 9 yaş itibariyle ne kadar erken yaptırılırsa o kadar faydalı” dedi.</p>

<p><strong>Menopoz dönemi kanser tedavi sürecini zorlaştırabilir</strong></p>

<p>Adetin kesilmesiyle oluşan bazı şikayetlerin kanser tedavisi gören kadınları zorlayabildiğini söyleyen Dr. Yalçınkaya, “Sıcak basmaları, gece terlemeleri, duygu durum değişiklikleri, vajinal kuruluk ve buna bağlı ilişkide ağrı duyma gibi bazı semptomlar, kanser tedavileriyle birleştiğinde daha şiddetli hissedilebilir. Bu şikayetleri hafifletmek için hormon ya da hormon dışı ilaçlar, yaşam tarzı değişiklikleri, akupunktur veya meditasyon gibi tedavi seçeneklerine başvurulabilir. Her bireyin durumu farklı olduğu için tedavi yöntemleri konusunda doktorların hastalarıyla konuşarak kişiye özel tedavi planı oluşturması önemli” şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Jan 2025 10:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/kanser-riskini-menopoz-degil-ilerleyen-yas-artiriyor-1737531744.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklara empati kazandırmak, onların daha mutlu olmalarını sağlıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklara-empati-kazandirmak-onlarin-daha-mutlu-olmalarini-sagliyor-13710</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklara-empati-kazandirmak-onlarin-daha-mutlu-olmalarini-sagliyor-13710</guid>
                <description><![CDATA[Empati becerisinin sosyal ilişkiler ve toplumsal uyum için önemli olduğunu belirten uzmanlar, empatinin çocuklar için kritik bir değer olduğunu söylüyor.

Çocuklara empati kazandırmanın, onların daha sağduyulu ve anlayışlı bireyler olmalarını sağlayacağını dile getiren Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bebekler 2 yaşında başkalarının duygularını fark edebilirler, okul öncesi dönemde ise bu beceri daha belirgin hale gelir.” dedi. Çocukların empatiyi gözlem yoluyla öğrendiklerini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ebeveynlerin empatik davranışlarla model olmalarının önemine dikkat çekti ve duygu farkındalığı için drama, kitaplar ve oyunların etkili araçlar olduğunu, okullarda empati odaklı programlar ve yardımlaşma projelerinin bu beceriyi geliştirebileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL&nbsp;Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda&nbsp;Ergür, empatinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu ve çocuklara empati kazandırmak için ipuçları paylaştı.</p>

<p><strong>Empati kritik bir değer…</strong></p>

<p>Bir kişinin kendini başkasının yerine koyarak onun duygularını, düşüncelerini ve deneyimlerini anlaması durumunun empati olduğunu dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Eda&nbsp;Ergür, “Empati kurmak bireylerin karşısındakinin hislerine uygun bir şekilde yanıt verebilmesini de sağlayacağı için insanları birbirine yaklaştırır, çatışmaları önler ve yardımlaşmayı teşvik eder.” dedi.</p>

<p>Karşımızdakinin yaşadığı zorluğu ya da sevinci kavrayabildiğimizde sosyal ilişkilerin derin ve anlamlı hale geleceğini, toplumsal uyumun da artacağını aktaran&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Eda&nbsp;Ergür, “Empati, çocukların da sosyal becerilerini geliştirmeleri açısından kritik bir değerdir. Çocuklara empati kazandırmak, onların daha sağduyulu ve anlayışlı bireyler olmalarına yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çocuklar empatiyi gözlem yoluyla öğreniyor…&nbsp;</strong></p>

<p>Çocuklarda empatinin bebeklik döneminde başladığını ve zamanla geliştiğini hatırlatan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Eda&nbsp;Ergür, “Bebekler 2 yaşında başkalarının duygularını fark edebilirler, okul öncesi dönemde ise bu beceri daha belirgin hale gelir. Okul çağında empati daha karmaşık hale gelir ve çocuklar başkalarının duygularını daha iyi anlamaya başlarlar.” dedi.</p>

<p>Çocukların empatiyi gözlem yoluyla öğrendiklerine dikkat çeken&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Eda&nbsp;Ergür, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu sebeple bakım verenlerin empatik davranışlar sergileyerek model olmaları ve de çocuklara duygu farkındalığı konusunda destek sağlıyor olmaları empati becerisi gelişimini sağlayacaktır. Çocuklarla duygular hakkında konuşmak, hem kendi duygularını fark etmelerine hem de başkalarının hislerini anlamalarına destek olacaktır. Empati, zamanla geliştirilen bir beceridir ve çocukları sosyal ve duygusal anlamda daha güçlü bireyler yapar.”</p>

<p><strong>Empati, çocukların hem sosyal hem de duygusal olarak başarılı ve mutlu olmalarına yardımcı olur</strong><strong>&nbsp;</strong></p>

<p>Empati becerisinin, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimine birçok açıdan olumlu katkı sağladığını ifade eden&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Eda&nbsp;Ergür, “Empati, çocukların başkalarının duygularını anlamalarını ve onlara uygun tepki verebilmelerini sağlayarak sağlıklı ilişkiler kurmalarına destek olur. Sağlıklı ilişkiler, çocukların özgüvenini artırır ve duygusal olarak daha dayanıklı olmalarını sağlar. Bunun yanı sıra empati çocukların duygusal farkındalık aracılığıyla etkili iletişim becerileri geliştirmelerine ve çatışmaları çözmelerine de yardımcı olur. Özetle; empati becerisi çocukların hem sosyal çevrelerinde hem de duygusal dünyalarında daha başarılı ve mutlu bireyler olmalarına yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Çocuklarla duygular hakkında konuşulmalı</strong></p>

<p>Çocuklara empati kazandırmak için yapılabileceklere değinen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Öncelikle duygular hakkında bol konuşma yapmak, duyguları adlandırmak çocuğun hem kendi hem de başkalarının duygularını tanımalarına yardımcı olacaktır. Duygu farkındalığı için duygu kartları, kutu oyunları ve de kitaplar hem eğlenceli hem de öğretici kaynaklar olarak kullanılabilir. Bunların yanı sıra ebeveynlerin empatik davranışlar sergilemeleri, çocukların duygu ve düşüncelerini dikkatle dinlemeleri ve de paylaşmayı desteklemeleri oldukça önemlidir. Ayrıca, olaylara başkalarının bakış açısıyla bakmayı öğretmek ve duygusal olaylar üzerine birlikte düşünmek empati gelişimini destekler.”</p>

<p><strong>Drama, çocuklara&nbsp;</strong><strong>empati&nbsp;becerisi kazandırmak için kıymetli bir araç</strong></p>

<p>Okullarda ise empati eğitiminin, sosyal ve duygusal becerileri geliştiren müfredat ve programlar aracılığıyla uygulanabileceğini belirten&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Eda&nbsp;Ergür, “Bu programlarla öğrencilerin duyguları tanımasını, başkalarının bakış açılarını anlamasını ve empati geliştirmesini desteklemek mümkün olacaktır. Örneğin drama, çocuklara beceri kazandırma açısında oldukça kıymetlidir; öğrenciler bu sayede farklı karakterlerin yerlerine geçerek başkalarının duygu ve düşüncelerini kolaylıkla anlayabilirler. Drama gibi etkinliklere ek olarak okullarda yardımlaşma projeleri düzenleyerek de öğrencilerin başkalarına yardım etmelerini ve ihtiyaç sahiplerinin hislerini anlamaları desteklenerek, empatiyi uygulamalı olarak öğrenmeleri sağlanabilir. Bu gibi yöntemler, öğrencilerin empatiyi öğrenmelerine ve sosyal ilişkilerde başarılı olmalarına yardımcı olur.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Jan 2025 10:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/cocuklara-empati-kazandirmak-onlarin-daha-mutlu-olmalarini-sagliyor-1737531593.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabetle Sağlıklı Yaşam: Riskleri Tanıyın, Sağlığınızı Koruyun!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/diyabetle-saglikli-yasam-riskleri-taniyin-sagliginizi-koruyun-13709</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/diyabetle-saglikli-yasam-riskleri-taniyin-sagliginizi-koruyun-13709</guid>
                <description><![CDATA[Diyabet, tüm dünyada giderek artan bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Günlük hayatın yoğun temposu, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam gibi faktörler diyabet riskini artırıyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Dyt. Selin Yavuz Tip 1 ve Tip II diyabet hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet, insülinin yeterli üretilememesi, etkisinin zayıf olması ya da her iki durumun bir arada bulunması nedeniyle vücutta kan şekeri dengesinin bozulduğu bir metabolik bozukluktur. Bu süreç, genetik yatkınlık, yaşam tarzı faktörleri, obezite ve çevresel etkenlerle birleşerek hastalığın gelişimini etkiler.&nbsp;</p>

<p><strong>Tip 1 Diyabet</strong></p>

<ul>
	<li>Genellikle ani ve hızla gelişir. Genellikle 30 yaşından önce başlar.&nbsp;</li>
	<li>Çocuklarda ve gençlerde görülür.</li>
	<li>Vücut, çok az insülin üretir ya da hiç insülin üretmez. İnsülin eksikliği nedeniyle kan şekeri yüksek seviyelerde kalır. Bu bireyler, kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutabilmek için yaşamları boyunca insülin almak zorundadırlar.</li>
	<li>Genetik yatkınlık önemli bir risk faktörüdür.</li>
</ul>

<p><strong>Tip 1 Diyabetin Belirtileri;</strong></p>

<p>Tip I diyabetin semptomları hemen her zaman birdenbire ortaya çıkar.</p>

<ul>
	<li>Aşırı susama</li>
	<li>Aşırı acıkma</li>
	<li>Ani kilo kaybı</li>
	<li>Sık idrar yapma</li>
	<li>Aşırı yorgunluk hissi şeklinde görülür.</li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabet&nbsp;</strong></p>

<ul>
	<li>Ailesinde diyabetli olanlar,</li>
	<li>BMI &gt;25</li>
	<li>4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlar,</li>
	<li>Stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir.</li>
	<li>Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir.</li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabetin Belirtileri&nbsp;</strong></p>

<ul>
	<li>Yorgunluk hissetmek,</li>
	<li>Sık sık infeksiyon gelişmesi</li>
	<li>Ciltteki kesiklerin veya yaraların çok yavaş iyileşmesi</li>
	<li>Sık idrar yapma8</li>
	<li>Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma</li>
	<li>Açlık hissinin fazlalaşması ve çok yeme</li>
	<li>Ağız kuruluğu ve çok su içme&nbsp;</li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabetin Nedenleri</strong></p>

<ul>
	<li>Karaciğerde glikoz üretimi artışı</li>
	<li>İnsülin direnci&nbsp;</li>
</ul>

<p><strong>Tıp II Diyabette Risk Faktörleri</strong></p>

<ul>
	<li>Yaşı 40'ın üzerinde olanlar,</li>
	<li>Şişmanlar,</li>
	<li>Ailelerinde başka diyabet hastaları bulunanlar,</li>
	<li>Gebelik sırasında diyabet gelişenler,</li>
	<li>4,5 kg'dan daha ağır bebek doğuranlar,</li>
	<li>Bir hastalığın veya yaralanmanın stresini yaşayanlar,</li>
	<li>Tansiyonu yüksek olanlar</li>
</ul>

<p><strong>Gestasyonel Diyabet</strong></p>

<p>Gestasyonel diyabet (GD), diyabeti olmayan ancak hamilelik sırasında diyabet gelişen kadınlarda görülen bir durumdur. Genellikle gebelik sonrasında düzelir, ancak sonraki gebeliklerde yeniden ortaya çıkma riski bulunur. &nbsp;</p>

<ul>
	<li>Gestasyonel diyabetin %80'i, ilerleyen yıllarda tip 2 diyabete dönüşme eğilimindedir. &nbsp;</li>
	<li>Gestasyonel diyabet geçiren kadınların, 16 yıl içinde diyabet geliştirme riski %30 iken, bu oran genel nüfus için sadece %10’dur. &nbsp;</li>
	<li>Hamilelik sırasında kilo artışı 20 kg'ı aşarsa, gestasyonel diyabet tanısı kesin olarak konulur.</li>
</ul>

<p><strong>Diyabetin Teşhisi</strong></p>

<ol>
	<li>Kan şekeri ölçümü =&nbsp;AKŞ &gt; 126 mg / dl ise DM</li>
	<li>Oral Glukoz Tolerans TESTİ (OGTT) = Akş 100-126 mg/dl. Arasında olanlara yapılır.</li>
	<li>İdrar Şekerinin Kontrolü&nbsp;</li>
	<li>Keton Testi&nbsp;</li>
</ol>

<p><strong>Diyetisyenin Diyabetteki Rolü Nedir?</strong></p>

<p>Diyetisyenler, diyabetin yönetiminde önemli bir rol oynar ve kişiye özel beslenme planları oluşturarak kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.&nbsp;</p>

<p>Bireylerin beslenme ihtiyaçlarını değerlendirir, onlara uygun yemek planları sunar ve yaşam tarzı değişikliklerini benimsemelerine rehberlik eder.</p>

<p>Danışanı ile birlikte çalışarak diyet alışkanlıklarını iyileştirir, kilo kontrolünü destekler ve yeterli beslenmeyi sağlar. Bu süreç, karbonhidrat, yağ ve protein gibi makro besinlerin doğru miktarda ve zamanında tüketilmesiyle kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesini hedefler.&nbsp;</p>

<p>Diyabetli bireylerin sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlamak için beslenme düzeninin yanı sıra düzenli egzersiz yapmaları için de önerilerde bulunur.&nbsp;</p>

<p><strong>Hangi Yiyecekler Tüketilmelidir?&nbsp;</strong></p>

<p>Herhangi bir yiyeceği aşırı miktarda tüketmekten kaçının; sağlıklı beslenmenin temelinde denge vardır. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri doğru miktarda ve zamanında almak, hiperglisemi ve hipoglisemi risklerini azaltarak kan şekerini kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Ayrıca, bu denge hem kısa vadede hem de uzun vadede olası komplikasyonların önlenmesine veya ertelenmesine katkı sağlar.</p>

<p>Yağsız süt, düşük yağ içeriğine sahip olsa da kalorisi bulunmaktadır. Diyet ürünleri şekersiz olabilir, ancak bunların içinde bulunan un, yağ ya da meyve şekeri, kan şekeri ve yağ seviyelerinin kontrolü için ideal olmayabilir. Eğer porsiyonlarınızı düzgün bir şekilde kontrol edebiliyorsanız, sevdiğiniz pek çok farklı yiyeceği, dengeli bir şekilde tüketebilirsiniz.</p>

<p><strong>Beslenme Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir?</strong></p>

<p>Diyabetin beslenme tedavisinin amacı, diyabetli birey için yaşam boyu sürdürülebilir ve ideal bir beslenme planı oluşturmaktır. Bu planın hedefleri şunlardır:</p>

<ul>
	<li>Kan şekerini normal seviyelerde tutmak, &nbsp;</li>
	<li>Hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gibi ani komplikasyonları önlemek, &nbsp;</li>
	<li>İdeal vücut ağırlığını sağlamak ve bunu korumaktır.</li>
	<li>Tip 2 diyabetli bireyler için, beslenme tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:</li>
	<li>Bireysel ihtiyaçlara uygun, yeterli miktarda ve doğru zamanlamayla yemek yemek, &nbsp;</li>
	<li>Kan şekeri kontrolünü sağlamak için kişiye uygun miktarda karbonhidrat içeren besinler tüketmek, &nbsp;</li>
	<li>Besin çeşitliliğini artırmak, &nbsp;</li>
	<li>Lif alımını artırarak posalı besinler tüketmek, &nbsp;&nbsp;</li>
	<li>Basit şekerler (örneğin, toz şeker, bal, tatlılar, meyve suyu) yalnızca diyetisyen önerisi ve kontrolü altında tüketmek.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Jan 2025 10:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/diyabetle-saglikli-yasam-riskleri-taniyin-sagliginizi-koruyun-1737531442.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MEVSİMSEL DEPRESYONUN 9 BELİRTİSİNE DİKKAT!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/mevsimsel-depresyonun-9-belirtisine-dikkat-13698</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/mevsimsel-depresyonun-9-belirtisine-dikkat-13698</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk havalar, gri bulutlar ve yağmur… Son zamanlarda pek çok insan kış aylarının kendine özgü bu atmosferinde, depresyonda olduğunu bilmeden farklı bir ruh haline büründüğünü ifade ediyor. Uzmanlar bu dönemde mevsimsel depresyondaki artışa dikkat çekiyor. Mevsimsel depresyon, geçici bir süre ile görülen mevsim değişikliğine kişinin fizyolojik verdiği tepkiye bağlı depresyon türlerinden biri olarak biliniyor. Bu depresyon türünün çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında yaşandığı gözlemleniyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Klinik Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Deniz Mutlu, mevsimsel depresyon ile ilgili bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kışın yaşanan halsizlik depresyon belirtisi olabilir&nbsp;</strong></p>

<p>Mevsimsel depresyonda olan kişide bazı belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu belirtiler kişinin depresyonda olduğunu belli eden, kendisiyle ve çevresiyle bağını zayıflatan belirtiler olmaktadır.&nbsp;</p>

<ol>
	<li>Günlük hayatta dikkatini toplayamamak,&nbsp;</li>
	<li>Sürekli halsizlik hissinin oluşması,&nbsp;</li>
	<li>Daha fazla yemek yeme ihtiyacı,&nbsp;</li>
	<li>Gün içerisinde uyku artışı,&nbsp;</li>
	<li>Uyumakta ve uyanmakta zorlanmak,&nbsp;</li>
	<li>Olumsuz düşüncelere kapılmak,&nbsp;</li>
	<li>En basit işleri bile yapmak istemekte zorlantı,</li>
	<li>Kilo problemleri,&nbsp;</li>
	<li>Sosyal aktivitelerde yetersizlik,</li>
</ol>

<p>gibi&nbsp;belirtilerin görülmesiyle, kişinin mevsimsel depresyonda olabileceği düşünülebilmektedir.</p>

<p>Eğer bütün bunlar her sonbahar döneminde kendini gösteriyorsa kronik anlamda mevsimsel duygu durum bozukluğu yaşandığı ifade edilebilmektedir.</p>

<p>Mevsimsel depresyon, kalıcı depresyondan farklı olarak mevsim şartlarının getirdiği kısıtlamalar geçtiğinde ortadan kalkmaktadır. Ancak yine de yılın 6 ayı sürecek bir depresyon kişinin günlük enerjisini düşürmekte ve genel olarak hayat akışını olumsuz etkilemekle birlikte psikoterapi ve psikiyatri desteği alması önerilir.</p>

<p><strong>Bilişsel davranışçı terapi ile mevsimsel depresyon tedavi edilebilir</strong></p>

<p>Mevsimsel depresyonun tedavisinde antidepresanlar, D vitamini takviyesi, ışık (fototerapi)<strong>&nbsp;</strong>ve bilişsel davranışçı terapiye başvurulmaktadır.</p>

<p>Klinik psikolojinin ilgilendiği alanlardan biri olan bilişsel davranışçı terapi, mevsimsel depresyonun tedavisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu yöntemde bireyin işlevsellik düzeyini düşüren olumsuz düşünce kanalları azaltılarak düşünce süreçlerini gerçekçi ve işlevsel bir düzeye ulaştırarak düşünce değişimi sağlanmaktır. Bilimsel araştırmalar sonucunda, kişilerin farkındalığı arttıkça depresyon ile mücadele etme mekanizmalarının güçlendiği ve bununla paralel olarak günlük işlevsellik düzeyinin yükseldiği kanıtlanmıştır.</p>

<p>Tüm psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi mevsimsel depresyonun tedavisinde de bireyin yaşamında birçok alana müdahale gerekmektedir. Bu nedenle mevsimsel depresyonda da bütüncül yaklaşım önemlidir. Bu durum insan doğasının biricik ve karmaşık yapısıyla ilişkili olmaktadır.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jan 2025 09:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2025/01/mevsimsel-depresyonun-9-belirtisine-dikkat-1737096416.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diz Kireçlenmesine Karşı 5 Etkili Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/diz-kireclenmesine-karsi-5-etkili-oneri-13193</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/diz-kireclenmesine-karsi-5-etkili-oneri-13193</guid>
                <description><![CDATA[Vücudumuzun tüm yükünü dizlerimiz çekiyor ancak günlük yaşamda yanlış alışkanlıklarımızın da etkisiyle diz sağlığımız son yıllarda alarm veriyor. Hareketsizlik, diz kaslarımızı güçlendirici egzersizlere günde sadece birkaç dakika bile olsa zaman ayırmamak, topuklu ayakkabı ve fazla kilo derken diz hastalıkları artık sadece yaşlılıkta değil gençlikte de kapıyı çalıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/Hakan-Turan-Cift.jpg" style="height:386px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> “Son yıllarda özellikle obezitenin de etkisiyle giderek daha sık karşılaştığımız osteoartrit, diz eklemindeki kıkırdakların aşınması ve yıpranması durumudur. Hastaların çoğunlukla ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı şikayetleriyle başvurmasına neden olan kireçlenme, tedavi edilmediğinde istirahat anında bile rahatsız eder ve gece uykudan uyandıran ağrılara neden olur</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">” diyor. Diz kireçlenmesine karşı bazı basit uygulamalara dikkat ederek yaşam kalitesini yükseltmenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift,&nbsp; diz kireçlenmesine karşı alınması gereken önlemleri ve günlük yaşamda dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">·&nbsp;</span></span></strong><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Fazla kilolardan kurtulun!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çağımızın sorunu olan obezite, genel sağlığımızı tehdit ettiği gibi diz sağlığımıza da son derece zarar veriyor. Fazla kilolar gün boyunca diz eklemlerimize binen yükün artmasına neden olarak kıkırdakları yıprandırıp aşındırıyor. Sağlıklı bir diyet ve hareketle fazla kilolardan kurtularak eklemlere binen yükleri azaltabilir ve dizlerinizi koruyabilir, mevcut diz sorunlarınızı hafifletebilirsiniz. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">·&nbsp;</span></span></strong><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Diz çevresi kaslarınızı güçlendirici egzersiz yapın!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günde sadece birkaç dakikanızı ayırarak özellikle diz çevresi kaslarını kuvvetlendirici egzersizler yapmayı ihmal etmeyin. Kıkırdağın kendini yenileme kapasitesi ve kan akışı da bulunmadığı için bu bölgeye yapacağınız güçlendirici egzersizler diz sağlığınıza çok büyük fayda sağlayacaktır. Fırsat bulabilirseniz yüzmek de genel sağlığımız açısından olduğu gibi diz sağlığımızda da son derece önemli bir rol oynuyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">·&nbsp;</span></span></strong><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dizlerinizi zorlamayın!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Özellikle merdiven inip çıkmak ve çömelmek, dizlerinizi bükerek yere oturmak diz eklemlerini zorlayarak zarar verebiliyor. Kıkırdağın aşınması neticesinde alttan kemik doku ortaya çıkar ve kemikteki serbest uçlar dizde ağrılara sebep olur. Zaman geçtikçe kemikler arası eklem boşlukları daralır ve kemik kemiğe sürtünmeye başlar. İleri dönemlerde kemiklerde osteofit denilen kemik çıkıntıları ortaya çıkar. Merdiven inip çıkmak, çömelmek ve dizleri bükerek oturmak da rahatsızlığın çok daha ilerlemesine ve şikayetlerin artmasına neden olur. Bu nedenle dizlerinizi zorlayıcı hareketlerden kaçının.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">·&nbsp;</span></span></strong><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıcak/soğuk kompres uygulayın</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dizleriniz fazla aktivitede bulunduğunuz ya da üzerinde fazla durduğunuzda şiştiği zamanlarda bu akut dönemde lokal olarak soğuk kompres uygulayabilirsiniz. İnce bir tülbente havluya ya da kağıt havluya buz torbasını kararak dizinize sarabilir, dizlerinizdeki şişliği ve ağrıyı hafifletebilirsiniz. Herhangi bir akut rahatsızlık olmayan, kronik dönemlerinde ise dizlerinizi rahatlatmak için sıcak su torbası uygulayabilirsiniz. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">·&nbsp;</span></span></strong><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gelişigüzel ağrı kesici kullanmayın</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift “Hastaların kendi günlük rutinlerini belirleyip hangi hareketlerin diz ağrısına sebep olduğunu ortaya koymaları ve o hareketleri yapmamaları çok büyük fayda sağlar. Ayrıca ağrıların </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">çok arttığı durumlarda doktora başvurmak ve özellikle arkadaşlarının ağrısına iyi gelmiş hapları (gıda takviyesi, ağrı kesici vb) doktorlarına danışmadan kesinlikle almamak gerekir” diyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">En önemli tedavi; önlemek!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Diz kireçlenmesinin gelişmesini önlemenin, tedavide en önemli basamak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hakan Turan Çift şöyle konuşuyor: “Ancak diz kireçlenmesi gelişmiş ise önce doğru tanının konulması önemlidir. Ortopedi hekimi tarafından yapılan muayene ve çekilen grafilerle diz kireçlenmesinin derecesi ortaya konularak hangi tedavinin yapılacağına karar verilmelidir. Diz kireçlenmesinin erken dönemlerinde diz çevresi kaslarını kuvvetlendirici egzersiz, kilo verilmesi ve gerekirse eklem içi yapılacak enjeksiyonlar planlanmalıdır. Orta dönemde ameliyatsız tedaviden artroskopiye hatta kemik düzeltici osteotomilere (kemiğin dizilimi düzletip tekrar tespit etmek) kadar bir çok tedavi seçeneği vardır. İleri evrede ise yapılacak nihai tedavi total diz protezi ameliyatıdır.”</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Apr 2024 10:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2024/04/diz-kireclenmesine-karsi-5-etkili-oneri-1713166340.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bahar Yorgunluğuna Karşı 10 Etkili Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/bahar-yorgunluguna-karsi-10-etkili-oneri-13181</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/bahar-yorgunluguna-karsi-10-etkili-oneri-13181</guid>
                <description><![CDATA[Halsizlik,  mutsuzluk, dikkat eksikliği, kas veya eklem ağrıları gibi yakınmalarınız var mı? Gece saatlerce uyumanıza rağmen sabahları yataktan kalkmakta güçlük çekiyor musunuz? Bu sorunlar size tanıdık geliyorsa, nedeni yaşam kalitemizi oldukça düşürebilen ‘bahar yorgunluğu’ olabilir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/Elif-Gizem-Oguz.jpg" style="height:351px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bahar yorgunluğu&nbsp; genellikle kışın sona erip baharın gelmesiyle ortaya çıkan bir durum. Vücudumuz kış aylarında azalan gün ışığına ve düşen sıcaklıklara uyum sağlamak için enerji harcıyor. Bahar geldiğinde günlerin uzaması ve hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte vücut bu değişime uyum sağlamakta zorlanabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz,</strong> bunun sonucunda bahar yorgunluğu sorunu yaşanabileceğine işaret ederek, “Bahar yorgunluğunun başlıca nedenleri arasında; düzensiz uyku alışkanlıkları, beslenme düzenindeki değişiklikler ve mevsim geçişlerine bağlı olarak vücuttaki hormon seviyelerindeki dalgalanmalar yer alır. Sağlıklı beslenmek, bol su içmek ve düzenli egzersiz yapmak gibi önlemler alınarak baharı enerjik geçirmek mümkündür. Bahar yorgunluğuna karşı özellikle beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi son derece önemlidir” diyor. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, </strong>baharı enerjik geçirmek için beslenme ve sıvı tüketimiyle ilgili dikkat etmeniz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Güne mutlaka kahvaltı ile başlayın</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dengeli bir kahvaltı güne enerjik başlamaya yardımcı oluyor ve gün boyunca enerji seviyelerini koruyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, “Bahar yorgunluğuyla mücadele etmek için kahvaltıda protein, karbonhidrat ve sağlıklı yağ içeren bir kombinasyon tercih edilmelidir” diyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Dengeli ve çeşitli beslenin</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bahar yorgunluğu genellikle vücudun vitamin ve mineral eksikliğinden kaynaklanıyor. Dengeli ve çeşitli besin gruplarından yeterli miktarda beslenmek vücudu bu dönemde güçlendiriyor ve enerji seviyelerini yükseltiyor. Dolayısıyla günlük menüde sağlıklı protein kaynaklarına (örneğin tavuk, balık, tofu), lif açısından zengin tam tahıllı gıdalara (örneğin esmer pirinç, tam buğday ekmeği), antioksidan bakımından zengin meyve ve sebzelere (örneğin ıspanak, çilek brokoli) ve sağlıklı yağlara (örneğin avokado, badem, zeytinyağı) yer vermek önem taşıyor. Bu besin gruplarının her biri vücudun ihtiyacı olan farklı besin öğelerini sağlıyor. Protein kaynakları kas ve dokuların yenilenmesine yardımcı olurken, lifli tam tahıllar sindirimi düzenliyor ve uzun süre tok kalmanıza yardımcı oluyor. Antioksidanlar vücudu serbest radikallerin zararlı etkilerinden korurken, sağlıklı yağlar beyin fonksiyonlarını destekliyor ve enerji seviyelerini artırıyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Öğün atlamayın</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Düzenli aralıklarla beslenmek kan şekerinin dengelenmesine ve enerji seviyelerinin stabil kalmasına yardımcı oluyor. Özellikle sabah kahvaltısı&nbsp; metabolizmayı hızlandırıyor ve enerjinin gün boyunca sürmesini sağlıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Antioksidandan zengin besinler tüketin</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bahar yorgunluğu genellikle vücudun oksidatif stresle başa çıkma yeteneğini azaltıyor. Antioksidanlar, serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı önlüyor ve bağışıklık sistemini destekliyor. Bu sayede bahar yorgunluğunun etkilerini azaltabiliyor. Yeşil çay ve beyaz çay gibi antioksidan içeren içecekler bu dönemde vücudu destekliyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Su miktarını artırın</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Baharda enerjinizi yükseltmek için günde 2 – 2.5 litre su içmeye özen gösterin. Zira bahar aylarında artan sıcaklıklar ve terleme, vücudun su ihtiyacını artırıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, “Yeterli miktarda su içmek vücudu nemli tutar, sindirimi destekler ve enerji seviyelerini yükseltir” diyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Düşük glisemik indeksli besinler önemli</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tam buğday ekmek, kinoa ve mercimek gibi düşük glisemik indeksli besinler kan şekerinin dengeli bir şekilde yükselmesini sağlıyor ve enerji seviyelerini daha uzun süre stabil tutuyor. Bu işlevleri de bahar yorgunluğunun etkilerini azaltarak daha istikrarlı bir enerjiye katkıda bulunuyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Doymamış yağları tercih edin</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Omega-3 yağ asitleri, beyin fonksiyonlarını destekliyor ve zihinsel enerjiyi artırıyor. Balık gibi omega-3 bakımından zengin besinlerin tüketilmesi bahar yorgunluğuyla mücadelede yardımcı olabiliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kafein ve şeker içeren içeceklerden kaçının</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kafein ve şeker içeren içecekler kısa süreli enerji artışlarına neden olabiliyor, ancak ardından düşüş yaşatabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, “Dolayısıyla bu içeceklerin tüketimini azaltmak veya sınırlamak daha istikrarlı bir enerji seviyesi sağlayarak bahar yorgunluğunun etkilerini azaltabilir” bilgisini veriyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Tuz tüketimini kısıtlayın</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yüksek tuz tüketimi su tutulumuna yol açarak enerji seviyelerini düşürebiliyor. Bu tablo da bahar yorgunluğunun etkilerini artırabiliyor. Tuz tüketimini azaltmak vücudun su dengesini koruyarak enerji seviyelerini daha dengeli tutabiliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Uykusuz kalmayın</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bahar yorgunluğuyla mücadelede düzenli ve yeterli uyumak önem taşıyor. Yeterli uyku vücudun yenilenmesine ve enerji depolarının dolmasına katkı sağlıyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Apr 2024 10:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2024/04/bahar-yorgunluguna-karsi-10-etkili-oneri-1712215016.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazanda Güçlü Bağışıklık İçin Bilinçli Beslenin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-guclu-bagisiklik-icin-bilincli-beslenin-13139</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-guclu-bagisiklik-icin-bilincli-beslenin-13139</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayının başlaması ile birlikte ‘sağlıklı beslenme’ konusu gündemdeki yerini aldı. “Ramazan’da sağlıklı beslenmek şart” diyen Eczacı-Homeopat Ezgi Nevçehan, “Su zehirlenmelerine dikkat! Ramazan’da yeterli sıvı aldığınızdan emin olun. Öğünler artık iftar ve sahur diye ikiye düşeceği için bu öğünlerde çeşitliliğe önem verin. Porsiyonlarınıza dikkat edin. Fiziksel aktivite yapmaya devam edin” uyarılarında bulunarak güçlü bağışıklık için önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Cambria&quot;,serif">Oruç günlerinde iftar ve sahur ile yeterli ve dengeli bir beslenme sağlanamazsa kan şekerinde düşmeler, halsizlik, yorgunluk ve su kaybına bağlı olarak baş dönmesi, baş ağrısı, dengesizlik gibi sorunlar yaşanabilir. </span></span><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Cambria&quot;,serif">Eczacı-Homeopat Ezgi Nevçehan, </span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Cambria&quot;,serif">r</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Cambria&quot;,serif">amazanda beslenme alışkanlıkları tamamen değiştiği için bağırsak hareketleri yavaşladığını ve hazımsızlık, kabızlık, şişkinlik gibi bağırsak problemlerinin de gelişebileceğini söyledi. Nevçehan, “<em>Öğün sayısının iftar ve sahur şeklinde ikiye düşmesi, yeterli sıvı tüketilmemesi ve oruca bağlı beslenme alışkanlıklarının değişmesi uyku problemlerine de yol açabilir. Özellikle sahurda aşırı yağlı, tuzlu ve yüksek karbonhidrat içeriğine sahip besinlerin tüketimi uykuya geri dalmayı zorlaştırır ve ertesi gün oruç tutmayı daha güç hale getirebilir. Ramazan’da sağlıklı beslenme ile oruç sırasında vücudun ihtiyaç duyduğu tüm enerji ve besin öğeleri ile vitamin, mineral, posa gibi bileşenler sağlanabilir</em>” dedi. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Cambria&quot;,serif">Eczacı-Homeopat Ezgi Nevçehan, Ramazan ayı süresince dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Yeterli Sıvı Aldığınızdan Emin Olun</span></span></u></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">:</span></span></strong> <span style="font-size:12.0pt">Gün boyu susuz kalan hücrelere ihtiyaç duyduğu sıvıyı karşılamak için en iyi seçenek sudur. Ancak dikkatli olun ve bir seferde çok fazla sıvı tüketerek aşırıya kaçmayın. Bu durum vücut elektrolitlerini seyreltebilir ve su zehirlenmesine neden olabilir. İftar sonrası belirli aralıklarla sıvı tüketerek yeterli sıvı almaya dikkat edin. Aynı şekilde sahurda da suya ek olarak ayran, soda, bitki çayları, süt gibi sıvı besinler tüketmeye çalışın.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">İftar Ve Sahur Öğünlerinde Çeşitliliğe Önem Verin</span></span></u></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">:</span></span></strong> <span style="font-size:12.0pt">Ramazan ayında beslenme programındaki ana öğün sayısı iftar ve sahur öğünü olmak üzere ikiye düşer.&nbsp;&nbsp;İftar ve sahurda menülerinizi çeşitlendirerek bağışıklık sistemini destekleyen folik asit, A vitamini, C vitamini, B6 vitamini, B12 vitamini, E vitamini, D vitamini ve çinko, selenyum, demir, bakır gibi mineraller ile probiyotikleri alabilirsiniz. Tam tahıllı besinler, taze sebze ve meyveler, et, tavuk, balık, yumurta ve kuru baklagil gibi protein kaynaklarını mutlaka diyetinize ekleyin. Ayrıca zeytinyağı, avokado, ceviz, fındık, badem gibi sağlıklı yağ içeren besinlerle beslenme programını zenginleştirin.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Porsiyonlara Dikkat Edin</span></span></u></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">:</span></span></strong> <span style="font-size:12.0pt">Ramazan’da beslenme programında en çok dikkat etmeniz gereken konulardan biri de porsiyon kontrolüdür. Gün boyu aç kalmak kan şekerini düşürerek karbonhidratlara yönelimi artırabilir. Özellikle ramazan ayının gözdesi şerbetli tatlılar ve hamur işlerinden uzak durmaya gayret edin. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Öğünlerimizde uzun süren açlığın sebep olduğu insülin dalgalanmalarının önüne geçmek için tükettiğiniz besinlerin öncelik sıralamasına dikkat çekmek istiyorum. Karbonhidrat ile öğüne başlamayı tercih ederseniz öğün sonrasında çok kısa bir sürede açlık hissi yaşayabilirsiniz. Böyle bir başlangıç yerine bol zeytinyağlı bir salata ile öğüne başlamak hele içine bir de avokado koyarak bu başlangıcı taçlandırmak en doğru tercih olacaktır. Salata ile başlamıyorsak bile salatayı sofranızdan lütfen eksik etmeyin. Ve sadece doğru besin grubu ile başlamak ya da porsiyonlara dikkat etmek yetmez, iyi çiğnemenin ve yavaş yemenin de bir o kadar önemli olduğunu unutmayın.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ve tabi ki tatlı tüketimine de dikkat çekmek istiyorum. Tatlınızın üzerine tarçın dökmek ya da öğün sonrasında tüketeceğiniz çayınızı tarçın ile aromalandırmak kan şekerinizin dalgalanmasını engelleyecektir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Fiziksel Aktivite Yapmaya Devam Edin</span></span></u></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">:</span></span></strong> <span style="font-size:12.0pt">Oruç tutmak vücudu fiziksel anlamda yorar, ancak tamamen hareketsiz kalmaktan kaçının. Susuz kalmayı tetikleyen yorucu egzersizler yerine orta tempolu yürüyüşler, esneme egzersizleri, hafif yoga ve pilates antrenmanları ile ramazanda beslenme programını destekleyebilirsiniz. İftardan 2-3 saat sonra yürüyüş yaparak besinlerin sindirimine yardımcı olabilirsiniz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Cambria&quot;,serif">Eczacı-Homeopat Ezgi Nevçehan</span></span><span style="font-size:12.0pt"> son olarak; “<em>Ramazan ayı asla sadece bedensel bir arınma süreci değildir, aksine bedensel-duygusal-ruhsal ve zihinsel olarak tam bir arınma dönemidir.&nbsp; Mevlana’nın da dediği gibi; Açlığa sabredersen adının ‘oruç’ İnsanlara sabredersin adının ‘hoşgörü’ dileğe sabredersen adının ‘dua’ olduğu herkesin kendince arınma sürecini tamamlayabileceği, hayırlı bir ramazan diliyorum”</em> dedi.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Mar 2024 10:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-guclu-bagisiklik-icin-bilincli-beslenin-1710401567.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sabahları Zor Uyanmak, Depresyon Belirtisi Olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/sabahlari-zor-uyanmak-depresyon-belirtisi-olabilir-13138</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/sabahlari-zor-uyanmak-depresyon-belirtisi-olabilir-13138</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı bir uyku düzeni; hem bedensel hem de ruhsal iyiliğe katkı sağlarken, aynı zamanda iş ve okul yaşamındaki başarıyı da artırıyor. Dünya Uyku Günü vesilesiyle, kaliteli bir uykunun önemine ve uyku sorunlarının nedenlerine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu, “İdeal olan; 10 dakika içinde uykuya geçebilmek ve sabahları yenilenmiş olarak kalkmaktır. Sabah uyanamama sorunun altında uyku apnesi, kalitesiz uyku veya depresyon gibi sebepler olabilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlıklı bir yaşamın temel gereksinimlerinden biri de sağlıklı bir uyku düzenli. Uykunun insan sağlığına faydalarına dikkat çekmek amacıyla her yıl Mart ayında, ilkbahar ekinoksundan önceki Cuma günü "Dünya Uyku Günü" olarak kutlanıyor. Yetişkin bir birey, günde ortalama 6-8 saat arası uyumaya ihtiyaç duyuyor. Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu; 10 dakika içinde uykuya geçilmesi, uyku bölünmelerinin olmaması ve sabah yataktan yenilenmiş olarak kalkılmasının iyi bir uykunun gereklilikleri olduğunu belirtiyor. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Okuyucu, kaliteli bir uyku için şu bilgileri verdi: </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Türkler ortalama 6.5 saat uyuyor</strong></span></span></p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kişiden kişiye değişmekle beraber, ortalama uyku süresinin 6-7 saat olduğu söylenebilir. Türk insanında bu süre 6.5 saat olarak bulunmuştur. Sağlıklı yaşam için kaliteli ve yeterli uyku şarttır.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İyi ve sağlıklı uyku; uykuya geçişin 10 dakika içinde olduğu, uyku bölünmelerinin olmadığı, sabah yataktan yenilenmiş olarak kalktığı durumlar için geçerlidir.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uyku bozuklukları çok uyuma, az uyuma ve bunlara bağlı farklı uyku bozuklukları başlıkları altında değerlendirilebilir. Nedenleri ise çok farklılık gösterebilir. Örneğin, depresyonda olan biri çok uyuyabileceği gibi hiç uyuyamayabilir. </span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İyi bir uyku; bedenin çalışma temposunu, motivasyonu ve mutluluk indeksini artırır, iş ve okul yaşamındaki başarıya katkı sağlar. </span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sabah uyanamamak depresyon belirtisi olabilir</strong></span></span></p>

<ol start="5">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uyku için uyku hijyeni gereklidir. Yani uyuduğumuz oda ne çok sıcak ne çok soğuk olmalıdır. Perdeler gün ışığı girmeyecek şekilde kapatılmalıdır. Odanın havadar, ses açısından korunaklı olması idealdir. Uyku odasında cep telefonu, televizyon gibi aletlerin olmaması gerekir.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlıklı uyku için kişinin bedensel ve ruhsal olarak dingin olması gerekir. Her gün benzer saatlerde uyuma alışkanlığı edinilmeli, uyku öncesi periyotta uyarıcı olarak kabul edilen kafein ve benzeri yiyecek-içeceklerden uzak durulmalıdır. Akşam öğünü az miktarda ve erken saatte yenilmelidir. </span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öğlen uykusu, yetişkin bir birey için gerekli değildir. Erişkin bireyde tek fazlı olan uyku doğru olandır. Yaşlılar ve çocuklarda ise günde iki-üç seferlik uyku periyodu normal kabul edilmektedir. </span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sabah uyanamama durumunun nedenleri vardır. Mesela, gece sağlıklı uyunmamışsa (örneğin, uyku apne sendromu), gece uykuya geçiş zamanı ötelenmişse, kişi geç kalkmayı alışkanlık haline getirmişse veya depresyondaysa sabah uyanmakta güçlük yaşayabilir. Bu sorunların nedenlerine çözüm bulunarak sabahları uyanamama durumu ortadan kaldırılabilir.</span></span></li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Mar 2024 10:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2024/03/sabahlari-zor-uyanmak-depresyon-belirtisi-olabilir-1710401419.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Kalp Hastalarına Özel 6 Soru, 6 Cevap!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-kalp-hastalarina-ozel-6-soru-6-cevap-13128</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-kalp-hastalarina-ozel-6-soru-6-cevap-13128</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan’da kalp hastalarının oruç tutmasıyla ilgili bir genelleme doğru değil zira her hastayı bireysel olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu nedenle ‘Her Ramazan’da tutuyorum bana bir şey olmaz!’ diye düşünmemek ve hekime danışmak büyük önem taşıyor. Öte yandan, oruç tutan kalp hastalarının iftar ve sahurda beslenme tarzlarından ilaç kullanımında düzenlemelere dek birçok hususa da dikkat etmeleri gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/Ulaankhuu_Batgerel.jpg" style="height:392px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ulaankhuu Batgerel</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> “Oruç tutmayı planlayan ama kalp ve damar hastalığı olan bir kişi mutlaka önce doktoruna muayene olmalıdır. Böylece hem hastalığının mevcut durumu ortaya konularak risk değerlendirmesi yapılır hem de kullanacakları ilaçlar Ramazan’a göre düzenlenir. Ancak ilaca rağmen kontrol altına alınamayan tansiyon hastaları, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, ciddi kapak hastalığı ya da ciddi kalp yetersizliği olanlar ve kontrolsüz ritim bozukluğu bulunanların hayati riskin yüksek olması nedeniyle oruç tutmaları uygun değildir” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ulaankhuu Batgerel kan sulandırıcı kullanımından ritim bozukluğuna, tansiyondan kalp piline dek Ramazan’da kalp hastalarına özel en çok merak edilen soruları yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">SORU: Tansiyon hastalığı olanlar ve bu nedenle ilaç kullananlar oruç tutabilir mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">CEVAP: </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tek bir ilaç ile kan basıncı kontrol altında olan kişiler, ilaç tedavisine devam etmek şartıyla oruç tutabilir ancak sahur ve iftarda tuz tüketimi ve uyku düzenine de özen göstermek gerekiyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Batgerel “Eğer 2 veya daha fazla tansiyon ilacı kullanılıyorsa ve sabah günün farklı saatlerinde ilaç kullanımı zorunlu ise bu hastaların ilaç saatlerinin kaydırılması veya ilaçların aynı saate alınması en sık yapılan yanlışlardandır. Bu durum ilaçların etkisinin artmasına veya ilaçların yan etkilerinin ortaya çıkmasına yol açar ki, bu da ciddi tansiyon düzensizliğinden böbrek fonksiyonlarının bozulmasına dek bir çok olumsuz sonuca neden olur. Bu nedenle bu grup hastalar; uzun saatler süren zamanlarda oruç tutmak yerine, oruçlarını kısa kış günlerinde tutmalıdır” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">SORU: Kalp damarına stent takılan veya açık by-pass olanlar oruç tutabilir mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">CEVAP:</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Eğer kişinin istirahat esnasında ya da çok az bir eforla bile göğüs ağrısı oluyorsa oruç tutmaları sakıncalı olabilir bu nedenle öncesinde mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.&nbsp; Dr. Batgerel bu konuda şu noktaların altını çiziyor: “Özellikle son 6 ay içinde kalp krizi geçirip kalp damarlarına stent takılan veya açık kalp operasyonu geçiren kişilerde kan sulandırıcı ilaçlar hayati öneme sahiptir ve oruç tutarken ciddi sıvı kaybı açığı oluşur. Bu nedenle oruç tutmaları uygun değildir. Ancak bu durumlar dışındaki (eskiden stent takılmış veya eskiden by-pass geçirmiş) hastalar Kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirildikten sonra uygun bulunurlarsa ilaç tedavisine ara vermemek şartıyla oruçlarını tutabilirler.” </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">SORU: Ritim bozukluğu olan hastalar ve ritim düzenleyici ilaç kullananlar oruç tutabilir mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">CEVAP:</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Kalpteki ritim bozukluğunun giderilmesini sağlayan ablasyon tedavisi uygulanarak bu hastalıkları kalıcı şekilde tedavi edilmiş olan ve hafif selim seyirli ritim düzensizlikleri olan kişiler, sıvı-tuz dengesini gözeterek ve gerekli ilaç kullanımları varsa bunu aksatmayarak oruç tutabilir. Ancak genetik geçişli ritim bozukluğu olanlar ve çoklu ritim düzenleyici ilaç kullanma zorunluluğu olan hastalarda oruç tutmak ciddi risklere yol açabileceğinden uygun değildir. Dr. Batgerel, Ramazan’da uyku düzeninin değişmesi ve hastalar tarafından hekime danışılmadan ilaç saatlerinin değiştirilmesinin de bazı pıhtı oluşturan ritim bozukluklarını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">SORU: Kalp pili takılmış kişiler oruç tutabilir mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">CEVAP:</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ulaankhuu Batgerel “Kalp pilinin takılma nedeni önemli olduğundan hastalar eğer oruç tutmayı düşünüyorlarsa öncelikle pil kontrollerini yaptırmalı, kandaki elektrolit değerlerine ve böbrek değerlerine baktırmalı, eğer doktoru oruç tutmasını uygun bulursa bu taktirde oruç tutmalıdır. Oruç tutarken uzun süre susuz kalınacağından sıvı açığı oluşabilir ve tuz- mineral dengesi bozulabilir. Bunun sonucunda da hayati tehdit oluşturan ritim bozuklukları tetiklenebilir” diyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">SORU: Kan sulandırıcı kullanan ve pıhtı riski olan hastalar oruç tutabilir mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">CEVAP:</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Doğumsal kalp hastalığı olanlar, pıhtı oluşturan ritim bozukluğu ya da mekanik kalp kapakçığı nedeniyle düzenli ve belli saatlerde kan sulandırıcı kullanması gerekenlerde sıvı açığı nedeniyle pıhtı riski yüksektir. Ayrıca ilacın etkisi de artabilir veya azalabilir. Bu nedenle bu hastaların ilaç saatlerini değiştirmeden aynı saatlerde ve aynı dozda devam etmeleri önemlidir. Eğer ilaç dozu veya saatinden önce ilaç almak söz konusu olursa felç veya kanama riski ortaya çıkar! Bu nedenle bu hastaların oruç tutmaları uygun değildir. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">SORU: Kalp yetersizliği olanlar oruç tutabilir mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">CEVAP:</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ulaankhuu Batgerel “İleri evre kalp yetersizliği ve yüksek doz idrar söktürücü kullanan hastaların oruç tutması uygun değildir. Kalp yetersizliği nedeniyle yakın zamanda -özellikle son 6 ay içinde- hastaneye yatışı olduysa ve aktif kalp yetersizliği ile ilgili şikayetleri (nefes darlığı) varsa oruç tutmaları uygun değildir. Yine ileri derece kalp kapak darlığı ve kalp kapak yetmezliği olan hastaların da oruç tutması uygun değildir. Bunların dışındaki kapak sorunu olan hastalar, takibinde oldukları Kardiyoloji hekimine danışarak, hekimin değerlendirmesine göre oruç tutabilir” diyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Mar 2024 15:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-kalp-hastalarina-ozel-6-soru-6-cevap-1710246941.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazanda Nasıl Sağlıklı Besleniriz? İşte Uzmanından Öneriler!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-nasil-saglikli-besleniriz-iste-uzmanindan-oneriler-13127</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-nasil-saglikli-besleniriz-iste-uzmanindan-oneriler-13127</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayına resmen giriş bulunuyoruz. Bu dönemde beslenmemize dikkat etmemiz, sağlıklı seçeneklerle ilerlemek büyük önem taşıyor. Sahurda ve iftarda sağlıklı beslenmek için nelere dikkat edilmesi gerektiğini İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesinden, Dyt. Selin Yavuz cevapladı!
‘’Ramazan ayında sağlıklı beslenme ve dengeli bir yaşam tarzıyla kilo almak veya vermek mümkün.’’]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/selin-yavuz.jpg" style="border-style:solid; border-width:0px; float:left; height:371px; margin:5px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<ol>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Dengeli Beslenme: </strong></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftar ve sahurda dengeli bir şekilde beslenmeye özen göstermek önemlidir. Protein, lif, vitamin ve mineral açısından zengin yiyecekleri içeren bir menü oluşturmak ve porsiyon kontrolü yapmak kilo kontrolüne yardımcı olur.</span></span></p>

<ol start="2">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Hafif ve Az Yağlı Yemekler: </strong></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftarda ağır ve yağlı yemeklerden kaçınmak yerine, hafif ve az yağlı yemekler tercih etmek daha sağlıklı olabilir. Izgara, buğulama veya fırında pişirme gibi az yağlı pişirme yöntemlerini tercih etmek de kilo kontrolüne yardımcı olabilir.</span></span></p>

<ol start="3">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Su Tüketimi:</strong></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Gün boyunca su tüketmek tokluk hissi verir ve metabolizmayı hızlandırır. İftar ve sahur arasında bol su içmek kilo kontrolüne yardımcı olabilir.</span></span></p>

<ol start="4">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Hareketli Kalma: </strong></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Oruç tutarken bile hafif egzersizler yapmak metabolizmayı canlandırır ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Yürüyüş, hafif aerobik egzersizler veya yoga gibi aktiviteler Ramazan ayında da yapılabilecek egzersizlerdir.</span></span></p>

<ol start="5">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Porsiyon Kontrolü:</strong></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftar ve sahurda porsiyon kontrolü yapmak önemlidir. Fazla yemek yerine yavaş yavaş ve küçük porsiyonlarla yemek kilo kontrolüne yardımcı olabilir.</span></span></p>

<ol start="6">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sağlıklı Atıştırmalıklar: </strong></span></span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ara öğünlerde abur cubur yerine taze meyveler, yoğurt, fındık, badem gibi sağlıklı atıştırmalıkları tercih etmek kan şekerini dengeler ve tokluk hissi verir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Dengeli ve ölçülü olunmalı!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftar ve sahurda aşağıdaki önerilere dikkat etmek faydalı olabilir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İftarda dikkat edilmesi gerekenler;</strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftarda hızlıca çok fazla yemek yemek yerine, hafif bir çorba veya su ile başlayarak mideyi rahatlatmak iyi olabilir.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Protein kaynaklarından zengin olan, ızgara tavuk, balık, et gibi besinleri tercih etmek tokluk hissini artırabilir.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sebzeleri, salataları ve lifli gıdaları öğünlerinize eklemek sindirimi kolaylaştırır.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tatlı olarak aşırı şeker içeren yiyeceklerden ziyade, taze meyveleri veya şekersiz tatlıları tercih etmek daha sağlıklı olabilir.</span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sahurda dikkat edilmesi gerekenler;</strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sahurda sindirimi kolay ve uzun süre tok tutan yiyecekler tercih etmek önemlidir. Yulaf ezmesi, tam buğday ekmeği gibi lifli gıdalar ve yumurta gibi protein kaynakları iyi bir seçenektir.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bol su içmeyi unutmayın, su vücudu nemli tutar ve gün boyu susuzluğu önler.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kahvaltıda süt ve yoğurt gibi kalsiyum kaynaklarına da yer vermek kemik sağlığı için önemlidir.</span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca, iftar ve sahur arasında ara öğünlerde de hafif ve sağlıklı atıştırmalıklar tercih edilebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Örneğin, taze meyveler, yoğurt, fındık gibi atıştırmalıklar beslenmeyi dengelemek için faydalı olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu önerilere dikkat ederek Ramazan ayında kilo kontrolü sağlanabilir. Ancak herkesin vücut yapısı ve ihtiyaçları farklı olduğundan, kişisel sağlık durumu ve beslenme alışkanlıklarına uygun bir plan yapmak önemlidir. Eğer kilo kontrolü konusunda endişeleriniz varsa bir beslenme uzmanından veya diyetisyenden destek almak faydalı olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Mar 2024 15:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-nasil-saglikli-besleniriz-iste-uzmanindan-oneriler-1710246778.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şehir Hayatının En Büyük Zorluğu: Trafikte Sakin Kalmak</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/sehir-hayatinin-en-buyuk-zorlugu-trafikte-sakin-kalmak-13092</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/sehir-hayatinin-en-buyuk-zorlugu-trafikte-sakin-kalmak-13092</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle büyük şehirlerde insanların trafikte olduğu saatler içerisinde ruh sağlıklarını hasarsız şekilde koruyabilmelerinin oldukça zor olduğunu ifade eden uzmanlar, trafikte aynı ortam ve şartlarda bulunan bireylerin yaşadığı stres yoğunluğunun farklı olabildiğini söylüyor. Trafikte sakin kalabilmenin bir diğer önemli faktörünün de yoldaki diğer sürücülerin davranışlarından mümkün olduğunca etkilenmemek olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Yolda giderken eğlenceli radyo programları, zevkinize göre neşeli şarkılar veya klasik müzik olumsuz duygulardan uzaklaştırır. Sevdiğiniz şarkılara siz de eşlik edebilirsiniz.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, trafikte stresle baş edebilmenin yollarını anlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İnsanların trafikte olduğu saatler içerisinde ruh sağlıklarını koruyabilmeleri zor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hızlı yaşam temposu ve büyüyen şehirlerin kaçınılmaz sonu gibi görünen yoğun trafiğin, artık yaşamın&nbsp; bir parçası haline geldiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Özellikle trafikte olanlar için, trafikte uzun saatler geçirmek ve bu saatler sonucunda gergin, huzursuz, stresli bir ruh haline bürünmek… Egzoz dumanları, korna sesleri ve trafik magandası olarak günlük dilimize giren yani makas atan, tampon tampona araç süren, akmayan trafikte selektör yapan, emniyet şeridinden gelip önüne geçmeye çalışan, kural tanımaz sürücüleri de hesaba katarsak özellikle büyük şehirlerde insanların trafikte olduğu saatler içerisinde ruh sağlıklarını hasarsız şekilde koruyabilmeleri oldukça zor gözüküyor.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Araçta çok hareketli çocuk olması da stresi arttırabiliyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Trafikte aynı ortam ve şartlarda bulunan bireylerin yaşadığı stres yoğunluğunun farklı olabildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bu farklılığı etkileyen birçok nedenler var. Bireysel faktörler olarak; bireyin kişilik yapısı, aile yaşamı, sosyoekonomik durumu, günlük yaşadığı olaylar, çalışma hayatı, beden ve ruh sağlığı, trafik stresini etkileyen en önemli faktörlerdir. Bireysel faktörler dışında, araç sürüşüne devamlı müdahale eden kişi olması, olumsuz ve tahrik edici konuşan insanların olması ya da araçta çok hareketli çocuk olması da stresi arttırabilir. Yine araç içinin havasız kalması, çok sıcak ya da soğuk olması, araç dışında yağmurlu, sisli, karlı olması da insanın ruh halini olumsuz etkileyen faktörlerdir.” diye anlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bakımı yapılmış, teknik sorunu olmayan araç stresi azaltıyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Trafikte stresi azaltmak için neler yapılabileceğine de işaret eden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Öncelikle aracımızın güvenli olduğunu bilmemiz önemli. Bakımı yapılmış, teknik sorunu olmayan, donanımının mevcut yol şartlarına uygun olması, benzin deposundaki benzinin yeterli olması rahat bir sürüş için en temel faktörlerdir. Araç içinde koltuk mesafesinin sürücüye uygun olması ve iç ve dış aynaların iyi görüş sağlaması da önemlidir.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sürücünün yeterli süre uyumuş olması önemli</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Stresi azaltan diğer faktörleri de anlatan Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Sürücü açısında; aç ve susuz olmamak, yeterli süre uyumuş olmak, zihni gün içinde yaşanılan olumsuz olaylardan arındırmış olmak, araç sürüşünü etkileyecek bedensel veya ruhsal sağlık sorunlarının olmaması, gereksiz panik yaşanmaması için yola vaktinde çıkılması, yola çıkmadan önce tuvalet ihtiyacının karşılanması, yolda ihtiyaç olabilecek malzeme ve gıdaların araçta bulunması, gidilecek güzergahın trafik yoğunluğunu kontrol etmek ve eğer mümkünse trafiğin daha az olduğu saatlerin tercih edilmesi trafik stresini azaltan faktörlerdir.” diye konuştu. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Mutlu olacağınız ortamları düşünmek yolculuğun daha keyifli geçmesini sağlar</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Yolda giderken eğlenceli radyo programları, zevkinize göre neşeli şarkılar veya klasik müzik olumsuz duygulardan uzaklaştırır. Sevdiğiniz şarkılara siz de eşlik edebilirsiniz. Yolculuk süresince çözmemiz gereken sorunları düşünmektense, yolculuk bittikten sonra yapacağınız güzel programları, ziyaretleri, sevdiklerinizi, mutlu olacağınız ortamları düşünmek yolculuğun daha keyifli geçmesini sağlar.” şeklinde önerilerde bulundu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Trafikte sakin kalabilmenin yolları…</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Trafikte sakin kalabilmenin bir diğer önemli faktörünün de yoldaki diğer sürücülerin davranışlarından mümkün olduğunca etkilenmemek olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">“Diğer sürücülerin kural dışı davranışlarını muhatap almadan kurallara uygun bir sürüşü devam ettirmek sakinlik açısından en uygun davranıştır. Araç ile trafikte kapışmak ya da sürücü ile tartışmak sadece zarar verir, öfkeyi arttırır. Özgüveni olan ve egosu güçlü insanlar bu tür kapışmalara girme gereği bile duymazlar. Değiştiremeyeceğimiz koşulları kabul etmek, o durum ile baş edebilmede en önemli adımdır.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Mar 2024 13:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2024/03/sehir-hayatinin-en-buyuk-zorlugu-trafikte-sakin-kalmak-1709549223.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tansiyon İlacından Kurtulmak Mümkün</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/tansiyon-ilacindan-kurtulmak-mumkun-12877</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/tansiyon-ilacindan-kurtulmak-mumkun-12877</guid>
                <description><![CDATA[“Renal denervasyon, yüksek tansiyon tedavisinde heyecan verici yeni bir döneme işaret ediyor. İlaç tedavisine yanıt vermeyen hastalar için umut ışığı olan bu yöntem, tansiyon kontrolünde yeni bir sayfa açıyor. Eğer tansiyonunuzla ilgili sorunlar yaşıyorsanız, doktorunuzla renal denervasyon hakkında konuşmayı düşünebilirsiniz. Bu yenilikçi tedavi, yaşam kalitenizi artırabilir ve tansiyon kontrolünde yeni bir yol sunabilir.” diyen Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu, Renal denervasyonun yüksek tansiyonla mücadelede devrim niteliğinde bir tedavi yöntemi olduğunu, tansiyonunuzu kontrol altına alamıyorsanız bu yenilikçi tedavinin tam size göre olabileceğinin altını çizdi… Peki, renal denervasyon nedir ve nasıl çalışır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Yüksek tansiyonla savaşta yeni bir cephe</strong><br />
Renal denervasyonun temelini anlamak önemli. Bu tedavi, böbreklerimizdeki sinirleri hedef alır. Böbrekler, tansiyon kontrolünde kritik bir rol oynar. Tansiyon yükseldiğinde, böbreklerdeki sinirler vücuda "tansiyonu yükselt" sinyali gönderir. Renal denervasyon ise bu sinirleri etkisiz hale getirerek tansiyonun düşmesine yardımcı olur. Böylece, yüksek tansiyonla savaşta yeni bir cephe açılmış olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sinirler güçsüz hale getirilir</strong><br />
Renal denervasyon, genellikle lokal anestezi altında, minimal invaziv (küçük kesilerle yapılan) bir işlemdir. Doktor, bir kateteri damarlarınızdan böbreklerinize kadar ilerletir ve buradaki sinirleri etkisiz hale getirir. Bu işlem genellikle bir saat kadar sürer ve hastalar çoğunlukla aynı gün içinde eve dönebilirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İlaçlara dirençli yüksek tansiyonu olan hastalar için umut verici</strong><br />
İlk olarak, bu tedavi, ilaçlara dirençli yüksek tansiyonu olan hastalar için umut vericidir. Birçok hasta için ilaç tedavisi yeterli olmazken, renal denervasyon bu hastalara yeni bir seçenek sunar. Ayrıca, bu yöntem ilaçlara bağlı yan etkileri azaltabilir ve hasta konforunu artırabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Tedavinin potansiyel faydaları riskleri gölgede bırakabilir</strong><br />
Elbette, her tıbbi işlemde olduğu gibi renal denervasyonda da bazı riskler bulunmaktadır. Bunlar arasında işlem sırasında oluşabilecek komplikasyonlar veya tedavinin beklenen etkiyi göstermemesi yer alabilir. Ancak, bu riskler genellikle düşüktür ve tedavinin potansiyel faydaları bu riskleri gölgede bırakabilir.<br />
<br />
<strong>Yenilikçi tedavi</strong><br />
Renal denervasyon, yüksek tansiyon tedavisinde heyecan verici yeni bir döneme işaret ediyor. İlaç tedavisine yanıt vermeyen hastalar için umut ışığı olan bu yöntem, tansiyon kontrolünde yeni bir sayfa açıyor. Eğer tansiyonunuzla ilgili sorunlar yaşıyorsanız, doktorunuzla renal denervasyon hakkında konuşmayı düşünebilirsiniz. Bu yenilikçi tedavi, yaşam kalitenizi artırabilir ve tansiyon kontrolünde yeni bir yol sunabilir. Tıp dünyası sürekli gelişiyor ve renal denervasyon, bu gelişimin parlak bir örneği olarak karşımızda duruyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Dec 2023 10:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/12/tansiyon-ilacindan-kurtulmak-mumkun-1702883793.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyuz Salgını: Sebebi Hayvanlar Değil, Alışveriş</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/uyuz-salgini-sebebi-hayvanlar-degil-alisveris-12872</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/uyuz-salgini-sebebi-hayvanlar-degil-alisveris-12872</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemlerde Türkiye genelinde uyuz vakalarındaki endişe verici artışın sebepleri üzerine İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Serpil Uysal ile konuştuk. Uyuz Hastalığının nasıl bir hastalık olduğunu, sebeplerini ve korunmak için neler yapmamız gerektiği üzerine birçok bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uyuz nedir?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uyuz Hastalığı geceleri şiddetlenen kaşıntı ile giden bulaşıcı paraziter bir hastalıktır. Sarkoptes Scabies isimli parazit aslında bir akar türüdür. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu akar tanısı genellikle oluşturduğu deri bulguları ve gece kaşınma hikâyesi ile tanı konur. Özellikle uyuz parazitini görmek istediğimizde lezyon alanından kazıntı alınarak hazırlanan preparatın mikroskopik değerlendirmesi yapılır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Gözle görülemediğinden tanı koymak zor!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uyuz paraziti bulaş alanında derinin tabakaları arasında tünel kazarak yumurtlar ve yumurtadan çıkan yeni parazitler deri seviyesine ulaşıp belirtiler ortaya çıkarır.&nbsp; Belirtilerin ilk ortaya çıkması genellikle ilk bulaştan 2-6 hafta içinde ortaya çıkarken tekrarlayan bulaşlar da belirtilerin ortaya çıkması çok daha kısa sürelerde gerçekleşir. Parazit gözle görülemediği için tanı koymak zordur. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Hayvanlardan uyuz bulaşmıyor!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Yoğun kaşıntı, parazitin oluşturduğu tüneller ve vezikül perle dediğimiz inci tanesi veziküller tanı koymayı kolaylaştırır. Kaşıntı en çok el parmak araları, bilek bölgeleri, karın çevresi kadınlarda göğüs ve erkeklerde de daha çok genital bölgede olsa da tüm vücutta görülebilir. Özellikle bebeklerde ayakaltlarında ve vücut direnci düşük yaşlı hastalarda da tüm vücutta şiddetli kaşıntı ve döküntü görülebilir. Temasın çok arttığı kış aylarında ve okul hastane yatakhane gibi ortak yaşam alanlarında yayılımı hızlanır. Evcil hayvanlardan insanlara uyuz bulaşıcılığı yoktur. Hayvan kaynaklı uyuz akarları insanda çoğalıp üreyemediğinde kosa süreli kaşıntılar sonrası belirtiler kaybolur. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Her türlü temas bulaşa sebep oluyor!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uyuzda bulaşıcılık kişi ile belirli bir süre teması gerektirir. Uyuz paraziti insan derisi dışında belirli bir süre canlı kalır. Bulaşların birçoğu bu temas sonucu ortaya çıkar. Özellikle havlu, kıyafet, çarşaf gibi kişisel eşyalarla temas bulaşı kolaylaştırır. Alışveriş esnasında denen kıyafetler de risk içermektedir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kendiliğinden iyileşmiyor, doktor kontrolü şart!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uyuz hastalığında tedaviden daha çok bulaşın engellenmesi en önemli konudur.&nbsp; Kendiliğinden iyileşen bir hastalık olmadığı için tedavisi gerekir. Reçeteli ilaçların yanında çay ağacı yağı, biberiye yağı, aloe vera, karanfil yağı haftalığın belirtilerini azalmak için fayda göreceğiniz yağlardandır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bir böcek ilacı olan permetrin krem ve losyon formları ve sülfür içeren formlar lokal olarak kullanılan ürünlerdir. Duş aldıktan sonra uygulayıp 12-24 saat ciltte bekletme ve günlük tekrar uygulamalarda parazitin ve yumurtalarının öldürerek tedavi etmeye çalışır. Son zamanlarda Türkiye ‘de piyasada da bulunan ivermektin tabletler 7-10 gün aralıklarla ağızdan alınarak tedavi sağlanmaya çalışılır. Sistemik tedavi hekim tavsiyesi ile alınmalıdır. Karaciğer ve böbrek problemli hastalar açısından sakıncalı olabilir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bulaşı önlemek için 60 derecenin üzerinde kıyafetleri yıkayın!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Tedavi esnasında dikkat edilmesi ve atlanmaması gereken nokta derinize temas eden her türlü materyal plastik bir torbaya konup ağzı sıkı bir şekilde bırakılıp 3 gün parazitin havasız kalmasını sağlamak. Ayrıca yastık yorgan ve 60 derecenin üzerinde yıkayabileceğiniz tüm kıyafetleri yıkamaktır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Sans&quot;,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Diğer önemli bir konu ailede bir kişinin tanı alması ile belirti olmasa bile tüm ailenin tedavi uygulamasını gerektirir. Hastalığın tam olarak iyileşmemesinin altta yatan bir sebebi de budur. </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Dec 2023 12:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/12/uyuz-salgini-sebebi-hayvanlar-degil-alisveris-1702631421.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pankreas Kanserinin Tedavisinde Hayat Kurtaran Gelişme</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/pankreas-kanserinin-tedavisinde-hayat-kurtaran-gelisme-12814</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/pankreas-kanserinin-tedavisinde-hayat-kurtaran-gelisme-12814</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde ölüme en sık neden olan kanserler arasında 4. sırada yer alan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle, cinsiyet ayrımı olmaksızın, 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Pankreas kanserinin  en ölümcül kanserlerden biri olmasının başlıca nedeni, kanserin ileri evrelere kadar çok fazla belirti vermeden sinsice ilerlemesi.  Son yıllarda pankreas kanserinde yaşam süresinin uzaması, hatta kalıcı iyileşme sağlanan hasta grubunda ciddi bir artış yaşanması ise yürekleri ferahlatıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1700723198_Prof__Dr__Mert_Erkan.jpg" style="height:371px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">son yıllarda ‘tanı konulan her hasta kaybedilir’ düşüncesinin tedavide yaşanan önemli gelişmeler ile yıkılmaya başladığına dikkat çekerek, “Pankreas kanserinde kalıcı bir iyileşme için kemoterapinin yanı sıra tümörün ameliyatla mutlaka çıkarılması gerekiyor. Ancak bu kanser türü genellikle ileri evrelerde tespit edilebildiği için hastaların çoğu ameliyat şansını yakalayamıyorlardı. Son yıllarda folfirinox<strong> </strong>protokolü olarak adlandırılan üç kemoterapötik ilacın eş zamanlı kombinasyonu ve etkin kemoterapi uygulamaları ile uygun hastalarda tümör küçültülerek ameliyat edilebilir boyuta getirilebiliyor. Bu sayede pankreas kanserinde ameliyat edilebilen hasta oranı yüzde 20’den yüzde 50 gibi yüksek bir orana yükseldi” diyor.&nbsp; <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, </strong>kanserin görülebilir uzak metastaz yapmadığı aşamada saptanan hastalarda, etkili kemoterapi ve cerrahi tedavi ile 5 yıllık sağ kalım oranının artık yüzde 50’yi aştığına dikkat çekiyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Genellikle ileri evrelerde yakalanıyor, çünkü… </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Pankreas kanseri sıklıkla ileri evrelere kadar belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerliyor. Ayrıca hazımsızlık ile bel ağrısı gibi en sık görülen belirtileri de safra kesesi taşı, omurga ve böbrek problemleriyle ilgili olduğu sanılarak hastalar tarafından uzun süre ciddiye alınmıyor. Bu sürede pankreas kanseri metastaz yapmaya, yani başka organlara sıçramaya zaman buluyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalıcı şifa için ‘ameliyat’ şart! </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Cerrahi tedavi&nbsp; veya kemoterapi pankreas kanserini tek başına kalıcı olarak ortadan kaldırmak konusunda yeterli olmuyor. Yani, cerrahi tedavi yapılamayan hastalarda kemoterapi ile sağ kalım süresi uzatılıp hayat kalitesi artırılabilse bile kür şansı maalesef bulunmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, pankreas kanseri tanısı alan hastalarda kalıcı bir iyileşmenin ancak etkili kemoterapi ve etkili cerrahinin bir arada kullanılmasıyla mümkün olduğunu söylüyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu tedavi protokolü hayat kurtarıyor!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">2012 yılında kullanıma giren folfirinox protokolü (üç kemoterapötik ilacın eş zamanlı kombinasyonu) ile başlayan etkin kemoterapi uygulamaları sayesinde pankreas kanserinde ilk defa, hastalığı yavaşlatmanın ötesinde, geriletebilen bir sonuca ulaşıldı. Folfirinox tedavisi<strong> </strong>öncesinde, ilk tanı anında hastaların yaklaşık yüzde 50’si uzak metastaz nedeniyle, yüzde 30’u ise tümör lokal&nbsp; olarak ileri olduğu için ameliyat olamıyor ve sadece yüzde 20’si ameliyat şansını yakalıyordu. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan,<strong> </strong>üçlü kemoterapi protokolünün pankreas kanserinde tedavinin kurallarını tümden değiştirdiğine dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam ediyor, “Etkin kemoterapi sayesinde, lokal ileri hastalığı olan üçte birlik grubun büyük bir kısmı kemoterapi sonrasında tümörleri küçülünce, tekrar ameliyat edilebilir hale gelebiliyor. Bu sayede pankreas kanserinde ameliyat edilebilen hasta oranı yüzde 20’den yüzde 50’ye yükseldi. Üstelik kemoterapi sonrasında ameliyat edilebilen hastalar ile ilk tanı anında ameliyata aday olabilen hastalar arasında sağ kalım açısından da bir fark bulunmuyor” </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kapalı yöntemle ameliyat sayısı artıyor!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Pankreas kanserinde tümörün yerleşimine göre kabaca ‘üç standart ameliyat’ yapılıyor. Tümörlerin yaklaşık üçte ikisi pankreasın&nbsp; baş kısmında yerleşik oluyor. Pankreasın baş kısmı, on iki parmak bağırsağı, safra kesesi ve safra yollarının alt ucunun bir arada çıkarıldığı ‘Whipple ameliyatı’ en sık yapılan ameliyatlardan. Ayrıca gövde ile kuyruk yerleşimli tümörler nedeniyle pankreasın gövde ve kuyruğunun sıklıkla dalakla birlikte çıkarılması, özel durumlarda da pankreasın tümünün çıkarılması,&nbsp; diğer standart ameliyatları oluşturuyor. &nbsp;Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan,<strong> </strong>pankreas kanserine yönelik ameliyatların günümüzde giderek artan bir oranda açık cerrahiden ‘minimal invaziv cerrahi’ denilen kapalı türde ameliyatlara kaydığını vurguluyor. Prof. Dr. Mert Erkan<strong>,</strong> kapalı ameliyatların endikasyonuna göre laparoskopik veya robotik olarak gerçekleştirildiğini belirterek, “Damar ameliyatlarıyla beraber yapılması gereken ileri evre tümörlerde açık cerrahi hala daha etkin bir saha hakimiyeti sağladığı için tercih ediliyor. Ancak artan tecrübe ve gelişen cihazlarla beraber laparoskopik ve robotik olarak yapılan ameliyatların sayısı da günden güne artıyor. Bu ameliyatların kapalı yöntemle yapılabilmesi hastaya sadece kozmetik değil, daha az ağrı ve daha çabuk iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor” diyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Nov 2023 11:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/11/pankreas-kanserinin-tedavisinde-hayat-kurtaran-gelisme-1700727079.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sonbaharda Bağışıklığı Güçlendiren 10 Besin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/sonbaharda-bagisikligi-guclendiren-10-besin-12732</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/sonbaharda-bagisikligi-guclendiren-10-besin-12732</guid>
                <description><![CDATA[Sonbaharda kalabalık ve kapalı mekanlarda virüslerin kolayca bulaşması ve havadaki ani ısı değişiklikleri derken pek çok kişi soğuk algınlığı ve grip başta olmak üzere hastalıklarla mücadele ediyor. Bu nedenle bağışıklığın güçlendirilerek vücut direncinin artırılması için sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1698386311_Nilay_Kay__m.jpg" style="height:373px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> “Vücut direncini artırmada içerdikleri vitamin, mineral ve antioksidan maddelerle bazı besinler daha da ön plana çıkıyor. Hastalıkların arttığı sonbahar döneminde bu gıdaların sıklıkla tüketilmesi bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilir. Ancak bazı açılardan bu besinleri tüketirken dikkatli olmak gerekir. Yeterli su tüketimi ve fiziksel olarak aktif kalmak da bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden mutlaka günlük yaşam alışkanlıkları arasına eklenmelidir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım, sonbaharda bağışıklığı güçlendiren 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mandalina</span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mandalina; C vitamini ve antioksidanlardan zengin içeriğiyle bağışıklık sistemini virüslerden ve bakterilerden korumaya yardımcı olurken, vücutta stres yaratan maddeleri azaltarak da hastalıklara karşı koruma sağlar. Ancak asidik olması ve şeker içeriği nedeniyle mide hastalıkları ya da diyabeti olanlar dikkatli tüketmelidir. Mandalinayı suyunu sıkmak yerine posasıyla tüketmek gerekir. </span></span></span></p>

<ol start="2">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kabak çekirdeği</span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Zengin vitamin ve mineral içeriğiyle hastalıklardan korunmaya katkı sağlayan kabak çekirdeği, içerisinde doğal olarak bulunan triptofan ve yüksek magnezyum sayesinde de uyku kalitesini artırarak bağışıklığı güçlendirir. Ara öğün olarak ya da salatalarınıza ekleyerek de tüketebileceğiniz kabak çekirdeğini yüksek kalori içerdiğinden dolayı aşırı tüketmemek gerekir. </span></span></span></p>

<ol start="3">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kefir</span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Protein, kalsiyum, magnezyum ve B12 gibi önemli besin öğelerinden zengin olan kefir, bağırsak ve bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklardan korur.&nbsp;Her gün 1 bardak kefir tüketerek bağışıklık sisteminizi güçlendirmeye yardımcı olabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım “Meyveli kefirler şeker içerdikleri için tüketilmemelidir. Kefir içmekte zorlananlar evde bir meyve ile blenderden geçirerek tüketebilir” diyor. </span></span></span></p>

<ol start="4">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Pırasa</span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Pırasa düşük kalori içermesine karşı bağışıklığı güçlendirici zengin vitamin ve mineralleriyle hastalıklardan korunmada önemli bir fayda sağlar. Ancak zengin K vitamini içeriği sebebiyle kan sulandırıcı kullananlar tüketimini sınırlandırmalıdır. </span></span></span></p>

<ol start="5">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Balık</span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Balık, vücutta iltihabi duruma neden olan maddelerin üretimini engelleyerek bağışıklık sistemini destekleyen omega-3 açısından son derece zengindir. Yetişkin bireylerin haftada 2-3 kez 250 - 350 gram balık tüketmesi önerilmektedir. Ancak yüksek civa içeriği olan balıklardan kaçınılmalıdır. Böbrek hastaları balık tüketimi konusunda doktor ve diyetisyenine danışmalıdır.</span></span></span></p>

<ol start="6">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yulaf</span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yulafta bulunan lifler ve özellikle beta glukan, bağışıklık sistemini uyararak hastalıklara karşı koruma sağlar. İçerdiği zengin mineraller vücutta antioksidan etki oluşmasına yardımcı olurken, ferulik asit içeriği virüsün yapışma ve geçişini engelleyerek antiviral etki oluşturmaktadır. Yulafı kahvaltınıza ve ara öğününüze ekleyebilir, yulaf unu şeklinde tariflerde kullanabilirsiniz. </span></span></span></p>

<ol start="7">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ispanak </span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Düşük kalorisine karşı tam bir vitamin ve mineral deposu olan ıspanak bağışıklığı güçlendirirken kilo kontrolü de sağlar. Ancak yüksek oksalat içeriği sebebiyle böbrek taşı olanlar ve yüksek K vitamini içeriği sebebiyle kan sulandırıcı ilaç kullananlar tüketimini sınırlandırmalıdır. </span></span></span></p>

<ol start="8">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeşil Mercimek </span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Zengin lif içeriğiyle antibakteriyel özellik gösteren yeşil mercimek tam bir antioksidan deposudur. Bitkisel protein açışından da çok iyi bir kaynaktır. Ancak fazla miktarda tüketimi gaz problemi yaratabildiğinden özellikle sindirim problemi olanlar gaz yapıcı içeriğini azaltmak için suda bekletebilir ve pişirme tamamlanırken kimyon baharatı ekleyebilirler.</span></span></span></p>

<ol start="9">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Zencefil </span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yapılan çalışmalarda; zencefilin solunum sistemiyle ilgili hastalıklara sebep olan bazı virüslerle savaştığı gösterilmiştir. Bulantıyı azaltıp, sindirimi rahatlatan zencefil taze olarak çay, çorba ve yemeklere eklenebilir. Ancak 5 gramın üzeri yan etki oluşturmaktadır. Hamileler, kan sulandırıcı ilaç kullananlar, safra kesesi hastalığı olanlar uzmana danışmalıdır.&nbsp;&nbsp; </span></span></span></p>

<ol start="10">
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">&nbsp;Yeşil çay </span></strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeşil çay, güçlü antioksidan içeriğiyle vücut hücrelerini zararlı maddelere karşı korur ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım “Her gün 1 fincan yeşil çay tüketmek bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olabilir. Ancak kafein hassasiyeti veya hipertansiyonu olanlar yeşil çay tüketmemelidir” diyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Oct 2023 10:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/10/sonbaharda-bagisikligi-guclendiren-10-besin-1698392462.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Tembelliği Nedir ve Tedavi Seçenekleri Nelerdir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/goz-tembelligi-nedir-ve-tedavi-secenekleri-nelerdir-12719</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/goz-tembelligi-nedir-ve-tedavi-secenekleri-nelerdir-12719</guid>
                <description><![CDATA[Semptomları çok ileri olmaması halinde şikayet haline gelmeyen ancak önemli bir sorun olarak göz tembelliği nedir? Nasıl teşhis edilir ve tedavi yöntemleri nelerdir? Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emrah Mat, konu hakkında merak edilenleri yanıtlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Göz tembelliği, çocukluk döneminde gelişen ve genellikle bir gözün diğerinden daha az net görmesine neden olan bir göz hastalığıdır. Çocukların görme yeteneğini etkileyebilen yaygın bir durumdur ve erken teşhis ve tedavi gerektiren bir sorundur. Normalde, çocuklar her iki gözlerini de kullanarak gördükleri görüntüleri beyinlerinde birleştirirler, ancak göz tembelliği durumunda bir göz diğerine göre daha zayıf görme yeteneğine sahiptir. Bu sorunun nedenleri arasında göz kayması (şaşılık), gözlük numaralarındaki farklılık, göz kapağı düşüklüğü veya doğumsal katarakt bulunabilir.</p>

<p><strong>Göz Tembelliğinin Nedenleri</strong></p>

<p>Göz tembelliğinin nedenleri çeşitlilik gösterir. Bu sorunun en yaygın nedenlerinden biri, gözlerin düzgün hizalanmaması, yani şaşılıktır. Şaşılık, her iki gözün aynı hedefe odaklamaması sonucu ortaya çıkar ve bu, bir gözün daha fazla kullanılmasına yol açarak diğer gözün tembelliğine neden olabilir. Ayrıca gözlük numaralarındaki büyük farklılıklar da göz tembelliğine yol açabilir. İki göz arasındaki numara farkı, beyindeki görüntüleri birleştirme sürecini zorlaştırabilir ve bu da bir gözün ihmal edilmesine sebep olabilir. Bunun dışında, göz kapağı düşüklüğü veya doğumsal katarakt gibi yapısal sorunlar da göz tembelliği riskini artırabilir. Özellikle çocuklarda bu nedenlerle ortaya çıkan göz tembelliği, erken tanı ve uygun tedavi ile düzeltilmesi gereken bir sorundur.</p>

<p><strong>Erken Tanı ve Tedavi</strong></p>

<p>Erken tanı ve tedavi, göz tembelliği sorununun başarıyla üstesinden gelinmesi için kritik bir öneme sahiptir. Çocukluk döneminin ilk yıllarında, 8-9 yaşlarına kadar olan bu dönem, göz tembelliği tedavisinin en etkili olduğu zaman dilimini işaret eder. Tedavi sürecine başlamadan önce, tembelliğe neden olan hastalık veya durumun öncelikle tedavi edilmesi gerekmektedir. Örneğin, şaşılık veya göz kapağı düşüklüğü gibi yapısal sorunlar cerrahi müdahale gerektirebilir. Eğer göz tembelliği, gözlük numaralarındaki farklılık nedeniyle ortaya çıkıyorsa, çocuğa gözlük tedavisi uygulanır. Ardından, zayıf gözün güçlenmesi için gözü kapama tedavisi başlatılır. Bu dönemde yapılan tedaviler, çocuğun görme yeteneğini önemli ölçüde artırabilir ve kalıcı sorunların önüne geçebilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi, göz tembelliği ile mücadelede kritik bir rol oynamaktadır.</p>

<p><strong>Yetişkinlerde Tedavi Seçenekleri</strong></p>

<p>Yetişkinlerde göz tembelliği tedavi seçenekleri özellikle nörovizyon tedavisi ile dikkat çekmektedir. Nörovizyon tedavisi, yetişkinlerde görme tembelliğini iyileştirmek için etkili bir yöntem olarak kullanılır. Bu tedavi, kişiye özel olarak tasarlanmış görüntülerin ve görsel görevlerin kullanılmasını içerir. Bilgisayar programları destekli olan nörovizyon tedavisi, göz tembelliğinin neden olduğu görme sorunlarını hedefler. Tedavi seansları haftada 2-3 kez gerçekleştirilir ve tedavi süresi birkaç ayı bulabilir. Bu yöntem, göz tembelliği olan yetişkinlerin görme yeteneğini artırmak için etkili bir yol sunar. Son yıllarda özel tasarlanmış video filmleri veya video oyunları kullanılarak yapılan dikoptik tedaviler de yetişkinlerde iyi sonuçlar vermektedir. Ancak bu tedavi yöntemlerinin daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyduğunu unutmamak önemlidir. Yetişkinler için göz tembelliği tedavisi, görme kalitesini artırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek için önemli bir adım olabilir.</p>

<p><strong>Göz Tembelliği Tedavi Edilmezse Ne Olur?</strong></p>

<p>Göz tembelliği, çocuklarda %2-4 oranında görülen bir sorundur. Göz tembelliği tedavi edilmezse, bu durum çocuğun yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Göz tembelliği, sadece görme keskinliğinde değil aynı zamanda derinlik algısında da sorunlara yol açabilir. Bu, günlük yaşamda basit görevlerin bile zorlaşmasına neden olabilir. Örneğin, merdiven inip çıkmak, nesneleri yakından veya uzaktan ayırt etmek gibi aktivitelerde zorluklar yaşanabilir. Ayrıca okuma, yazma, dikkat dağınıklığı gibi öğrenme ve konsantrasyon sorunları da gelişebilir. Göz tembelliği, ileriki yaşlarda meslek seçimi ve kişinin yaşamında önemli kararlar almasını etkileyebilir. Bu nedenle göz tembelliği vakalarının erken teşhis edilip uygun tedavi ile ele alınması, çocuğun daha sağlıklı bir geleceğe sahip olmasına yardımcı olabilir. Göz sağlığına gereken önemi vermek ve düzenli göz muayenelerini yaptırmak, bu potansiyel sorunun önlenmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Oct 2023 11:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/10/goz-tembelligi-nedir-ve-tedavi-secenekleri-nelerdir-1697703392.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ruh Sağlığınıza Özel Öneriler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ruh-sagliginiza-ozel-oneriler-12695</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ruh-sagliginiza-ozel-oneriler-12695</guid>
                <description><![CDATA[Ruh sağlığımızı korumak, genel sağlığımız ve yaşam kalitemiz üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bu sebeple de koruyucu ve iyileştirici önlemler almak oldukça önemlidir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Psikoloji Bölümünden Uzm. Psk. Tuğçe Dabağer Dilek ile 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında ruh sağlımızı korumak için 5 tane altın değerinde kuralı bizlerle paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Ruh sağlığını korumanın ve geliştirmenin birçok yolu vardır, bu yüzden kişisel ihtiyaçlarınıza ve tercihlerinize uygun yöntemleri bulmak ve hayata geçirmek daha sağlıklı sonuçlar doğuracağını belirten Uzm. Psk. Tuğçe Dabağer Dilek: ‘’Özellikle, koruyucu yöntemleri hayatınıza dâhil etmekle beraber; daha sağlıklı, mutlu ve tatmin edici bir yaşam sürmeniz kaçınılmak olacaktır ancak ciddi bir ruh sağlığı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, profesyonel yardım almayı ihmal etmemelisiniz’’ diyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt">Ruh sağlığını korumak için sırasıyla 5 öneriyi;</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt">Düzenli Egzersiz Yapmak:</span></strong> </span></span></li>
</ol>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Yapılan çalışmalar, fiziksel aktivitenin, ruh sağlığı üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Düzenli egzersiz yapmak, endorfin salgılanmasını artırarak stresi azaltabilir, enerji seviyelerinizi yükseltebilir ve genel ruh halinizi iyileştirebilir. Haftada en az 150 dakika orta şiddetli egzersiz hedefleyebilirsiniz. </span></span></span></p>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol start="2">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt">Sağlıklı Beslenme Alışkanlıkları Geliştirmek:</span></strong> </span></span></li>
</ol>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzeni, zihinsel ve duygusal sağlığınıza olumlu katkılar sağlamaktadır. Vitaminler, mineraller ve omega-3 yağ asitleri gibi besin maddeleri, ruh sağlığını desteklerken fast food, şekerli atıştırmalıklar ve aşırı kafein tüketimi ruh sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sebeple, hayatınıza dahil edeceğiniz sağlıklı beslenme alışkanlıkları, fiziksel ve ruhsal sağlığınız üzerinde yileştirici bir güce sahip olacaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol start="3">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt">&nbsp;Düzenli Uyku Alışkanlığı Edinmek:</span></strong> </span></span></li>
</ol>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Yeterli ve düzenli uyku, zihinsel ve duygusal dengeyi korumak için kritik bir öneme sahiptir. Uykusuzluk; depresyon, anksiyete ve diğer duygusal zorluklara yol açabilir. Bu sebeple, yapılan çalışmalar, her gece 7-9 saat alınan uykunun ve uyku alışkanlıklarınızı düzenli hale getirmenin daha sağlıklı sonuçlara yol açacağını göstermektedir.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol start="4">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt">Stres Yönetim Tekniklerini Uygulamak:</span></strong> </span></span></li>
</ol>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Stres, ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyen başlıca bir unsurdur. Stresle başa çıkmak, fiziksel ve zihinsel sağlığınızı korumak ve yaşam kalitenizi artırmak için önemlidir. Bu nedenle, stresle başa çıkmanın farklı yollarını deneyebilirsiniz. Örneğin meditasyon, derin nefes alma egzersizleri, yoga veya rahatlama teknikleri zihni sakinleştirmeye ve stresi azaltmaya yardımcı olabilir. Bir diğer yandan, negatif düşünce kalıplarını tanımlamak ve değiştirmek, stresle başa çıkmada yardımcı olabilir. Olayları daha olumlu bir bakış açısıyla ele aldığınızda kendinizde var olan değişimleri fark edebilirsiniz.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol start="5">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt">Sosyal Destek:</span></strong> </span></span></li>
</ol>

<p style="margin-left:48px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt">Sosyal destek, psikoloji üzerinde oldukça olumlu bir etkiye sahip olan önemli bir faktördür. Psikolojik sağlığı, duygusal iyilik halini ve stresle başa çıkma yeteneğini olumlu bir şekilde etkileyebilir. Aile, arkadaşlar veya destek grupları gibi sosyal ağlar, duygusal desteğinizi artırabilir ve stresle başa çıkmanıza yardımcı olabilir. Duygusal ihtiyaçlarınızı karşılamak için iletişim kurmaya ve sosyal bağlarınızı güçlendirmeye özen gösterin.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Oct 2023 10:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/10/ruh-sagliginiza-ozel-oneriler-1696835516.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peki, Nedir Bu Prostat Kanseri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/peki-nedir-bu-prostat-kanseri-12642</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/peki-nedir-bu-prostat-kanseri-12642</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ümmügül Üyetürk Prostat Kanserinin ne olduğunu, hangi grubun risk altında olup olmadığını, nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve erken tanının önemini Prostat Kanseri Farkındalık Günü vesilesiyle sizler için anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Prostat kanseri nedir?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prostat kanseri, erkek genital sisteminin bir parçası olan prostat (idrar kesesinin hemen altında, üretra adı verilen idrar yolunu çepeçevre saran ceviz büyüklüğündeki organ) hücrelerinin anormal ve kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü huylu tümöral oluşum olarak tanımlanabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Prostat kanserinin oluşma sebebi nedir?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prostat kanserinin kesin nedeni bilinmemektedir. Bazı onkogen ve tümör baskılayıcı genlerdeki mutasyonlar prostat kanseri oluşumu için risk faktörüdür. Diğer risk faktörleri ileri ise yaş, siyah ırk, ailede prostat ya da meme kanseri öyküsü olması, hayvansal protein ve yağ içeriği bakımından zengin gıdaların fazla tüketimi, obezite ve hareketsiz (sedanter) yaşam şeklinde sıralanmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prostat kanseri belirtileri karakteristik olmamakla birlikte, genellikle belirtiler hastalığın ilerleyen aşamalarında görülmeye başlar. Bu belirtiler;</span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İdrar yapmada güçlük,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sık idrara çıkma,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İdrar ya da menide kan bulunması,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ereksiyon problemleri,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ejakülasyon (boşalma) sırasında ağrı,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İstemsiz kilo verme,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kemiklere yayılmasına bağlı sırt ve</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça ağrıları gibi şikâyetler ile kendisini gösterebilir.</span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Erken tanı önemli, hastalığa erken aşamada tanı konulabilmesi ancak tarama ile mümkündür!</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarama için en önemli iki yöntem;</span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kan tahlilinde prostat spesifik antijen (PSA) adı verilen biyokimyasal bir parametreye bakılması.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rektal (digital) muayene adı verilen bir yöntem ile prostat muayenesinin yapılmasıdır.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify">&nbsp;</li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Prostat kanserinin tedavi seçenekleri nelerdir?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prostat kanseri tedavi seçenekleri, kanserin büyüme hızına, yayılımına ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişebilir. Bunların yanı sıra tedavinin potansiyel yararları ve yan etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavi seçenekleri cerrahi, radyoterapi, hormonal tedavi, kemoterapi kombinasyonları şeklindedir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Sep 2023 11:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/09/peki-nedir-bu-prostat-kanseri-1694767031.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cinsel İstek Bozukluğu Yaygınlaşıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cinsel-istek-bozuklugu-yayginlasiyor-12604</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cinsel-istek-bozuklugu-yayginlasiyor-12604</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde en önemli tabuların başında gelen ve gerektiğinde doktora gitmeye bile çekinilen ‘utandıran’ sorunlardan olan cinsel fonksiyon bozukluğu günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Hem kadınlarda hem de erkeklerde öne çıkan cinsel fonksiyon bozuklukları arasında ilk sırayı cinsel isteksizlik alıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji ve Cinsel İşlev Bozuklukları Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner toplumda görülme sıklığı yüzde 50’yi bulabilen cinsel isteksizliğin çiftler arasında çok ciddi sorunlara hatta boşanmalara neden olabildiğini belirtirken, günümüzde bu sorunların tedavisine yönelik çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini söylüyor. Cinsel işlev bozuklukları ve cinsel istekte azalmanın artık çözümsüz olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner ‘utandıran sorun’da yeni nesil tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1692688486_Prof__Dr__Enis_Rauf_Co__kuner.jpg" style="height:379px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Altında kimi zaman diyabet, kalp, tiroit ve böbrek hastalığı ve hormonal sorunlar gibi önemli etkenler yatabilirken, kimi zaman da stres, yorgunluk, yaşlanma ve psikolojik etkenler ‘utandıran’ ve doktora bile gitmeye çekinilen bu soruna neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji ve Cinsel İşlev Bozuklukları Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner</strong> cinsel istek azlığının kişi tarafından her zaman bir sorun olarak algılanmayabildiğini ancak sağlıklı bir toplumu sağlıklı bireylerin oluşturduğunu ve cinselliğin de bunun vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirterek “İnsan vücut sağlığı bir bütündür. Cinselliğimiz bu bütünlüğün bir parçasıdır. Ne yazık ki yaşamımız boyunca cinsellikle ilgili kişisel, ailesel ve toplumsal birçok belirleyiciler ile karşılaşırız. Çoğunda bunlarla mücadele etmek yerine, çatışmamak için yaptırımları kabullenmeyi tercih ederiz. Dolayısıyla konu ile ilgili eğitim eksikliğimizin yanı sıra kaçışımız da söz konusudur. Oysa ki cinselliğini inkar eden bir beden eksiktir. Cinselliği talep etmek ise en doğal haktır. Bu kadar doğal olan bir sürecin daha isteğini duymanın bile sorun olabileceğini düşünmemek kendinden bir kaçıştır” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Erkekler daha fazla başvuruyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Cinsel istek bozukluğunun ülkemizde görülme sıklığı erkeklerde 50’ye ulaşabilirken, doktora başvurularda da ağırlığı erkekler oluşturuyor. Bunun nedenlerinden birinin de ‘cinselliğin öncelikle erkeğin hakkı ve görevi olduğuna dair yanlış toplumsal inanış’ olduğunu belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner sözlerine şöyle devam ediyor: “Kadınlarda yaklaşım biraz daha kabulleniş ve doğal görme düzeyindedir. Oysa ki toplumda karşılaşılma oranları istatistiklerin çok üzerinde seyretmektedir. Burada ana sorun; cinsiyet farklılıklarının ötesinde olayın bir çift problemi olmasıdır. Cinselliğin tüm alanlarında bir bütünü sadece parçalar halinde incelemek doğru değildir. Dolayısıyla bu konuda da en doğru ve uygun yaklaşım; çiftleri bir bütün olarak incelemektir. Kişiler de bunun doğallığını kabul ederek olaya yaklaşırsa daha verimli sonuçlar alınır. Cinselliği doğalın bir parçası olarak gördükçe ve gösterdikçe işler daha kolaylaşacaktır. Önce kendinden kaçmayan bir beden, sonra partnerinden kaçmayan bir kişi ve sonuçta sorunu görüp uzmanından kaçmayan bir çift kavramı gelişecektir. Bunun oluşmasını sağlamak toplumsal yapı ve bileşenlerinin amacı olmalıdır. Bu nedenle toplumun her kademesinde ve hepimize önemli görev düşmektedir.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hayatın herhangi bir evresinde de görülebiliyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Cinsel istek azlığının, kişinin cinsel aktivitelerinin başladığı ilk dönemden itibaren yani hayat boyu olabileceği gibi hayatının herhangi bir evresinde de ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Coşkuner erkeklerde ve kadınlarda cinsel istek azlığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Erkeklerdeki yaygın nedenleri;</span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hormonal: Androjen eksikliği (özellikle testosteron hormonunda düşüklük), hiperprolaktinemi (prolaktin hormonunda yükseklik), troit bozuklukları</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Psikolojik: Öfke ve kaygı, depresyon, travma sonrası stres sendromu</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İlaçlara bağlı: Özellikle başka amaçlı kullanılan bazı ilaçların yan etkisi sonucu (antidepresan tedavisi gibi)</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İlişki çatışması</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kronik hastalıklar: Koroner kalp hastalığı, kalp yetmezliği, diyabet, felç geçirme, böbrek yetmezliği vs.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ereksiyon problemi</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaşlanma</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kadınlardaki yaygın nedenleri; </span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Medikal: Hormonal bozukluklar (östrojen, prolaktin, testosteron, troit hormonları), diyabet, hipertansiyon, idrar kaçırma, artrit, nörolojik hastalıklar başta olmak üzere kronik seyirli pek çok hastalık beraberinde bu sorunu yaratabilir. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Psikolojik: Cinsellikle ilgili kötü deneyimler, stres ve yorgunluk, odaklanamama, kaygı, depresyon, kendine güven azlığı, vücut görüntüsüne olan güvensizlik gibi pek çok neden bu soruna yol açabilir.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İlişki ile ilgili problemler: Partnerin cinsel problemleri, ilişkide yetersizlik, partnerle cinsellik konusunda iletişim kuramama.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bazı ilaçlar; Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç grupları da kadını bu yönde olumsuz etkileyebilir.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kültürel: Kadının içinde yaşadığı toplum ve kültürü, cinselliği algılayışı, cinsellikte kadına yüklediği roller, kısıtlamalar etkili olabilir.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeni nesil yöntemlerle etkili tedavi</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kadınlarda cinsel istek azlığına çok çeşitli etkenlerin yol açabildiğini bu nedenle kadında böyle bir sorun değerlendirilirken konunun çok yönlü ele alınarak incelenmesi ve neden veya nedenlerinin ortaya konulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner; erkeklerin tedavisinde ise hasta eğitiminden başlanarak, hormonal veya hormonal olmayan ilaç tedavisi ile psikolojik terapi tekniklerine kadar pek çok seçenek kullanılabildiğini söylüyor. Prof. Dr. Coşkuner yeni tedavi yöntemleriyle ilgili şöyle konuşuyor: “İnsan cinselliğinin ve cinsel isteğin giderek daha çok anlaşılması beraberinde sorunlara yeni çözümleri de sunmaya başladı. Özellikle merkezi sinir sistemi üzerinde cinselliği yöneten alanların net tespiti ve bunların üzerine etkili olabilecek yeni tedavi metotları umut vaat etmektedir ve hatta aktif kullanıma sunulan ürünler de yavaş yavaş gündeme gelmektedir. Geçtiğimiz yüzyıl insan cinselliğini anlamaya başladığımız bir dönemdi, bu yüzyılda ise toplanan bilgilerin sorunların çaresine dönüştüğü bir dönem olmaya başladı ve dahası da gelecek gibi gözüküyor.’’&nbsp; </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Aug 2023 10:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/08/cinsel-istek-bozuklugu-yayginlasiyor-1692689957.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun Süre Klimalı Ortamda Kalmak Ciddi Hastalıklara Neden Olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/uzun-sure-klimali-ortamda-kalmak-ciddi-hastaliklara-neden-olabilir-12603</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/uzun-sure-klimali-ortamda-kalmak-ciddi-hastaliklara-neden-olabilir-12603</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarının vazgeçilmezi olan klimalar yanlış kullanıldığında birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Klima kullanıldığı sırada vücudun ısıyı dengelemek için fazladan efor sarf ettiğini belirten Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, soğuk ortama girildiğinde vücudun hemen adapte olamadığını ve bu nedenle kas ağrıları, kramplar, baş dönmesi, bulantı ve kusma gibi şikayetlerin ortaya çıkabileceğini söylüyor. Klima ve vantilatör karşısında uyunmaması gerektiğinin altını çizen Atamer, bazı hastalıklara sahip olanların çok daha dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, klima kullanımının yol açabileceği sağlık sorunları hakkında açıklamalarda bulundu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Vücut ısısını dengeleyemediğinde sağlık sorunları ortaya çıkar</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan klima kullanımına bağlı olarak bir takım sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Sıcak havalarda serinlemek için kullandığımız klimaların yanlış kullanımı sonucunda vücut ısısının dengelenmesi için vücudumuzun fazladan efor sarf ettiğini belirten Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunun sonucunda kas ağrıları, kramplar, baş dönmesi, bulantı ve kusma gibi şikayetler olabilir. Vücudumuzun belirli bir ısı derecesinde tutulması gerekir. Vücut ısı üretir ve ısı kaybeder. Eğer klima nedeniyle çok soğuk ortama girersek vücudumuz hemen adapte olamaz. Isıyı dengelemek için bir süre geçer ve buna bağlı olarak da şikayetler ortaya çıkar.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Klima havası direkt vücuda çarpmamalı</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klima kullanılmasına başlamadan önce klimanın bakımının ve düzenli kontrollerinin yapılması gerektiğine dikkat çeken Atamer, “Hem enerji tasarrufu açısından hem de bulaşıcı hastalıklar için bakım ve temizlik oldukça önemli. Sanılanın aksine klimanın derecesini çok düşürmek 18 dereceye ayarlamak faydadan ziyade zarar getirir. Klimanın ortalama sıcaklığının gündüz saatleri için 20 ve 24&nbsp; derece gece ise 25 ve 26 derece olması gerekir. Terli olarak klimanın önüne geçerek terimizi kurutmak doğru bir yöntem değildir. Klimanın havasının direkt vücudumuza çarpmaması gerekir. Klima havası ortam içerisinde dolaşmalı. Klima havanın nemini azaltacağı için 3-4 saat aralıklarla havanın temizlenmesi, hava dolaşımı için kapının açılması gerekir.” uyarılarında bulundu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Klima ve vantilatör açıkken uyunmamalı</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klimaların en sağlıklı kullanımının gündüz vakitleri olduğunu dile getiren Atamer, “Geceleri yatarken klima açık yatmak uygun değil. Sürekli olarak soğutma nedeni ile sabah uyandığımızda vücudumuzda kas ağrıları, kas krampları, boğazımızda kuruma, bazen öksürük, bulantı ve kusmaya neden olabilir. Uygun olan, gündüz vakitlerinde klimayı kullanmak. Geceleri yatarken ise klima önünde yatmak sağlık sorunlarına neden olur. Aynı durum vantilatör gibi hava sirkülasyonunu sağlayan aletler için de söz konusudur. Sürekli havayı sirküle etmek havanının kurumasına neden olduğu için sürekli olarak vantilatör önünde uyumak da uygun değildir. Belli aralıklarla klima ve vantilatör kullanmak daha uygundur.” diye konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Uzun süreler klimalı ortamda kalmak ciddi hastalıklara neden olabilir</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klima kullanımına bağlı olarak ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarına değinen Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Klima nedeniyle oluşan soğuk hava, üst solunum yollarında bakterilerin ve virüslerin üremesi için uygun bir ortam oluşturur. Düzenli bakımı yapılmayan klimaların içerisinde bazı bakteriler üreyebilir. Bunlar içerisinde en önemlisi lejyoner epilomanisine neden olan bakteridir. Nadir görülse de çok ciddi ve bulaşıcı bir hastalıktır.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzun süre klimaya maruz kalmanın tonsilit, faranjit, öksürük, bronşit ve akciğer enfeksiyonuna da neden olabileceğine dikkat çeken Atamer sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Aug 2023 10:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/08/uzun-sure-klimali-ortamda-kalmak-ciddi-hastaliklara-neden-olabilir-1692689782.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcaklarda Kalp Sağlığı İçin 10 Kritik Uyarı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/sicaklarda-kalp-sagligi-icin-10-kritik-uyari-12527</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/sicaklarda-kalp-sagligi-icin-10-kritik-uyari-12527</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı sıcak ve nemli hava sağlıklı kişilerde bile kalbin yorulmasına neden olurken, kalp hastalarında ise şikayetleri daha da şiddetlendirebiliyor. Tansiyon problemlerinden ritim bozukluklarına, çok daha önemlisi kalp krizine kadar pek çok kalp – damar sorunlarının görülme sıklığı yaz aylarında artış gösteriyor. Özellikle aşırı sıcak havanın kalp sağlığı üzerine etkisini inceleyen 27 ülkeyi kapsayan bir çalışmada; aşırı sıcakların kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölüm oranında yüzde 2 ila 9 arasında artış oluşturduğu gösterilmiş. Dolayısıyla kalpte ciddi problemlerin gelişmemesi için sıcaklara karşı tedbirler almak yaşamsal önem taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1689082238_Prof__Dr__Haldun_Akg__z.jpg" style="height:351px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">, yaz aylarında vücutta sıvı kaybı olduğunda kalbin daha fazla çalışmak zorunda kaldığına işaret ederek,<strong> </strong>“Terleme ve ciltteki kan dolaşımı, vücut ısısını sabit tutan en önemli mekanizmaları oluşturuyor. Cildi besleyen damarlar sıcakta genişleyerek vücuttaki ısı kaybını sağlamaya çalışıyor. Terleme yoluyla da ciltteki su buharlaşırken, vücut ısısı düşüyor. Ancak bu koruyucu mekanizma aşırı çalıştığında vücutta sıvı ve elektrolit kaybı oluşuyor. Bunun sonucunda vücutta oluşan çeşitli mekanizmalar nedeniyle ani tansiyon yükselmeleri ile ciddi kalp–damar sorunları gelişebiliyor. Dolayısıyla kalbimizi yormamak için yaz aylarında özellikle su olmak üzere bolca sıvı tüketmeliyiz” diyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz</strong>, yaz aylarında aşırı sıcaklara karşı dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günde en az 2.5-3 litre sıvı tüketin!</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Vücudun susuz kalması sonucu gelişen tuz ve elektrolit kaybıyla birlikte kanın pıhtılaşma oranındaki artış nedeniyle kalp krizleri yaz mevsiminde daha sık görülüyor. <strong>Prof. Dr. Haldun Akgöz</strong>, bu nedenle kalp hastalarının yaz aylarında bol su tüketmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Özellikle aşırı sıcaklarda terlemeyle oluşan sıvı kaybının yerine konulması için sıcaklığın en fazla olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında, günlük tüketime ek olarak 2-3 bardak su içmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Kişinin kilosuna göre değişmekle birlikte, yaz aylarında 2,5-3 litre sıvı tüketilmesi gerekiyor</span><span style="font-family:&quot;Roboto">. </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ancak sıvı alımının kısıtlandığı ağır kalp yetersizliği veya böbrek yetersizliği gibi bir durum varsa, alınacak olan sıvı miktarı için hastanın kendisini takip eden doktorunun görüşünü alması gerekiyor” diyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu saatler arasında sokağa çıkmayın! </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp ve damar hastalarının vücutları sıcaklığın ani yükselmelerine karşı daha hassas oluyorlar. Bu nedenle sıcaklardan korunmanız ve güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmamanız çok önemli. Zorunlu değilseniz, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkmayın. Bulunduğunuz ortamdaki ısının 24-25 derece arasında olmasına dikkat edin.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Spor için serin zamanı tercih edin</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Egzersiz her mevsim sağlığımız üzerinde önemli bir role sahip. Ancak fayda yerine zarar vermemesi için bazı kurallara uymak şart. Yaz aylarında dikkat etmeniz gereken önemli kurallardan biri ise egzersizin zamanlamasını sabah erken saatlerde ya da akşam geç saatlerde olacak şekilde planlamanız. Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında, aşırı terlemeye yol açarak kalbi yoracağı için açık havada spor yapmayın. Ayrıca yaz aylarında açık hava yerine spor salonlarını tercih etmenizde fayda var. Eğer dışarıda spor yapmanız gerekiyorsa süreyi 90 dakikayla kısıtlamalı, tempoyu yavaş yavaş arttırmalı ve bol sıvı tüketmelisiniz. Suyla beraber tuz kaybı da olacağı için mineral yönünden zengin ve şekersiz sporcu içeceklerini tercih edebilirsiniz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Denize tok karnına girmeyin</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp hastalığınız varsa, denize girerken güneş ışınlarının daha az şiddetli olduğu sabah veya akşamüstü saatlerini tercih edin ki vücudunuz fazla yorulmasın. Ayrıca kan dolaşımının büyük kısmı yemekten hemen sonra sindirim sistemine yönlendiği için bazı organlara giden kan miktarı da azalıyor. Bu değişim ani gelişebilen tıbbi problemlerin boyutunu arttırabiliyor. Kas dokusuna giden kan akımının azalmasına bağlı kaslarda kramplar ve yorgunluk gözlenebiliyor. Dolayısıyla aç karnına veya yemekten en az 2-3 saat sonra yüzmenizde fayda var. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Denize vücudunuzu suya alıştırarak girin</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Aşırı soğuk su damarlarda büzülmeye neden olarak koroner spazm riskini artırıyor ve hipertansiyonu tetikleyebiliyor. Su sıcaklığının makul olmadığı durumlarda denize ya da havuza girmekten kaçının. Ayrıca aşırı sıcakta kaldığınızda aniden deniz ya da havuza atlamayın, vücudunuzu suya yavaş yavaş alıştırmaya dikkat edin. Bunların yanı sıra soğuk duştan kaçınmanız da kalp sağlığınız için önem taşıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İlaçlarınızın doz ayarı çok önemli! </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp damar hastalığı veya kalp yetmezliği gibi sağlık problemleriniz varsa, tatile çıkmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşerek ilaç dozlarının ayarlanmasını sağlayın. Sıcaklarda damarlar daha fazla genişlediği için bazı tansiyon ilaçlarının bacaklarda ödem yapıcı etkisi artabiliyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz</strong>, bu hastalarda ayak sırtı, bilekler ve bilek üstü bölgelerde ödem riskinin yükseldiğine işaret ederek, “Böyle durumlarda tuz alımı biraz daha kısıtlanıp, ayaklar istirahat halindeyken hafif yükseltilerek ödemin önüne geçilebiliyor” diyor. Eğer koroner kalp hastalığı nedeniyle nitrat tipi bir ilaç veya nitrat spreyleri kullanılıyorsa, dikkatli olmak gerekiyor. Zira nitratlar damarları hızla genişlettikleri için tansiyonu düşürüyor. Bu durum sıcakta sıvı kaybıyla birlikte olursa bayılmaya (senkop) bile yol açabiliyor. Özellikle idrar söktürücü ilaçlar kullanan hastaların ilaç dozlarının aşırı sıcak havalarda azaltılması gerekebiliyor. Çünkü idrar söktürücü ilaçlar nedeniyle gelişen aşırı sıvı kaybı tansiyon düşüklüğü ve buna bağlı bayılmalara neden olabiliyor. Ayrıca doktor önerisi olmadan kesilen ilaçlar aşırı tansiyon yükselmesi sonucunda kalp kriziyle sonlanabiliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sindirimi kolay besinler tüketin</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yemek sonrasında dolaşımdaki kanın önemli bir miktarı sindirim sistemiyle ilgili organların kanlanması için kullanılıyor. Bu nedenle kan dolaşımının cilde yönlendirilmesi için sindirimi kolay besinler tüketilmesi gerekiyor. Sindirim sistemini yormamak için sık sık ve az miktarda yemek yemeli, yine sıvı kaybını azaltmak için sulu besinleri tercih etmelisiniz. Az yağlı veya yağsız süt ve süt ürünleri, zeytinyağı, ayçiçek ve mısır özü yağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Günlük 3-4 porsiyon çeşitli taze sebze ve meyve tüketmeniz de önem taşıyor. Bunların yanı sıra soğuk olarak hazırlanan ve tüketilen çorbalar da vücut ısısının düşürülmesine katkıda bulunabiliyor. Pişirme usulü olarak da haşlama, buğulama ve ızgara yöntemlerini tercih etmelisiniz. Mercimek, nohut, kuru fasulye gibi kuru baklagiller de mutlaka sofrada olması gereken besinler arasında yer alıyor. Ayrıca yaz aylarında salatalar ve zeytinyağlı sebzeler gibi soğuk yemekleri tüketmenizde fayda var.</span><strong> </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ani sıcak – soğuk değişiminden kaçının! </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaz aylarında ani sıcak – soğuk hava değişiminden kaçınmanız da son derece önemli. Sıcak ortamda bulunduysanız aniden aşırı soğuk bir ortama girmeyin. Zira, damarlarda oluşan ani büzülme kan basıncında oynamaya yol açabiliyor ve kalp ritmini hızlandırabiliyor. Yine klimaya doğrudan maruz kalmamanız ve klimanızın filtrelerini düzenli yenilemeniz de dikkat etmeniz gereken bir başka önemli kural. Bunun nedeni ise gelişebilecek olan bir enfeksiyonun ritim bozukluğu veya kalp yetmezliği gibi sorunların şiddetini artırabilmesi. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Terletmeyen kıyafetleri tercih edin</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Vücudumuzda terleme yoluyla su kaybı yaşandığı için evde, özellikle de dışarıya çıkarken pamuklu gibi ter emen ve hava geçirgenliği fazla olan hafif kumaşlardan oluşan rahat kıyafetleri tercih edin. Ayaklarımızın en çok terleyen bölgeler olması nedeniyle nemden koruyan, hava alan, hafif ve rahat tabanlı ayakkabılar kullanın. Şapka ve gözlük takmanız da sizi güneşin zararlı ışınlarından koruyacaktır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kafeinli içecekler ve soda tüketimine dikkat!&nbsp; </span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İdrar söktürücü özelliği nedeniyle kafein içeren kahve ve çay gibi içecekler vücutta sıvı kaybını artırarak dehidratasyon oluşumunu hızlandırıyorlar. Bunların yanı sıra sodanın içinde bulunan sodyum (tuz) da vücudumuzda daha fazla sıvı tutulmasına neden olarak kan basıncını yükseltebiliyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Akgöz</strong>,<strong> </strong>yaz aylarında kafeinli içecekler ile sodadan kaçınmanız gerektiğini belirterek, “Bu tür sıvılar yerine su veya ayran gibi doğal ürünleri tercih edin. Ayrıca soda ve maden suyu tüketimini de minimum düzeyde tutun. Zira aşırı tüketilen bu içecekler kan basıncını yükseltmesinin yanı sıra kalp yetmezliğinin gelişmesine ya da ağırlaşmasına yol açabiliyor. </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Şekerli, gazlı ve alkollü içecekleri de özellikle öğlen saatlerinde tüketmemeniz gerekiyor. Bunun nedeni, özellikle alkolün sıvı kaybını arttırması.</span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">”</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Jul 2023 11:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/07/sicaklarda-kalp-sagligi-icin-10-kritik-uyari-1689149487.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Artık Bütün Dünya Az Gülüyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/artik-butun-dunya-az-guluyor-12509</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/artik-butun-dunya-az-guluyor-12509</guid>
                <description><![CDATA[Gülmek insanlar için evrensel bir duygu, sosyal bağları güçlendiriyor, stresi azaltıyor ve genel yaşam kalitesini artırıyor. Aynı zamanda insanlar arasında sözsüz bir dil olarak kullanılıp, neşeli bir atmosfer yaratıyor. Ancak Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sultan Tarlacı, pandemiden sonra artık bütün dünyanın daha az güldüğünü belirterek, “Gülme" gibi temel insan davranışları ve duygusal tepkiler, insan doğasının bir parçasıdır, evrensel bir davranış şeklidir. Kaybolmazlar ancak sıklıkları ve ortaya çıkışları azalır. İnsanlar yalnız ve hayatlarında ya makineler ya da iş hakim. Diğer insanlarla yüz ve göz temasları kayıp. Bu da duyguyu tanımayı ve duygu ifadesini azaltıyor. Gülmenin azaldığı bu tür toplumlarda diğer temel duygular da azalır.” dedi. Tarlacı, gülme pratiğini geliştirecek egzersiz ve yöntemleri de sıraladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Japonya’da 3 yıl süren Covid-19 salgını süresince hükümetin tavsiye niteliğindeki maske takma önergesi, 13 Mart’ta yürürlükten kaldırıldı. Ülkede maske takmak hiçbir zaman zorunlu tutulmamasına rağmen geçen sürede birçok insan daha az gülümser hale geldi. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gülmenin sevinç ve mutluluk duygularını ifade ettiğini ve insan için evrensel bir duygu olduğunu ifade eden Tarlacı, “Herkes güler, hatta maymunlar bile güler. Bunlar biyolojik yapımıza kazınmış, evrensel duygulardır. Gülmek, sosyal bağları güçlendirir, stresi azaltır ve genel yaşam kalitesini artırır. Aynı zamanda insanlar arasında ortak bir sözsüz dil olarak kullanılır ve neşeli bir atmosfer yaratır. "Gülme" gibi temel insan davranışları ve duygusal tepkiler, insan doğasının bir parçasıdır, evrensel bir davranış şeklidir. Kaybolmazlar ancak sıklıkları ve ortaya çıkışları azalır.” dedi. Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Pandemiden sonra artık bütün dünya az gülüyor. İnsanlar yalnız. Hayatlarında ya makineler ya da iş hakim. Diğer insanlarla yüz ve göz temasları kayıp. Bu da otizmdeki gibi duyguları tanımayı ve duygu ifadelerini azaltıyor. Gülmenin azaldığı bu tür toplumlarda diğer temel duygular da azalır.” </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Japonya gibi ülkelerde ‘sosyal modernlik otizmi’ var</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Japon kültürünün, diğer kültürlerle karşılaştırıldığında genellikle daha sakin, ciddi ve disiplinli bir imaj sergilediğine işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Japonlar, toplumda uyum ve düzenin önemini vurgulayan bir anlayışa sahiptirler. Bu nedenle, bazı gözlemciler, Japonlar arasında gülmek ve mizahın daha az görüldüğünü düşünebilir. Japonya gibi ülkelerde “Sosyal modernlik otizmi” denen bir durum var. Sosyal otizm, bireyin sosyal etkileşim becerilerini etkiler. Sosyal ipuçlarını anlamakta ve yorumlamakta güçlük çekerler. Sözsüz iletişim, beden dili ve göz teması gibi sosyal ipuçlarını yakalamakta zorlanabilirler. Bu nedenle, sosyal etkileşimlerde tipik olarak beklenen davranışları sergilemekte güçlük çekebilirler”. diye konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Gülme gibi duygusal tepkiler unutulmaz</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Herhangi bir bireysel durumda veya nadir tıbbi koşullarda, gülme yeteneğinin geçici olarak kaybedilebileceğini belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “bazı depresyon veya anksiyete bozuklukları gibi ruh sağlığı sorunları bireyin normal gülmek tepkilerini azaltabilir veya engelleyebilir. Ayrıca bazı nörolojik rahatsızlıklar, Parkinson hastalığı veya felç gibi durumlarda gülme yeteneği zayıflayabilir.” diye konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gülmenin toplumda azalmasının adeta covid gibi yayılabileceğine dikkat çeken Tarlacı, “Bütün duygular diğer insanlarca aynalandığı için, gülen bir yüz başkasını da güldürür, öfkeli yüz başkasını da öfkelendirir. Bir toplum gülmeyi unutamaz, gülme sıklığı azalır ama gülmeyi kaybetmez. Yalnızsanız az gülersiniz. Ancak genel olarak, "gülme" gibi duygular, insanların duygusal ifadesinin ve sosyal etkileşiminin önemli bir parçası olduğu için kolaylıkla unutulabilecek şeyler değillerdir. İnsanlar, komediye tepki verme, esprilerden keyif alma ve neşeli durumları paylaşma eğilimindedirler.” dedi.&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sanal etkileşim sosyal becerileri azaltıyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günümüzde, dijital teknolojilerin yaygınlaşması, sosyal medyanın artması, daha fazla zamanın ekran başında geçirilmesi gibi faktörlerin, insanların sosyal etkileşimlerini azaltabileceğini veya değiştirebileceğini belirten Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Yalnızlaşma, insanlar arasındaki fiziksel bağlantının azalması, kişisel etkileşimlerin yerine sanal etkileşimlerin geçmesi gibi durumlar, sosyal etkileşim becerilerinin azalmasına ve duygusal anlayışın eksik kalmasına yol açabilir. Japonlar arasında mizahın da bir yeri vardır. Japon popüler kültürü, anime, manga, komedi programları ve güldürü filmleri gibi birçok mizahi içerik üretmektedir. Bununla birlikte, bazı kültürel faktörler Japon toplumunda gülmeyi veya açıkça ifade etmeyi sınırlayabilir. Geleneksel Japon toplumu, bireysel duygusal ifadenin kontrol altında tutulması ve toplumsal uyumun sağlanması gerektiğine odaklanır. Toplumun normları ve kuralları, bazı insanların duygusal tepkilerini veya gülmeyi bastırmasına veya gizlemesine neden olabilir”.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Gülmek öğrenilebilir</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gülmenin bir davranış biçimi olduğunu ve insanların bunu öğrenip, geliştirebileceğini ve gülmeyi tetikleyen unsurları keşfedebileceğini ifade eden Tarlacı, gülme pratiğini geliştirecek egzersizler ve yöntemleri şöyle sıraladı: </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Gülümseme egzersizi:</strong> Başlangıç olarak yüzünüzde bir gülümsemeyle başlayın. Gülümsemeye odaklanarak, yüz kaslarınızı gevşetmeye çalışın ve gülümsemeyi daha genişletin. Bu, vücudunuzdaki olumlu hisleri ve mutluluk sinyallerini artırabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Komediye maruz kalma:</strong> Komedi filmleri, televizyon dizileri, komedyenlerin performansları veya mizahi içeriklerle daha fazla zaman geçirmek, gülmeyi tetikleyebilir, geliştirebilir ve gülmeyi kolaylaştırabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Gülme kulüpleri veya yoga gülme seansları:</strong> Bazı topluluklar, gülme kulüpleri veya yoga gülme seansları düzenleyerek insanların bir araya gelip birlikte gülmelerini teşvik eder. Bu tür etkinliklere katılmak, grup enerjisiyle birlikte gülmeyi deneyimlemek için bir fırsat sunar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Mizahla ilgili materyallere maruz kalma:</strong> Komik kitaplar, karikatürler, internet mimleri veya komik videolar gibi mizahi içeriklerle vakit geçirmek, gülmeyi teşvik edebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Kendinizle mizah yapma:</strong> Kendi hatalarınızı, komik yanlarınızı veya absürt durumları keşfetmeye çalışın. Kendinizle dalga geçmek, mizah duygunuzu geliştirebilir ve gülmeyi tetikleyebilir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Sosyal etkileşim:</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> Neşeli ve mizahi insanlarla vakit geçirmek, gülmeyi kolaylaştırabilir. Arkadaşlarınızla veya sevdiklerinizle mizah paylaşımında bulunmak, sosyal bağları güçlendirebilir ve eğlenceli deneyimler yaşamanıza yardımcı olabilir. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Jul 2023 10:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/07/artik-butun-dunya-az-guluyor-1688371076.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramı’nda Sağlıklı Beslenmek İçin 7 Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmek-icin-7-oneri-12503</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmek-icin-7-oneri-12503</guid>
                <description><![CDATA[Kurban Bayramı, sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz, paylaşımların yoğunlaştığı, keyifli sofralarda çeşit çeşit yemeklerin yendiği güzel günleri içinde barındırıyor. Ancak bayramda beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi sağlık için bazı sakıncaları da beraberinde getirebiliyor. Özellikle bayram ziyaretlerinde sunulan ikramları kontrollü tüketmek, et ve tatlı tüketiminde aşırıya kaçmamak sağlıklı ve formda kalmak için önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, Kurban Bayramı’nda doğru beslenmek için önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban Bayramı’nda özellikle etin kesiminden saklamasına, tüketimine kadar pek çok noktaya dikkat edilmesi gerekmektedir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik hem pişirme hem de sindirimde zorluğa yol açar. Özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemelidir. Etler 24-48 saat buzdolabında bekletildikten ve dinlendirildikten sonra haşlama, ızgara, buğulama şeklinde pişirilmelidir. Bekletilmeden tüketilen etler öğün sonrasında karında rahatsızlık, şişkinlik, gaz gibi şikayetlere neden olabilir. Pişirirken eti kızartmanız ya da kavurmanız, vücudunuza yüksek miktarda yağ almanıza sebep olacaktır. Mümkünse kavurma- kızartma gibi pişirme yöntemlerinden uzak durulması gerekmektedir. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Etlerin tazeliğini ve lezzetini doğru saklama koşulları ile koruyun</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban etini doğru şekilde saklamak, tazelik ve kaliteyi korumak için önemlidir. Taze kesilen etleri hemen buzdolabına yerleştirilmesi ve +4°C'lik soğuk bir ortamda saklanması gerekmektedir. Etler hava geçirmez poşetler veya kapların içinde muhafaza edilmelidir. Uzun süreli saklama için derin dondurucu tercih edilmelidir. Dondurmadan önce etlerin porsiyonlara ayrılması ve hava geçirmez kaplara yerleştirmesi gerekmektedir. Dondurucu sıcaklığını -18°C veya daha altında olmalıdır. Kurban etini doğru şekilde saklayarak tazelik, lezzet ve besin değerini koruyabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bayram sofralarında yeşil yapraklı sebzeler ile hazırlanmış salatalara yer verin</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban Bayramı’nda çoğu insanın et tüketimi normal günlere oranla artmaktadır. Özellikle kolesterol ve kalp damar hastalığı bulunan kişilerin miktar kontrolüne dikkat etmeleri gerekmektedir. Kırmızı ette bulunan doymuş yağ oranının yüksek olması kalp damar hastalıklarına davetiye çıkaracağından kurban etini tüketmeden önce yağlı kısımlarını ayırmalı ve elden geldiğince yağsız ve az yağlı et tüketilmelidir. Kırmızı et hem iyi protein kaynağı hem de yüksek oranda demir içermektedir. Etin içerisindeki demirin biyoyararlanımı artırabilmek için, iyi bir C vitamini kaynağı olan yeşil yapraklı sebzeler ile yapılmış salataya sofrada yer verilmesi doğru bir seçim olacaktır. Günlük kırmızı et tüketimi her birey için farklılıklar göstermekle birlikte sağlıklı bireylerde ortalama 100-300 gram aralığında olmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Hem dengeli ve hem de çeşitli beslenin</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban Bayramı’nın içinde bulunduğu günlerde çeşitli besin gruplarından yeterli miktarda tüketmek önemlidir. Etin yanı sıra sebzeler, meyveler, tahıllar ve süt ürünleri gibi diğer besinleri de içeren dengeli bir beslenme planı oluşturulmalıdır. Özellikle et yenecek öğünde et miktarı 120 gr’ı (4 köfte kadar) geçmemeli, yanında çeşitli sebzelerle hazırlanmış az yağlı bol salata ve esmer ekmek türlerinden 1-2 dilim tercih edilebilir. Eğer pilav veya makarna tüketilecekse ekmek yenmemesi dengenin korunmasını sağlayacaktır. Aynı şekilde ekmek tüketilecekse pilav ve makarna tüketmek, dengeyi bozarak karbonhidrat yoğunluğunu arttırarak kilo alınmasına sebebiyet verecektir. Asitli, şekerli, kalorili içecekler yerine ayran, şekersiz komposto gibi içeceklerin tercih edilmesi de sağlığı korumak için doğru seçim olacaktır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Yeterli ölçüde su tüketin</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramda aşırı et tüketimi, tuz oranının artmasına sebebiyet verebilmektedir. Bunun yanı sıra yetersiz su tüketimi de söz konusu olabilmektedir. Vücudun su ihtiyacını karşılamak için yeterli miktarda su içmek önemlidir. Özellikle Kurban Bayramı'nda tüketilen yiyeceklerin ardından su tüketimi daha da önem kazanır. Bol su içerek vücudun susuz kalmasının önüne geçilmeli ve sindirim-boşaltım sistemi sağlığı desteklenmelidir. Mutlaka gün içerisine yayacak şekilde 2-2,5 litre su içilmelidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Tatlıların porsiyonlarını küçültün</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramların olmazsa olmazı tatlılar ne yazık ki masum olmayabiliyor. Şerbetli tatlı, artan et tüketimi ve bayramın sıcaklara denk gelmesi ile kronik rahatsızlığı olan kişileri rahatsız edebilmektedir. Şerbetli ve ağır tatlılar yerine, daha hafif ve sağlıklı alternatifler tüketilmelidir. Hurma, kuru meyveler, sütlü tatlılar veya şekersiz tatlılar gibi seçenekler tercih edilebilir. Ayrıca ev yapımı tatlılar da kontrollü bir şekilde tüketilebilir. Şeker miktarını azaltmak için alternatif tatlandırıcılar kullanmak da diğer bir seçenek olabilir. Küçük porsiyonlarla tatlıyı tadabilir ve aşırıya kaçmadan da keyfini çıkarabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Kısa bir yürüyüş ile harcanılan enerjiyi artırın</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban Bayramı döneminde egzersiz yapmak, sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmek açısından önemlidir. Bayram süresince yeme alışkanlıklarının değişmesi ve hareketsizlik, vücutta enerji birikimine ve kilo artışına neden olabilir. Bu nedenle düzenli egzersiz yapmak, metabolizmayı hızlandırarak kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Yürüyüşe çıkmak, bisiklet sürmek, aile ile spor oyunları oynamak gibi aktiviteler bayram süresince fiziksel aktivite seviyesini artırabilir. Gün içerisinde 30-40 dakikalık kısa yürüyüşler yaparak harcadığınız enerjiyi artırabilirsiniz. Egzersiz, bayram süresince enerji seviyesinin yükselmesine yardımcıdır, stresi azaltır ve genel sağlığı destekler. Bu nedenle Kurban Bayramı'nda düzenli egzersiz yapmaya özen göstermek önemlidir. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jun 2023 13:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/06/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmek-icin-7-oneri-1687516834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hipertansiyona Karşı 7 Etkili Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/hipertansiyona-karsi-7-etkili-oneri-12432</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/hipertansiyona-karsi-7-etkili-oneri-12432</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, fazla kilo, stres ve zararlı yaşam alışkanlıkları derken son yıllarda hipertansiyon hastalarının sayısı hızla artıyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Özkan, ülkemizde her 3 kişiden 1’inin hipertansiyon hastalığıyla karşı karşıya olduğunu belirtirken “Oldukça yüksek olan bu orandan daha da kötüsü ise; yarıya yakın tansiyon hastasının maalesef hastalığının farkında bile olmamasıdır.  Sinsice ilerlediğinden ‘sessiz katil’ diye de anılan hipertansiyon; başta kalp damarları olmak üzere tüm vücutta büyük tahribata yol açıyor” diyor. Hipertansiyonu kontrol altında tutmak için tek yöntemin düzenli ilaç kullanımı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Alper Özkan, yaşam tarzında yapılacak birkaç basit değişikliğin kan basıncını kontrol altına almaya katkı sağlayacağını söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Özkan, hipertansiyona karşı 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1686035701_Prof__Dr__Alper___zkan.jpg" style="height:342px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tuz tüketimini sınırlandırın! </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük tuz tüketiminin 5 gramı yani 1 tatlı kaşığını geçmemesi gerekiyor. Zira aşırı tuz tüketilmesi vücutta sıvı tutulmasına ve ödeme yol açarak beraberinde tansiyonun yükselmesine neden olabiliyor. Prof. Dr. Alper Özkan “Bilimsel çalışmalara göre; erken evrede yakalanan hipertansiyon hastalarında sadece tuzun azaltılması ile tansiyonda yaklaşık 10 birimlik düşme sağlanabiliyor. Bu da neredeyse hafif etkili bir ilacın etkisine eşit demek! Ancak doktorunuz ilaç kullanmanızı önerdiği sürece ilacı bırakmayın” diyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Şeker ve karbonhidrat tüketimine dikkat edin!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">En az tuz tüketimi kadar şeker ve karbonhidrat alımına da dikkat edilmesi gerekiyor. Beyaz ekmek, unlu mamüller ve tatlılar başta olmak üzere ihtiyaç fazlası her türlü karbonhidrat kilo alımına yol açarken, damarlarda sertleşmeye ve tansiyon değerlerinin yükselmesine neden oluyor. Gizli şeker kaynağı olan meyve, meyve suyu ve alkolün de kan şekerini yükselterek kan basıncını olumsuz etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Alper Özkan, meyve tüketimininin günde bir porsiyonu aşmamasını, meyve suyu ve alkolden kaçınılması gerektiğini söylüyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Egzersiz yapın</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hipertansiyonun en önemli nedenlerinden biri de; hareketsiz yaşam! Hareketsizlik kan basıncının yükselmesine neden oluyor. Hipertansiyondan korunmak için düzenli egzersizin şart olduğunu, özellikle haftada 3 gün tempolu ve yarım saatlik yürüyüşlerin hipertansiyonu kontrol altına almada büyük rol oynadığını belirten Prof. Dr. Alper Özkan “Egzersiz ve hipertansiyon ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar; kardiyo egzersizleri, pilates, yüzme gibi sporların kan basıncı kontrolünde çok önemli etkisi olduğunu gösteriyor” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mutlaka yeterince su için!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yetersiz sıvı alımı olan kişilerde böbreklere ve kalbe giden kan miktarında zamanla azalma oluyor, damarlar büzüşerek kan basıncı artıyor. Günlük tüketmeniz gereken su miktarını, vücut ağırlığınızı 30 ile çarparak bulabilirsiniz. Örneğin; 70 kg olan bir kişinin günlük tüketmesi gereken su miktarı (70x30=2100 ml) ortalama 8-10 bardağa tekabül ediyor. Çay, kahve veya gazlı içeceklerse suyun yerini tutmazken aksine hem idrar söktürücü etkileri hem de damar içinde kalma sürelerinin düşük olması nedeniyle vücutta sıvı kaybına neden oluyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeterli ve kaliteli uyuyun </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yapılan çalışmalar; uykusuzluk problemi olan kişilerin kan basıncı kontrolünün daha zor olduğunu ortaya koyuyor. Yeterli ve kaliteli uyku için; her gün aynı saatte yatağa girilmesi, &nbsp;karanlık bir odada uyunması, cep telefonunun yataktan uzak bir noktaya bırakılması, gerekirse uzman önerisiyle melatonin takviyesi alınması gerekiyor. Prof. Dr. Alper Özkan,&nbsp; uyku apnesi (uykuda solunumun geçici durması) olup tansiyon dengesi bir türlü sağlanamayan kişilerde uyku laboratuvarında test yapılmasının önemli olduğunu belirterek “Apnenin önlenmesi uyku kalitesini artırırken tansiyonunuzu da dengeye sokacaktır” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Stresi yönetmeyi öğrenin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ruh sağlığımızın tansiyonu doğrudan etkilediğini, modern yaşamın yol açtığı stresi mutlaka yönetmeyi öğrenmek gerektiğini belirten Prof. Dr. Alper Özkan “Aşırı stres pek çok tansiyon hastasında etkin kan basıncı sağlanmasını güçleştiriyor” uyarısında bulunuyor. Son dönemlerde hipertansiyon tedavisinde meditasyon ve stresle baş etme yöntemlerine yönelik eğitimler önem kazanıyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İlaçlarınızı düzenli ve aynı saatlerde alın</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“Bir kere ilaca başlanıldı mı hayat boyu ilaç alınmalı” düşüncesiyle pek çok hasta ilaç kullanımından kaçınıyor, doktorundan habersiz ilacı kesebiliyor. Bu düşüncenin doğru olmadığını, aksine hayati sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Alper Özkan şöyle konuşuyor: “Tansiyon ilaçları gözlük gibidir ve kullanırsak etki eder. Bırakınca da etkisi geçecektir. Her ilaç her hastada aynı oranda fayda vermeyebilir veya yan etki olabilir. Tansiyon ilaçları tıpkı bir terzinin özel dikim elbise dikmesi gibi hastanın bir takım özellikleri göz önüne alınarak ayarlanmalıdır. Doktorunuzla her türlü etki ve yan etkiyi konuşarak size en uygun tansiyon ilacını bulabilirsiniz.”</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jun 2023 11:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/06/hipertansiyona-karsi-7-etkili-oneri-1686039980.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Astım Hakkında Doğru Sanılan 10 Yanlış</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/astim-hakkinda-dogru-sanilan-10-yanlis-12395</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/astim-hakkinda-dogru-sanilan-10-yanlis-12395</guid>
                <description><![CDATA[Hava yollarında oluşan daralmayla gelişen ve ataklarla seyreden astım oldukça sık görülen bir hastalık. Öyle ki dünyada 300 milyon, ülkemizde de yaklaşık dört milyon kişinin astım hastalığıyla mücadele ettiği belirtiliyor. Kronik bir hastalık olan astımda ataklarla görülen hırıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık ile öksürük gibi sorunlar kontrol altına alınamazsa hastanın yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor, hatta yaşamını yitirmesine bile neden olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1684825193_Do____Dr__Nil__fer_Ayka__.jpg" style="height:344px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">,<strong> </strong>astım hastalığında oluşan atakların aslında uygun ve düzenli tedaviyle kontrol altında tutulabildiğine dikkat çekerek, “Ancak toplumda astım hakkında doğru sanılan hatalı bilgiler hastaların tedavilerini aksatmalarına neden olabilirken günlük yaşamlarını da olumsuz etkileyebiliyor. Dolayısıyla tedavide sorun yaşanmaması ve kaliteli bir yaşam için hastaların astım konusunda bilgi sahibi olmaları ve bu doğrultuda hareket etmeleri büyük önem taşıyor” diyor. Peki hangi hatalı bilgiler astım hastalarının yaşamlarını olumsuz yönde etkiliyor? <strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç</strong>, <strong>&nbsp;</strong>toplumda astım hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astım genetik geçişli bir hastalık değildir. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU:</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Astım, hem genetiğin hem de çevrenin etkilediği</span></span><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> çok faktörlü bir hastalıktır. Öyle ki anne- babadan birinin astımlı olması durumunda çocukta astım görülme riski yüzde 25 oluyor. Anne ve babanın her ikisinde de astım varsa bu risk yüzde 50’ye yükseliyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astım ilaçları şikayetler geçtiği zaman bırakılmalıdır. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU:</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Astım tedavisinde tek amaç yakınmaları ortadan kaldırmak değildir. Bu nedenle astımlı hastaların şikayetleri geçtiğinde ilaçlarını asla kendiliğinden bırakmamaları ve tedavinin hekim gözetiminde sürdürülmesi önem taşıyor. Tedavi süresi genellikle 3 – 12 ay arasında değişiyor. Ancak bazı hastalarda tedavinin yaşam boyu devam etmesi gerekiyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Her astım hastasında mutlaka hırıltı ve nefes darlığı olur. YANLIŞ! </span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU:</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Astımlı hastalarda en sık hırıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık ve öksürük görülüyor. Ancak hastalarda bu yakınmaların hepsi aynı anda ortaya çıkmıyor. Astım doğası gereği kendiliğinden ya da tedaviyle düzelip tekrarlayan bir hastalık olduğu için yakınmaların tümü ya da bir kısmı zaman içerisinde gözlenip kaybolabiliyor ve sonra tekrarlayabiliyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astım sadece alerjik bünyeli kişilerde oluşur. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU: </span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaygın inanışın aksine, astım hastalarının tümü alerjik bünyeye sahip değiller. Öyle ki hastaların yüzde 30-40’ında alerji dışı etkenlere bağlı astım görülüyor. </span></span><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hastaların tamamında kronik ve mikrobik olmayan hava yolu inflamasyonu ile hava yolunda aşırı duyarlılık oluyor. Bu nedenle hastalar, alerjileri olmasa dahi astımlı olmayan kişilere kıyasla hava kirliliği, tütün dumanı, kokular ve irritan gibi çevresel faktörlerden çok daha fazla etkileniyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kortizon içeren spreyler çok fazla yan etkiye sahipler. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU: </span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astım hastaları, astım ilaçları olarak kullanılan spreylerin kortizon içermeleri nedeniyle çok fazla yan etkiye sahip olduklarını düşünerek tedaviden kaçınabiliyorlar. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, </span></span><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">astımın en etkin tedavisinin kortizon içeren spreyler olduğuna dikkat çekerek, “Bu ilaçlar bağımlılık yapmıyor ve sprey biçiminde kullanıldıklarında ‘ses kısıklığı’ dışında ciddi bir yan etki göstermiyor. Üstelik sprey ilacını kullandıktan sonra boğazı bir bardak suyla çalkalayıp gargara yapmak ses kısıklığı gelişimini önlüyor” diyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hamilelik döneminde astım ilaçlarını kullanmak sakıncalıdır. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU:</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Toplumdaki yaygın inanışın aksine, astım hastası hamilelerin astım ilaçlarını mutlaka kullanmaları gerekiyor. Zira, ilaç tedavilerini bıraktıkları için astımı yeterince kontrol altına alınamayan hamilelerin hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlıkları olumsuz etkileniyor. Anne adayının riskli doğum yapması, hayatını kaybetmesi, bebeğin düşük kiloyla ya da erken doğması, astım ilaçları bırakıldığında en sık karşılaşılan sorunlar arasında yer alıyor. Dolayısıyla astım hastası olan tüm hamilelerin bu dönemde göğüs hastalıkları uzmanının takibinde olmaları yaşamsal önem taşıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astımın meslek ile ilişkisi yoktur. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU:</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Son yıllarda özellikle sanayileşmenin etkisiyle mesleğe bağlı astımın görülme sıklığı giderek artıyor. Erişkin dönemde görülen her beş hastadan birinin mesleki astımı olduğu araştırmalarla saptanmış. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç,<strong> </strong>bu nedenle erişkin yaşlarda tanı alan her astım hastasının mesleğinin ve hobilerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle uygun tedaviye rağmen hastalığın yeterince kontrol edilemediği hastalar meslek ortamında kaldıkları maruziyetler açısından gözden geçiriliyor. Eğer hastaların yakınmaları hafta sonu ya da tatil gibi dönemlerde azalıyor ve işe başladıklarında artıyorsa, astımlarının meslekle ilişkili olma ihtimali çok yüksek oluyor” diye konuşuyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astım hastaları spor yapamaz. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU: </span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astım hastalarında spor, fiziksel ve ruhsal olarak olumlu etkiler oluşturuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç,<strong>&nbsp; </strong>özellikle çocuklarda düzenli yapılan egzersizlerin solunum kapasitesinin artmasını sağladığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Spor olarak, yüzme, jogging ve pilates gibi spor aktivitelerini özellikle öneriyoruz. Yüzme sporu yapacaklar için klorla dezenfekte edilen havuzlar klorun hava yolları için irritan olması nedeniyle astımı alevlendirebiliyor. Böyle durumlarda denizde yüzmek daha iyi bir seçenektir. Çayır çimen alerjisi olanlarda, ilkbaharda açık havada spor yapmaktan kaçınılması yerinde olur. Ayrıca hava kirliliğinin ciddi bir sorun olarak karşımıza çıktığını düşünürsek, astımlı hastaların yaşadıkları yerdeki hava kalitesini izlemeleri, kirliliğin yoğun olduğu dönemlerde de açık havada spor yapmaktan kaçınmaları önemlidir.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kilo ile astım arasında bir ilişki yoktur. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU:</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Yapılan çok sayıda araştırmada, fazla kilonun astım hastalığının kontrolünü zorlaştırdığı ve atak oranını arttırdığı kanıtlanmış. Ayrıca, özellikle erişkinlerde fazla kilo, astımla birlikte sık görülen uyku apne hastalığı açısından da ek bir risk faktörünü oluşturuyor. Bu nedenle astım hastalığını kontrol etmek için ideal kiloya ulaşmak büyük önem taşıyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İlaç kullandıkları için astım hastalarına aşı yapılması gerekmiyor. YANLIŞ!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">DOĞRUSU:</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Yumurta alerjisi olmayan tüm astım hastalarının her yıl grip (influenza) aşısı olmaları gerekiyor. &nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 May 2023 10:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/05/astim-hakkinda-dogru-sanilan-10-yanlis-1684826489.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Tırnaklarınızı İyi Gözleyin, Çünkü</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/dikkat-tirnaklarinizi-iyi-gozleyin-cunku-12380</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/dikkat-tirnaklarinizi-iyi-gozleyin-cunku-12380</guid>
                <description><![CDATA[Tırnaklarınızı en son ne zaman dikkatlice gözlemlediniz? Üzerindeki olası değişikliklerin bazı hastalıkların sinyalini verebildiğini biliyor muydunuz? Örneğin; kırmızı dik çizgiler kalp kapak hastalıklarının habercisi olabilirken, mavi renge dönmüş bir tırnak kan dolaşımında oksijen seviyesindeki düşmenin, beyaz lekeler çinko veya B12 vitamin eksikliğinin, kalınlaşmış tırnaklar mantar, sedef ya da tiroit hastalığının sinyalini verebiliyor. Liste uzun!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1683700869_Dr____zlem_Apti_Sengkioun.jpg" style="height:357px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> bu nedenle tırnaklara özen gösterip iyi gözlemlemek gerektiğini belirtiyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun tırnaklardaki değişikliklerin hangi hastalıkların sinyallerini verebildiğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnaklarımız, parmak uçlarımız için destek ve koruma sağlayan bir protein olan yarı saydam keratin yapısından oluşuyor. El tırnakları ayda ortalama 3 mm, ayak tırnakları ise 1 mm uzuyor. Sağlıklı tırnakların pürüzsüz, sert, parlak ve pembemsi renkte olması, çocuklarda ise çok daha ince olduğundan bakım ve gözleminin çok dikkatli yapılması gerektiğini belirten <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun</strong> şöyle konuşuyor: “Tırnaklarda yaşa bağlı deformasyonlar ve yıpranmalar olması normaldir ancak bazı değişiklikler çeşitli hastalıkların sinyalleri olabileceğinden iyi gözlenmeli; el ve ayak tırnaklarında renk, doku ya da şekil değişikliği fark edildiğinde Dermatoloji Uzmanına başvurulmalıdır. Sık oje sürüldüğünde kimyasal etki ile tırnaklarda sararma ve çabuk kırılmalar görülebilir bu nedenle tırnakları gözlemlemeyi ihmal etmemek gerekir.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnak bakımında bu noktalara dikkat!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnak bakımının düzenli yapılması gerektiğini belirten Dr. Özlem Apti Sengkioun, özellikle duş ve banyo sonrası yumuşak bir tırnak fırçası ile temizlenmesini öneriyor. Tırnakların bebeklik döneminde hafifçe törpülenmesi, çocukluk ve erişkinlik döneminde ise kişiye özel bir tırnak makası ile düzenli aralıklarla kesilmesi gerekiyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun, sık sık su ve kimyasal maddeye temas edenlerin mutlaka eldiven kullanmasını, ellerini iyice kuruladıktan sonra tırnak ve çevresine uygun nemlendirici uygulanmasını tavsiye ediyor. Ayak tırnaklarının ise yuvarlak değil küt bir şekilde kesilmesinin tırnak batması gibi problemleri önleyeceğini belirten Dr. Özlem Apti Sengkioun, ayrıca tırnaklara baskı yapan dar ve sert ayakkabılar giyilmemesini, manikür ve pedikür yapılıyorsa tırnak etlerinin derin temizlenmesinden kaçınılmasını ve kullanılan aletlerin steril aynı zamanda kişiye özgü olması gerektiğini vurguluyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnaklardaki belirtiler hangi hastalıkların sinyali olabiliyor?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun, tırnaklardaki değişikliklerin bazı hastalıkların sinyalini verebildiğini belirterek, o değişiklikleri ve hastalıkları şöyle sıralıyor;</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnakların sık kırılması: </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çinko, saç ve cilt sağlığı için gerekli biotin, B12 ve A vitamini eksikliğine veya tiroit hastalığına işaret edebilir.</span></span></span></li>
</ul>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnak uçlarında ayrışmalar: </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sedef hastalığı, tırnak mantarı habercisi olabileceği gibi manikür ilişkili travmaya bağlı da görülebilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dikey çizgiler:</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Sağlıklı tırnaklarda da silik çizgiler görülebilmekle birlikte, eğer çizgiler belirgin ise yaşlanmaya bağlı olabileceği gibi demir eksikliği, cilt hastalığı liken ve otoimmün hastalık olan lupus ve bazı eklem hastalıklarının habercisi olabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yatay çizgiler: </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çinko eksikliği, diyabet ve böbrek hastalıklarında görülebilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnakta çukurlar ve çentikler: </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Saçkıran, egzama ve sedef hastalığında tırnakta çukur ve çentikler olabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Soluk tırnaklar:</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Sağlıklı tırnakta tırnak yatağı canlı, pembemsi renktedir. Irksal farklılıklar olabileceği gibi soluk renk anemi (kansızlık) ya da metabolik hastalıkların göstergesi olabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mavi tırnaklar:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kan dolaşımında oksijen seviyesindeki düşmenin habercisidir. Eğer tırnağın bir yarısı mavi görünümde ise zehirlenme göstergesi olabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beyaz noktalar:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnakta gözlenen beyazlıklar kalıtsal olabileceği gibi en çok travma, çinko ve B12 vitamin eksikliği ile ilişkilidir. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beyaz bantlar:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kronik böbrek hastalıkları ya da karaciğer sirozu belirtisi olabilir. Ayrıca enine beyaz çizgiler protein eksikliğinin belirtisi olabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalınlaşma:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnak mantarı, sedef gibi deri hastalıklarının yanında dolaşım ve tiroit fonksiyon bozukluklarında görülebilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Koyu kırmızı dikey çizgiler:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp kapak hastalıklarında görülebilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeşil tırnak:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Psödomonas olarak adlandırılan bakterilerin enfeksiyonu sonucu görülebilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Siyah tırnak:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tırnak mantarı ve&nbsp; birtakım ilaçların kullanımına bağlı</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">olabileceği gibi melanom olarak isimlendirilen çok tehlikeli bir deri kanserinin ilk bulgusu olarak da ortaya çıkabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sarı tırnak:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sert ve sarı tırnaklar lenfödem, lenfoma ve iltihaplı romatizmal hastalıkların belirtisi olabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Enine oluk görünümü:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ateşli bir hastalık sonrası tırnak üretiminin durmasına bağlı görülür. Ateşli hastalık ne kadar uzun sürerse oluk o kadar derin olabilmektedir. Uzama sürecinde tırnak ayrışmasına neden olabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kaşık tırnak:</span></strong> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Demir eksikliği ve beslenme yetersizliği yanında gluten duyarlılığı habercisi olabilir.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çomak tırnak:</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Tırnak yatağında bombeleşmeyi ifade eden çomak tırnağın en sık nedeni</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">akciğer ve kalp hastalıkları olmakla birlikte çölyak gibi farklı hastalıklarda da görülebilmektedir.</span></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 May 2023 14:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/05/dikkat-tirnaklarinizi-iyi-gozleyin-cunku-1683717365.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şeker Tüketimini Azaltan 10 Etkili Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/seker-tuketimini-azaltan-10-etkili-oneri-12372</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/seker-tuketimini-azaltan-10-etkili-oneri-12372</guid>
                <description><![CDATA[Şeker günlük beslenme alışkanlığımızın vazgeçilmezleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Şekeri cazip kılan şey ise ‘mutluluk hormonu’ olarak bilinen serotoninin salgılanmasını tetikleyerek bize keyif veren bir işlev görmesi. Bu nedenle şeker veya şekerli besinlere karşı gelmek kuşkusuz çoğumuz için hiç kolay olmuyor. Ancak vücudumuzun enerji kaynağı olan şekeri doğru besinlerden almamak ve tüketimini abartmak ciddi sağlık sorunlarıyla sonuçlanabiliyor. Öyle ki fazla şeker tüketimi; obeziteden diyabete, kalp hastalıklarından kansere, karaciğer yağlanmasından bunamaya kadar pek çok hastalığa zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca heyecanla beklediğimiz yaz mevsimine fit bir vücutla girmek için şeker tüketimini bırakmak kilit role sahip.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1683270911_Dyt__Nur_Ecem_Bayd___Ozman.jpg" style="height:346px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">,<strong> </strong>bu nedenle şekerin mutlaka sınırlı miktarda tüketilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük alınan enerjinin yüzde 5’inden daha azı şekerden gelmelidir. Paketli gıdalardan da farkında olmadan şeker aldığımızı unutmamalıyız. Zira şeker; hazır soslar, ketçaplar, kahvaltılık gevrekler gibi pek çok paketli gıdalarda bulunuyor. Günlük beslenmemizde şekerden tümüyle kaçınmak neredeyse imkansız olsa da paketli gıdaları satın alırken şeker oranı en düşük olan yiyecekleri tercih etmeye özen gösterebiliriz. Bu noktada etiket okuryazarlığı oldukça önem kazanıyor. Paketlerde yer alan besin etiketlerini inceleyerek şeker içermeyen veya düşük oranda içerenleri seçebiliriz. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman</strong>, şeker alışkanlığını bırakmanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Öğün saatlerinizi kendinize göre belirleyin</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günde kaç ana öğün ya da ara öğün yapmanız gerektiğine; vücudunuzdan gelen açlık, tokluk veya tatlı isteği gibi sinyalleri dikkate alarak karar verin. Örneğin, hergün ikindide tatlı krizi yaşıyorsanız, öğle yemeğini atlamanın ya da öğle yemeğinden sonra uzun açlığın dezavantajını yaşıyor olabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu durumda öğle yemeğini ihmal etmeyin ya da yediyseniz öğleden sonra meyve veya ceviz gibi bir atıştırma yapmayı deneyin. Bu şekilde kan şekerinizi dengede tuttuktan sonra tatlı istekleriniz devam ediyorsa kendinize alışana kadar biraz zaman tanıyabilir ya da tatlı isteğinizin altında yatabilecek diğer sebepleri araştırabilirsiniz” diyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günde 2-3 porsiyon meyve tüketin</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Düzenli meyve tüketmek, ihtiyaç duyulan şeker tadını meyvelerden alarak, zamanla diğer şekerli besinlerin tüketilmesinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Diyabet hastası değilseniz, günde 2-3 porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık edinin. Burada önemli olan, bir porsiyon meyvenin bir yumruk büyüklüğü meyve olduğunu unutmamanız ve meyve yemeyi akşama bırakmıyor olmanız.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeterli karbonhidrat aldığınızdan emin olun</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeterli miktarda karbonhidrat alınmadığında bu durum tatlı atağıyla sonuçlanabiliyor. Tam tahıllı ekmek, bulgur, meyve gibi besinler doğal olarak karbonhidrat ve diğer birçok besin ögesi içeriyor. Bu besin grubu yeterli miktarda tüketilmediğinde kan şekeri düşebiliyor ve ani bir tatlı isteği belirebiliyor. Dolayısıyla öğünlerinizde karbonhidrat içeren bu besinlerden bir ya da birkaçına yer vermeniz gerekiyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tarçının tadından faydalanın</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tatlı tada sahip bir baharat olması nedeniyle meyvelere veya süte eklediğinizde tarçının sağlayacağı tat, şeker isteğinizi baskılayabiliyor. Dilimlediğiniz meyvelerin üzerine tarçın serperek veya gece geç saatte tatlı isteğiniz oluyorsa bir su bardağı süte tarçın ekleyerek tatlı isteğini bastırabilirsiniz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Su içmeyi unutmayın</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Susama ve açlık sinyalleri bazen birbiriyle karıştırılabiliyor. Susuzluğun açlık veya tatlı isteğiyle karışmaması için yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun. Kilonuzu 35 ml ile çarparak günlük su ihtiyacınızı bulabilirsiniz. &nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Doğru karbonhidratları seçin</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman,<strong> </strong>tükettiğiniz karbonhidrat türünün de tatlı isteğinizi tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Örneğin pirinç ve patates gibi karbonhidratlar kan şekerinizin hızlıca yükselip sonrasında hızlıca düşmesine neden olabiliyor. Bu durum kan şekerini dengelemek için tatlı atağına yol açabiliyor. Bunun aksine, tam tahıl ekmek ve bulgur gibi karbonhidratlar kan şekerinizde dalgalanmalara yol açmıyor ve tatlı isteğini tetikleme olasılıkları daha düşük oluyor.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Süt ürünlerini ihmal etmeyin</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Süt ürünleri hem içeriğindeki protein hem de laktoz sayesinde kan şekerini dengede tutmaya yardımcı oluyor. Gün içerisinde uzun süre aç kaldığınızda süt, yoğurt veya kefir gibi bir süt ürünü tüketerek tatlı isteğinizin önüne geçebilir, aynı zamanda kalsiyum ve protein gereksiniminizi karşılayabilirsiniz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kahvaltı ve öğünlerde proteini unutmayın</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeteri kadar protein tüketmek kan şekerinizin dengede kalmasına ve tok hissetmenize yardımcı oluyor. Dolayısıyla eğer karbonhidrat ağırlıklı besleniyor, ancak yeteri kadar protein almıyorsanız tatlı isteği yaşamanız çok daha muhtemel. Kahvaltıda yumurta, peynir ve ceviz tüketmek, öğünlerde et/tavuk/balık/yoğurt gibi protein içeren besinlere yer vermek tatlı isteğinize iyi gelebiliyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sebzeleriniz çeşitli olsun!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Vücuttaki bazı vitamin veya minerallerin eksikliği de tatlı isteği ya da benzer eğilimleri tetikleyebiliyor. Bu nedenle mevsime uygun çeşitli sebzeleri düzenli olarak tüketmeniz hem besin içeriğiyle hem de kan şekerinizi dengede tutmaya yardımcı olarak tatlı isteğinizi azaltabiliyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Düzenli egzersiz yapın!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Fiziksel aktivite ya da egzersiz serotonin salgılanmasına yardımcı olarak duygu durumunuzun dengede olmasına katkı sağlayabiliyor. Eğer tatlı isteğinizin altında stres, anksiyete veya mutsuzluk gibi sebepler yatıyorsa, egzersiz yapmanız tatlı isteğinizi baskılayabiliyor. </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 May 2023 09:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/05/seker-tuketimini-azaltan-10-etkili-oneri-1683529260.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu Hastalık Baba Olmasına Engel Olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-12366</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-12366</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde her 100 bebekten en az birinde görülen, prematüre bebeklerde yüzde 45’e kadar çıkabilen inmemiş testisin özellikle ilk bir yıl içerisinde tedavisi son derece önemli. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen “İnmemiş testis tedavisi altı aydan sonra ve en geç bir yaşına kadar gerçekleştirilmelidir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1683183489_Dr__Mehmet_Celal___en.jpg" style="height:339px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bir yaşından sonra tanı alan çocuklar mümkün olan en kısa sürede tedavi edilmelidir. Aksi taktirde vücut sıcaklığına maruz kalan testislerin hücresel yapıları bozulur ve bu çocukların ileride baba olma potansiyelleri olumsuz etkilenir. Ayrıca testis kanseri riski de artmaktadır” diyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen inmemiş testisler hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Belirti vermiyor!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ağrı, kızarıklık, şişlik gibi belirti vermediğinden, aile tarafından çoğu zaman fark edilmeyip dikkatli bir muayene sırasında saptanabilen inmemiş testis bebeklerde sık görülen bir hastalık. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen </strong>“Doğum sonrası anneden geçen hormonların baskılayıcı etkisi ortadan kalkınca bebeklerde cinsiyet hormonu düzeyinde artış meydana gelir. Bu durum testislerin inişine devam etmesini sağlar ve bir yaşına gelindiğinde doğumda saptanan inmemiş testislerin yüzde 70’i torbaya inmiş olur. Ülkemizde bir yaşına kadar inmemiş testisin görülme sıklığı yüzde 1-5 arasında değişirken, prematüre bebeklerdeyse bu oran yüzde 45’e çıkmaktadır” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kozmetik ürünler ve tarım ilaçları da yol açabiliyor!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yapılan çalışmalara göre; testisin inişinin hormonal, fiziksel, çevresel ve genetik faktörlerin kontrolü altında olduğuna dikkat çeken Dr. Mehmet Celal Şen testislerin inmemesinin nedenlerini şöyle anlatıyor: “Hormonal faktörler cinsiyet gelişim kusurları ve testosteron (erkek cinsiyet hormonu) üretimini ve etkisini azaltan bozukluklardır. Fiziksel faktörler testis ve kasık kanalının anatomik yapısını bozan anomalilerdir. Çevresel faktörler, anne karnındayken maruz kalınan ve hormon yapımını olumsuz etkileyen kozmetik ürün imalatında kullanılan bazı maddeler (fitalat) ve tarım ilaçları gibi kimyasallardır. Genetik faktörler ise inmemiş testise neden olabilen bazı sendromlar ve gen mutasyonlarıdır.” </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Erken tanı ve tedavi çok önemli!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İnmemiş testiste erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Mehmet Celal Şen “Testislerin sperm ve hormon üretimine normal şekilde devam edebilmeleri için vücut sıcaklığından 2 ila 7 derece daha düşük bir ortamda bulunmaları gerekir ki torbalarda durum böyledir. Vücut sıcaklığına maruz kalan testislerin hücresel yapıları bozulur ve bu çocukların ileride baba olmaları potansiyelleri olumsuz etkilenir. Ayrıca ileride testis kanseri gelişmesi, testisin kendi etrafında dönüp boğulması (torsiyon), travmaya maruz kalması ihtimallerinin yüksek olması diğer tedavi edilme nedenleridir. Bunlarla birlikte boş bir torba görünümünün çocuk için yaratacağı psikolojik etkiler de göz önüne alınmalıdır” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">6 ay-1 yaş arası tedavisi şart! </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Doğum sonrası fark edilen inmemiş testislerin bir bölümünün ilk bir yaş içinde inişini tamamlayabildiğini belirten Dr. Mehmet Celal Şen şöyle konuşuyor: “Bu süreç genellikle üç-altı ay içinde tamamlanırken, altıncı aydan sonra kendiliğinden inme ihtimali giderek azalmaktadır. Bu nedenle inmemiş testis tedavisi 6 aydan sonra ve en geç 1 yaşta gerçekleştirilmelidir. 1 yaşından sonra tanı alan çocuklar mümkün olan en kısa sürede tedavi edilmelidir.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">‘Utangaç testis’ ergenliğe kadar takip edilmeli!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen, torbaya inişini gerçekleştiren testisin bazen yukarı yönlü yer değiştirerek torba içerisinde görülemediğini belirterek “Halk arasında ‘utangaç testis’ olarak adlandırılan bu durumda aile çocuğun testisinin zaman zaman yukarı kaçtığını, banyo sırasında indiğini tarif eder. Testisi soğuktan ve travmadan korumaya yönelik bu refleks tamamen fizyolojik bir durum olup tedavi gerektirmez. Ancak utangaç testislerin üçte birinde ileride inmemiş testis (asendan testis) gelişebildiği bilindiğinden, bu çocukların ergenliğe kadar takip edilmeleri gerekir” diye konuşuyor.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 May 2023 13:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/05/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-1683195562.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Son 3 Kiloyu Veremiyorum! Diyorsanız</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/son-3-kiloyu-veremiyorum-diyorsaniz-12356</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/son-3-kiloyu-veremiyorum-diyorsaniz-12356</guid>
                <description><![CDATA[Ne yapsanız bir türlü gitmiyor, gitse de geri geliyor, kalıcı olmuyor! Oysa bu uğurda diyet ve spor yaparak çok büyük emekler verdiniz, epey de yol aldınız ama gelin görün ki o inatçı son 3 kiloya takıldınız! Yine de moralinizi bozmayın. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz “Herkesin  vücudunda direnç gösteren son kilolar farklı olmakla birlikte aslında tavsiyelere uyarak, düzenli ve disiplinli ilerlendiğinde bu son 3 kiloyu, haftada 0.5-1 kilo vererek, 3 ile 6 hafta arasında sağlıklı bir şekilde vermek mümkün” diyor. Peki bu kilolar neden direniyor? İdeal kiloya ulaşmak için nelere dikkat etmek, hangi yanlışlardan kaçınmak gerekiyor? Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz inatçı kilolardan kurtulmanın 9 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1683012426_Deniz_Uzuno__lu_Korkmaz.jpg" style="height:323px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Düzenli egzersiz yapın</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Son 3 kiloyu verebilmek için egzersizi ihmal etmeyin. Diyabet ve tansiyonunuz etkilenmiyorsa aç karnına egzersiz yaparak daha çok yağ yakabilirsiniz. Kilo vermek için en etkili egzersizler; yürüyüş yapmak, yüzmek ve bisiklete binmek gibi aerobik egzersizlerdir. 1 saat orta tempolu yürüyüş 300 kalori, 1 saat yüzme 600 kalori ve 1 saat bisiklet 600 kalori yakmanızı sağlar. Haftada en az üç gün ve en az 45 dakika yapacağınız orta tempolu düzenli egzersiz metabolizmayı hızlandırır, kalori yakımı sağlar, vücuttaki stresi azaltır ve yağ yakımını artırır. Böylece ideal kiloya ulaşılmasını ve kalıcı olmasını mümkün kılar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeterli su içmeye dikkat edin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yetersiz su tüketmek vücudun ödem tutmasına yol açarak kilonuza yansır. Her gün düzenli ve yeterince su için. Günlük tüketmeniz gereken su miktarını kilonuzu 30 ml ile çarparak bulabilirsiniz. Su tüketimini tek seferde değil, gün içerisine yayarak yapın. Yeterli su içmek metabolizmayı hızlandırır, açlık krizlerini önler, kilo vermeye yardım eder. Şekerli içeceklerden kaçının. Çay ve kahve su yerine geçmezken, vücudun ödem tutmasına sebep olabileceğinden çay ve kahve tükettiğiniz kadar ek su için. Özellikle son 3 kiloyu vermek için güne mutlaka büyük bir bardak su ile başlayın ve öğünlerden önce mutlaka bir iki bardak su tüketin. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uykunuza özen gösterin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz “Yapılan çalışmalar; yetersiz uykunun vücutta açlık sinyali oluşturan hormonların daha çok salınmasına sebep olduğunu gösteriyor. Böylelikle açlık seviyesini artırarak, bireylerin daha çok şeker ve yağ içeren gıdalar tüketmesine yol açıyor. Erken uyumaksa gece atıştırmalarını önlüyor. Ayrıca uykudan önce besin alımı ne kadar erken bitirilirse uyku kalitesi bir o kadar artıyor. Yeterli ve kaliteli uyku, vücuttaki stresin azalmasını sağlayarak kilo vermenizi kolaylaştıracaktır. Son 3 kiloyu verebilmek için yeterli uyku alımına özen gösterin” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Diyetinizde yeşil çaya yer verin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Antioksidanlardan zengin yapısıyla yeşil çay, metabolizmanızı hızlandırır. Hızlı bir metabolizma daha çok ve daha iyi çalışarak, daha çok enerji harcar ve yağların yakılmasını sağlar. Yeşil çayın içerisinde bulunan epigallokateşin antioksidanı, vücutta yağ yakan hormonların salgılanmasına destek sağlar. Her gün 1 bardak sade yeşil çayı diyetinize ekleyin ve içerdiği epigallokateşinler sayesinde dinlenirken bile kalori harcayın. Böbrek ve tansiyon gibi sağlık problemlerinizi varsa yeşil çay tüketiminden kaçının. Yeşil çay satın alırken güvendiğiniz markaları tercih edin. Açıkta satılan çayları tercih etmeyin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Proteinden zengin beslenin </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Proteinlerin sindirimi vücuda diğer besin gruplarından daha fazla enerji harcatır. Böylelikle metabolizmanızı ve kilo vermenizi hızlandırır. Her öğüne ekleyeceğiniz et, tavuk, balık, kurubaklagil, peynir, yoğurt gibi yüksek protein kaynakları enerji harcanmasını artırır, tokluk süresini uzatır, aşırı kalori alımının önüne geçer ve sürekli atıştırma yapmanızı engeller. Son 3 kilonuz var ise mutlaka proteinden zengin beslenin ve proteinleri özellikle çiğ sebzeler gibi liften zengin besinlerle destekleyin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Öğün atlamayın</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bilinenin aksine öğün atlamak, uzun süre aç kalmak kilo vermeyi hızlandırmaz. Tam tersine &nbsp;metabolizmayı yavaşlatır ve inatçı son 3 kiloyu vermenizi engeller. Öğün atlamayın. Yemeğinizi her gün aynı saatlerde yemeye özen gösterin. Ancak sürekli de atıştırmayın çünkü sürekli bir şeyler atıştırmak vücudun yağ yakmasını engeller. Akşam yemeğini erken bitirip sabaha kadar bir şey yememek yağ yakımınıza destek sağlayacaktır. Bu nedenle gün içerisinde aç kalmak yerine gece açlığını takip edin ve akşam yemeğinden sonra atıştırmayın. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mutlaka kahvaltı yapın </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. Kahvaltı öğününü atladığınızda öğleye doğru aşırı düşmüş kan şekeri ile birlikte daha yüksek karbonhidrat, şeker ve yağ içeren gıdalara yönelebilirsiniz. Özellikle kahvaltınıza ekleyeceğiniz yumurta, peynir gibi yüksek proteinli gıdalar uzun saatler tok kalmanıza ve daha hafif bir öğle yemeği tüketmenize destek olacaktır. Ayrıca kahvaltıda yüksek protein ile güne başlamak metabolizmanızı hızlandıracağı için kilo vermenizi kolaylaştıracaktır. Son 3 kiloyu verebilmek için güne yüksek proteinli, basit şeker içermeyen bir kahvaltı ile başlayın. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Stresi yönetin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Stres vücudumuzda kortizol hormonunun salgılanmasına sebep olur. Yüksek kortizol düzeyi kan şekerini yükseltir ve böylelikle vücudun yağ depolamasına yol açar. Ceviz, semizotu, balık gibi omega-3 ve C vitamini yönünden zengin koyu yeşil sebzelerden yeterli beslenmek stres hormonlarını azaltmaya yardımcı olur. Egzersiz ve meditasyon da iyi ruh halini destekleyecektir. Son 3 kiloyu vermeyi kolaylaştırmak için stresi yönetme becerisi edinin ve diyetinizi omega-3 ve C vitamini yönünden zenginleştirin. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Umutsuzluğa kapılarak vazgeçmeyin!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz, istenen kiloya ulaşmayı engelleyen, dirençli son kiloların nedenini ‘set point’ (ayar noktası) teorisiyle şöyle açıklıyor: “Set point teorisi, vücudun ağırlığını belirli bir aralıkta tutmaya çalıştığını ifade eder. Beslenmenizde daha az kalori almaya başladıktan bir süre sonra vücut bir savunma mekanizması oluşturur ve hormonların salgılanması, açlık, tokluk durumunuz değişmeye başlar. Vücut kaybettiği yağları geri kazanmak için elinden geleni yapmaya çalışır ve belki de diyetinizi sürdüremez hale gelebilirsiniz. Bu noktada umutsuzluğa kapılarak vazgeçmemek aksine kararlı ve disiplinli bir şekilde bu yöntemleri uygulamaya devam etmek gerekir.” </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 May 2023 11:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/05/son-3-kiloyu-veremiyorum-diyorsaniz-1683015410.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Spor Yaparken Kalbinizi Yormamak İçin 8 Önemli Kural</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/spor-yaparken-kalbinizi-yormamak-icin-8-onemli-kural-12345</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/spor-yaparken-kalbinizi-yormamak-icin-8-onemli-kural-12345</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı beslenmenin yanı sıra spor yapmak kalp damar hastalıklardan korunmanın en temel adımını oluşturuyor. Sporun kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini anlamlı derecede azalttığı ve sağ kalımı arttırdığı birçok uzun dönem çalışmayla kanıtlandı. Bu nedenle uzmanlar her fırsatta sporun önemine dikkat çekiyorlar! Dolayısıyla kalp sağlığını korumak isteyen kişilerin yanı sıra mevcut bir kalp hastalığı olan kişilerin de egzersiz planı oluşturmaları ve bunu bir yaşam tarzı haline getirmeleri yaşamsal öneme sahip oluyor. Çok sayıda kas gruplarını eşzamanlı çalıştıran; tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklete binme, hafif tempolu koşma gibi izotonik ve oksijen tüketilerek yapılan aerobik egzersizler, kalp kası ve damarlarına olumlu etki sağlayan spor türlerini oluşturuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1682405040_Do____Dr__Umut_Karabulut.jpg" style="height:431px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem International Hastanesi</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> <strong>Kardiyoloji &nbsp;Uzmanı Doç. Dr. Umut Karabulut</strong>,<strong> </strong>ancak başta kalp sağlığı olmak üzere vücudumuzun tüm organlarını etkileyen sporun bilinçsizce yapıldığı takdirde yarar yerine zarar verebildiğine dikkat çekerek, “Ağırlık kaldırma, vücuda yük bindirme amaçlı yapılan şınav, halter ve barfiks gibi egzersizler ile kasların gerginleştirilmesini içeren izometrik egzersizler kalp sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Benzer şekilde rekabet sporları olan futbol, basketbol ve tenis gibi sporlar da uzun süreli ve yüksek yoğunlukta yapıldığında riskli olabiliyor. Zira sportif faaliyetler sırasında artan adrenalin düzeyi; ritim düzensizliği, kan basıncı ve nabızda aşırı artma gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu tablolara bağlı olarak, ani kalp sorunları, hatta ölümler gelişebiliyor. Bu nedenle hareketsiz yaşantısı olup spora yeni başlamak isteyen veya rekabet sporlarına katılmak isteyen kişilerin mutlaka kardiyak değerlendirmeden geçmeleri gerekiyor” diyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Umut Karabulut</strong>,<strong> </strong>spor yaparken kalbinizi yormamak için dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Spor yaparken mutlaka su için </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Spor yaparken kaybedilen su ve mineral, tansiyonda ani düşmeye ve bunun sonucunda bayılmaya yol açabiliyor. Bu nedenle egzersiz arasında veya sonrasında yeterince su, ihtiyaç halinde mineraller içeren içecekleri mutlaka tüketin. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Her gün 10 bin adım önemli</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yapılan çalışmalara göre; günlük düzenli olarak atılan 10 bin adım kalp sağlığı için çok önemli. Öyle ki 10 bin adımlık tempolu yürüyüş kan damarının sertleşmesini önleyebiliyor, kan damar basıncını ve kolesterol seviyesini düşürebiliyor. Çalışmalar, yürüyüşün bu önemli etkileri sayesinde kalp krizi riskini yüzde 20 oranında azalttığını ortaya koyuyor. Ancak etkili olabilmesi için yürüyüşü her gün düzenli, en azından günaşırı yapmaya özen gösterin. Günde 4-5 km, yani 10 bin adımlık mesafe ortalama 45-50 dakika sürüyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nabzınızı kontrol edin</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Spor yaparken nabzın kontrol altında olması da önem taşıyor. Zira nabız hedeflenen hızın üzerine çıkarsa baş dönmesi, denge bozukluğu ile bayılma gibi sorunlar gelişebiliyor. Kalp hızınız: 220’den yaşınızı çıkardığınızda kalan sayının yüzde 50 - 70’i arasında olmalı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu şikayetlerde spora devam etmeyin </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Spor yaparken vücudunuzu dinlemeyi asla ihmal etmeyin. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Umut Karabulut, “Eğer spor sırasında göğüste sıkıntı, normalin dışında nefes darlığı, çarpıntı veya baş dönmesi gibi şikâyetler gelişirse, egzersizlere asla devam etmeyin. Özellikle göğüs ağrısı kalp krizinin en önemli belirtisi olduğu için zaman kaybetmeden hekime başvurmanız yaşamsal öneme sahip olabiliyor” uyarısında bulunuyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sabahın erken saatleri sakıncalı</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sabahları erken uyanıyorsanız, ilk üç saat içerisinde spor yapmaktan kaçının. Bu saatlerde adrenalin hormonunun en yüksek seviyede olması damarlarda kasılmaya yol açıyor, bunun sonucunda kan basıncı yükseliyor ve kalp ritmi hızlanıyor. Bunların yanı sıra sabah erken saatlerde, vücudumuzdaki fibrinolitik sistem olarak adlandırılan ve pıhtıyı parçalayan sistem en düşük seviyede olduğu için damarlarda pıhtı oluşma riski yükseliyor. Tüm bunlar nedeniyle sabahları erken saatlerde yapılan spor kalp krizi riskini tetikleyebiliyor.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yemekten kısa süre sonra başlamayın</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Spora yemekten kısa süre sonra başlanması kan dolaşımını bozarak göğüs ağrısını, çok daha önemlisi kalp krizini tetikleyebiliyor. Bu nedenle kalp hastasıysanız sporunuzu yemekten 2-3 saat sonra yapmaya özen gösterin. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Soğuk – sıcak suda duş almayın</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Spordan sonra dikkat etmeniz gereken kurallardan biri de, aşırı sıcak ya da soğuk duştan veya saunalardan kaçınmak olmalı. Zira sıcak ve soğuk su damarlarda kasılmaya neden olarak kalp krizini tetikleyebiliyor. Spor sonrasında ılık suyla yapacağınız duş, kaslarınızın rahatlamasına katkı sağlayacaktır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Aşırı sıcak ve soğuk havalarda spor yapmayın</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıcak havalarda, özellikle aşırı efor sarf edilen spor türlerinde, aşırı terlemeye bağlı olarak damarlardaki kan miktarı azalabiliyor, bunun sonucunda kan basıncı düşebiliyor. Spor soğuk havalarda da yine kan basıncını bozarak göğüs ağrısı veya kalp krizini tetikleyebiliyor. Dolayısıyla aşırı sıcak veya soğuk havalarda spor yapmayın ya da kapalı mekanları tercih edin. </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Apr 2023 10:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/04/spor-yaparken-kalbinizi-yormamak-icin-8-onemli-kural-1682493545.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağırsaklarımız Ne Kadar Mutluysa Biz De O Kadar Mutluyuz</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/bagirsaklarimiz-ne-kadar-mutluysa-biz-de-o-kadar-mutluyuz-12342</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/bagirsaklarimiz-ne-kadar-mutluysa-biz-de-o-kadar-mutluyuz-12342</guid>
                <description><![CDATA[Bağırsakları ikinci beyin olarak nitelendiren uzmanlar serotonin hormonunun yüzde 95 oranında bağırsaklarda, yüzde 5 oranında ise beyinde sentezlendiğini belirtiyor. Duygusal iletişim ve duygusal durumumuzun bağırsak floramızla bağlantılı olduğunu aktaran Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Floramız ne kadar iyiyse yani bağırsaklarımız ne kadar mutlu ve huzurluysa biz de o kadar mutlu ve huzurluyuz.” dedi. Atamer, bağırsak florası sağlığının nöropsikiyatrik hastalıklarla da bağlantılı olduğuna değinti ve çok yönlü beslenmenin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer bağırsak florasının genel sağlık üzerindeki etkisini değerlendirdi ve korunması için önerilerde bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bağırsaklar hücre sayısından on kat fazla mikroorganizmaya sahip</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağırsaklarda yer alan mikroorganizmalara bağırsak florası ya da diğer adıyla mikrobiyotası dendiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bağırsaklarda yüz trilyon kadar mikroorganizma bulunur. Bu sayı insan hücre sayısından on kat daha fazla. Bağırsak florasının yaklaşık yüzde 98’i bakterilerden oluşur. Burada yaklaşık beş yüz ile bin kadar bakteri türünün varlığından bahsedebiliriz. Bağırsaktaki bulunan bakterilerin yüzde 98’i faydalı olup yediğimiz besinlerdeki proteinlerin, karbonhidratların ve yağların kendilerini oluşturan yapı taşlarına dönüşümünde önemli bir rol oynar” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Antibiyotikler bağırsak florasını bozabiliyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağırsak florasının öncelikle kullanılan antibiyotiklere bağlı olarak bozulabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunun dışında geçirilen bağırsak enfeksiyonları, seyahat gibi değişen durumlar, gıda hassasiyeti, çölyak hastalığı, diyabet gibi kronik durumlar ve otoimmün gibi bazı hastalıklara ve nöropsikiyatrik hastalıklara bağlı olarak da flora bozulabilir. Floradaki yararlı ve zararlı bakterilerin oranının değişmesi ve bağırsaktaki bulunan mikroorganizmaların çeşitliliğinin azalması nedeniyle flora bozulur.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Floranın bozulmasıyla enfeksiyon hastalıkları artabilir</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bağırsak florası bozukluğu sonucunda organizmamızın ilk savunma mekanizması olan bağırsakların bozulması nedeniyle özellikle enfeksiyonlara karşı direnç azalır ve enfeksiyon hastalıkları sık görülür.” diyen Atamer, alerjik durumların da artabileceğine değindi. Atamer, “Özellikle yenidoğan döneminde anne sütü ile beslenen çocuklarda daha iyi ve güçlü bir immün sistem oluştuğu için alerjik reaksiyonlar ve enfeksiyonlar daha az görülür. Bu durum da floranın önemini ortaya çıkarmaktadır. Bunun dışında otoimmün hastalıklar ve nöropsikiyatrik hastalıklar gibi çok sayıda hastalıkların oluşmasına bağırsak florası bozuklukları yol açar.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Psikolojik faktörler dolaylı olarak florayı bozabilir</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Psikolojik faktörlerin doğrudan bağırsak florasını etkilemediğine vurgu yapan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, fazla yemek yeme, aşırı obezite gibi psikolojik faktörlere bağlı durumların dolaylı olarak florada dengesizliğe yol açabileceğini belirtti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı kusmayla seyreden hastalıklar gibi durumlarda da floranın değişebildiğini aktaran Atamer, “Bazı kişiler depresif duruma düşünce çok fazla miktarda yemek yer ya da karbonhidrat, tatlı tüketir ve bu gibi durumlarda da flora bozulabilir. Kendini şişman olarak gören ve zanneden kişiler, kendini kusturmak suretiyle bulimia dediğimiz hastalığın ortaya çıkmasına neden olur ve bu gibi hastalıklar da floranın bozulmasına sebebiyet verir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bağırsak sağlığı için probiyotik içeren yiyecekler tüketilmeli</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağırsak sağlığı için özellikle karbonhidrat seçimi yaparken kompleks karbonhidratların tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Karbonhidrat içeren besinlerden çok lif içeriği çok olan gıdalar tüketilmeli. Şekeri mümkün olduğunca hayatımızdan çıkarmak, bol miktarda sebze ve meyve tüketmek gerekiyor. Çünkü sebze ve meyvelerin içinde prebiyotik dediğimiz, bakterilerin çoğalması için gerekli olan lif bulunmaktadır.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lif içeriği yüksek besinlerin yeteri kadar tüketilmemesi halinde flora dengesizliği ortaya çıkacağını belirten Atamer, “Probiyotik içeren gıdalar özellikle ev yapımı yoğurt, peynir, kefir, lahana turşusu, salatalık turşusu ve ayran gibi gıdalar yani geleneksel yiyeceklerimizi tüketmemizde fayda var. Bu nedenle daha az karbonhidrat içeren lifli gıdalar bol sebze ve meyve tüketilmesi gerekmektedir. Bunun dışında hekim kontrolünde probiyotik alınması da mümkündür. Onlarda florayı düzeltmektedir.” önerisinde bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bağırsak florası zayıfsa bağışıklık da zayıf olur</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağırsak sağlığının vücudun genel sağlığı açısından son derece önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bağırsak florası zayıf olan kişilerde immün sistem de zayıf olduğu için romatoid artrit, lupus gibi çok sayıda otoimmün hastalıkların gelişmesine neden oluyor. Florası güçlü olan kişiler enfeksiyonlara karşı daha dirençli oldukları için, enfeksiyonların oluşması önlenir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Bağırsaklarımız ne kadar mutluysa biz de o kadar mutluyuz”</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağırsak florası sağlığının nöropsikiyatrik hastalıklarla da bağlantılı olduğunu belirten Atamer, “Depresyon, anksiyete, psikoz gibi durumlarda da floranın bozuk olduğu görülmektedir. Florası güçlü olan kişilerde bunlar daha az görülür. Çünkü bağırsaklarla beyin arasında iki yönlü bir iletişim söz konusu.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağırsakları ikinci beyin olarak nitelendirdiklerini aktaran Atamer, “Mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin hormonu yüzde 95 oranında bağırsaklarda, yüzde 5 oranında ise beyinde sentezlenmektedir. Bu nedenle duygusal iletişim ve duygusal durumumuz bağırsak floramızla bağlantılıdır. Floramız ne kadar iyiyse yani bağırsaklarımız ne kadar mutlu ve huzurluysa biz de o kadar mutlu ve huzurluyuz. Mutlu ve huzurlu olma konusunda bağırsak son derece önemli. Bu nedenle bağırsak florası bozulmadan önce doktora gitmek gerekir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Çok yönlü beslenme tercih edilmeli</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Depresyon, anksiyete, şizofreni, otizm gibi hastalıklarda bağırsak mikrobiyotasının da bozulmuş olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aytaç Atamer, bütün bu hastalıkların nedeni olarak bağırsak florasını suçlamanın mümkün olmadığını söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bu konuda son derece önemli çalışmalar yapılmakta ve bu hastalıklara bağlı olarak da floranın bozulmuş olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu hastalıklardan korunmak, gelişmesini önlemek ve direnç kazanmak için tek yönlü beslenme yerine çok yönlü beslenmemiz gerekir. Günümüz hayatın bizlere dayattığı tarz beslenme yani fast food gıdalardan, kola gibi asitli içeceklerden uzak durmak, sigara tüketimini azaltmak, hijyen koşullarına dikkat etmek gerekir.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Apr 2023 10:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/04/bagirsaklarimiz-ne-kadar-mutluysa-biz-de-o-kadar-mutluyuz-1682493177.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte Ramazan Bayramında Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/iste-ramazan-bayraminda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-12333</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/iste-ramazan-bayraminda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-12333</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan Bayramında özellikle kahvaltılara dikkat çeken uzmanlar, kahvaltı öğünlerinde yağlı, hamur işi ve tatlı ağırlıklı öğünlerden uzak durulmasını, öğle yemeğinde protein ağırlıklı, akşam yemeğinde ise sindirimi kolay olduğu için sebze ağırlıklı beslenilmesini öneriyor. Uzmanlar, tatlı olarak baklava ve börek tarzı gıdalar yerine sütlü tatlıları veya meyveli dondurmaların tüketilmesini, yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak için de öğünlerden 1-2 saat sonra 45 dakikalık tempolu yürüyüşler ya da egzer yapılmasını tavsiye ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, Ramazan bayramında sağlıklı beslenme açısından önemli tavsiyeler paylaştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İlk gün kahvaltısına dikkat!</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan Bayramında özellikle kahvaltılara dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, “Öncelikle insülin salınımını az uyaracak ve tokluğu pekiştirecek gıdalar tercih etmekte fayda var. İlk kahvaltılarda kesinlikle kızartma, hamur işi ya da tatlı yer almamalı. Klasik beslenme diye tanımladığımız peynir, zeytin, yumurta, bal ve bol miktarda yeşil sebzeler tüketilebilir. Aynı şekilde gün içerisinde klasik Türk mutfağı olarak isimlendirebileceğimiz az yağlı ve az salçalı olacak şekilde zeytinyağlı yemekler, çorbalar ve sebze yemekleri tercih edilmeli. Tatlı olarak baklava ve börek tarzı gıdalar yerine sütlü tatlılar ve meyveli dondurmalar konulabilir. Bu gıdaların gaz ve şişkinlik oluşumunu azaltacağını söyleyebiliriz. Öğle yemeğinde tercihler protein ağırlıklı, akşam ise sindirimi kolay olan düşük kalorili sebze ağırlıklı bir menüden yana kullanılmalı” dedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Öğünler sonrası 45 dakikalık yürüyüşler yapılmalı</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yavaşlayan metabolizma hızını artırmak için öğünlerden en az 1-2 saat sonra 45 dakikalık tempolu yürüyüşlere başlanmasını öneren Örkçü, “Yürüyüşün gerçekleşmesi güç olan durumlarda egzersiz programlarından biri takip edilerek düzenli olarak uygulanabilir. Böylece hem kilo kontrolü sağlanmış hem de yaşanabilecek hazımsızlık problemlerinin önüne geçilmiş olacaktır” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Oruç tutanlarda beslenme alışkanlıkları değişecek</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan sonrası oruç tutan kişilerde beslenme alışkanlıklarının değişeceğine dikkat çeken Örkçü, “Ramazan ayı boyunca uzun süren açlık ve susuzluk hissinden sonra vücudun tekrar normal beslenme düzenine geçmesi kolay olmayabilir. Yavaşlayan metabolizma, uzun süren açlık ve 2 öğünle beslenmeye alışmış bir mide bağırsak sisteminde mide bulantısı, iştahsızlık, gaz sancısı, az tüketilen lifli besinlerden dolayı kabızlık görülebilir. Ayrıca metabolik rahatsızlığı olan kişilerde alınan yüksek kalorili besinler, ani şeker yükselmeleri, tansiyon problemleri ve kalp-damar rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Vücuda alınan yüksek kalorili ürünlerin de ağırlık artışına neden olabileceği unutulmamalı.” diye konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Dengeli besin tüketimi tercih edilmeli</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beslenme ve diyet uzmanı Özden Örkçü; tüm besin gruplarından bir arada yemenin, yavaş ve iyi çiğnemenin, az ve sık yemenin, posa alımı için sebze ve meyveleri mutlaka tüketmenin, yağı yeterli miktarda ve doymamış yağlardan tercih etmenin yeterli ve dengeli beslenmede ana kural olduğunu söyledi. Örkçü, aynı zamanda günlük en az 1.5-2 litre su içmeye, tahıllardan, kuru baklagillerden ve hayvansal besinlerden proteini yetecek miktarda almaya dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Beslenme programında neler olmalı?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramda sabah, öğle ve akşam öğünlerinin yanı sıra ara öğünler ile sağlıklı bir öğün planlaması yapılması gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü’nün örnek öğün planlaması önerileri ise şöyle;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sabah (07:00 - 08:00)</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 dilim peynir</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3-4 adet zeytin veya 2-3 adet ceviz</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 tatlı kaşığı pekmez veya bal</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1-2 dilim tam buğday ekmeği</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Söğüş domates-salatalık</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Engel olabilecek herhangi bir hastalık yoksa haftada en az 3 kez yumurta</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ara: (10:00 - 10:30)</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 porsiyon meyve veya 1 avuç kadar kuru meyve</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Öğle: (12:30 - 13:00)</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">90 gr ızgara et/balık/tavuk</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">5-6 kaşık bulgur pilavı veya kepekli makarna</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bol salata</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ara: (16:00 - 16:30)</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 porsiyon meyve + 1su bardağı süt (laktozsuz olabilir) veya 1 kase sütlü tatlı</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Akşam: (19-20:00)</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 kase çorba</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 porsiyon sebze yemeği</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Salata</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yarım kâse yağsız yoğurt</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1-2 dilim tam buğday ekmeği</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ara: </strong>1-2 fincan ıhlamur ya da ada çayı, melisa çayı (Böbrek yetmezliği gibi kronik bir hastalık yoksa)</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Son ara öğün:</strong> Yarım kâse yoğurt veya 1 su bardağı tarçınlı süt veya 1 su bardağı sade kefir + 2 adet ceviz (açlık hissine göre tercih edilebilir) &nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Apr 2023 10:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/04/iste-ramazan-bayraminda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-1681974221.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan Sonrası Hazımsızlığa Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ramazan-sonrasi-hazimsizliga-dikkat-12326</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ramazan-sonrasi-hazimsizliga-dikkat-12326</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan süresince yavaşlayan metabolizmanın, bayramda aşırı besin yüklemesine maruz kalması midede hazımsızlık, şişkinlik gibi birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Uzman Diyetisyen Ebru Çağıl, bu rahatsızlıkların önüne geçmek için bayramda doğru beslenme yöntemlerini uygulamak ve özellikle zencefil ve zerdeçal içeren fitoterapötik takviyelerden destek almak gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/EbruCagil_diyetisyen_Ebru_cagil.jpeg" style="height:534px; width:350px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ramazan ayı boyunca öğün sayısının daha az olması ve sindirim sisteminin günün belirli saatlerinde dinlendirilmesi sonucunda beslenme alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelir. Bayramın gelişi ile bu beslenme alışkanlıkları eski düzene uyum sağlamaya çalışır. Özellikle oruç dönemini geride bırakırken bayram sofralarında yediklerimizin içerikleri yoğunlaşabiliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Hamur işleri, tatlılar, yüksek yağlı besinler, meşrubat veya çay, kahve gibi kafein içeriği yüksek içecekler gün boyu misafirler eşliğinde tükettiklerimiz listesinde yerini alıyor.</span> </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uzman Diyetisyen Ebru Çağıl,</span></strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> Ramazan süresince dinlenen metabolizmamız zengin bayram sofralarında hızlı ve yoğun porsiyonlara maruz kaldığı için çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşabildiğimizi söyledi. Hazımsızlık, şişkinlik gibi sindirim şikâyetlerinin en sık karşılaştığımız sorunlar olduğunu ifade eden Çağıl, “Bu rahatsızlıkların önüne geçmek için doğru beslenme modelini bulmak, hareket halinde olmak ve gerektiğinde tamamen bitkisel desteklerden faydalanmak gerekir” dedi.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Beden sağlığının korunabilmesi için Ramazan sonrasında basit tedbirlerin yeterli olduğunu dile getiren Çağıl, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">8 adımda doğru beslenme modeli</span></em></strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Oruç döneminden sonra gün içindeki öğün sayısını birden değil, kademeli olarak artırmakta fayda var. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bayramda sağlıklı bir kahvaltı ile güne başlanmalı. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">2-3 ana öğün yapılabilir fakat öğünler tatlı, börek gibi bayramlık ikramlarla geçiştirilmemelidir. Gün içindeki tatlı, çerez gibi atıştırmalıklar sınırlı olmalıdır. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Çay ve kahve ile kafein alımının en çok arttığı zamanlar bayram günleridir. Bunlar mutlaka şekersiz içilmeli ve sınırlı tüketilmelidir. Aksi takdirde mide yanması, mide ekşimesi gibi durumlar yaşanabilir. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bayramda bol su tüketilerek hem porsiyon kontrolü sağlanabilir hem de kafeinli içeceklerin alınması önlenebilir. Gündüz içilemeyen su tüketim alışkanlığı böylece tekrar kazandırılmış olur. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bayramın adından da anlaşılacağı gibi ‘’şeker’’ tüketimi normale göre fazla olabileceği için porsiyon kontrolü özellikle önem taşımaktadır. Tatlı seçimleri şerbetli tatlılardan yana değil, sütlü tatlılardan yana olmalıdır. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Olabildiğince hareketli olmak, asansör yerine merdiven kullanmak, yürüyüş gibi aktiviteler metabolizma hızını artırmak ve daha sağlıklı sindirim düzeni için önemlidir. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Özellikle ramazan sonrasında yiyeceklerin daha rahat sindirimi için çiğneme süresi artırılmalıdır.</span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bayramda sindirim problemi yaşayanlar için doğal destekler</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#212529">Uzm. Dyt. Ebru Çağıl, özellikle bayramda mideye fazla yüklenmekten kaynaklanan hazımsızlık, şişkinlik gibi şikayetleri önlemek için doğru beslendikten sonra bitkisel desteklerden de yararlanmak gerektiğini vurguladı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bu bitkisel desteklerin en başında Zencefil ve Zerdeçal’ın geldiğini belirten Çağıl, “Zencefil; şişkinlik ve hazımsızlığı önlemesi, ağrı hafifletici olması, inflamasyonu önlemesi gibi özellikleri sayesinde sindirim kanalında tedavi edici özelliğe sahip en güçlü bitkilerden biridir. Mide yüzeyinde ‘gerçek mide koruyucu’ özellik sağlar ve midedeki besinlerin daha kısa sürede bağırsağa geçişini sağlayarak midenin rahatlamasına destek olur. Zencefilin sadece besin olarak tüketimi içerisindeki Gingerol ve uçucu yağların tam olarak emilmemesine sebep olabilir. Bu yüzden özel olarak ekstrakte edilmiş takviye formunda kullanılması gerekmektedir” dedi. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Zerdeçalın ise karın ağrısı, gaz sancısı, besinleri iyi hazmedememe ve karın bölgesinde şişkinlik halini önleyen bir diğer doğal kaynak olduğuna dikkat çeken Çağıl, “Aynı zamanda zerdeçal sindirim kanalında inflamasyonu ve mide ülserini önleyici etkinliğe sahiptir.&nbsp; Safra asidi salgısını da düzenleyerek hazımsızlık şikayetlerinin önlenmesine yardımcı olur. Yaygın olarak baharat formunda tüketilen zerdeçalın emilimi tek başına oldukça zordur. Bu sebeple tek başına besin olarak tüketmek yerine, emilim düzeyi yüksek formülasyonları tercih etmek hazımsızlık şikayetlerinde en doğru seçenek olacaktır” diyerek sözlerine devam etti.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Zerdeçal ve zencefilin sofra kültüründeki tüketimi ile fitoaktif olarak alımında büyük farklar olduğunu vurgulayan Çağıl, etkinliği klinik çalışmalarla test edilen bitki temelli fitoaktif içeriklerin daha etkili olduğunu, emilim düzeyleri de göz önünde bulundurularak standardize bitkisel takviyelerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Bu iki fitoaktifin bir arada olduğu sinerjistik kombinasyonların en doğru bilgisi için eczacınıza danışabilirsiniz.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Apr 2023 11:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/04/ramazan-sonrasi-hazimsizliga-dikkat-1681893043.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramı Sağlıklı Geçirmeniz İçin 6 Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/bayrami-saglikli-gecirmeniz-icin-6-oneri-12315</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/bayrami-saglikli-gecirmeniz-icin-6-oneri-12315</guid>
                <description><![CDATA[Tatlılar, sarmalar, şekerler, çikolatalar, lokumlar… Ramazan ayında uzun açlık ve susuzluk süreci sonrası ilk kez yapılan kahvaltıda yer verilen yüksek karbonhidratlı besinler… Ziyaretlerde karşı konulamayan ikramlıklar, art arda içilen çaylar, kahveler… Tüm bunlar Ramazan Bayramında mideye bayram ettiren unsurlar gibi görünse de dikkat!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1681741799_Tuba_Sungur.png" style="height:392px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Ramazan ayında yavaşlayan metabolizmaya aniden yüklenmenin bayram keyfine gölge düşürebileceğini hatta hayati sorunlara davetiye çıkarabileceğini belirterek “Beslenmede porsiyon kontrolü sağlanmaması, yağlı, kızartılmış besinler, hamurişi ve tatlı tüketimi hazımsızlık, reflü, şişkinlik gibi sindirim sistemi rahatsızlıkları ile birlikte diyabet ve kalp rahatsızlıklarını da beraberinde getirebilir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, bayramı sağlıklı geçirmek için 6 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Güne hafif bir kahvaltı ile başlayın</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bayram sabahı, uzun süredir kahvaltı yapmayan bir sindirim sistemi ile güne başlandığının unutulmaması, özellikle poğaça ve börek gibi hamur işlerine yüklenilmemesi gerekiyor. Zira Ramazan ayı boyunca küçülen mideye bir anda yüklenmek hem sindirim sistemi problemlerine hem de kan şekerinde ani yükselme ve dalgalanmalara yol açabilir. Kahvaltıda yumurta, peynir, yeşillik, domates, salatalık, zeytin veya ceviz ile tam tahıllı ekmeğe yer vererek sağlıklı ve dengeli beslenebilirsiniz. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yeterli sıvı tüketin </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gün içerisinde özellikle öğün aralarında ağırlıklı olacak şekilde toplamda 2-2,5 lt su tüketmeye özen gösterin. Yeterli su tüketmek hem bayram sonrası oluşabilecek ödemlerin vücuttan atılmasına hem de metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olacaktır. Asitli ve şekerli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bunların yerine şekersiz meyve kompostoları, süt, ayran ve maden suyu tüketebilirsiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tatlıya ‘dur’ demeyi bilin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bayramın olmazsa olmazı özellikle misafirlikte ikram edilen çikolatalar ve tatlılar. Bu tatlıları tüketirken porsiyon kontrolü sağlanması çok önemli. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur “Tercihiniz öncelikle dondurma, sütlü veya meyveli hafif tatlılardan yana olmalıdır. Şerbetli tatlı tüketimini önermesek de illaki istiyorsanız 1 küçük dilim baklava tüketebilirsiniz. Şerbetli tatlıları asitli içecekler ve meyve sularıyla değil ayran ile birlikte tüketirseniz kan şekerinizin dengelenmesine yardımcı olursunuz. Eğer tatlı tüketiminde porsiyon ölçünüz kaçtıysa akşam öğününde ve ertesi gün boyunca sebze ve protein ağırlıklı beslenmeniz aldığınız kaloriyi dengelemenize yardımcı olacaktır” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beslenme düzeni oluşturun </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ramazanda ikiye düşen öğün sayısı bayramda da 2 ana öğün ile 1-2 ara öğün şeklinde devam edebilir. Doygunluğunuzu artırmak ve porsiyonları küçültebilmek için ana yemeklerin yanına bol bol salata ve yoğurt ekleyebilirsiniz. Sindirim sistemi rahatsızlıklarını önlemek için yemekleri yavaş yemek ve besinleri iyi çiğnemek çok önemli. 3 ana öğünlü beslenme düzenine geçmek için, öğün sayısı önce ara öğünlerle artırılmalı. Böylece vücudun yeni beslenme düzenine uyum sağlaması kolaylaşır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Öğünlerinizi planlayın </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur özellikle bayramda ana öğünlerin hafif tutulması gerektiğini belirterek “Yeterli ve dengeli bir öğünü, bir kase çorba veya tam tahıllı ekmek, zeytinyağlı bir sebze yemeği, ızgara/haşlama veya fırında pişmiş et/tavuk/balık, rengarenk sebzelerden oluşan bir salata ve yoğurt ile oluşturabilirsiniz. Gün içinde az ve sık beslenebilmek için ara öğünler atlanmamalıdır. Ara öğünlerde tercihiniz kefir/süt, meyveler ve kuruyemişler olabilir” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Fiziksel aktivite şart</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ramazan ayı boyunca uzun süreli açlık ile yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak için mutlaka fiziksel aktivite yapılması gerekiyor. Günde 30 dakika veya haftada 3 gün 45-50 dakika yürüyüş yaparak ya da evde 20-30 dakika egzersiz ile hem metabolizmanızı hızlandırabilir hem de aldığınız fazla kalorileri dengeleyebilir böylece kilo kontrolü sağlayabilirsiniz. Egzersiz yapmaya zamanınız yoksa bile kısa mesafelerde araba kullanmak yerine yürümeyi ve asansöre binmek yerine merdiven çıkmayı tercih ederek günlük hareketinizi artırabilirsiniz. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Apr 2023 13:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/04/bayrami-saglikli-gecirmeniz-icin-6-oneri-1681812962.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hastalıklara Karşı Kalkan Etkisi Yaratan P Vitamini</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/hastaliklara-karsi-kalkan-etkisi-yaratan-p-vitamini-12306</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/hastaliklara-karsi-kalkan-etkisi-yaratan-p-vitamini-12306</guid>
                <description><![CDATA[Hem fizyolojik hem de psikolojik olarak yaşam kalitesini düşüren hastalıklara karşı alınan önlemler arasında sağlıklı beslenmenin yeri büyüktür. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. İrem Aksoy, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için P Vitamininin önemini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. İrem Aksoy, “Hastalıklara karşı vücut direncini artırmak için öncelikle beslenme ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi incelemek gerekiyor. Kısaca bahsetmek gerekirse vücuttaki karmaşık aşama ve yollardan oluşan bağışıklık sistemi ağı, zararlı mikroorganizmalar ve hastalıklara karşı vücudu koruyan bir sistemdir. Dolayısıyla hastalıklara karşı vücut savunmasını önemli ölçüde etkileyen bir sistem olduğu söylenebilir. Soğuk algınlığı gibi hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalık bağışıklık sistemiyle ilişkilidir” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“Stressiz yaşam, fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme dengede olması gerekir”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dyt. Aksoy, “Bağışıklık sistemi savunmasını dışarıdan gelen tehditlere karşı güçlendirmek hastalıklara karşı koruyucu etki gösterir. Bu amaçla stres, fiziksel aktivite ve beslenme birlikte dengede olması gereken üçlü sacayağı gibi nitelendirilebilir. Beslenme konusunu daha detaylandırmak gerekirse besinlerin bileşenlerine kadar ne denli faydalı olduğundan bahsedebiliriz” diye söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“P Vitamini birçok hastalığa karşı koruyucudur”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dyt. Aksoy, “Besinlerin içeriğinde birçok doğal bileşikler yer almaktadır. Genel olarak çoğu bitkide bulunan flavonoidler, P vitamini olarak da adlandırılmaktadır. Flavonoidler sebze ve meyvelere renk veren, antioksidan, antiviral, antiinflamatuar, antitümör, antialerjik etkiler gösteren, sindirim sistemi hastalıkları, kalp hastalıkları, tip 2 diyabet ve kansere karşı koruyucu görev üstlenen yararlı bileşiklerdir” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“P Vitamini, kolesterol ve kilo yönetiminde de fayda sağlar”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dyt. Aksoy, ”Kırmızı-mavi-mor renklerin bulunduğu meyve ve sebzeler bağırsak sağlığı için önemlidir. Üzüm, Böğürtlen, Ahududu, Yaban Mersini, Çilek, Nar, Kızılcık, Mor Lahana, Mürdüm Eriği, Kiraz, Kırmızı Pancar içeriğindeki vitaminler açısından zengindir. Kereviz, Maydanoz, Kırmızı Biber, Papatya, Nane ve Ginkgo Biloba bitkisi içerisinde bağışıklık güçlendirici vitaminler bulunur. Flavononlar (P vitamini) vücudun antioksidan kaynaklarıdır. Genellikle Portakal, Limon ve Üzüm gibi tüm turunçgillerde bulunur. Kolesterol ve kilo yönetiminde fayda sağlarlar. Soğan, Lahana, Marul, Domates, Elma, Üzüm ve Zeytinyağı ise zengin P vitamini barındırır. &nbsp;Kalp hastalıklarının semptomlarının yönetilmesine katkı sağlarlar. Ayrıca çay, kahve, kakao kalp krizi veya felç geçirme riskini azaltmaya katkı sağlayabilir” diye vurguladı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">“Flavonoidler vücudunuzu toksinlerden arındırır”</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dyt. Aksoy, ”<span style="background-color:white">Yapılan bazı çalışmalar flavonoidlerin hastalıklara yol açan stresi önlemek için potansiyel ilaçlar olarak kullanılabileceğini vurgulamıştır. </span>Sonuç olarak, beslenme planınıza daha fazla flavonoid içerikli besinleri dâhil etmek, vücudunuzu toksinlerden arındırmaya, daha sağlıklı kalmasına ve bazı kronik hastalıklara karşı potansiyel riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir” diye sözlerini noktaladı.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Apr 2023 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/04/hastaliklara-karsi-kalkan-etkisi-yaratan-p-vitamini-1681722293.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmmünoterapi Vücudun Kanseri Kendi Gücü İle Yenmesini Sağlıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/immunoterapi-vucudun-kanseri-kendi-gucu-ile-yenmesini-sagliyor-12268</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/immunoterapi-vucudun-kanseri-kendi-gucu-ile-yenmesini-sagliyor-12268</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda tüm dünya ile birlikte ülkemizde de kanser vakalarında önemli artış yaşanıyor. Bu artış oranları arasında erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanseri başı çekiyor. Çağımızın tıbbi ve teknolojik gelişmeleri doğrultusunda geliştirilen yeni nesil tedavi yöntemleri ise hayati risklere neden olabilen tüm kanser türlerinin tanı ve tedavisinde önemli avantajlar sağlıyor. Bu yeni nesil tedavilerin başında gelen immünoterapi, kanser hücreleri tarafından çeşitli yollarla baskılanmış olan bağışıklık sistemimizi yeniden harekete geçirerek kanser ile savaşma kapasitesini arttırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">İmmünoterapi, başta a</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">kciğer, cilt (malign melanom) ve böbrek kanserleri olmak üzere; baş-boyun, üçlü negatif meme, mesane, karaciğer ve özefagus-mide kanser hastalarının tedavisinde kullanılarak hastanın yaşam kalitesi ve süresini önemli ölçüde artırabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tuğba Akın Telli, 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle inmünoterapi tedavi yönteminin avantajları hakkında bilgi verdi. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Kanserli hücreler asker hücreleri atlatarak bağışıklık sistemine saldırıyor </span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sağlıklı bir insanın vücudunda bulunan ve kansere karşı savaşan T lenfositler asker hücre olarak adlandırılmaktadır. Bağışıklık sisteminde bulunan bu hücreler kanserli hücreleri çoğunlukla vücuttan temizlemektedir. Ancak bazen bir grup kanser hücresi T lenfositlerden kaçarak çoğalmaya devam eder. Aynı zamanda kanser hücreleri T lenfositlere vücuda yabancı olmadığı mesajını vererek bu hücrelerin savunmasından kurtulur ve insan bağışıklık sistemini baskılamaya başlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Yeni nesil tedavi yöntemi immünoterapi, kanser tedavisinde çığır açtı </span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Yeni nesil tedavi yaklaşımlarının başında gelen ve 2011 yılından beri kanser tedavisinde kullanılmaya başlanan immünoterapi, kişinin kendi bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücreleriyle daha etkili savaşmasını sağlamaktadır. Bağışıklık sistemi bir takım hücre ve proteinlerin etkileşimi ve ortak çalışması sonucu kişiyi enfeksiyonlardan koruyan bir savunma sistemidir. Esasında bazı açılardan kanserden de korumaya yardımcı olur. Bağışıklık sisteminin temelini “kendinden olmayan” her şeyin ayırt edilmesi oluşturmaktadır. Bu sistem, vücutta normalde bulunan tüm maddelerin kaydını tutar. Bağışıklık sisteminin tanımadığı herhangi bir yeni protein alarm vererek bağışıklık sisteminin ona saldırmasına neden olur. Örneğin mikroplar, normalde insan vücudunda bulunmayan belirli proteinleri içerir. Bağışıklık sistemi bunları “yabancı” olarak görür ve saldırır. İmmün yanıt, mikrop veya kanser hücreleri gibi yabancı madde içeren her şeyi yok edebilir. Bununla birlikte, kanserde bu yanıt her zaman istediğimiz düzeyde olmayabilir. Bazen bağışıklık sistemi kanser hücrelerini yabancı olarak görmez çünkü hücreler normal hücrelerden yeterince farklı değildir veya çeşitli değişimler göstererek bağışıklık sisteminden kaçabilirler. Bazen de bağışıklık sistemi kanser hücrelerini tanır. Ancak immün yanıt kanseri yok edecek kadar güçlü olmayabilir. Yine kanser hücrelerinin kendileri de bağışıklık sisteminin onları bulup saldırmasını engelleyen bazı proteinler salgılayabilir. İmmünoterapiler tam olarak da bu durumların üstesinden gelebilmek amacıyla son yıllarda artan sayıda preklinik ve klinik çalışmayla kullanılmaya başlandı. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Vücudun kanseri kendi kendine yenmesini sağlayabiliyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">İmmünoterapi tedavisinde bağışıklık sistemi üzerindeki kanserli hücrelerin oluşturduğu baskıyı ortadan kaldırmak ve kanser savaşçısı T hücrelerini kanser dokusuna yönlendirmek amaçlanmaktadır. İmmünoterapi ile kemoterapi ve hedefe yönelik akıllı tedavilere göre daha uzun süreli yanıtlar alınabilmektedir. İmmünoterapi vücutta bulunan T hücrelerinde bir hafıza oluşturarak bağışıklık sisteminin kanserli hücrelere karşı daha aktif rol oynamasını sağlamaktadır. Böylece hedef bağışıklık sistemini yeniden organize ederek vücudun kanseri kendi kendine yenmesini sağlamaktır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Hastaya özel immünoterapi ameliyat öncesi ya da ameliyat sonrası kullanılabiliyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Her geçen gün yeni bir kanser türünde farklı evrelerde kullanılan ve hastaya özel uygulanan immünoterapilerin klinik çalışmaları yapılmakta ve kılavuzlar buna uygun değişmektedir. İlk çalışmalar daha çok ileri evre kanserlerde tek başına immünoterapi verilmesi şeklinde yapılmışken, etkinlik verileri sonrasında daha erken evrelerde de hem ameliyat sonrası hem de ameliyat öncesi tedavi döneminde ve bazen de kemoterapi ile kombinasyon şeklinde kullanımı öne çıkmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">İleri evre akciğer kanserinde sonuç alınabiliyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">İmmünoterapi ile; </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">akciğer, cilt (malign melanom) ve böbrek kanserleri başta olmak üzere baş-boyun, üçlü negatif meme, mesane, özefagus-mide, karaciğer, serviks (rahim ağzı), endometriyum (rahim) ve bazı kolon kanserlerinin tedavisinde başarılı sonuçlar alınmaktadır. İmmünoterapi ile </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">akciğer kanseri tedavisinde de çok önemli başarılar sağlanabilmektedir. Öyle ki immünoterapi tedavisinden önce ileri evre akciğer kanserinde uzun süreli kontrol neredeyse mümkün değildi. Oysaki artık ileri evre akciğer kanserinde bile immünoterapi ile hastalığın tamamen kontrol altına alınması sağlanabilmekte hatta bu yanıtın uzun süreli olması mümkün görünmektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">İmmünoterapi tedavisinde saçlar nadiren dökülür</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Kemoterapilerden farklı olan etki mekanizmaları sonucunda immünoterapilerin farklı bir yan etki profili bulunmaktadır.&nbsp; Kemoterapide sık görülen bulantı, kusma, halsizlik, saç dökülmesi, kan değerlerinin düşmesi gibi yan etkiler, immünoterapide nadiren görülmektedir. Ancak inmünoterapinin, bağışıklık sisteminin aşırı aktive olmasına bağlı başka yan etkileri olabilir. Bu yan etkilere erken ve zamanında müdahale etmek hayati önem taşımaktadır ve mutlaka multidisipliner bir ekiple süreci yönetmek gerekmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><a href="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/155.pdf">HALK ULAŞIM NİSAN 2023 SAYISI</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Apr 2023 11:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/04/immunoterapi-vucudun-kanseri-kendi-gucu-ile-yenmesini-sagliyor-1680595969.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsimsel Depresyonda Uyku Ve İştah Bozuluyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/mevsimsel-depresyonda-uyku-ve-istah-bozuluyor-12259</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/mevsimsel-depresyonda-uyku-ve-istah-bozuluyor-12259</guid>
                <description><![CDATA[Mevsimsel depresyon ile depresyon arasında bazı farklılıklar görülebildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, en önemli farkın uyku ve iştahta bozulma olduğuna dikkat çekiyor. Depresyonda keyif alamama, bezmişlik, uykuda bozulma, iştahta bozulma, mutsuzluk, enerjisizlik, değersizlik hissi, suçlu hissetme, zihni toplamakta zorluk, odaklanamama ve ölüm düşünceleri görülebileceğini belirten Taşkın, “Depresyonda uykuda azalma, kilo kaybı daha sık olurken;  mevsimsel depresyonda fazla uyuma, aşırı yeme ve kilo alma görülebilir.” uyarısında bulundu. Bu belirtilerin herkeste görülebileceğini belirten Taşkın, kritik noktanın kişinin işlevselliğini bozacak düzeyde şiddetli yaşaması olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, mevsimsel depresyon ve tedavisine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Mevsimsel depresyonun bir tür duygulanım bozukluğu olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Genellikle zaman olarak sonbaharda başlar ve kışın da devam edebilir. Klinikte tanısal olarak ayrı bir spektrumda değildir, depresyon tanısı içerisinde yar alır. Ayırıcı semptomları vardır.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Mevsim değişiklikleri önemli bir tetikleyici</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Mevsim değişikliklerinin tüm hastalıklar açısından önemli bir tetikleyici olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Genel anlamda tüm hastalıkların mevsimsel olarak etkilenebileceği görülmektedir. Hatta Hipokrat ‘Hastalıkları doğuran esas sebep mevsimlerdeki değişimlerdir’ demiştir. Hipokrat’tan bu yana mevsimsel değişimler ve hastalıklar arasındaki bağ araştırılmaya devam etmektedir. Elbette sadece depresyon açısından değil tüm hastalıklar açısından mevsim değişiklikleri önemli bir tetikleyicidir. Fakat kışa doğru gün ışığı miktarı da azaldığı için ortaya çıkan ‘kış üzüntüsü’ dediğimiz durum mevsimsel depresyon ile karıştırılmamalıdır. Mevsimsel depresyonun kendine özgü belirleyici semptomları vardır.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Mevsimsel depresyona daha sık rastlanıyor</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Mevsimsel depresyonun tanı özelliklerine bakıldığında d</span><span style="font-size:12.0pt">epresyonun başlama süreci ile yılın belirli zamanı arasında oluşan düzenli bir başlangıç zamanı olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Mesela depresyon mevsim geçişlerinde ortaya çıkmaktadır. Fakat bu durumların içine ilişki sorunları, geçim sorunları gibi dış stresörler katılmamalıdır. Yılın belirli zamanlarında başlayan bu depresyonlarda yine aynı şekilde yılın belirli zamanlarında düzelme olmaktadır. Mevsimsel depresyonlara mevsimsel olmayan depresyonlara göre daha sık rastlanır ve kişinin bu durumdan muzdarip olması oldukça sık olmaktadır. Hemen hemen her mevsim geçişinde kişi bu durumu yaşayabilmektedir.” diye konuştu. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Mevsimsel depresyonda uyku ve iştah bozuluyor</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Mevsimsel depresyon ile depresyon arasında bazı farklılıklar görülebildiğini kaydeden</span><strong> </strong><span style="font-size:12.0pt">Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Depresyonda keyif alamama, bezmişlik, uykuda bozulma, iştahta bozulma, mutsuzluk, enerjisizlik, değersizlik hissi, suçlu hissetme, zihni toplamakta zorluk, odaklanamama, ölüm düşünceleri görülebilir. Ancak mevsimsel depresyonda ön planda bozulan durumlar uyku ve iştahtır.” dedi. Taşkın, “Depresyonda uykuda azalma, kilo kaybı daha sık olurken aksine mevsimsel olan depresyonda fazla uyuma, aşırı yeme ve kilo alma görülebilir. Elbette bunun yanında düzensiz duygulanımlar da görülebilir.”diye konuştu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kişinin işlevselliğini bozacak düzeydeyse dikkat!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Mevsimsel depresyonu anlamada bazı işaretler olabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Özellikle yataktan kalkmama isteği, güne enerjisiz başlama, doyduğumuz halde yeme isteği, duygusal yeme, kiloda artış, zihni toparlamada zorluk, unutkanlık, işlevsellikte azalma, keyif alamama ve sürekli uyuma isteği görülebilir. Bu belirtileri duyunca birçok kişi ‘Bende var’ diyebilir fakat buradaki kritik nokta kişinin işlevselliğini bozacak düzeyde şiddetli yaşamasıdır.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Kişinin işlevselliği bozuluyorsa bu klinik tablo intihar girişimlerine kadar varabilen ağır depresyon türlerine dönüşebilir” uyarısında bulunarak bu belirtileri yaşayan kişilerin mutlaka tanı ve tedaviye başvurmaları gerektiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Tedavi ihmal edilmemelidir</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Mevsimsel depresyonun tedavisine de değinen Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Mevsimsel depresyonu olduğunu düşünen bir kişi mutlaka depresyon ilerlemeden önce tedaviye başvurmalıdır. Halk dilinde çokça söylenen ‘Depresyon herkeste var’ söylemine kulak asmamalıdır. Depresyon kişinin hayat kalitesini ciddi düzeyde düşürmektedir. Kişinin hayat kalitesi düşmesi ile beraber işlevselliği de düşmektedir. Tedaviye başvurulduğunda kişi mevsimsel depresyon tanısını alıyor ise hekim gerekli ise ilaç ve terapi eğer gerekli değil ise sadece terapiye yönlendirecektir. Terapide ise kişinin ihtiyaçları ve yaşam evreleri gözden geçirilerek kişiye özel planlama yapılacaktır. Depresyonda olan bir kişiye ‘bunu kendin yapıyorsun , kalk yürüyüş yap, kalk ev işi yap’ demek bacağı kırık birisinden maraton koşusuna çıkmasını istemek gibidir. Mutlaka tedaviye yönlendirilmelidir.”</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/mevsimsel-depresyonda-uyku-ve-istah-bozuluyor-1680261586.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kronik Ağrılar Kontrol Altına Alınabiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/kronik-agrilar-kontrol-altina-alinabiliyor-12258</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/kronik-agrilar-kontrol-altina-alinabiliyor-12258</guid>
                <description><![CDATA[Geceleri uykuya dalmakta güçlük çektiğim yetmiyormuş gibi, sık sık da uyanıyorum… İyi uyumuş olsam bile sabahları sanki gözümü hiç kırpmamış gibi yorgun kalkıyorum… Öyle halsizim ki kolumu bile kıpırdatacak halim yok… Kas ve kemiklerimde oluşan ağrı dinmek bilmiyor… Siz de bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni, genç ve orta yaşlı kadınların hastalığı olarak düşünülse de aslında her yaş grubu ile erkeklerde de sıkça görülen ‘fibromiyalji’ hastalığı olabilir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1680245268_Prof__Dr____ule_Arslan.jpg" style="height:300px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan ‘fibromiyalji’ ülkemizde nüfusun yaklaşık yüzde 9’unu etkileyecek kadar yaygın görülen romatizmal bir hastalık. Öyle ki her yıl yaklaşık 100 bin kişinin fibromiyalji tanısı aldığı ve bu rakamın her yıl artacağı belirtiliyor. Vücutta oluşan yaygın ağrıya yorgunluk, uyku bozuklukları, baş ağrısı, duygu durum değişiklikleri ile bağırsak sorunlarının eşlik etmesi, yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Üstelik semptomların göreceli olması, pek çok hastalığı taklit etmesi ve tanıyı kesinleştirecek testlerin bulunmaması nedeniyle hastalığın teşhis edilmesi uzun yılları bulabiliyor. </span></span><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">, fibromiyalji için henüz kesin bir çözüm olmasa da çeşitli tedavi yöntemleriyle semptomların kontrol altına alınabildiğini belirterek, “Fibromiyaljide görülen yakınmalar kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre düzenleniyor. Kişiye özel uygulanan tedavilerin yanı sıra yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan düzenlemeler ise tedavide kilit rol üstleniyor.” diyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Fibromiyalji tedavisinin 5 önemli anahtarı! </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><em><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Prof. Dr. Şule Arslan, fibromiyalji hastalarının yaşam alışkanlıklarında dikkat etmeleri gereken 5 önemli kuralı şöyle anlatıyor: </span></span></em></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Semptomları şiddetlendirebildiği için fiziksel ve ruhsal stresten uzak durmaya çalışın. </span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hareketsizlik, kilo alımına ve fibromiyalji belirtilerinin artmasına yol açabiliyor. Bu nedenle hareketsiz bir yaşamdan kaçının.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İdeal kilonuzda kalmaya özen gösterin. Zira kilo kontrolü ağrının şiddetini azaltmada etkili olabiliyor. Ayrıca anti-inflamatuar diyet bazı yakınmaları azaltabiliyor. </span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Düzenli olarak egzersiz yapmayı alışkanlık edinin. Ancak çoğu fibromiyalji hastası kendisini egzersiz yapamayacak kadar yorgun hissettiğini veya egzersiz yapınca ağrılarının arttığını ifade ediyor. Bu sorun, uzun süreli ağrı yakınması olan ve egzersiz programına yoğun bir şekilde başlayan herkeste görülebiliyor. Dolayısıyla yoğun egzersizlerden kaçınmanız gerekiyor. Unutmayın ki aktif kalmak ve düzenli egzersiz, tedavinin önemli basamaklarından birini oluşturuyor. </span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">&nbsp;Uyku hijyenine dikkat etmeniz semptomların alevlenme riskini azaltıyor. </span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nedeni henüz bilinmese de… </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Fibromiyaljinin oluşum nedeni henüz bilinmese de beyinde ağrı işleme mekanizmalarındaki bozukluktan (santral duyarlılık) kaynaklandığı kabul ediliyor. Hastalığa yol açan faktörler tam olarak aydınlatılmamış olsa da, yapılan çalışmalar, santral duyarlılığın oluşmasında genetik, uyku bozuklukları, nörohormonal bozukluklar, enfeksiyon, mükemmelliyetçi kişilik ve ağır fiziksel ya da duygusal travma geçirmek gibi faktörlerin etkili olduğunu gösteriyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bölgesel ağrı zamanla yaygınlaşıyor</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ağrı, halsizlik, uyku bozuklukları, bilişsel bozukluklar ve duygu durum değişiklikleri, fibromiyaljide en sık görülen yakınmaları oluşturuyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, belirtilerin şiddetinin hastalığın seyri sırasında önemli ölçüde değişebileceğine işaret ederek, “Ayrıca başlangıçta genellikle bölgesel olan ağrı zamanla yaygınlaşıyor. Ağrı sıklıkla soğuk ile nemli hava, uykusuzluk, fiziksel ve zihinsel stres gibi faktörlerden etkileniyor. Fizik muayene sırasında herhangi bir objektif klinik bulgu olmasa da hastalar eklemlerde şişlik ve duyusal değişikliklerden şikayet ediyorlar” diyor.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uyku bozukluğundan baş ağrılarına… </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Fibromiyaljinin sık görülen belirtilerinden biri ‘uyku bozuklukları’ oluyor. Uykunun rahatlatıcı olmaması, gece boyunca sık uyanma, uykuya dalma güçlüğü ve sabah yorgun uyanma, hastalarda yaygın görülen belirtilerden. Ayrıca gerilim veya migren tipi baş ağrılarına da sık rastlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Şule Arslan, “Alerjik semptomlar, göz kuruluğu, çarpıntı, nefes darlığı, ağrılı adet dönemleri, premenstürel sendrom, irritabl bağırsak sendromu, cinsel işlev bozukluğu, kilo dalgalanmaları, gece terlemeleri, yutma zorluğu, huzursuz bacak sendromu, çene eklem ağrısı ve kronik yorgunluk sendromu da en çok dile getirilen sorunlar arasında yer alıyor” diye konuşuyor.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tedavi kişiye özel düzenleniyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="margin-right:-51px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günümüzde fibromiyaljinin kesin tedavisi olmasa da semptomlar kontrol altına alınabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong>“Tedavide hedef, ilaç ve ilaç dışı yöntemlerle hastaların semptomlarını hafifleterek yaşam kalitesini artırmaktır” diyerek, şöyle devam ediyor: “Fibromiyalji hastalarında tedavi programının bir parçası olarak, hastanın klinik durumu ve koşullarına uygun şekilde farkındalık teknikleri, fizik tedavi modaliteleri, akupunktur ile hidroterapi/balneoterapi programları öneriliyor. Ayrıca stresle baş etme yöntemleri, uyku hijyeni ve doğru beslenme de tedavide büyük önem taşıyor”<strong> </strong></span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-51px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong>düzenli yapılan egzersizlerin de tedavinin önemli ayaklarından birini oluşturduğuna işaret ederek, “Yapılan çalışmalarda aerobik egzersizler, güçlendirme egzersizleri ve fleksibilite egzersizlerinin fibromiyalji hastalarında faydalı etkileri gösterildi. Yürüyüş, bisiklet, yüzme, su içi egzersizler, Tai-chi ve yoga, önerdiğimiz diğer etkili egzersizler oluyor.” diyor.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 11:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/kronik-agrilar-kontrol-altina-alinabiliyor-1680252884.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip Kalp Krizi Riskini Tetikliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-12256</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-12256</guid>
                <description><![CDATA[Virüslere bağlı oluşan grip gibi bazı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları daha çok akciğerlere verdikleri zararlar ile biliniyorlar. Ancak dikkat! Grip aynı zamanda kalp ve damarları da vurabiliyor! Öyle ki 2020 yılında yayınlanan bir çalışmada; 8 yıl boyunca gözlemlenen 80 bin hastanın yüzde 12’sinde griple birlikte kalp krizi ile miyokardit gibi kardiyak komplikasyonlar görüldü. 2018’de gerçekleştirilen başka bir çalışma da; grip teşhisi sonrasında bir hafta içinde kalp krizinde 6 kat artış olduğunu gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1680076105_Prof__Dr__Metin_G__rs__rer.jpg" style="height:313px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer</span></span></strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">,<strong> </strong>bu nedenle kalp hastalarının grip gibi üst solunum yolu hastalıklarına karşı dikkat etmelerinin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, ”Viral bir enfeksiyona yakalandıktan sonra uygulanan tedaviler ortaya çıkan semptomları gidermeye yönelik oluyor. Yani kullanılan ilaçlar virüslere karşı etki sağlayamıyor. Dolayısıyla virüsten korunmak için gerekli önlemlerin alınması özellikle kalp hastaları için son derece önemli. Virüslere karşı mücadelede en önemli 3 kural ise aşı olmak, maske kullanmak ve elleri sık sık yıkamaktır. Alınan önlemlere rağmen grip ya da benzeri hastalıkların belirtileri oluşursa komplikasyonları önlemek için zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak gerekiyor.” diyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp ve damarlarda hasar oluşturuyor!</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Viral enfeksiyonların kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıklarını nasıl tetiklediğine ilişkin farklı teoriler mevcut. Grip enfeksiyonunun vücutta yarattığı iltihabi durumun damar iç duvarını döşeyen örtüyü bozduğu ve bu örtünün yırtılması sonucu oluşan pıhtının damarı tıkadığı düşünülüyor. Diğer bir düşünceye göre de, grip virüsüne karşı vücudun bağışıklık sisteminin çıkardığı koruyucu maddeler damar iç duvarına zarar veriyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer, basit görünen grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının hangi türü olursa olsun vücutta iltihabi reaksiyonun artmasına yol açabildiğine dikkat çekerek, “Bilinen kalp hastalığı olan kişilerde griple artan vücuttaki iltihabi durum kalp damarlarında da belirgin hale gelebiliyor ve kalp krizini tetikleyebiliyor. Kalp krizi ve inme riskini arttırması dışında, viral enfeksiyonların bir diğer etkisi de kalp kasında inflamasyona yol açabilmesidir. Akut miyokardit olarak adlandırdığımız bu durum sadece ileri yaştaki hastalarda değil, genç hastalarda da görülebiliyor. Tedavi edilmeyen miyokardit de kalp kasında kalıcı problemlere yol açabiliyor” diyor. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">VİRÜSLERE KARŞI 10 ETKİLİ ÖNLEM!</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Grip aşınızı mutlaka yaptırın</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Virüslere karşı korunmak ve hastalığın yayılmasını önlemek için almanız gereken en önemli önlemlerden biri, grip aşısı yaptırmak. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer,<strong> </strong>grip aşılarının hastalığın şiddetinin azalmasına yardımcı olduklarını belirterek, “Grip aşısının etkisini gösterebilmesi için 2-3 haftalık bir süreye ihtiyaç oluyor. Bu dönem içinde virüsle karşılaşıldığında antikor yanıtı oluşmadığı için hastalık gelişebiliyor. Dolayısıyla aşının salgınların başlamadığı sonbahar döneminin başlarında yapılması önem taşıyor. Ancak Şubat ayında en yüksek oranda görülen grip mayıs ayına kadar devam ettiği için grip aşısı yaptırmak için hiçbir zaman çok geç değildir” diyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günde 10 bin adım atın </span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hareketsizlik kan dolaşımında ve enerji metabolizmasında sorun oluştururken, obezite ve kabızlığa da neden olarak bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Sağlıklı bir vücut için her gün 10 bin adım atmayı alışkanlık edin.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Rengarenk beslenin</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yetersiz ve dengesiz beslenmek bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonun gelişme riskini artırıyor. Bağışıklığınızın güçlü kalması için özellikle mevsiminde olan taze meyve ve sebze yemeyi ihmal etmeyin. Ayrıca tek taraflı diyetlerden sakının ve doğanın size sunduğu gıdaları, doğal olarak ve dengeli bir şekilde tüketin.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalabalık ortamlardan kaçının</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Virüsler kalabalık ve kapalı ortamlarda havada asılı kaldıkları için çok kolay bulaşabiliyorlar. Bu nedenle hastalık kapabileceğiniz bu tür ortamlardan uzak durun, hastaysanız kendinizi mutlaka izole edin.<span style="color:black"> Kapalı mekanlarda kalmak zorundaysanız, ağız ve burnunuzu kapatacak şekilde maske kullanmayı ihmal etmeyin.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İlaçlarınızı düzenli kullanın</span></span></strong> </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kronik bir hastalığınız varsa ya da kalp hastasıysanız doktor kontrollerinizi aksatmayın ve ilaçlarınızı düzenli kullanın.<strong> </strong>Zira, kalbe veya diğer organlara ait hastalığın kontrol altında tutulmasıyla, dışarıdan gelecek olumsuz etkileri daha kolay atlatmak mümkün oluyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gelişigüzel ilaç almayın </span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Soğuk algınlığı ilaçları, kullandığınız diğer ilaçlarla etkileşime girebiliyor. Bunun sonucunda kan basıncında yükselme ve uygunsuz antibiyotik kullanımında yetersiz ve gereksiz tedavi gibi sorunlar gelişebiliyor. Doktorunuza danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayın. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dinlenmeyi ihmal etmeyin</span></span></strong> </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yoğun iş stresi ve aşırı yorgunluk vücut direncini düşüren etmenleri oluşturuyor. Dolayısıyla gün içinde kendinize dinlenme molaları vermeyi alışkanlık edinin. Vücut direncinin yeterli olabilmesi için en az 7-8 saat kaliteli uyumayı da ihmal etmeyin. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ellerinizi sık sık yıkayın</span></span></strong> </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:9.5pt"><span style="font-family:Verdana,sans-serif"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ellerimiz gün boyunca yaptığımız çeşitli aktiviteler sonucunda gözle göremediğimiz virüs, bakteri ve parazit ile temas ediyor. Prof. Dr. Metin Gürsürer, “Ellerinizi sık sık yıkamanız, almanız gereken en önemli önlemlerden biri. Ellerinizi en az 20 saniye bol su ve sabunla yıkamaya özen gösterin. Su ve sabun olmayan yerlerde de alkol bazı antibakteriyel temizleyici veya ıslak mendillerden faydalanabilirsiniz” diye konuşuyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Saat başı&nbsp;5 dakika&nbsp;havalandırın</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bulunulan ortamın havasız&nbsp;olması, solunum yoluyla ilgili hastalığı olan kişilerin&nbsp; konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla&nbsp;enfeksiyon bulaştırma riskini arttırıyor.&nbsp;Dolayısıyla, bulunduğunuz ortamı her saat 5 dakika gibi bir süre düzenli olarak havalandırmanız büyük önem taşıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bol bol su için</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Soğuk havalarda&nbsp;ısıtıcı cihazların da etkisiyle odaların havası daha kuru oluyor. Bu durum da solunum yollarının kurumasına ve kolayca tahriş&nbsp;olmalarına yol açabiliyor. Bunun sonucunda üst solunum yolu enfeksiyonlarının gelişme riski artıyor.<strong>&nbsp;</strong>Dolayısıyla gün içinde 2-2.5 litre sıvıyı gün içine yayarak tüketmeyi ihmal etmeyin. &nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Mar 2023 14:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-1680090676.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı Bir Oruç İçin Bunlara Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/saglikli-bir-oruc-icin-bunlara-dikkat-12249</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/saglikli-bir-oruc-icin-bunlara-dikkat-12249</guid>
                <description><![CDATA[Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Ramazan ayında ideal beslenme modeli nasıl olmalı sorusuna yanıt verirken, açlıkla geçen uzun saatlerin ardından yanlış beslenmenin aniden artan kan şekeri, baş ağrısı, halsizlik, hazımsızlık, kalp krizi gibi çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurgulayarak sağlıklı oruç tutma kılavuzunu paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Ramazan ayı için sunduğu sağlıklı oruç tutma kılavuzunda; iftarda 20 dakika kuralı, sahurun gerekliliğinin nedenleri, çorbaların ve bitki çaylarının önemi gibi birçok detayı dile getirdi. Tüm gün süren bir açlığın ardından yanlış, hızlı ve ağır beslenmenin, sağlığı tehlikeye atmak anlamına geleceğini belirten Dr. Ümit Aktaş, “Orucun özellikle ilk günlerinde kan şekeri dibe vuracağından zorluk <span style="color:black">yaşayabilirsiniz. Ramazan’da hazımsızlık, yüksek tansiyon ve kalp krizi vakalarına çok rastlanır. Bu nedenle sağlığınızı gözetecek beslenme modeli uygulamalısınız. Ayrıca sahur yapmadan olmaz, </span>modern çağda sabah 9 akşam 6 çalışırken de sahur mümkün” diyerek önerilerini paylaştı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:#0070c0">5 Adımda Sağlıklı Oruç </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Orucun ilk günleri zorlu geçebilir. Sonuçta metabolizmanızın alışmış olduğu düzen değişecek, açlıkla geçen uzun saatlerde kan şekeriniz dibe vuracaktır. Bu değişiklik kendini baş ağrıları, hâlsizlik gibi semptomlarla gösterebilir. Ancak aşağıda ana hatlarını vereceğim bir beslenme modeli ile bu belirtiler kısa sürede geçecektir.</span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><strong>İftar sofrasında neler olmalı? </strong>Unutmayın abartılı ziyafet sofralarının sonu acilde biter!<strong> </strong>Ramazan’da hazımsızlık, yüksek tansiyon ve kalp krizi vakalarına çok rastlanır. Bunun nedeni çok açık. Tüm gün yemek yemeyip akşamları bir anda sisteme yüklenirseniz kendinizi bir hastanenin acil servisinde bulma ihtimaliniz de ciddi oranda artar. İdeal bir iftar menüsü çorba, et, balık ya da tavuk, zeytinyağlı bir sebze yemeği, ev yoğurdu veya ev turşusu ve mevsim salatasından oluşmalı. Kan şekerinizin dengeli seyretmesi için tüm buğday ürünlerinden, glisemik indeksi yüksek olan pilavdan ve tabii ki tüm tatlılardan uzak durun.</li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Çorbasız olmaz: </span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Geleneksel olarak oruç çorbayla açılır. Böylece mideye fazla yüklenmeden, besleyici, bol su içeren bir yiyecekle iftar yapmış olursunuz. Unla meyane edilmiş çorbalardan kaçının. İşkembe çorbası,<strong> </strong>kelle paça çorbası, kemik suyuna yapılmış sebze çorbaları orucunuzu açmak için harika seçeneklerdir. Ama özellikle Ramazan ayında bamya çorbasının (ve her türlü bamya yemeğinin) yeri ayrıdır. Bamya içindeki müsilaj denen bir madde ile mide ve bağırsak duvarını adeta koruyucu bir sıva gibi kaplayarak iftar sonrası hazımsızlık problemini önler, sindirim sorunlarının önüne geçer.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">20 dakika kuralını atlamayın: </span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İftarınızı açtınız, çorbanızı içtiniz ana yemeğe geçinceye kadar 20 dakika beklemelisiniz. İftar veren restoranların bile buna dikkat etmesi gerekir. O 20 dakikalık molayı vermezsiniz kan şekeriniz fırlar ve beyniniz size daha çok yemeniz için emir verir. Yine bu molayı vermezseniz sindirim sorunları yaşar, mide spazmları geçirir, hatta hastanelik bile olabilirsiniz.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Dengeli su tüketimi önemli: </strong>Gün boyu fazla susamadan sıcak yaz günlerini atlatmanın yolu dengeli su içmekten geçiyor. Bir anda çok su içerseniz, o su böbrekler tarafından aynı hızla vücuttan atılır.&nbsp; İdeali iftardan imsak vaktine kadar her yarım saatte bir, bir bardak su içmektir.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sahur yapmadan olmaz: </strong>Eğer çalışmıyorsanız tavsiyem sahura kadar uyumamanız. Sahurunuzu yapıp namazınızı kılıp sonra uyuyabilirsiniz. Peki, sahurda beslenme nasıl olmalı? Yumurta harika bir yiyecektir. Özellikle bol tereyağıyla pişirirseniz saatlerce tok tutar. Kavurma ya da geleneksel yöntemlerle yapılmış sucukla hazırlanmış yumurta da iyi bir kombinasyon. Yanına bir de mevsim salatası eklerseniz kan şekeriniz saatlerce dengeli seyreder ve ertesi günü rahat geçirirsiniz.</span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:#0070c0">Çalışanlar Sahur İçin Ne Hazırlayabilir?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rutin çalışanlar sahur yapmamayı, sahura kalkmak yerine bu vakti uyuyarak geçirmeyi tercih ediyor ki bunu yapmamak gerekiyor. Sahura kalkmadan oruç tutarsanız ertesi gün işinize, gücünüze odaklanamaz, tüm günü açlık ataklarıyla boğuşarak geçirirsiniz. Hâl böyle olunca da iftarda yemeklere saldırmanız kaçınılmaz olur. Yani, ben yiyip yatayım dememeli, muhakkak surette sahur yapmaya çalışmalısınız. Hemen bir not düşelim: Börekler, çörekle, pideyle sahur yaparsanız sabah kalktığınızda kanınızda çok miktarda insülin olur ve gün boyu çok acıkırsınız.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, gece yatmadan hazırlayıp, uykunuzu fazla bölmeden yiyebileceğiniz sağlıklı sahur seçenekleri neler?</span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify">Omega-3 yağ asitleri açısından zengin bir kaynak olan badem, ceviz ya da fındık gibi kuruyemişleri kabaca dövüp ev yoğurdunun içine ekleyip, karışımı gece yatmadan önce hazırlayıp sahurda yiyebilirsiniz.</li>
	<li style="text-align:justify">İki yumurta haşlayıp dörde bölün. Bol sızma zeytinyağlı bir mevsim salatasının içine ekleyip sahurda yemek üzere hazır edin.</li>
	<li style="text-align:justify">Yeşil mercimek, nohut ve kuru fasulyeyle hazırlanmış salatalar harika birer sahur yemeğidir. Akşamdan haşlayıp maydanoz, dereotu ve bol sızma zeytinyağı ile salata haline getirin. Hatta Ramazan ayı boyunca dolabınızda hep haşlanmış yeşil mercimek, nohut ve kuru fasulye bulunsun. Bunları salatalara ekleyerek iftarda da tüketebilirsiniz.</li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:#0070c0">Ramazan Dostu 5 Bitki Çayları </span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu ay boyunca çay ve kahve tüketiminizi sınırlamaya çalışın. Çünkü her ikisi de vücuttan su atılmasına neden olur. Çay, kahve yerine aşağıdaki bitki çaylarını tercih edin.</span></span></p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><strong>Ihlamur çayı:</strong> Sadece soğuk algınlığı ile ilişkilendirdiğimiz ıhlamur, aynı zamanda harika bir mide bağırsak dostudur. Susuzluğu gidermeye de yardımcı olur.</li>
	<li style="text-align:justify"><strong>Kimyon çayı: </strong>Mideyi rahatlatır, hazımsızlık ve gaz problemine iyi gelir.</li>
	<li style="text-align:justify"><strong>Lavanta çayı: </strong>Susuzluğu gidermek için<strong> </strong>birebirdir.</li>
	<li style="text-align:justify"><strong>Nane çayı: </strong>Sindirim sorunlarına karşı doğal bir ilaç olan nane çayı hazırlarken bahçe nanesi denen türü tercih edin. Bu, şifalı özellikleri olan tıbbi nanedir.</li>
	<li style="text-align:justify"><strong>Papatya çayı: </strong>İftardan sonra sindirim sorunları yaşayanlara tavsiye ederim. Ancak kullandığınız papatyanın Alman papatyası olmasına dikkat edin.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Mar 2023 13:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/saglikli-bir-oruc-icin-bunlara-dikkat-1680000662.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çoklu Virüsler Çocukları Tehdit Ediyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/coklu-virusler-cocuklari-tehdit-ediyor-12242</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/coklu-virusler-cocuklari-tehdit-ediyor-12242</guid>
                <description><![CDATA[Kıştan bahara geçiş yaptığımız bugünlerde hava sıcaklığındaki değişkenliğin de etkisiyle çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları çok sık görülüyor. Çoklu virüsler kalabalık ve kapalı ortamlarda kolayca bulaştığından pek çok çocukta burun akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik ya da yüksek ateş şikayetleri yaşanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban, influenza (domuz gribi), Beta, RSV, Adenovirüs, Metapnömavirüs ve Bocavirüs gibi çeşitli solunum yolu virüslerinin halen çok yaygın olduğunu belirterek, ailelerin doktora danışmadan çocuklarına gelişigüzel antibiyotik ve vitamin takviyesinden kaçınmaları gerektiğini vurguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1679640216_Dr__Dilek___oban.jpg" style="height:303px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bilimsel temele dayanmayan, arkadaş tavsiyesiyle ve internetten edinilen bilgilerle yapılan uygulamaların çocuğu iyileştirmenin aksine, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek daha fazla zarar verebileceğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban, çocuk sağlığında yapılan 6 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Antibiyotik verirsem daha çabuk iyileşir!</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocukların geçirdiği enfeksiyonların çok büyük bir kısmına virüslerin sebep olduğunu, antibiyotiklerin ise viral enfeksiyonlarda işe yaramadığını, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanıldığını belirten Dr. Dilek Çoban “Gereksiz verilen antibiyotikler, çocukların bağırsak florasını kötü etkilemekle kalmıyor, antibiyotik direnci nedeniyle gerçekten ihtiyacımız olduğunda artık antibiyotikler de işe yaramaz hale geliyor. Bu nedenle doktorunuz önermeden kesinlikle antibiyotik kullanmayın. Doktorunuz gerekli gördüğünde antibiyotik tedavisi uygulayacaktır.” diyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Vitamin takviyesi yaparsam bağışıklığı güçlenir! &nbsp;</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Doktora danışmadan yapılacak vitamin ve omega takviyesi de fayda yerine zarar verebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban “Vitaminler ve omega; sağlıklı bir metabolizma ve bağışıklık sistemi için çok önemli. Ancak her çocuğun vitamin ihtiyacı farklıdır. İhtiyacı olmayan vitamin takviyesini çocuğa vermek uzun dönemde karaciğer ve böbrekler başta olmak üzere ciddi sıkıntılara yol açabilir. Bu nedenle uzmana danışmadan ve gerekli tetkikleri yaptırmadan gelişigüzel vitamin takviyesi yapmamak gerekir. Çocukların günlük beslenmesini, taze meyve, sebze, balık, fındık, ceviz ve badem gibi besin değeri yüksek gıdalarla zenginleştirdiğinizde, yeterli süre uyumasını ve spor yapmasını sağladığınızda bağışıklığını da güçlendirmiş olursunuz.” diye konuşuyor. </span></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalın giydirirsem hasta olmaz!</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Toplumda doğru sanılan yanlışlardan biri de, çocukları kalın giydirmek, evin ısısını yüksek tutmak hatta çocuklarını dışarı çıkarmazlarsa hasta olmayacaklarını düşünmek! “Çocuklar üşüdükleri için hasta olmuyor. Enfeksiyona neden olan mikroplar soğuk havada, kalabalık alanlarda daha çok vakit geçirdiğimiz için daha kolay bulaşıyor ve hastalık yapıyor. Çocukları kalın giydirdiğimizde terleme de arttığından, dış ortama çıktıklarında daha çok üşüyor ve kolay hastalanıyorlar” diyen Dr. Dilek Çoban, çocukların açık havaya çıkarılması ve temiz hava almalarının sağlanması gerektiğini söylüyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ateşini hemen düşürmeliyim, yoksa havale geçirir!</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin en çok havale ihtimali nedeniyle tedirgin olduklarını belirterek şöyle konuşuyor: “Ateşli havale özellikle ilk 5 yaşta görülür ve kalıtımın rolü büyüktür. Ailede benzer öykü varsa bu ihtimal çocuğun ateşinin 37 veya 40 derece olmasıyla değişmez. </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ateş aslında bağışıklık sistemimizin iyi çalıştığının bir göstergesidir. Mikroplarla savaşta ve onlardan kurtulmada da önemli bir silahtır. Bu nedenle ateş; çocuğu rahatsız ettiğinde, çok yükseldiğinde ve ilk alınacak önlemlerle (üzerini inceltmek, ortamı serinletmek, ılık su ile duş, bol sıvı vermek gibi) düşürülemiyorsa ilaç verilmelidir.”</span></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okula ne kadar geç başlarsa, o kadar az hastalanır!</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okul, çocukların eğitim ve öğretimi kadar; sosyalleşmeleri, enerjilerini atmaları ve bağışıklık sistemlerinin gelişmesi için de önemli. Kapalı ve kalabalık ortamlar nedeniyle çocukların okula ne kadar geç başlarsa o kadar az hastalanacağı şeklindeki düşüncenin doğru olmadığını belirten Dr. Dilek Çoban “Çocuk bu mikroplarla er ya da geç karşılaşacak ve onlarla karşılaştıkça bağışıklık sistemleri bu mikropları tanıyıp savaşarak güçlenecek” diye konuşuyor. </span></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Öksürüğünü, burun akıntısını hemen durdurmalıyım!</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-right:7px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Arial,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban, en sık yapılan yanlışlardan birinin de çocuktaki öksürük ve burun akıntısını hemen durdurmaya çalışmak olduğunu belirterek şu bilgileri veriyor: “Oysa ateş, öksürük ve burun akıntısı hastalık değil, bağışıklık sistemimizin mikroplarla karşılaştığında başlattığı savaşın artıkları ve bu artıkları vücuttan atma yollarıdır. Aynı ateş gibi, öksürüğe de çocuğun uyku kalitesini, günlük aktivitesini bozacak kadar şiddetli olduğunda müdahale edilmelidir. Ancak öksürük şurubu ya da soğuk algınlığı ilacı vermeden önce mutlaka bir çocuk hekimine danışmak gerekir çünkü bazı öksürükler zatürre, bronşiolit gibi ciddi akciğer hastalıklarının habercisi olabilir. Unutmayalım ki, bir şurupla bu öksürüğün kesilmeye çalışılması, ciddi bir enfeksiyonun geç teşhis edilmesine ve bu nedenle tedavide geç kalınmasına sebep olabilir.”</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Mar 2023 12:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/coklu-virusler-cocuklari-tehdit-ediyor-1679650879.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Sigarayı Bırakmak İçin Bu Önerlere Kulak Verin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-sigarayi-birakmak-icin-bu-onerlere-kulak-verin-12240</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ramazanda-sigarayi-birakmak-icin-bu-onerlere-kulak-verin-12240</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayının gelmesiyle birlikte sigara bağımlıları yaşadıkları yoksunluk nedeniyle oruç tutmakta güçlük çekebiliyor. Sigara bağımlılarının yaşadığı yoksunluk psikolojik olarak da zorlanmalarına neden olabiliyor. Bu bağımlılıktan kurtulmak için Ramazan ayı önemli bir fırsat olarak görülüyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniği’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sinem İliaz, Ramazan ayında sigarayı bırakma konusunda önemli önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sigaranın bir bağımlılık olmasının esas nedeni, vücudun sigaranın içindeki nikotine ihtiyaç duymasıdır. Normalde vücutta doğal olarak bulunan nikotini sigara yoluyla yüksek dozda almaya alışılmaktadır. Kandaki nikotin seviyesi düştüğünde kişi sigarayı çok istemeye başlamakta, içilen sigara ile kan düzeyi hızla yükselmekte ve kişide mutluluk, ödüllendirilme hissi oluşmaktadır. Kan düzeyi tekrar düştüğünde kişi tekrar sigara içmek istemektedir. Sigarayı bırakırken bu zinciri kırmak gerekmektedir. Burada en önemli nokta, kişinin sigarayı gerçekten bırakmak istemesidir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sigara bağımlılığı kronik hastalıklara neden olabilir </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sigara içilirken yanmış tütün ürünü solunmaktadır. Sigara içmek akciğer, kalp başta olmak üzere pek çok sistemi ilgilendiren kronik hastalıklara ve çok sayıda kanser çeşidine neden olmaktadır. Bu sebeple sigaraya başlanmaması, sigara içenlerin de bırakmaları önerilmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Kişiye özel yöntemlerle sigarayı bırakmak mümkün </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sigara bırakma sürecinde ek tedavi yöntemleri bu süreci kolaylaştırılmaktadır. Sigarayı bırakmak için çeşitli farmakolojik yani ilaç temelli tedavi yöntemleri mevcuttur. Nikotin yerine koyma tedavilerinden şu anda ülkemizde piyasada bulunanlar; cilt üzerine yapıştırılacak nikotin bantları, nikotinli sakız veya nikotinli ağız spreyleridir. Bunun dışında kullanılabilecek tablet formunda ilaçlar da bulunmaktadır. Tablet formundaki ilaçlar günde 2 kez kullanılırken, nikotin bandı tüm gün cilt üzerine yapıştırılmış şekilde kullanılmaktadır. Her iki tedavi yönteminde de arada aşırı sigara isteği durumunda kullanılmak üzere nikotinli sakız veya ağız spreyleri kurtarıcı olarak tedaviye eklenebilmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Oruç dönemi sigarayı bırakmak için bir fırsat olarak görülmeli </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ramazan ayıyla birlikte oruç tutan sigara bağımlıları sigara konusunu yeniden düşünmeye başlayabilmektedirler. Sigara tiryakileri günün büyük bölümünde sigara içmeden akşam orucun süresinin bitmesini hevesle ve zaman zaman çok gergin şekilde beklemektedir. Sigara bağımlıları gün içinde bu nedenle sıklıkla nikotin eksikliğine bağlı yoksunluk belirtilerini yaşayabilmektedir. Yine Ramazan ve oruç dönemi sigara bırakmak için bir fırsat olarak değerlendirilebilmektedir. Tüm gün sigara içmeden akşam saatlerini bekleyebilmek, ancak bunu Ramazan ayı dışındaki zamanlarda yapamamak motivasyon kaynaklarının gücünü göstermektedir. Ramazan, sigara bırakmak için çok uygun bir dönem olarak değerlendirilebilmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Sigara adedinin azalması avantaja dönebilir </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Gün içinde tüketilen sigara adedi doğal olarak azalmışken, orucun bittiği akşam saatlerinde nikotin sakızı ve ağız spreyi ile nikotin eksikliği giderilmeye çalışılabilmektedir. Tablet tedavi formları da akşam iftarda ve bir tane de sahurda alınmak üzere 2 dozda kullanılabilmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ramazan ayı, sigarayı bırakmaya karar vermek ve bunu hayata geçirmek için çok uygun bir zaman olabilmektedir. Yoksunluk belirtileriyle baş edebilmek için kullanılacak yöntemlerle, bu manevi motivasyonun yüksek olduğu dönemde sigara bırakmak daha kolay olabilmektedir. Sigara bıraktırma konusunda uzman ekiplerin görev yaptığı Sigara Bırakma Polikliniği bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılmasını sağlamaktadır. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Mar 2023 12:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/ramazanda-sigarayi-birakmak-icin-bu-onerlere-kulak-verin-1679649496.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan Ayında Nasıl Beslenmeliyiz</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ramazan-ayinda-nasil-beslenmeliyiz-12233</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ramazan-ayinda-nasil-beslenmeliyiz-12233</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında sağlıklı beslenme ve doğru oruç tutmanın nasıl olacağı konusu her zaman çok tartışılıyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Klinik Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Derya Fidan Ramazan ayında beslenme konusunda dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ramazan ayı, oruç tutanlar bireyler için beslenme ve yaşam tarzının değiştiği bir aydır. Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat çeken Klinik Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Derya Fidan, “Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için günün oruç tutulmayan bölümünde en az 2 öğünü tamamlamak gerekir” dedi. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">“Sahur öğününü atlamayın!”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uzm. Dyt. Derya Fidan, “</span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Sahura kalkılmaması&nbsp; ya da sahurda sadece su içilmesinin zararlı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bu beslenme tarzı oruç tutulan zaman için 16&nbsp; saat olan açlığı, ortalama 20 saate çıkarmaktadır. Ve sahur öğününün atlanması açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olmaktadır. Tam tersine eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı artar ve kilo alma riski de buna bağlı olarak artmaktadır. Bu nedenle sahur öğünleri atlanmamalıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Sahurda süt ve süt ürünü besin gruplarından yararlanılarak (süt, yoğurt, ayran, kefir vb.)&nbsp; peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir ya da kremasız çorbalar, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edilebilmesi sağlıklı beslenme açısından oldukça önemlidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur), tam buğday ekmekleri, liften zengin kuruyemişler ve yulaf gibi besinleri tüketmesi; aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerden, hamur işlerinden uzak durulması uygun olacaktır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İftarda kaçınılması gerekenler nelerdir?</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uzm. Dyt. Fidan, “</span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İftarda aşırı tuzlu ve yağlı besinler tüketildiğinde, yemek sonrası <span style="background-color:white">mide yanması, uyku hali, kilo artışı gibi birçok problemi beraberinde getirmektedir. Yağlı yiyecekler midede kalma süresi uzun olduğu için sindirimi güçleştiriyor. Bu sebeple iftar sofralarında kavurma ve kızartmalar yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi usullerle pişirilmiş hafif yemeklerin tercih edilmesi daha sağlıklı bir tercih olacaktır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İftar sofralarında yemeklerin yanında susuzluğun giderilmesi açısından içilen soğuk asitli içecekler, içeriğinde çok fazla tatlandırıcı olması sebebiyle kan şekerinde ani değişiklikler yaratıp insülin salımını etkiler ve insan vücudunda uzun süre açlık halindeyken insülin direnci düşmüşken asitli içeceklerin kan şekerini bir anda yükseltmesi de vücuda oldukça zarar verir. Ayrıca kafein içeren asitli içeceklerle birlikte besin alımı gerçekleştiği zaman besinlerden vücudumuza gelecek olan minerallerin emilimi engellenir ve yeterli beslenme sağlanamaz.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Sahur ve iftar yemeklerinin vazgeçilmezi olarak bilinen şarküteri ürünleri ve tütsülenmiş gıdalar da sağlık açısından ramazan ayında tercih edilmemesi gereken yiyecekler arasındadır çünkü şarküteri ürünlerinin (sucuk, salam, sosis, pastırma vb.) doymuş yağ oranları, toksik yükleri kalorileri ve tuz oranları oldukça yüksektir. Bu sebepten dolayı uzun süre aç kaldıktan sonra ani tansiyon artışları görülebilmektedir ve bu durum sağlık açısından oldukça risklidir” diye söyledi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İftarda nelere dikkat etmeliyiz?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uzm. Dyt. Fidan, “</span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İftardan sahura kadar olan zaman diliminde kişi kendi kilosu başına 30 cc kadar su tüketimine dikkat etmelidir. Ramazan ayında sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve-sebze suları, sade soda vb. sık sık tüketmeye özen gösterilmelidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sahur ile iftar arasında geçen uzun sürede vücut besin ve su almıyor bu nedenle uzun süreli açlık sonucu tek seferde büyük porsiyonlarla yenilen yemekleri vücut sağlıklı bir şekilde sindiremez. İftardan sonra besinleri küçük porsiyonlarda tüketmek, yemekleri yerken aralıklı ve yayılmış bir şekilde yemek kan şekerinin yavaş ve dengeli bir şekilde yükselmesini sağlar ve olası sindirim sistemi problemlerinin önüne geçer, bunlara ek olarak yemeklerden 2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüşler de besinlerin daha kolay sindirilmesine yardımcı olacaktır” diye açıkladı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Mar 2023 11:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/ramazan-ayinda-nasil-beslenmeliyiz-1679473890.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deprem Travmasında 5 Evre Bulunuyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/deprem-travmasinda-5-evre-bulunuyor-12231</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/deprem-travmasinda-5-evre-bulunuyor-12231</guid>
                <description><![CDATA[Deprem travmasında tıpkı yas sürecinde olduğu gibi beş aşaması bulunduğünu belirten Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, bu evrelerin inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul olarak sıralandığını söyledi. Bu aşamaların herkes tarafından aynı şekilde yaşanmadığını kaydeden Özdemir, “Birimizin öfke aşamasında kaldığı durum daha uzun sürerken, birimizin kabul kısmına geçişi daha kolay da olabiliyor. Her birimizin bu süreçleri  deneyimlemesi farklılaşabiliyor.” dedi. Yaklaşık iki ay devam eden uzamış yasın kişi üzerindeki olumuz etkilerine de değinen Özdemir, uzman desteği alınmasını tavsiye etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, deprem travmasında da yas sürecinde olduğu gibi beş aşamanın bulunduğunu belirterek bu dönemlerin özelliklerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Yas sürecinde beş aşama var</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yas sürecinin Elisabeth Kubler-Ross tarafından tanımlanmış bir süreç olduğunu ve bazı aşamalardan oluştuğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, bu aşamaları inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul olarak sıraladı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">İnkar Aşaması:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> İnsanlar beklenmedik bir durumla karşı karşıya kaldıktan sonra bir şok geçiyorlar. Bu nedenle bu aşamaya ‘şok’ aşaması da denmektedir. “Bu benim başıma gelmez”, “Gerçekten ölmüş olmaz” gibi birtakım cümlelerle şok ve inkar aşaması başlıyor. Bu süreç yaşanılan durumun inkarı üstüne kuruluyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Öfke Aşaması:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Diğer aşamadaysa kişi öfke aşamasına geçiyor. Bu süreç inkar aşamasından sonra geliyor ve yaşanan kayıptan sonra bir hayal kırıklığı ve öfke aşaması başlıyor. Çünkü kaybedilen kişinin ardından birtakım suçluluk ve pişmanlık gibi duygular da ortaya çıkabiliyor. Birlikte yapmak istediklerini yapamamak, erken kaybettiğini düşünmüş olmak, isteklerinin ve beklentilerinin artık gerçekleşemeyeceği için yaşadığı engellenmişlik hissi ile birlikte öfke ve sıkıntı gibi duygular artmaya başlıyor. Kişi bu dönemde tabii ki neden benim başıma geldi diye sorguluyor veya suçlu aramaya başlıyor, sorgulamalara başlıyor. Öfkeye bu süreç eşlik ediyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Pazarlık Aşaması:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Diğer süreç ise pazarlık aşaması, bu süreçte de artık yaratıcıyla bir pazarlık sürecine gidiliyor. Kaybedilen kişinin geri dönmesi, hayatta olması ile ilgili bir süreç. Daha çok ölüme yakın olduğunu hissettiğimiz yakınlarımıza karşı gösterdiğimiz bir tutum da oluyor. “O ölmesin de böyle olsun” gibi daha çok pazarlığa geçilen bir dönem. Hayatta kalan ama artık ölüme yaklaştığımız yakınlarımız için bu tür tutumlar gösterebiliyoruz. Örneğin depremde enkaz altında olan veya deprem sonrasında hala hayati kritik bir süreçte olan kişilere yönelik duyulan bir süreç. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Depresyon Aşaması:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Depresyon aşamasında da kişi artık o kaybın verdiği çaresizliği yaşamaya başlıyor. Kayıp gerçeğini hayatımıza aldığımız dönem depresyon aşamasıdır. Bu dönemde kişi, depresyonla karakterize olan duygularını da yaşamaya başlıyor. İsteksizlik, enerji azlığı, karamsarlık, suçluluk ve ilgili kaybetmek gibi depresyon aşamasında bu duygular yaşanıyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kabul Aşaması:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Sonraki aşama ise kabul aşaması, artık ölümün bizim hayatımızın bir parçası ve gerçeği olduğunu kabul ettiğimiz bir aşama. Burada artık şunu görüyoruz, ne kadar pazarlık etsek de geri getirebileceğimiz bir durumun olmadığını, bu nedenle de kabul etmenin en sağlıklı yol olduğunu gördüğümüz bir döneme geliyor. Artık kayıp yaşadığımız kişiye dair güzel anılarımızı hatırladığımız, şükran duyduğumuz ve yaşamın o olmadan da devam edebildiğini gördüğümüz aşama bu aşamadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Herkes bu süreci farklı yaşayabiliyor</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, bu aşamaların herkes tarafından aynı şekilde yaşanmadığını belirterek “Hiçbirimiz böyle sırasıyla yaşamıyoruz ya da her aşamayı sıra sıra geçip tamamlamış da olmuyoruz. Birimizin öfke aşamasında kaldığı durum daha uzun sürerken, birimizin kabul kısmına geçişi daha kolay da olabiliyor. İşin teorik kısmından bahsediyoruz ama elbette pratikte karşılaştığımızda her birimizin bu süreci deneyimlemesi farklılaşabiliyor.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Uzamış yasta mutlaka destek alınmalı</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu süreçte hem uzamış yas hem de tamamlanmamış yas denilen kavramların da gündeme geldiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, “Kişi kayıplarına ulaşamadıkça, hayatta olup olmadığından emin olamadıkça da bu süreci sağlıklı bir şekilde yaşaması çok zorlaşıyor. Yas uzadığında örneğin 2 aydan uzun süredir bu tepkiler devam ediyorsa yani ölen kişiye duyulan o yoğun özlem hali, sürekli o anılar ve düşüncelerde olma hali devam ediyorsa, kişide artık ölüme dair belirgin bir güvensizlik hakimse, kayıplarını hatırlamaktan kaçınıyorsa, yoğun bir duygusal acı içerisindeyse, yeniden hayatına uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa ve hayata dair anlamsızlık, boşluk hisleri artıyorsa uzamış bir yas sürecinden bahsedilebiliyor. Klinik olarak ele alınması gereken bir durum için de mutlaka psikolojik bir destek alınması gerekiyor.” uyarısında bulundu.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Mar 2023 12:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/deprem-travmasinda-5-evre-bulunuyor-1679390728.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukları Obeziteden Nasıl Koruyabiliriz</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklari-obeziteden-nasil-koruyabiliriz-12185</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklari-obeziteden-nasil-koruyabiliriz-12185</guid>
                <description><![CDATA[Vücutta aşırı yağ depolanması olarak da nitelenebilecek duruma obezite denmektedir. Günümüzde obezite çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, ebeveyn ve çocuk etkileşiminin de çocuklardaki obezite üzerinde büyük rolünün olduğunu düşünüyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzm. Prof. Alp Gürkan çocukları obeziteden korumanın yöntemlerini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hızlı yaşam koşullarının getirdiği “fast food”lar, televizyon ile başlayan tüm gece atıştırmaları ve yiyecek alışkanlıklarımızda değişiklikle beraber tüm dünyada fazla kiloları da beraberinde getiriyor. Sağlıksız yeme alışkanlığı, kimyasal madde ve hormon içerikli gıdalar, günlük aktivitenin azalması vücutta giderek aşırı miktarda yağ depolanmasına neden oluyor. Özellikle ülkemizde çocukların katlanmak oldukları sınav maratonları, bilgisayar oyunları başında zaman geçirmeleri bu süreci artırıyor. Obez ailelerinin çocuklarının obez olması durumu normalden 2-3 kat daha fazladır. Anne ve babanın her ikisinin obez olması halinde çocuklarında % 80, biri obez ise çocuklarında %40, ikisi normal kilolu ise %10 oranında obez olma riski vardır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">2010 yılında yapılan Sağlık Bakanlığı Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması, 0-5 yaş arası çocuklarda %26,4 oranında; 6-18 yaş arası çocuklarda ise %22,5 oranında kilo sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Yaklaşık her 4 çocuktan birinde kilo problemi bulunmaktadır. Maalesef bu sorun yıllar içinde giderek derinleşmektedir. Beslenme-fizik aktivite bozukluğu dışında nadiren hormonal veya genetik faktörler de söz konusu olabilir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“Obezite Psikolojiyi de Olumsuz Etkiliyor”</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Obezitenin yaratacağı çok ciddi ve çeşitli fiziksel sağlık sorunları dışında psikolojik rahatsızlıklara da yol açacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Görünüşleri nedeniyle arkadaş ortamından dışlanacaklardır. Buna fiziksel aktivite yetersizliği de eklenince bu kişiler giderek içine kapanırlar ve evden dışarı çıkmak istemezler. Bu da daha fazla psikolojik sorunlara yol açar. Kilolar verildikçe öz güvenleri yeniden artar, toplum yaşamına yeniden katılırlar ve depresyonları sona erer.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Obeziteyi Engellemek İçin Neler Yapılabilir?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kalori alımının kısıtlanması ve günlük aktivitenin artırılması şeklinde özetlenebilecek yaşam biçiminin değiştirilmesi, obezite tedavisinin temelini oluşturmaktaysa da bunu uygulamak ve kalıcı hale getirmek çok kolay değildir. Her ne olursa olsun tıbbi tedavinin mutlaka endokrin veya metabolizma uzmanı ya da bu konuda deneyimli bir iç hastalıkları hekimi yanında diyetisyen ve psikolog desteğiyle yapılması gerekiyor. Hızlı kilo vermeye neden olan popüler diyet uygulamaları çocuklar için uygun değildir. Büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkilerler. Bunun yerine çocuğa doğru beslenme alışkanlıkları edindirmek önemlidir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Çocuğun diyetinde şu değişiklikler yapılabilir:</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Beyaz ekmek, makarna pilav veya patates gibi glisemik indeksi yüksek gıdalar yerine tahıllı ekmek, bulgur tüketilmesi,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ara öğünlerde paketli işlenmiş gıdaların yerine meyve ve sebzelerin konulması, </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Gazlı ve şekerli içecekler yerine ayran, süt ve kefir içilmesi, </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Fast Food” gıdalar yerine evde sağlıklı yöntemlerle hazırlanmış gıdalar tüketilmesi, </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Gidilecek yerlere mümkünse yayan veya bisikletle gidilmesi, </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Düzenli olarak yapılacak spor aktivitelerine yönlendirilmesi uygun olacaktır.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;Bunun dışında televizyon, bilgisayar veya telefonla geçirdiği vakte çocuğu da ikna ederek sınır konması yerinde olur. Burada ebeveynlerin çocuğa rol model olması çok önemlidir. Yiyecek tüketim alışkanlıklarına ebeveynlerin de uyması fiziksel aktivitelerini fazlalaştırmaları, günlük yürüyüşler, asansör yerine merdivenin kullanılması çocuğun bu alışkanlığını edinmesini kolaylaştıracaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir diğer dikkat edilmesi geren konu da uyku düzeninin sağlanmasıdır. Uyku süresinin yeterli ve zamanında olması hormonal dengeyi sağlayacağı gibi, açlık hissini de azaltacaktır. Günde 8-10 saat uyumak ve en geç gece 11’de uykuya gitmek çocuklar için en sağlıklı olanıdır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">En önemli nokta; obezite oluşmadan önce çocuğa sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının kazandırılmasıdır. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz alışkanlığının ve bilincinin kazanılması özellikle çocukluk döneminde mümkündür. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Mar 2023 12:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/cocuklari-obeziteden-nasil-koruyabiliriz-1678093677.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklara Deprem Nasıl Anlatılmalıdır?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklara-deprem-nasil-anlatilmalidir-12182</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklara-deprem-nasil-anlatilmalidir-12182</guid>
                <description><![CDATA[Yaşadığımız bu zor süreç hepimizi derinden etkiledi. Gözümüz her gün deprem bölgesinde... Çocuklarımızın ve biz yetişkinlerin süreçten etkilenmemeleri ne yazık ki pek mümkün değil ancak bu noktada çocuklarımıza sürecin sağlıklı bir şekilde aktarılıyor olması önemli” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji bölümünden Uzm. Psk. Tuğçe Dabağer Dilek, önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Özellikle, 8-10 yaş altındaki çocuklar, soyut düşünme becerilerinin tam olarak oluşmaması sebebiyle gerçekleşen depremin nasıl olduğunu zihinlerinde anlamlandırmakta zorlanırlar ve bu kavram onlar için oldukça belirsiz kalır. Belirsiz olan durumlar ise çocukları ürkütür, kaygılarını arttır, endişeli, güvensiz ve korkulu hissederler. Bu duygular beraberinde, kabus görme, tırnak yeme, alt ıslatma ve içe kapanma gibi hem ruhsal hem de fiziksel belirtileri de beraberinde getirir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Peki, Çocuklarımıza Yaşanılan Bu Afeti Nasıl Anlatabiliriz?</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Öncelikle yaşanılan deprem çocuklara mümkün olduğunca yalın ve gerçek bir dilde anlatılmalıdır. Bu noktada, fazla detay vermek veya bu konuyla ilgili hiç konuşmamak çocukların kafasında birçok soru işareti yaratabiliyor. Depremin, yağmur, kar ve diğer hava olayları gibi bir doğa olayı olduğunu ve ayağımızı bastığımız yerlerin zaman zaman bu sebeple hareket edebileceği şeklinde bir aktarım sağlanabilir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İkinci en önemli adım ise;</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çocukların deprem ile ilgili sorduğu soruların geçiştirilmemesi ve konunun kapatılmamasıdır. Böyle bir yol izlendiğinde çocuk kendi hayal gücüyle bu sorulara cevap aramaya başlar ve bu durum çocuğun daha fazla kaygılanmasına sebep olabilir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">‘Çocuklarımızla açık iletişim olmazsa olmaz adımlardandır’</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çocuklarla açık iletişim kurmak faydalıdır, ancak bu iletişimin ve aktarımların sınırlarına da dikkat edilmelidir. Çocuğumuzun yanında bu konuyla ilgili detaylı konuşmalardan, çocuğun sürekli deprem ve enkaz görüntülerine maruz kalmasından kaçınılmalıdır. Çocukların, olumsuz görüntülere fazla maruz kalması, güven duygusunu önemli ölçüde zedeleyebilir. Unutulmamalıdır ki bu süreçte çocuğun hissetmek ve duymak istediği en önemli duygu güvenlik hissiyatıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çoğu zaman çocuklar, çevrelerinde gerçekleşen durumları ebeveynlerin tepkilerini gözlemleyerek algılarlar. Bu noktada, atılması gereken bir diğer önemli adım ise ebeveynin kendi duygu durumunu düzenlemeye çalışmasıdır. Elbette, bu durum korkularımızı ve üzüntülerimizi tamamen saklamak gizlemek anlamında değil tam tersi çocuklarımızın hissettikleri bu belirsizlik ve korkunun birlikte ifade edilebiliyor olması anlamındadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bir diğer yandan, çocukların bu süreçte hissettiklerini sözel olarak ifade etmesi bazen mümkün olamayabilir. Böyle durumlarda, oyun oynamak, resim yapmak gibi çocuğun sevdiği aktiviteler, çocuğun kendisini ifade etmesine olanak sağlayacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Son olarak, &nbsp;kaygının, korkunun ve belirsizliğin olduğu bu süreçte çocuğunun en temel ihtiyacı sevdiği birine temas etmek ve yakın ilişki halinde kalmaktadır. Dolayısıyla, bu dönemde çocuklarınızla sık sık yakın temaslar kurarak sakinleştirmeyi ihmal etmeyin.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ülkece yaşadığımız bu zor süreçte, vefat edenlerimizin yakınlarına baş sağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Umarım, bir daha böyle bir afeti yaşamayız.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Mar 2023 15:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/03/cocuklara-deprem-nasil-anlatilmalidir-1677845186.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uykusuz Kalanlar Daha Az Yardımsever</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/uykusuz-kalanlar-daha-az-yardimsever-12124</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/uykusuz-kalanlar-daha-az-yardimsever-12124</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı bir yaşamın yanı sıra günlük işlevlerimizi yerine getirebilmemiz için kaliteli ve yeterli süre uyumamız, nefes almak gibi vazgeçilmez bir ihtiyaç. Uyku bedensel dinlenmeyi, en önemlisi zihinsel fonksiyonların yenilenmesini sağlıyor. Dolayısıyla uykusuz kaldığımızda önemli sağlık problemlerinin yanı sıra unutkanlıktan dikkat eksikliğine, yorgunluktan algıda sorun yaşamaya, sinirli ve depresif hissetmekten vücudun zorluklar karşısında reaksiyon süresinin yavaşlamasına kadar, günlük işlerimizi olumsuz etkileyen pek çok sorun gelişebiliyor!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1674543210_Prof__Dr__G__khan_Akdemir.jpg" style="height:300px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan ve </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Plos Biolog adlı dergide Ağustos 2022'de yayımlanan</span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> bir araştırma, uykusuzluğun yol açtığı bir başka sorunu daha ortaya koydu; daha az yardımsever olmak! Peki insanlar geceleri uykusuz kaldıklarında neden daha az yardımsever oluyorlar? <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Akdemir</strong>, “</span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İnsanlar iyi beslenmiş, güvenli bir yerde uyumuş ve dinlenmişler ise günlük hayatta ortaya çıkan zorluklar karşısında kendilerini güçlü hisseder ve üstesinden geleceklerini düşünürler. </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gece iyi uyuyamamışlar ise dinlenememişlerdir. Kaygıları yüksektir, kendileri ile ailelerini korumada zorlanacaklarını düşünürler ve strese girerler” diyor. <strong>Prof. Dr. Gökhan Akdemir</strong>, bu stresin vücutta önemli değişikliklere neden olduğuna dikkat çekerek, “Örneğin, stres hormonu olarak bilinen kortizol hormonu, hipotolamus, hipofiz ile böbrek üstü bezlerinin ortak katkısıyla salgılanıyor. Stres altında kaldığımızda bu hormon daha çok artıyor. Artan kortizol hormonu sempatik sistemini baskın hale getiriyor. Sempatik sistem, tehlikede iken veya yetersiz kaldığımız anlarda, eğer uykusuz isek düşünmemiz, karar vermemiz ve yaşamdaki zorlukların üstesinden gelebilmemiz için kendimizi daha çok korumaya alacak şeklindeki davranışlara yol açıyor. Dolayısıyla insanlar kendilerini koruma altına almak için bencilleşiyor ve yardım etmekten kaçınıyorlar” bilgisini veriyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ülkemizde her 4 kişiden biri uykusuz! </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uykusuzluk sorununun görülme oranı; yaşa, eğitim düzeyine ve ekonomik gelirlere göre değişiklik gösteriyor. Dünyada her 10 kişiden 2’si geceleri uykusuzluk sorunu yaşarken, yine her 10 kişiden 5’i de ayda en az 1-2 kez uykusuzluk çekiyor. Genel olarak uykusuzluk oranı yüzde 30 civarında iken ülkemizde bu rakam yüzde 38’e yükseliyor. Bir başka deyişle, ülkemizde her 10 kişiden 4’ü uykusuzluk problemiyle mücadele ediyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uykusuzluk beyni tehdit ediyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Erişkin bir kişinin günde ortalama 7-8 saat uyuduğunu düşünürsek, ömrümüzün üçte biri uykuda geçiyor demektir. Hayatımızın önemli bir bölümünü kapsayan uyku, beyin sağlığımız üzerinde kilit bir role sahip. Vücudumuzun diğer bölgelerindeki hücrelerde olduğu gibi beynimizdeki nöronlar da glia olarak adlandırılan hücreler tarafından destekleniyor. Gündüz saatlerinde çalışırken beynimizdeki sinirlerin çalışması sırasında beta albümin ve tau gibi birçok atık maddeler ortaya çıkıyor. Bu atıklar uyku sırasında glia hücreleri tarafından beyinden temizlenerek uzaklaştırılıyor, böylelikle iyi bir uykudan sonra uyandığımızda beynimiz yeni bir güne temizlenmiş olarak hazır oluyor. Uykusuz kaldığımızda ise glia hücreleri görevlerini yerine getiremedikleri için beynimizdeki atık maddeler beynimizden uzaklaştırılamıyor. Bunun sonucunda da sinir hücrelerimizin çalışmasında yavaşlaması, unutkanlık, karar vermede zorluklar gelişiyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uykusuzluk yardımseverliği önlüyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalifornia Üniversitesi’nde gerçekleştirilen çalışma 3 tip uykusuzluk grubu üzerinde yapılmış. Prof. Dr. Gökhan Akdemir, uykusuzluğun yardımseverlik üzerine nasıl etki ettiğini gösteren çalışmayı şöyle özetliyor: </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bir gün az uyuyanlar: </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İlk çalışma, 24 saat içinde 7 saatten az uyuyan 18-26 yaş grubundaki 24 genç üzerinde yapılmış. Araştırmada gençlerin ‘yardımda bulunma’ davranışlarıyla ilgili anket gerçekleştirilmiş. Ayrıca fonksiyonel magnetik rezonans (MR) görüntüleme ile sosyalleşme ve yardım etme davranışlarında görev alan beynin orta prefrontal korteks (alın kısmı) ve üst temporal sulkus (şakak kısmı) gibi bazı bölgelerinde beyin aktiviteleri ölçülmüş. Yapılan fonksiyonel MR çalışmalarında; uykusuz kalındığında beynin ‘sosyalleşme ve yardım etme’ davranış bölgelerinin aktivitelerinde yüzde 78 gibi yüksek bir oranda azalma görülmüş. Bilim insanları ‘yardım etmeyi’ de yakınlarına ve yabancılara yardım olarak iki gruba ayırmış. Araştırmada; yabancılara daha az yardım ettikleri belirlenmiş. Bunun nedeni olarak, insanların uykusuz kaldıklarında önce kendilerini ve yakınlarını korumaya yönelik davranmaları gösterilmiş. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dört gün az uyuyanlar: </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">171 kişi üzerinde gerçekleştirilen ikinci çalışmada; 4 gün az uyuyan kişilerin ‘yardım etme’ davranışlarına yine anket yapılarak bakılmış. Bu grupta da yardımseverlik konusunda belirgin azalma olduğu tespit edilmiş. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Saat uygulamasına göre az uyuyanlar: </span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Üçüncü grupta ise ‘yaz saati uygulaması’ dikkate alınmış. Mart ayında yapılan değişikliklerde insanlar bir saat daha az uyurlarken, Kasım ayında ise bir saat fazla uyuyorlar. 2002-2016 yılları arasında 3 milyondan fazla hayırseverin bağışları analiz edilmiş. Mart ve Kasım aylarındaki bir saatlik değişimin bağışlar üzerine etkisine bakılmış. Yapılan çalışma sonucunda; grupların az uyuduklarında daha az, çok uyuduklarında ise daha çok bağış yaptıkları tespit edilmiş. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hangi yaş grubu kaç saat uyumalı?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuklarda uyku saati beynin gelişmesi ve temizliği için önem taşıyor, bu nedenle süre daha uzun oluyor. Erişkinlerde ise beyin gelişimini tamamladığı için uyku daha çok beynin temizlenmesi için gerekli oluyor. Bu nedenle uyku süresi azalıyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Akdemir, uyku sürelerini yaş gruplarına göre şöyle sıralıyor: </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">1-2 yaş, günde 12-16 saat </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">3-5 yaş, günde 11-14 saat</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">6-12 yaş, günde 9-12 saat</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">13-18 yaş, günde 8-10 saat</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Erişkinler: Günde en az 7 saat </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Jan 2023 10:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/01/uykusuz-kalanlar-daha-az-yardimsever-1674545867.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Böbrek Kanseri ‘Sinsi’ Geliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/bobrek-kanseri-sinsi-geliyor-12103</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/bobrek-kanseri-sinsi-geliyor-12103</guid>
                <description><![CDATA[Böbreklerdeki hücrelerin kontrolden çıkarak büyümeleri sonucu gelişen böbrek kanseri, tüm kanser türlerinin  yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyor. Dünya çapında her yıl 400 binden fazla yeni böbrek kanseri teşhis edilirken, 170 binden fazla kişi de bu kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Öte yandan, böbrek kanserinde erken tanı ve tedavi yaşamsal öneme sahip. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, günümüzde böbrek kanserinin tarama programı olmadığı için kitlelerin çoğunlukla başka bir hastalık nedeniyle yapılan testlerde tesadüfen tespit edildiğini belirterek, “Son yıllarda ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemelerinin yaygınlaşması, böbrek kanserlerinin artık çok daha erken evrede yakalanabilmelerine olanak sağlıyor” diyor. Günümüzde geliştirilen cerrahi yöntemler ve onkolojik tedaviler sayesinde erken tanı konulduğunda, böbrek kanserinin tedavisinden önemli başarılar elde edilebiliyor. Bu nedenle, özellikle 40 yaşından sonra düzenli sağlık kontrollerinin aksatılmaması ve herhangi bir yakınmada zaman kaybetmeden hekime başvurulması büyük önem taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1673592992_Do____Dr__Emre_Karabay.jpg" style="height:321px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Böbrek kanserleri erken evrede genellikle herhangi bir şikayete yol açmayarak sinsice ilerliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, bu kanser türünün ileri evrelerde verdiği sinyalleri; “Zamanla idrarda kanama, sırt veya yan ağrısı, karında ele gelen kitle, nedensiz kilo kaybı, iştahsızlık, kansızlık, nedeni belirlenemeyen ateş veya yüksek tansiyon görülebiliyor” olarak sıralıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">En önemli risk faktörlerine dikkat! </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Böbrek kanserlerinin en önemli risk faktörlerinin obezite, sigara ve hipertansiyon olduğu belirtiliyor. Ayrıca diyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarında, ailede böbrek kanseri öyküsü olanlarda, nadir görülen genetik bazı hastalıklarda (<span style="color:#201e1e">von Hippel-Lindau hastalığı, Birt Hogge Dube sendromu gibi</span>) da böbrek kanseri görülme sıklığı artıyor. Böbrek kanserleri erkeklerde kadınlardan yaklaşık iki kat daha fazla görülüyor. Erkeklerde daha sık görülmesinde, sigara kullanım alışkanlıkları ve cinsellik hormonlarının etkisinin olabileceği düşünülüyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Böbrek fonksiyonları korunabiliyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tümör vücuda yaygın olarak yayılmadıysa, böbrek kanserlerinde ilk tedavi seçeneği, kanserli hücrenin vücuttan cerrahi olarak çıkartılması oluyor. Erken evrede, yani kanserin sadece böbrekte olduğu aşamada yakalanan kanserlerde, cerrahi tedaviden oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor.&nbsp; Cerrahi yönteme uygun olan hastalarda, böbreğin korunarak sadece kanserli alanın çıkartılması yeterli geliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, “Parsiyel nefrektomi ismi verilen bu yöntemle hem kanserin kontrolü sağlanıyor hem böbreğin fonksiyonları korunabiliyor. Bu sayede hastanın ilerleyen yaşlarında gelişebilecek olan kalp hastalıkları riski de azalıyor” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Böbreğin korunamadığı tablolarda ise kanserli alan, böbrek ve çevresindeki yağ dokusuyla birlikte çıkartılabiliyor. Yaşı veya ek hastalıkları nedeniyle cerrahi yöntem yapılamayacak olan hastalarda çok yüksek veya çok düşük derecede ısı tedavileri, yani ablasyon yöntemiyle hastalar tedavi edilebiliyor. Doç. Dr. Emre Karabay, kanserin&nbsp; vücuda yayıldığı tablolarda da tıbbi onkoloji uzmanları ile yapılan görüşmelerin ardından; ağrıyı azaltmak, kanamayı durdurmak veya yaşam süresini uzatmak için yine cerrahi yönteme başvurulduğunu söylüyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Laparoskopik yöntem tercih ediliyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Son yıllarda, böbrek kanserinin&nbsp; cerrahi tedavisinde genellikle laparoskopik yöntem tercih ediliyor Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, &nbsp;laparoskopik yöntemin sağladığı faydaları, &nbsp;“Karın bölgesinde veya sırtta açılan küçük deliklerden yapılan bu operasyonlarda hastanın hastanede kalma süresi daha kısa, kanama miktarı daha az, operasyon sonrası ağrısı daha az, yara yeri de sadece kitleyi çıkaracak kadar olduğu için daha küçüktür” şeklinde anlatıyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Jan 2023 12:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2023/01/bobrek-kanseri-sinsi-geliyor-1673601668.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Yılın İlk Günü  Zinde Olmanın 7 Formülü</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/yeni-yilin-ilk-gunu-zinde-olmanin-7-formulu-12071</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/yeni-yilin-ilk-gunu-zinde-olmanin-7-formulu-12071</guid>
                <description><![CDATA[Yeni bir yılın gelmesiyle duyulan sevinç ve heyecan yılbaşı sofralarında porsiyon kontrolünü kaybetmeye neden olabiliyor. Elbette senenin sadece bir gününde olan bu özel gecede kısıtlama yapmak zor olacaktır. Ancak yılbaşı gecesi gibi özel gecelerde besinlerin ve alkollü içeceklerin tadımlık değil de doyumluk olarak tüketilmeleri yüksek enerji alımına ve vücutta yağ olarak depolanmalarına yol açabiliyor. Aynı zamanda sindirimi zorlaştırabilecek yağlı ve ağır yemeklerin tercih edilmesi, alkol alımı ve yemeğin şekerli besinler ile sonlandırılması yılın ilk gününde mide ve sindirim rahatsızlıklarına sebebiyet verebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1672121854_Ay__e_Sena_Burcu.jpg" style="height:325px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu</span></span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">, yılbaşı akşamında yapılan esnek beslenme düzenini telafi etmenin, bir başka deyişle metabolizmanın normale dönmesini sağlamanın ve vücut yağlanmasının önüne geçmenin, yılın ilk gününde tercih edilen beslenme şekli ve fiziksel aktivite ile mümkün olduğunu belirterek, “Aslında yılın sadece ilk günü değil her günü sağlıklı ve dengeli beslenmeye &nbsp;özen göstermemiz, sağlıklı bir yaşam için çok önemli. Bunun için her gün 4-5 porsiyon sebze ile meyve tüketmeyi ve düzenli olarak egzersiz yapmayı yaşam tarzı haline getirmeliyiz.” diyor.&nbsp; <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu</strong>, yılın ilk günü dikkat etmeniz gereken beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!&nbsp; </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Güne su ile başlayın</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Yılın ilk gününde en büyük yardımcınız su olsun. Su, toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında, </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">hücrelerin, dokuların, organ ile sistemlerin çalışmasında, yaşam için gerekli biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşebilmesi ve </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">metabolizmanın düzgün çalışabilmesinde hayati bir önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu,<strong> </strong>su tüketimini güne dengeli olarak dağıtmanız gerektiğini belirterek, “Bir seferde çok fazla su içmek ödeminizin artmasına yol açarak aksi etki oluşturabiliyor. Ayrıca </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">suyun içerisine ekleyeceğiniz limon, salatalık, tarçın, zencefil, meyve ve sebze dilimleriyle infüze su elde ederek hem vitamin ve mineral alımınıza katkı sağlayabilir hem de sindirim sisteminizi rahatlatabilirsiniz” diyor. &nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Kahvaltıda midenizi rahatlatın! </span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Yılın ilk gününe, midenizi rahatlatmak için sindirimi kolay besinlerin yer aldığı bir kahvaltıyla başlayın. Yulaf-yoğurt-ananas-badem dörtlüsüyle yılın ilk gününe ödem atarak başlamanız mümkün. Yulaf, içerdiği beta-glukan sayesinde bağırsak hareketlerini arttırarak dolaşımın hızlanmasına ve ödemin atılmasına yardım ediyor. Yoğurt, probiyotik içeriğiyle sindirim ve bağırsak hareketlerini düzenliyor. Badem, içeriğindeki esansiyel yağ asitleri sayesinde metabolizmayı hızlandırıcı etki gösteriyor. Ananas da içeriğindeki bromelain ile ödemi etkili bir şekilde azaltmaya destek oluyor. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Sebze ağırlıklı hafif beslenin</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Yılbaşı günü tüketilen yüksek enerjili besinlerin etkisini dengelemek için ertesi gün sebze ağırlıklı beslenin. Sebzelerin düşük enerji yoğunluğu, yüksek posa ve su içerikleri hem bağırsak hareketlerinizin etkili çalışmasını sağlıyor, hem de bir gün önce alınan yüksek enerjinin dengelenmesine yardımcı oluyor. Öğünlerinizde brokoli, karnabahar, lahana, pazı, ıspanak ve brüksel lahanası gibi mevsim sebzelerine yer verin. Bu sebzelere alternatif olarak mercimek ve nohut gibi kurubaklagiller ile hazırlayacağınız salataları da öğünlerinizde tercih edebilirsiniz. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Sağlıklı karbonhidratları seçin</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Karbonhidratlar vücutta depolanırken aynı zamanda su tutuyorlar. Yılbaşı gecesi tercih edilen tatlı, hamur işleri ve şekerlemeler gibi basit karbonhidratların yüksek tüketiminden dolayı, vücut bu karbonhidratları sindirebilmek için daha fazla su tutabiliyor. “Bu durum vücutta ödeme yol açabiliyor” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, “Ödem oluşumunu önlemek için karbonhidrat içeren ekmek, makarna, pilav, börek ve tatlı gibi besinlerin tüketimini ertesi gün kesin. Kan şeker regülasyonunuzu bozmamak için tam tahıllı kompleks karbonhidrat alternatiflerini tercih edebilirsiniz.” diyor. </span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Kahve yerine bitki çaylarını tercih edin</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Yılbaşı gecesi tüketilen şekerli besinler ile alkollü içecekler şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim problemlerine neden olabiliyor. Yeşil ve beyaz çay, yüksek antioksidan kapasiteleriyle ödem atmanıza ve vücut enerjinizin yükselmesine; rezene, şişkinliğinizin giderilerek sindiriminizin rahatlamasına; papatya ve melisa çayları ise yeni yılın ilk gününe daha sakin ve huzurlu başlamanıza yardımcı oluyor. Ayrıca yılbaşı gecesinden kalan yorgunluğunuzu azaltmak için kahve tüketiminizi arttırmayın. Zira </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">kafein diüretik (idrar söktürücü) etkisi sebebiyle sık ve yüksek miktarda tüketildiğinde vücutta sıvı kaybına, bunun sonucunda ödeme neden olabiliyor. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Düşük kalorili diyetlerden kaçının</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Yılbaşı gecesi değişen beslenme düzeninizle yüksek enerji yoğunluklu besinleri, gazlı ve alkollü içecekleri tüketmeniz metabolizma hızınızın yavaşlamasına neden olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, şok diyet adı altındaki düşük kalori içerikli diyetlerin metabolizmanızın daha çok yavaşlamasına yol açabileceğine işaret ederek, “Gün içerisindeki uzun süreli açlıklar kan şeker regülasyonunuzun bozulmasına ve iştah kontrolünüzde güçlük çekmenize sebep olabiliyor. Bu nedenle gün içinde aç kalmamaya dikkat edin. Yılın ilk gününde metabolizmanızı canlandıracak bir beslenme düzeni sağlayın” diye konuşuyor. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Ara öğünde kefir tüketin</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Kefir, probiyotik ve kalsiyum içeriğiyle mineral dengesini sağlayarak vücuttan ödem atan besinler arasında yer alıyor. Kefirin içeriğindeki antioksidan özellik gösteren bileşenler hücreleri oksidatif hasara karşı koruyarak vücut direncini arttırıyor. Bu etkisi sayesinde, yeni yılın ilk günü tüketeceğiniz kefir ile vücut enerjinizi arttırabilirsiniz. Kefirin yüksek protein içeriği gün boyunca tokluk hissinizin oluşmasına yardımcı olarak ana öğünlerdeki iştah ve porsiyon kontrolünüze de destek verecektir. </span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Dec 2022 13:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/12/yeni-yilin-ilk-gunu-zinde-olmanin-7-formulu-1672396167.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>10 Soruda ‘Uyku Apnesi’ Testi!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/10-soruda-uyku-apnesi-testi-12051</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/10-soruda-uyku-apnesi-testi-12051</guid>
                <description><![CDATA[Öğle yemeğinden sonra bastıran tatlı bir uyku, sinema ya da tiyatroda yavaşça gözlerinizin kapanması, konuşmacısı olmadığınız bir toplantıda uykunuzun gelmesi… Gündelik hayattan tanıdığımız sıradan davranışlar, değil mi? Ancak dikkat! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, nadiren olması halinde sorun yaratmayan bu gündüz uykularının, süreklilik göstermesi halinde ise beyin, kalp hastalıkları ve felce kadar giden sorunlara yol açan uyku apnesine işaret ettiğine dikkat çekiyor. Doç. Dr. Sertaç Arslan sağlıklı bir uykunun püf noktalarını anlattı, uyku apnesi (uykuda solunum durmaları) sorununuz olup olmadığını test edebilmeniz için 10 soruluk test hazırladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1671605426_Do____Dr__Serta___Arslan.jpg" style="height:335px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu kurallara dikkat!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı bir uyku şart. Son yıllarda yapılan çalışmalar da yeterli ve kaliteli &nbsp;uykunun önemini ortaya koyuyor. Oysa </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">uykuda solunum bozuklukları, bilinçli olarak uyumamak (uyku deprivasyonu), uykuya dalamamak, yeterli süre uyumamak, uyku devamlılığını sağlayamamak ya da kaliteli uykuya engel olan sağlık sorunları gibi nedenler uyku kalitesini son derece olumsuz etkiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, </strong>uyku kalitesini etkileyen dış faktörlerin düzenlenmesi ve uykuya elverişli ideale en yakın ortamın sağlanması yani uyku hijyeninin oluşturulması için bazı kurallara dikkat etmek gerektiğini belirterek “Uyunacak odanın uygun ısıda ve karanlık olması, ses yalıtımı sağlanması,&nbsp; uyunacak odanın egzersiz ve televizyon izleme gibi aktiviteler için kullanılmaması, rahat uyku kıyafetleri giyilmesi, uyumaya gitmeden önceki birkaç saatte ağır egzersiz yapılmaması, uyku saatine yakın çay ve kahve tüketiminin sınırlandırılması, her gün aynı saatte uyunması, uyku öncesi tablet ve telefon gibi elektronik cihazların kullanılmaması kaliteli uyku için büyük önem taşıyor” diyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hayati organları tehdit ediyor!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uykunun solunum durmalarıyla (apnelerle) bölünmesinin; dinlendirici ve yenileyici bir uyku uyunabilmesini engellediği gibi apne anlarında kandaki oksijen seviyelerinin düşmesine bağlı olarak hayati organlarda oksijen yetersizliğine yol açtığını belirten Doç. Dr. Sertaç Arslan şöyle konuşuyor: “Beyin, kalp, karaciğer ve pankreas gibi hayati organların oksijenlenmesi bozulduğunda zaman içinde fonksiyonlarında da bazı aksaklıklar ortaya çıkıyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi hastalarında; erken yaşta yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, hafıza sorunları, inme, kan şekeri kontrolünün bozulması, halk arasında gizli şeker denilen insülin direnci ve obezite gibi birçok sorun ortaya çıkabiliyor. Uyku apnesi hastalarının araç kullanırken trafik kazası yapma olasılığı da çok daha fazla oluyor!” </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uyku testi evinizde de yapılabiliyor!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uyku apnesi teşhisinde çeşitli testler olmakla birlikte tüm dünyada kabul gören ve ön plana çıkan bazı testler uyguladıklarını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, bu &nbsp;testlerin bazılarının hastanede tek kişilik sessiz bir odada, bazıları da hastanın kendi evinde kendi odasında uygulanabildiğini söylüyor. Uyku apnesinin, uykunun hangi evrelerinde ortaya çıktığına, yatış pozisyonuyla ilişkisine ya da apneye neden olan soruna bağlı olarak farklı çeşitleri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sertaç Arslan, bu nedenle uyku apnesinin tedavisinde bu alanda tecrübeli uyku kliniklerinden, multidisipliner yaklaşımla tıbbi destek alınması gerektiğine dikkat çekiyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">10 soruda kendinizi test edin! Bu sorulara cevabınız evet ise…</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uykuda<strong> </strong>solunum bozukluklarının en sık belirtilerini horlama, tanıklı uyku apnesi (uykuda solunum durması) ve gündüz faaliyetleri sırasında uyku bastırması olarak sıralayan<strong> Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan</strong>, aşağıdaki sorulara vereceğiniz yanıtlarda ‘evet’lerin çok olması durumunda, uyku apnesi sorununuz olabileceğini belirterek, </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">tecrübeli bir uyku bozuklukları kliniğine başvurmanız gerektiğini söylüyor. İşte 10 soruda uyku apnesi testi…</span> </span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Öğle yemeğinden sonra uyku bastırıyor mu? </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sinema ve tiyatro gibi sessiz kalınması gereken ortamlarda ya da konuşmacı olmadığınız toplantılarda gözleriniz kapanıyor mu?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Birisiyle sohbet ederken bir anda uykunuz geliyor mu?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Televizyon izlemeye veya kitap okumaya başladığınızda hemen uyuyakalıyor musunuz?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıkışık trafikte arabayla dur-kalk ilerlerken uykunuz gelir mi?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Otobüs, tren, uçak gibi toplu taşıma araçlarında bir saatten uzun süren yolculuklarda uyuyor musunuz? </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uyurken horladığınızı söyleyen birisi var mı?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hafızanızda zayıflama başladığını düşünüyor musunuz?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Eskisi kadar hızlı düşünemediğinizden mi şikayet ediyorsunuz?&nbsp; </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İşlerinize ya da dikkat gerektiren konularda odaklanamama problemi yaşıyor musunuz?</span></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Dec 2022 14:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/12/10-soruda-uyku-apnesi-testi-1671794789.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklık Sisteminiz Kışa Hazır Mı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/bagisiklik-sisteminiz-kisa-hazir-mi-12022</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/bagisiklik-sisteminiz-kisa-hazir-mi-12022</guid>
                <description><![CDATA[“Kış mevsimi gelirken beraberinde getirebileceği grip ve soğuk algınlığı gibi bulaşıcı hastalıklardan korunmak için bağışıklığınızı güçlü tutmalısınız” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Aksoy, grip ve soğuk algınlığına karşı bağışıklığı desteklemek için önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/irem_aksoy.jpg" style="height:538px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">‘Hastalıklara karşı en etkili silahımız bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaktır</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">’ </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bağışıklık sistemi, enfeksiyon ve hastalıklara neden olan patojenlere karşı vücudu koruyan bir savunma sistemi olarak adlandırılabilir. Doğuştan gelen(doğal) ve uyarlanabilir(adaptif) bağışıklık tepkisi olarak iki tip bağışıklık türü bulunuyor. Doğuştan gelen, uyarlanabilir bağışıklık tepkisi de en erken dönemden itibaren karşılaşılan patojenlere karşı koruyucu hale gelirler. Dolayısıyla hastalıklara karşı en etkili silahımız bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaktır. Bağışıklık sistemini ve hastalıklara karşı güçsüz duruma düşmeye neden olan birçok parametre vardır. Bu parametreleri etkileyerek bağışıklığınıza destek olmak sizin elinizde.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Dengeli bir beslenme programınız olmalı</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Kış mevsimini daha konforlu geçirmek için bağışıklık sistemini güçlendiren beslenme planı dikkate alınmalıdır. Yetersiz veya besin çeşitliliğinden yoksun bir diyet, bağışıklık hücrelerinin ve antikorların üretimini ve aktivitesini bozabilir. Dolayısıyla bağışıklık yanıtı birçok mikro besin ögesinin varlığına bağlıdır ve beslenmede çeşitlilik önemlidir. </span></span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Antioksidan, lif, vitamin ve mineral içeriği yüksek olan taze sebze ve meyveler günde en az beş porsiyon olarak beslenme rutininde yer almalıdır. </span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Probiyotik alımına özen gösterilmeli ve beslenme programında probiyotik gıdalara yer verilmelidir (kefir, yoğurt, turşu, kombucha çayı ve diğer fermente gıdalar). </span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Fast Food, işlenmiş gıdalardan uzak, doymuş yağ içeriği yüksek, eklenti şeker ve rafine un içeren gıdaların tüketimini sınırlayıp, tam tahıllı ürünler, taze sebze-meyveler, kaliteli az yağlı protein kaynakları tercih edilerek Akdeniz tipi beslenme modeli uygulanmalıdır. </span></span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bağışıklık fonksiyonunu güçlendirmek için multivitamin ve mineral desteğinin yanında bazı bitkisel destekler de önemlidir:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Ekinezya, yapılan çalışmalara göre grip ve soğuk algınlığından korunmak için fayda sağlamakta fakat bu hastalıklar başladıktan sonraki süreçte çok etkili olmadığı sonucu ortaya çıkmıştır.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Sarımsak, antiviral ve antimikrobiyal özellikleri sayesinde soğuk algınlığı gibi enfeksiyonlara karşı koruyucu görev almaktadır. Biyoyararlanımının artması için ezilerek ve pişirilerek tüketilmesi önerilir.&nbsp; </span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Kuşburnu, ıhlamur, adaçayı, kara mürver, zencefil ve nane çayları gibi faydalı bitkisel çaylar ile kış çayları demlenip tüketilmesi önerilir.</span></span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için hijyene dikkat edilmeli</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">El ve vücut hijyeni sağlanmalı özellikle yemek hazırlamadan ve yemeden önce eller yıkanmalı, kullanılan eşyaların ve yiyeceklerin hijyeni de mikropların yayılmasını engellemede önemlidir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Alkol ve sigara gibi bağışık baskılayıcı etmenler daha ılımlı düzeyde kullanılmalı</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Çalışmalara göre sigara ve alkol tüketiminin hem doğal bağışıklığı hem de adaptif bağışıklığı etkileyerek savunma sistemini zayıflatabileceği ortaya konmuştur. Sigaradan farklı olarak bazı çalışmalar alkolün çeşidine ve ölçüsüne göre bağışıklığa destek olabileceği konusu üzerinde yoğunlaşmış fakat kanıt düzeyinde bir sonuç elde edilememiştir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Yeterli ve kaliteli bir uyku düzeni oluşturmak önceliğiniz olmalı</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Uyku ve bağışıklık sistemi arasında çift yönlü bir ilişki bulunur. Uyku, bedensel dinlenmenin önemli bir sürecidir ve yapılan araştırmalar uykunun bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Stresten uzak ve fiziksel aktivitenin yeterli düzeyde planlandığı bir rutin oluşturulmalı </span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Stresten uzak kalmak söylendiği kadar kolay bir durum değildir fakat egzersiz veya meditasyonla birlikte bunu sağlayabilmek mümkün olabilir. Ara öğünlerde yağlı tohumlar, bitter çikolata ve meyveler bulundurmak stres seviyesini azaltmak için fayda sağlayabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi dikkate alınarak haftada en az 150 dakikalık egzersiz programınızı planlamayı ihmal etmeyin.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 11:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/12/bagisiklik-sisteminiz-kisa-hazir-mi-1670835072.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! ‘Vitamin Takviyesi Yapayım’ Derken!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/dikkat-vitamin-takviyesi-yapayim-derken-12006</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/dikkat-vitamin-takviyesi-yapayim-derken-12006</guid>
                <description><![CDATA[Unutkanlık, halsizlik, odaklanamama, anksiyete… Bugünlerde pek çok kişi bu tür sorunlardan şikayetçi. Günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen ve yaşam konforunu azaltan bu şikayetlerin altında birçok neden yatabiliyor. O nedenlerden biri de vitamin eksikliği! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yıldız Okuturlar vitaminlerin besinlerle karşılanamaması durumunda mutlaka hekimin önerisi ile kullanılması gerektiğini belirterek, gelişigüzel vitamin takviyesi almanın fayda yerine kalıcı zararlara yol açabildiğini vurguluyor. Günümüzde yüksek doz vitaminlerin kanser, kalp ve solunum yolu hastalıklarını önlediğine dair tartışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, vitamin kullanırken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/YildizOkuturlar.jpg" style="height:328px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Modern çağın günlük koşuşturmacasında sağlıksız beslenme giderek yaygınlaşırken, gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda vitamin eksiklikleri de daha sık görülür hale geldi. Bunun neticesinde pek çok kişi aşırı yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu ve unutkanlık gibi sorunlardan yakınırken, ‘kolumu kaldıracak gücüm yok, adeta tükendiğimi hissediyorum’ gibi şikayetlerle hekime başvuruyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yıldız Okuturlar</strong>, bu ve benzeri sorunların altında birçok hastalık yatabildiği gibi, sorunun kaynağının tek başına vitamin eksikliği de olabildiğini belirterek “Kişinin geçirdiği enfeksiyonlar veya travma gibi durumlar metabolizmayı dolayısıyla vitamin gereksinimlerini önemli ölçüde değiştirebilmektedir. Herkesin vitamin ihtiyacı kendi metabolizmasına, yaşam tarzına, yaşına ve kişisel sağlık durumuna, vücut depolarındaki durumlara göre değişmektedir. Bu nedenle vitaminlerin kullanılmadan önce klinik olarak doktor tarafından tanı konması ve sonrasında gerekirse test istenmesi daha doğru olacaktır. Testler genellikle yalnızca son beslenme alımını gösterir. Vitamin eksikliğiniz varsa, doktorunuz size almanız gereken takviyeleri ve hangi dozda alacağınızı söyleyecektir” diyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Vitaminlerin kaynağı sofranızda, ancak!</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Sağlıklı ve dengeli beslenen kişilerde kronik hastalığın önlenmesi için multivitamin takviyesi alınması gerekmediğini, ancak sebze ve meyve tüketimi yetersiz olanlar, alkol kullananlar, vegan beslenenler, obezite cerrahisi geçirenler ve bazı metabolizma hastalıkları olan kişilerde multivitamin takviyesi önerebildiklerini belirten Prof. Dr. Yıldız Okuturlar şöyle konuşuyor: “Günümüzde yüksek doz vitaminlerin kanser, kalp, solunum yolu hastalıklarını önlediğine dair tartışmalar devam etmektedir. Sağlıklıysanız ve iyi bir diyetle besleniyorsanız muhtemelen vitamin takviyesi almanıza gerek yoktur. Vitaminler hemen hemen tüm gıdalarda bulunur, ancak hiçbir gıda grubu tüm vitaminler için iyi bir kaynak değildir. İhtiyacımız olan vitaminleri yiyeceklerden almanın en iyi yolu, mevsim sebze ve meyveleri ile tam tahıllı besinler, et ve balık içeren besinler tüketmektir. Bazı vitaminler yalnızca et veya yumurta gibi hayvanlardan elde edilen yiyeceklerde bulunur. Ancak genel olarak, meyve ve sebzeler en yüksek vitamin konsantrasyonlarına sahip olduğu gibi genellikle sağlığı destekleyen çok sayıda lif ve diğer bileşenlere sahiptir.”</span></span>&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Dikkat! Gelişigüzel takviye kalıcı zarar verebilir!</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">A vitamini takviyesinin gelişigüzel alınmasının kanser, kalp hastalığı ve kemik kırıkları riskini artırabildiğini, hamilelerde çok fazla A vitamini almanın gelişmekte olan bebeğe zarar verebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, E vitamini takviyelerinin vücutta fazla birikmesinin de prostat kanseri riskine hatta yaşam kaybına neden olabileceğini söylüyor. Antioksidanlar açısından zengin sebze ve meyve tüketmenin kanser ve kardiyovasküler hastalık risklerini azaltabildiğini ancak buna karşın kanseri veya kalp damar hastalıklarını önlemek için hekim önerisi olmadan kullanılan antioksidan takviyelerinin kullanımının faydalarına yönelik kanıtların henüz yetersiz olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yıldız Okuturlar “C vitamini takviyesinin de kanser, kardiyovasküler hastalık veya ölüm riskini azalttığına dair yeterli kanıt yoktur. Gelişigüzel alınan C vitamini takviyesi böbrek taşı riskini artırabilir” diyor.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Dec 2022 10:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/12/dikkat-vitamin-takviyesi-yapayim-derken-1670312542.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kemikli Etlerde Bulunan Kolajen Proteini Yaşlanmayı Yavaşlatıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/kemikli-etlerde-bulunan-kolajen-proteini-yaslanmayi-yavaslatiyor-12005</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/kemikli-etlerde-bulunan-kolajen-proteini-yaslanmayi-yavaslatiyor-12005</guid>
                <description><![CDATA[Vücudumuzda 3 farklı tipe sahip kolajen proteini bulunuyor. Bedenimizin en kritik bölgelerinde bulunan bu proteinin gençliğimizi koruyarak, yaşlanmamızı yavaşlattığını söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dr. Bachar Memet, kolajen proteini hakkında önemli bilgiler veriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kolajen hareket sisteminin yapı taşlarını, özellikle kemik, kıkırdak, lif ve eklemleri oluşturan proteindir. Bu proteinin gençlik üzerine büyük etkisi bulunur. Bu proteinin tip I, tip II ve tip III olmak üzere 3 değişik tipinin bulunduğunu belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dr. Bachar Memet, tip I kolajenin, deri, kemik, dişler, tendonlar ve bağlarda, tip II kolajenin, kemik ve kıkırdak dokusunda, tip III kolajenin ise gastrointestinal sistem, damar sistemi ve ciltte bulunduğunu söylüyor. Dermis (Derinin epidermis ile deri altı doku arasında bulunan, vücudu darbelere karşı koruyan katman) tabakasında kolajen ve elastin lifler bulunur. Kolajen azalınca cildin dermis tabakasında bulunan hyaluronik asit miktarı da düşer ve cilt kurumaya başlar, güneş ışığına karşı savunmasız hale gelir. Kolajenin bu sorunların önüne geçmede önemli bir role sahip olduğunu anlatan Uzm. Dr. Bachar Memet, “Kolajen, cildin sıkılaşmasını ve yenilenmesini sağlar. Saç dökülmesini azaltır. Uyku düzeninde iyileşmesine yardımcı olur. Kasları, kemikleri, tırnakları ve bağışıklık sistemini güçlendirir” diyor.&nbsp; Kolajen üretimini yavaşlatan en önemli faktörün yaş olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Bachar Memet, bunun yanında oksidatif stres hasarının, yüksek kan şekerinin, sigara alkol kullanımının, C vitamini eksikliğinin, uyku düzensizliklerinin, aşırı kozmetik kullanımının ve stresle artan kortizolün, kolajen üretimini azalttığı konusunda uyarıyor. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Kemikli etler gençliğimiz koruyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağızdan alınan kolajen doğrudan cilde ulaşmıyor. Kolajenin vücudun hangi bölgesinin ona ihtiyacı var ise oraya gittiğini ve cildimizin de bu arada kendi payına düşen kolajeni aldığını belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dr. Memet, kolajen üretimini en fazla destekleyen besinleri şu şekilde sıralıyor: “Kemikli etler; ilikli kemik suyu, sığır eti, tavuk eti, hindi eti, balık, yumurta beyazı. Kırmızı renkli meyve ve sebzeler; ahududu, böğürtlen, yaban mersini, kızılcık, çilek, kiraz, elma, pancar, domates, sülfür/kükürt içeren brokoli, lahana, soğan, sarımsak, karnabahar, pırasa, bürüksel lahanası. C vitamini açışından zengin besinler; kapya biber, maydanoz, limon, kivi, portakal, greyfurt ve mandalina. Ayrıca bol su içmek, uyku düzenine dikkat etmek, sigara ve alkol tüketiminden kaçınmak ve güneşten korunmak da kolajeni arttıran en önemli faktörlerden.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kolajen kaybını tamamen durduramasak da azalmasını engelleyebiliyoruz. Kolajen üretimini arttıran medikal cilt bakımları, kolajen içeren krem ve serumlar, sıvı ve toz kolajen takviyeleri sayesinde, ilerleyen yaşa rağmen kolajen eksikliği ile baş etmenin mümkün olduğuna değinen Uzm. Dr. Bachar Memet, “Alınan kolajen içerisinde, cilde faydalı diğer vitamin ve minerallerin olması önemlidir çünkü diğer vitaminler de kolajen ve elastin sentezini artırmaya destekliyor. Cildi desteklemek, cilt sağlığını korumak ve daha genç görünmek için Tip 1 ve Tip 3 kolajen içeren bir ürün seçilmelidir. En az 3 ay kullanılmalıdır ve 3 ay ara verildikten sonra tekrar 3 ay kullanılmalıdır. Kolajen kullanımına başlarken yüksek doz saşe veya likit formları tercih edebilirsiniz. Tablet ürünlerde yüksek kolajen olamayacağı için tablet ürünleri idame dozda yani 3 aylık kür sonrasında kullanılmalıdır” diyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son olarak yüz gençleştirme uygulamalarında, kolajen üretimini uyarmak için sınırlı hasar yaratma yöntemlerinin kullanıldığını hatırlatan Uzm. Dr. Bachar Memet, bunun nedenini şu şekilde açıklıyor: “Cilt herhangi bir yaralanma durumunda, hasarı onarmak için, kolajen sentezliyor. Cilt altı dokularda, yaşlanma ile birlikte azalan kolajen üretimi fraksiyonel lazerlerle veya altın iğne uygulamalarıyla arttırılıyor. Kolajen üretimini tetikleyen cilt altı dokulara, vitamin ve mineral desteği sağlayan mezoterapi uygulamaları ile desteklendiğinde, bu uygulamaların faydası katlanıyor.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Dec 2022 10:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/12/kemikli-etlerde-bulunan-kolajen-proteini-yaslanmayi-yavaslatiyor-1670312311.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Influenza Hakkında Bilinmesi Gereken 7 Önemli Nokta</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/influenza-hakkinda-bilinmesi-gereken-7-onemli-nokta-11976</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/influenza-hakkinda-bilinmesi-gereken-7-onemli-nokta-11976</guid>
                <description><![CDATA[Havaların iyice soğuduğu bugünlerde virüsler de tam anlamıyla kol geziyor! Özellikle kapalı ortamlarda bulaş riskinin çok kolay olması nedeniyle çocukların en sık karşılaştığı hastalıkların başında Influenza (A) yani domuz gribi geliyor.  Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Son günlerde ani başlayan yüksek ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve kas ağrıları gibi şikayetlerle polikliniklere yoğun başvurular yaşanıyor. Influenza virüsü genelde solunum yoluyla bulaştığından gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda bulaş riski son derece yüksek. Kreş ve okul çağındaki çocuklarda ortak kullanım alanları da bulaşma riskini oldukça artırıyor” diyor. Influenzanın kronik hastalığı olanlarda ve 2 yaş altındaki çocuklarda daha ağır seyrederek alt solunum yolu enfeksiyonlarına ve hastane yatışlarına dek ciddi sorunlara yol açabildiğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, influenza hakkında bilinmesi gereken 7 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">En sık solunum yoluyla bulaşıyor</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1669272358_Dr__Bet__l_Sar__ta__.jpg" style="height:364px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Domuz gribi olarak da adlandırılan Influenza-A virüsünün en sık solunum yoluyla bulaştığını vurgulayan Dr. Betül Sarıtaş şöyle konuşuyor: “Hapşırma ve öksürme sonrası virüsler 30-40 dakika boyunca havada asılı kalabiliyor ve bir metreden daha uzaktaki kişileri de enfekte edebiliyor. Influenza-A virüsü bulaştıktan sonra özellikle ilk 2 gün olmak üzere 5-10 güne kadar bulaştırıcılık devam edebiliyor.” </span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hastalık 4 gün sonra ortaya çıkabiliyor!</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hem hayvanları hem de insanları enfekte edebilen Influenza-A, günümüze kadar genetik değişiklikler göstererek tarihte bilinen birçok pandemiye (İspanyol gribi, Asya gribi, Hong-Kong gribi) neden olan bir virüs. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “İnfluenza salgınları genelde ekim aylarında görülmeye başlar, ocak-şubat aylarında en üst seviyeye ulaşır ve mart-nisan aylarında sıklığı giderek azalmaya başlar. Son günlerde çok sık görülen Influenza-A virüsü çocuğa bulaştıktan sonra hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması 1-4 gün arasında değişiyor” diyor.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu belirtilerle kendini gösteriyor!</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ani başlayan yüksek ateş, halsizlik, yaygın kas ağrıları, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve öksürük influenza virüsünün en önemli belirtilerini oluşturuyor. Dr. Betül Sarıtaş, özellikle 5 günden uzun süren ateşi olan çocuklarda anne ve babaların gelişebilecek komplikasyonlar açısından dikkatli olmaları ve mutlaka bir çocuk hekimine başvurmaları gerektiğini vurguluyor. </span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dikkat! Test negatif çıksa da!...</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Bu şikayetlerin varlığında burundan sürüntü alınarak hızlı bir şekilde influenza testi yapılabiliyor. Testin pozitif gelmesi tanı koydururken, negatif gelmesi ise kesin bir şekilde hastalığın olmadığı anlamına gelmiyor. Tedavi edilmeyen influenza hastalarında yüzde 15-50 oranında orta kulak iltihabı gelişebiliyor. Aynı zamanda hastalığın seyrinde zatüre, astım hastalarında astımın tetiklenmesi, krup, ateşli nöbetler ve nadir de olsa ataksiler görülebiliyor. Bu nedenle çocukların iyi gözlemlenmesi ve gerektiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerekir” uyarısında bulunuyor. </span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gelişigüzel antibiyotik vermeyin!</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Influenza testi pozitif çıkan hastalarda antiviral tedaviye ilk 48 saat içinde başlanması gerektiğini belirten Dr. Betül Sarıtaş şöyle konuşuyor: “Influenza virüs </span></span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">enfeksiyonu olduğu için özellikle antibiyotik kullanılmıyor. </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hastalık ilerleyip bakteriyel enfeksiyon eklenirse antibiyotik kullanılabiliyor. Bu nedenle aileler hekime danışmadan gelişigüzel antibiyotik vermekten mutlaka sakınmalıdır. </span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bununla birlikte bol bol sıvı tüketilmesi, yatak ıstırahati, hastanın odasının sık sık havalandırılması, uyku düzeni ve sağlıklı beslenmenin aileler tarafından desteklenmesi çocukların iyileşme sürecini hızlandırır. Aileler hekim önerilerini dikkate almalı ve gelişigüzel vitamin takviyelerinden de kaçınmalıdır.”</span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Influenza’dan korunmak için bu önerilere dikkat!</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş hastalıktan korunmanın yolları ile ilgili olarak “Influenzadan korunmada en etkili yöntem aşılanmadır. Ülkemizde 6 ay üzerindeki tüm çocuklar aşılanabilmektedir. Özellikle risk grubundaki, bağışıklığı düşük ve kronik hastalığa sahip olan çocukların aşılanması büyük önem taşımaktadır. Influenza aşısının her sene tekrarlanması gerekir. Bulaşmayı önlemek için grip olanlarla yakın temastan kaçınılmalıdır. Hasta kişilerin bulunduğu ortamda maske takılmalı, öksürme ve hapşurma durumlarında ağız ve burun mendil ile kapatılmalıdır. Hijyen kurallarına mutlaka uyulmalı, yemeklerden önce eller mutlaka yıkanmalı, eller gün içinde yüze sürülmemelidir” diyor. </span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu tür yanlışlardan kaçının!</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Anne babaların grip olan çocuklarını okula göndermemeleri gerektiğini vurgulayan Dr. Betül Sarıtaş, bu sayede hem virüsün bulaş riski nedeniyle başka çocuklara zarar verilmeyeceğini hem de ıstırahatın şart olduğunu söylüyor. Bazı ailelerin influenza aşısının civa içerdiği düşüncesi ile çocuklarına aşı yaptırmaktan kaçındığına da dikkat çeken Dr. Betül Sarıtaş “Ancak influenza aşısı civa içermemektedir. Aynı zamanda yumurta alerjisi olan çocuklarda da&nbsp; influenza aşısı uygulanabilmektedir. Bu nedenle anne babaların hekim önerisi ile çocuklarına aşı yaptırması onların kış ayları boyunca korunmasında çok etkili olacaktır” diye konuşuyor. </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Nov 2022 14:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/11/influenza-hakkinda-bilinmesi-gereken-7-onemli-nokta-1669375648.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şiddetli Baş Ağrısının Nedeni ‘Anevrizma’ Olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/siddetli-bas-agrisinin-nedeni-anevrizma-olabilir-11929</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/siddetli-bas-agrisinin-nedeni-anevrizma-olabilir-11929</guid>
                <description><![CDATA[Beyin anevrizması; beyni besleyen ana atardamarlarının zayıf bölgesinin balon şeklinde genişlemesi olarak tanımlanıyor. Genel olarak ülkemizde her 100 kişiden 1’inde görülen beyin anevrizmalarının en tehlikeli komplikasyonu ise beyin kanamasına yol açabilmesi. Anevrizması olan kişilerin anevrizmasının büyüklüğüne göre değişen oranlarda kanama riski bulunuyor ve baloncuğun patlaması sonucu beyinde kanama gelişebiliyor. Kanamamış olan anevrizmaların büyük çoğunluğu belirti vermeden ve genellikle başka bir amaç için yapılan beyin görüntülemelerinde tesadüfen saptanıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, kanamış olan anevrizmaların en tipik belirtisinin ise aniden başlayan şiddetli baş ağrısı ve genel durumda kötüleşme olduğuna dikkat çekerek, “Hastalar bu durumu ‘hayatımın en şiddetli baş ağrısı’ şeklinde tarif ediyorlar. Baş ağrısına bazen kısa süreli bilinç kaybı, bulantı ve kusma eşlik edebiliyor. Nadiren de olsa epileptik nöbet görülebiliyor. Bu tabloda hastanın en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurması hayat kurtarıcı olabiliyor” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/YasarBayri.jpg" style="height:341px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Günler öncesinden ‘uyarıcı’ baş ağrıları gelişebiliyor</span></span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Anevrizmanın damar duvarı ince olduğu için bu bölgeden patlayarak kanamaya yol açabiliyor. <span style="background-color:white"><span style="color:black">Bazen anevrizma patlamadan önce sızıntı şeklinde kanamalar da olabiliyor. Yapılan çalışmalarda; hastaların yüzde 15-50’sinde patlamadan 6-20 gün önce gelişen hafif kanamalar nedeniyle ani ve şiddetli baş ağrısı görüldüğü bildirilmiş. Beyin kanaması geçiren hastaların yüzde 10-15’inde ani ölümler oluşabileceği için bu durumda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak büyük önem taşıyor. Günümüzde anjiografik tomografi, MR anjiografi ve klasik anjiografi yöntemleriyle beyin anevrizmasına tanı rahatlıkla konulabiliyor. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Kadınlarda 2 kat daha fazla görülüyor</span></span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Beyin anevrizmalarının neden oluştuğu henüz tam olarak aydınlatılmamış olsa da bazı etkenlerin riski artırdığı biliniyor. Anevrizma tüm dünyada erkek ve kadınlarda eşit dağılım gösterse de, 50 yaş üstünde bu oran kadınlarda 2 kat fazla görülecek şekilde değişiyor. Bu artışta damar sağlığını koruyan östrojen hormonunun menopozla birlikte azalmasının etkili olduğu belirtiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, “İleri yaş, hipertansiyon, sigara ve aşırı alkol kullanımı, ateroskleroz (damar sertliği), travmalar ve endokardit gibi hastalıklar anevrizma riskini yükseltiyor. Bunların yanı sıra polikistik böbrek hastalığı ve fibromüsküler displazi gibi bazı hastalıklarda da anevrizmanın görülme sıklığı daha yüksek oluyor” diyor.&nbsp; Doç. Dr. Yaşar Bayri, ailede birden fazla kişide var olan anevrizma öyküsünün de riski artırdığına işaret ederek, </span></span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“</span></span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu nedenle ailesinde fazla sayıda kişide anevrizma öyküsü olanların risk faktörleri ve tarama yapılması için hekimlerine başvurmaları öneriliyor.</span> <span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Zira erken dönemde tedbir alınması hastanın hayatının kurtulmasını sağlıyor” bilgisini veriyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Tedavide ilk üç gün çok önemli! </span></span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Anevrizma, </span></span></span></span><span style="font-size:10.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">çoğunlukla </span></span></span><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">damarların ikiye ayrıldığı ve kan akımının fazlaca zorladığı damarlarda<span style="background-color:white">,<span style="color:black"> kan damarı duvarlarının incelmesinden kaynaklanıyor. Kan bu incelmiş olan damarlarda akışını sürdürürken, kan basıncındaki artış damardaki küçük bir bölgenin tıpkı bir balon gibi dışarı doğru şişmesine yol açıyor. Eğer damar gereğinden fazla zayıflamışsa veya içerisindeki basınç ani artmışsa patlıyor ve bunun sonucunda ‘beyin kanaması’ oluşuyor. Kanamanın gerçekleşmesi halinde anevrizmanın ilk 3 gün içinde tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Zira bir kez patlamış ve beyin kanamasına yol açmış olan anevrizmanın ikinci kez kanama riski çok yüksek oluyor. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Klips yöntemiyle kanama riski önleniyor </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Beyin anevrizmalarının tedavisinde hedef, baloncuğun patlaması sonucu gelişebilecek olan beyin kanaması riskini ortadan kaldırmak. Bunun için iki tedavi yöntemine başvuruluyor: Balonun açık cerrahi ile klipslenmesi veya endovasküler girişimler, bir başka deyişle damar içi uygulamalar ile kapatılması. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, “İşlemin hangi yöntemle yapılacağına karar verilmesinde; anevrizmanın boyutu, yerleşim yeri, hastanın yaşı ve genel sağlık sorunlarının varlığı gibi birçok faktör etkili oluyor” diyor. Açık yöntemle yapılan anevrizma ameliyatlarında, mikroskop altında mikrocerrahi yöntemler kullanılarak, </span></span></span><span style="font-size:8.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ge</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">nişlemiş olan baloncuğun boynuna uygun olan<strong> </strong>ve<strong> </strong>klips denilen kıskaçlarla anevrizmanın kapatıldığını belirterek, “Sorunlu bölgenin dolaşım dışına bırakılması sayesinde kanın anevrizmayla ilişkisi kesiliyor. Kan genişlemiş olan damarın içine giremediği için kanama riski önlenmiş oluyor” diyor. Endovasküler yöntemde de genellikle kasıktan yerleştirilen kateter aracılığıyla</span></span></span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">anevrizma kesesi coil adı verilen tel benzeri madde ile doldurularak kapatılıyor<span style="background-color:white"><span style="color:black">. Doç. Dr. Yaşar Bayri, anevrizmaların çok büyük olduğu ya da kapatma işleminin her iki yöntemle de yapılamadığı tablolarda by-pass cerrahisi yöntemine başvurulduğunu söyleyerek, “Kanamamış anevrizmalarda ise anevrizmanın boyutuna, şekline ve kanama riskini arttıracak faktörlerin varlığına göre nasıl takip edileceğine karar veriliyor.” diye konuşuyor. &nbsp;</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Nov 2022 10:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/11/siddetli-bas-agrisinin-nedeni-anevrizma-olabilir-1668066898.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Damarlarında Tıkanıklığın İlk Sinyaline Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/kalp-damarlarinda-tikanikligin-ilk-sinyaline-dikkat-11866</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/kalp-damarlarinda-tikanikligin-ilk-sinyaline-dikkat-11866</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yoğun stres içeren yaşam tarzı, sigara, alkol, aşırı tuz tüketimi ve kalitesiz uyku gibi alışkanlıklar nedeniyle kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığı son yıllarda hızla artıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, dünyada ve ülkemizde ölüm nedenleri arasında başı çeken kalp damarlarındaki tıkanıklığın yani koroner arter hastalığının artık gençlerde de sık görüldüğünü belirterek “Sağlıksız yaşam alışkanlıklarına genetik faktörler, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve diyabet hastalığı da eklendiğinde kalbi besleyen damarların (koroner arter) tıkanma ihtimali giderek artıyor” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1666764382_Do____Dr__Macit_Bitargil.jpg" style="height:344px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ülkemizde her yıl bin kişiden ikisinin yani yaklaşık 160.000 kişinin kalp damarlarındaki tıkanıklığa bağlı olarak hayatını kaybettiğini söyleyen Doç. Dr. Macit Bitargil “Kalbi besleyen ana damarlarda kritik seviyede ve sayıda damar tıkanıklığı olduğu zaman ise hayat kurtaran ve yaşam kalitesini yükselten koroner bypass ameliyatları gündeme geliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 40 bin kişi koroner bypass yani kalp ameliyatı oluyor” diye konuşuyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, kalp damarlarında tıkanıklık ve koroner bypass ameliyatı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Göğüs ağrısına dikkat!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalbi besleyen damarlarda tıkanıklık olması durumunda kalp kaslarının yeteri kadar beslenemediğini, bu nedenle özellikle kalbin iş yükü arttığında kalbin beyne bazı sinyaller yolladığını, bunun da öncelikle göğüs ağrısı ile kendini gösterdiğini vurgulayan Doç. Dr. Macit Bitargil “Özellikle yol yürümekle ya da yokuş yukarı çıkmakla gelen ve dinlenince geçen göğüs ağrılarını ciddiye alıp en kısa zamanda doktora görünmek gerekir. Tam teşekküllü bir hastanede kalp için görüntüleme yöntemleri uygulanarak kalp damar tıkanıklığı ortaya konulacak; kardiyolog ve kalp damar cerrahisi uzmanları bir araya gelerek bypass ameliyatı gerekip gerekmediğinin kararını ortak verecektir.” diyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp krizine yol açabiliyor!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, kalp damarlarındaki tıkanıklığın kalp krizine yol açabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Kalbin beslenmesini sağlayan, 2-4 mm aralığında çaplara sahip olan iki ana koroner arter ve onların dalları mevcuttur. Bu damarlarda tıkanıklık kritik seviyelere ulaştığında ve özellikle göğüs ağrıları başladığında hastalık ciddiye alınmazsa kalp krizine (miyokard enfarktüsü) yol açabiliyor. İlaç tedavisi, koroner balon anjioplasti ve/veya stentin yetersiz kaldığı durumda devreye koroner bypass ameliyatı giriyor.” Koroner bypass ameliyatının, kalbin ihtiyaç duyduğu kanlanma miktarını yeniden sağlamak, hastanın hayati tehlikesini ortadan kaldırmak, yaşam kalitesini artırmak ve sağlıklı bir şekilde normal hayata geri dönüşüne vesile olmak adına devreye girdiğini vurgulayan Doç. Dr. Macit Bitargil, hangi tedavi yönteminin uygulanması gerektiğine ilişkin kararın, hastalığın durumuna göre hasta özelinde belirlendiğini söylüyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu alışkanlıklar kalbi tehdit ediyor!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günümüzde sağlıksız yaşam tarzı nedeniyle kalp ve damar hastalıklarının yaygınlaştığını vurgulayan Doç. Dr. Macit Bitargil, son yıllarda kalp hastalıklarından ölümün gençlerde de sık görüldüğüne dikkat çekiyor. Doç. Dr. Macit Bitargil, kalp damarlarında tıkanıklığa yol açarak bypass’a zemin hazırlayan alışkanlıkları şöyle anlatıyor: “Yoğun stres kortizol mekanizmasına bağlı olarak kan basıncını, kan şekerini ve kolesterol miktarını artırarak özellikle kalp damarlarımıza ciddi miktarlarda zarar vermektedir. Yüksek oranlarda alkol tüketmek, tütün mamulleri kullanarak dumana maruz kalmak, hareketsizlik, spor yapmamak, dengesiz ve sağlıksız beslenmek, fazla tuz tüketmek, kalitesiz uyku gibi alışkanlıklar da kalp damarlarımız için zararlı olup bypass ameliyatına zemin hazırlayan yanlış alışkanlıklardır.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Koroner bypass ameliyatının yöntemi hastaya göre değişiyor </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Taksim Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, koroner bypass ameliyatının yönteminin, hastanın durumuna göre belirlendiğini belirterek, açık ya da kapalı her iki yöntemle de, damar tıkanıklığı dolayısıyla kalbin etkilenen bölgelerine kanın sağlıklı şekilde yeniden ulaşmasının sağlanabildiğini söylüyor. Özellikle ‘Minimal invaziv’ de denilen kapalı ameliyat yönteminde; son yıllarda teknoloji ve tıpta yaşanan hızlı gelişmeler ve hekimlerin tecrübeleri sayesinde bypass ameliyatının, göğsün ön kemiği kesilmeden, göğsün sol alt tarafında meme altından yapılan küçük bir kesi ile de gerçekleştirilebildiğini belirten Doç. Dr. Macit Bitargil “Ameliyat esnasında kalbin kritik olarak daralan ya da tıkanan koroner damarlarına, göğüsten, bacaktan ya da koldan alınan damarlar yardımı ile bypass işlemi yapılır. Böylece hastalık nedeni ile kalbin etkilenen bölgelerine tekrardan sağlıklı bir şekilde kanın ulaşması sağlanır. Genel anestezi altında ortalama 3-6 saat kadar süren bir işlemdir” diyor. Koroner bypass ameliyatı sonrasında yaklaşık 1 haftada taburcu olunurken, vücudun kendini toplama süresinin 6-12 hafta arasında değiştiğini belirten Doç. Dr. Macit Bitargil, doktor izin verdiği takdirde 4-6 hafta sonra iş hayatına dönülebileceğini ve spor aktivitelerine başlanabileceğini söylüyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“Kalbime bypass ameliyatı yapıldı, artık damarlarım tıkanmaz” demek yanlış!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Toplumda ‘kalbime koroner bypass ameiliyatı yapıldı, artık damarlarım tıkanmaz’ şeklinde inanış olduğunu, ancak bunun doğru olmadığını vurgulayan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, koroner bypass ameliyatında kullanılan damarların bilinçli ve tedaviye uyumlu hastalarda ameliyat sonrasında 10-15 yıl açık kalabildiğini, bu süreden sonra zamanla yeniden tıkanabildiğini belirtiyor. Doç. Dr. Macit Bitargil “Koroner bypass ameliyatından sonra hastaların bazı yaşam tarzı değişikliklerini gerçekleştirmesi çok önemlidir. Önerilen tedaviyi uygulamayan, kontrollerini ve ilaç kullanımlarını aksatan, zararlı alışkanlıklarına hala devam eden hastalarda ise erken dönem tıkanıklık ve yeniden müdahale durumları söz konusu olabilmektedir. Kalp ameliyatı sonrası stresten ve sigaradan mutlaka uzak durulmalı, sağlıklı bir diyet programı uygulanmalı, verilen ilaçlar düzenli kullanılmalı ve doktor kontrolleri aksatılmamalıdır.” uyarısında bulunuyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 09:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/10/kalp-damarlarinda-tikanikligin-ilk-sinyaline-dikkat-1666765437.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evlilikler Nasıl Sağlıklı Yürür</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/evlilikler-nasil-saglikli-yurur-11862</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/evlilikler-nasil-saglikli-yurur-11862</guid>
                <description><![CDATA[Evliliğin iki kişinin de üzerine düşen sorumlulukları üstlenerek iş birliği ve dayanışma oluşturmaları ile sağlıklı yürüyebildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, böyle bir ilişkinin eşler arasındaki bağı sağlıklı ve güçlü kıldığını söyledi. Demirsoy, bu bağın güçlü olması halinde ilişkinin yaşam zorlukları karşısında daha dirençli olduğunu kaydetti. Evlilikte sorun yaşandığında genellikle iki hata yapıldığını vurgulayan Demirsoy, ya kavga çıkmasın sorun büyümesin diye susulduğunu ya da kavga edildiğini söyledi. Demirsoy sorunları uygun zaman ve zeminde, uygun üslup ile konuşmak gerektiğinin altını çizdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, boşanmaların artmasına ilişkin istatistikleri değerlendirerek boşanmanın nedenlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Esas neden duygusal bağın güçlü olup olmamasıdır</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yapılan istatiktik çalışmalara göre boşanma nedenleri arasında aldatma, sorumsuzluk ve ilgisiz davranma gibi nedenlerin olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Evlilik danışmanlığına gelen çiftlerin sıklıkla dile getirdikleri sorunlara bakarak istatistiklerin gerçeği yansıttığını söyleyebilirim. Aldatma, ekonomik kriz gibi etkenlerin boşanmaya yol açtığı söylense de esas neden bu gibi yaşam durumları ile karşılaşan çiftin arasında nasıl bir ilişki olduğu ve aralarındaki duygusal bağın güçlü olup olmadığı ve kişisel özellikleri, evlilik olgunluğuna sahip olup olmamalarıdır.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Bir amaç uğruna çaba göstermek ilişkiyi güçlendirir</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eşler arasında sevgi ve saygıya dayalı sağlam bir ilişki varsa geçim sıkıntısı gibi yaşam güçlüklerini birlikte göğüsleyip üstesinden gelmek için iş birliği içinde çabalayabildiklerini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Geçim sıkıntısı çekmek, bir stres kaynağı olmakla birlikte öte yandan bir amaç uğruna çiftin birlikte çaba göstermesi de ilişkiyi geliştiren bir unsurdur. Aldatma tabii ki evliliğin güven temelini sarsan ve evliliğin devamını zorla sokan bir problem. Ancak bazı çiftlerin bu gibi kriz durumlarının bile üstesinden gelebildiğini görüyoruz. Bu nasıl olabiliyor diye derinlemesine baktığımızda çiftin arasındaki iletişimin niteliği ve tarafların kişilik özelliklerinin rol oynadığını görüyoruz. Hata yapan tarafın hatasının sorumluluğunu üstlenip bunu tamir etmek için çaba göstermesi, diğer tarafın da eşine hatasını tamir etme fırsatı tanıması ve affediciliği bu tarz bir evlilik krizinin üstesinden gelmeyi sağlayabiliyor.” dedi. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Sorumlulukları üstlenmek çok önemli</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Evlilik iki kişinin de üzerine düşen sorumlulukları üstlenerek iş birliği ve dayanışma oluşturmaları ile sağlıklı yürüyebilir” diyen Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Böyle bir ilişki eşler arasındaki bağı sağlıklı ve güçlü kılar, bu bağ güçlü ise ilişki yaşam zorlukları karşısında daha dirençlidir. İlişki güçlü değilse en ufak bir problem bile sarsıcı etki yaratır.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Her dönemin güçlükleri zamanında ele alınıp çözümlenmelidir</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evliliğin dönemleri, her dönemin de kendine has güçlükleri olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Bu güçlükler zamanında ele alınıp çözümlenmediğinde üzerine yenilerinin eklenmesi ile ilişkide stres artar. Örneğin yeni evli çiftin aynı evin içinde yaşamaya başlamaları ile birbirlerine ayak uydurmayı öğrenmeleri, ortak karar alabilme, maddi birliği oluşturma, akraba ve arkadaşlarla ilişkilerini düzenleme gibi konuları çözümleyip bir denge oluşturmaları gerekir. Bunların üstesinden gelemeden yeni bir dönem olan ebeveynliğe geçildiğinde bu defa çocukla birlikte gelen zorlanmalar gerilimi arttırır ve bu böyle devam eder.” dedi. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Bu işaretler tehlike çanları olabilir!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evlilikte bazı işaretlerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “</span><span style="font-size:12.0pt">Çatışmalar çözümsüz kalıyorsa, sevgi, saygı hoşgörü yetersizse, şiddeti ve sıklığı giderek artan kavgalar yaşanıyorsa, birbirini hor görme, aşağılama, duvar örme gibi davranışlar söz konusu ise ve eşlerin birlikte olmaktansa uzak kalma ihtiyacı ağır basıyorsa evlilik için tehlike çanları çalınıyor demektir. Bu nedenle sorun yaşandığında zaman geçirmeden çözüm arayışına girmek, kendi gayretleri ile çözümlenemediğinde profesyonel destek ile çift terapisi almak evlilik için hayat kurtarıcı olacaktır.”uyarısında bulundu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Bu iki büyük hatadan kaçınılmalı</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evlilikte sorun yaşandığında genellikle iki hata yapıldığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Ya kavga çıkmasın sorun büyümesin diye susuluyor ya da kavga ediliyor. Sorunları görmezden gelmek ya da susup halı altına süpürmek, bunları çözmeyeceği gibi katlanarak büyümesine, olumsuz duygu birikimi ile patlamalara ve eşler arasında uzaklığa hizmet eder. Kavga etmek de aynı şekilde. Sorunları uygun zaman ve zeminde, uygun üslup ile konuşmak gerekir. Eşler kavga etmeden tartışmayı başarabilirlerse sorunlarını çözüme kavuşturabilirler ve evlilik sağlıklı yürüyebilir.”diye konuştu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Zaman ayırmak ve yakınlık göstermek gerekiyor</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sağlıklı bir evlilik için çiftlere önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, bunları birbirine zaman ayırmak, sevgi, saygı ve yakınlık göstermek olarak sıraladı.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Oct 2022 14:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/10/evlilikler-nasil-saglikli-yurur-1666612683.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Çocuklarda Bu Hastalıklar Arttı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/dikkat-cocuklarda-bu-hastaliklar-artti-11832</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/dikkat-cocuklarda-bu-hastaliklar-artti-11832</guid>
                <description><![CDATA[Sonbahar ile birlikte havaların soğuması, kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması ve okulların da açılmasıyla özellikle nezle, grip, farenjit ve bademcik enfeksiyonları sık görülmeye başlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/EsinOzlemAtmis.jpg" style="height:300px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> “Son günlerde üst solunum yolu enfeksiyonlarına sıkça rastlamaktayız. Havaların soğuması nedeniyle üşütme, toplu taşıma araçları ve okul servislerinde maskesiz yolculuk, kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması ve teneffüslerde koşup terledikten sonra terin soğuması derken nezle, grip ve boğaz enfeksiyonları giderek artıyor. Doğru şekilde ve yeterli miktarda havalandırılmayan sınıflar da mikropların kolayca bulaş imkanı bulmasına yol açıyor” diyor. KBB Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, sonbaharla birlikte çocuklarda en sık görülen hastalıkları ve alınması gereken 10 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Boğaz enfeksiyonlarına dikkat!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Son dönemde çocuklarda sık rastlanan boğaz enfeksiyonları yüzde 90 virüslerden, yüzde 10 oranında ise halk arasında beta mikrobu olarak da bilinen A grubu beta hemolitik streptokoklar sınıfından bir bakteriden kaynaklanıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış</strong> yüksek ateş, boğaz ağrısı ve halsizlik şikayeti yapabilen boğaz enfeksiyonlarına basit bir sürüntü testi ile tanı konulabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle mevsimn geçişlerinde artan boğaz enfeksiyonlarına dikkat edilmelidir. Antibiyotik tedavisiyle kolaylıkla tedavi edilebilen boğaz enfeksiyonu, eğer gözden kaçırılır ve doğru tedavi uygulanmazsa kalp romatizması, böbrek iltihabı, eklem iltihabı gibi kronik problemlere yol açabilmektedir.” </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Orta kulak enfeksiyonu sinsice ilerleyebiliyor!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Özellikle sonbahar ve kış aylarında çocuklarda sık görülen orta kulak enfeksiyonunun, doğrudan kulak ile ilgili bulgularla başlayabildiği gibi, boğaz enfeksiyonu veya üst solunum yolu enfeksiyonları sonrasında bakteri ve virüslerin östaki kanalı aracılığı ile orta kulağa taşınması sonucu oluşabildiğini de belirten Dr. Esin Özlem Atmış “Kulak enfeksiyonlarında şiddetli ağrı olabileceği gibi, hastalık sinsice ilerleyip işitmede azlığa neden olabilecek orta kulakta sıvı birikimi ile de izlenebilir” diyor. Geniz eti büyük olan çocuklarda orta kulak iltihabının daha sık görüldüğünü söyleyen Dr. Esin Özlem Atmış, yılda bir iki kez geçirilen orta kulak enfeksiyonunun normal kabul edilebileceğini, ancak daha fazla görülüyorsa geniz eti açısından da araştırılması gerektiğini belirtiyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nezle, grip ve alerji birbirine karışabiliyor! </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sonbaharda alerjik şikayetlerin şeffaf burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde sulanma ve kızarıklık gibi belirtilerle ortaya çıktığını, beraberinde sık hapşırma, halsizlik ve yorgunluk da olabildiğini belirten Dr. Esin Özlem Atmış, özellikle okul döneminin başlamasıyla besin alerjileri, solunum yolu alerjileri veya astım hastalarında tetiklenmeler yaşanabildiğine dikkat çekiyor. Alerjinin çoğunlukla nezle (soğuk algınlığı) ve grip gibi okul çağı çocuklarında bu mevsimde sık görülen hastalıklarla karıştırılabildiğini belirten Dr. Esin Özlem Atmış şöyle konuşuyor: “Nezle; basit üşütmeye bağlı gelişen şeffaf burun akıntısı, hafif ateş ve öksürük gibi semptomlarla giden viral enfeksiyonlara bağlı gelişen soğuk algınlığıdır. En sık görülen okul çağı enfeksiyonudur ve genelde basit önlemlerle düzelir. Grip ise İnfluenza virüsünün neden olduğu yüksek ateş, yaygın kas ağrıları, burun tıkanıklığı, belirgin halsizlik yapan daha ağır seyirli üst solunum yolu enfeksiyonudur. Gripte genellikle tedavi desteği gerekmektedir. Alerjik şikayetler kimi zaman nezle ve grip denilerek tedavi edilmediğinde ve önlem alınmadığında alerji hastalarında bağışıklık sisteminin zayıflayıp hastalıklara meyil artacağından bu hastalar riskli grupta sayılabilmektedir” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocukları hastalıklardan korumak için 10 önlem!</span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sağlıklı ve dengeli beslenmesine özen gösterin, paketli gıdalardan uzak tutun.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gün içerisinde mutlaka yeterince su tüketmesini sağlayın. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gece uykusunun yeterli ve düzenli olmasına özen gösterin. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hekim önerisiyle D vitaminini ve demirini kontrol ettirerek, hekimin gerekli görmesi ve önerisi doğrultusunda takviye kullandırın. Gelişigüzel vitamin vermekten kaçının.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Güçlü bağışıklık sistemine sahip olması için, doğal probiyotik desteğinden faydalanarak bağırsaklarının sağlıklı çalışması için kefir, yoğurt tükettirin.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sık sık el yıkama alışkanlığı kazandırın. Ellerini gün içerisinde özellikle gözlerine, ağzına götürmemesi konusunda eğitin. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Maske kullanımı ile ilgili özen göstermesini sağlayın.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bulunduğu ortamın düzenli aralıklarla havalandırılması ve soğuk algınlığı belirtileri olan çocukların okula gönderilmemesine özen gösterin. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astım, kronik bronşit ve kronik kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan çocukların grip mevsimi başlamadan grip aşı yaptırması da büyük fayda sağlıyor. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Alerjisi olan çocukların mümkün olduğunca alerjenlerden (klor içerikli temizlik malzemeleri, dezenfektanlar vb) uzak kalmasına, temizlik sonrası ortamın mutlaka havalandırılmasına dikkat edin. </span></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Oct 2022 10:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/10/dikkat-cocuklarda-bu-hastaliklar-artti-1665732388.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Panik Atağa Karşı Etkili Öneriler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/panik-ataga-karsi-etkili-oneriler-11811</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/panik-ataga-karsi-etkili-oneriler-11811</guid>
                <description><![CDATA[Birdenbire başlıyor, giderek alevleniyor, kısa sürede de şiddeti en yüksek düzeye ulaşıyor! Ortada tehlikeli bir durum olmamasına rağmen kişi bir anda; göğüs ağrısı, nefes alamama, boğulur gibi olma, çarpıntı ve titreme ve gibi belirtilerle ‘kalp krizi geçiriyorum' ya da ‘ölüyorum’ sanarak yoğun korku ve kaygıya kapılıyor. Pek çok kişide acil serviste noktalanan bu durumun adı; panik atak! Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, tek seferde geçirilen panik atağın psikiyatrik bir hastalık olmadığını belirterek, bazı basit önlemlerle panik atağın üstesinden gelmenin mümkün olabildiğini vurguluyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, panik atağın 13 belirtisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1665064897_Merve___ukurova.jpg" style="height:333px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“Boğulacak gibi oldum”, “Kalp krizi geçiriyorum sandım”, “Nefes alamadım”… Pek çoğumuzun arkadaşlarımızdan duyduğu ya da kendimizin bizzat yaşadığı bu durumun adı; panik atak! Günümüzde giderek yaygınlaşan panik atağın, kişinin kendini 'tehlikede’ ya da stresli hissettiği anlarda ortaya çıkan bir durum olduğunu belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova</strong> “</span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik atak tipik olarak beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan, aniden başlayan, yoğun bir kaygı hali, huzursuzluk ile kendini gösteren, zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan, yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Panik atak başladığı andan itibaren giderek şiddetlenir, kısa sürede şiddeti en yüksek düzeye ulaşır ve genellikle 10-30 dakika içinde yatışmakla birlikte daha uzun sürebilir. Panik atağın sıklık ve şiddeti kişiden kişiye değişkenlik gösterir” diyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Vücudun verdiği doğal bir tepki!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik atağın aslında, evrimsel olarak tehlike anlarında hayatta kalma mekanizmasının devreye girerek, bedenin kendini korumak üzere verdiği doğal bir tepki silsilesi olduğunu söyleyen Dr. Merve Çukurova şöyle konuşuyor: </span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“Panik atakların genellikle yakın bir kişinin ölümü, sevilen bir kişiden ayrılma ya da ayrılık tehdidi, hastalık, iş değiştirme, gebelik, göç, evlilik, mezuniyet gibi stres verici yaşam olayları sırasında veya sonrasında başladığı görülmektedir. Normalde yaşam tehdidi olan tehlikeli bir durumda sempatik sistem devreye girer ve ‘kaç ya da savaş yanıtı’ verilir, beden kendini kaçmak veya savaşmak üzere düzenler. Kalpten kaslara daha çok kan pompalanır bunu çarpıntı olarak hissederiz, daha fazla oksijen alabilmek için daha çok nefes alıp vermeye başlarız, göz bebeklerimiz büyür, ağzımız kurur. Hepimiz için tanıdık olan bu tepkiler tehlikeli durumlarda bizi harekete geçirerek o durumdan çıkmamız için uyarıcı ve koruyucuyken, ortada bir tehlike yokken yaşandığında işler değişiyor. Bu durumda panik atak ve panik bozukluk kavramları ortaya çıkıyor.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik atak hastalık değil ama!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik atağın aksine panik bozukluğun psikiyatrik bir rahatsızlık olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova “Panik bozukluk; kişinin bir sonraki panik atağının ne zaman olacağı konusunda yoğun bir beklenti anksiyetesi yaşamasıyla karakterize bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Panik bozuklukta da; n</span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">efes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı gibi yakınmalar nedeniyle kişiler kalp krizi geçirdiklerini, ölebileceklerini düşünürler. Bu hastalar acil servislere, daha sonra da sıklıkla kardiyoloji, dahiliye, nöroloji gibi bölümlere başvurabilirler. Her seferinde yeniden incelemeler yapılmasına ve hiçbir olumsuz sonuç bulunmamasına rağmen bu durum bir türlü düzelmez, hastanın şikayetlerini açıklayabilecek herhangi bedensel bir hastalık saptanamaz” diyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik bozukluk olursa!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik bozukluk hastalarının büyük bir kısmının; yalnız başına evde kalamadığını, sokağa yalnız çıkamadığını, toplu taşıma araçlarına, asansöre binemediklerini, trafiğe girmekten kaçındıklarını, dar sokak ya da köprülerden geçemediklerini, pazar yeri, büyük mağazalar gibi kalabalık yerlere ya hiç giremeyip ya da ancak yanlarında birisi ile yoğun bir endişe ve rahatsızlık&nbsp;duyarak gidebildiklerini belirten Dr. Merve Çukurova şu bilgileri veriyor: “Gerektiğinde hızlıca acil yardım alabilmek için; bütün günlerini hastane bahçesinde geçirmeyi ya da güzergahlarını muayenehane, eczane ve acil servis bulunan yerlerden seçmeyi tercih edebilirler. Panik bozukluk tedavisi mümkün olan bir hastalıktır,</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">etkin bir ilaç tedavisi ve psikoterapi yöntemleri ile hastaların yakınmalarının önemli ölçüde yatıştırılması mümkündür. Ancak kesinlikle doktor kontrolünde olmadıkça sakinleştirici, kalp, tansiyon, çarpıntı ilacı alınmamalı, ilacın dozu doktorun bilgisi olmadan artırılıp azaltılmamalı, kişi kendini iyi hissetse bile doktorundan habersiz ilacı kesmemelidir.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">13 soruda test edin!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, aşağıdaki belirtilerden en az 4 tanesinin birdenbire başlayacak ve 10 dakika içinde en yüksek düzeye ulaşacak şekilde kişide var olmasının, kişinin panik atak durumu ile karşı karşıya kaldığını gösterdiğini söylüyor.</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması,</span></span></span></li>
</ul>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Terleme,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Titreme ya da sarsılma,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma hissi,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Soluğun kesilmesi,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bulantı ya da karın ağrısı,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gerçekdışılık, benliğinden kopma, kendine ve çevreye yabancılaşma hisleri</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ölüm korkusu,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uyuşma ya da karıncalanmalar,</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik Atağa Karşı 5 Etkili Öneri!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dr. Merve Çukurova, panik atağı önlemek için şu önerilerde bulunuyor;</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Anksiyeteyi artıracağından çay, kahve, kolalı içecekler, çikolata gibi kafeinli yiyecek ve içeceklerden uzak durun.</span></span></span></li>
</ul>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Stresi azaltmak için yürüyüş, spor gibi düzenli fiziksel egzersizler yapın.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nefes- kas gevşemesi egzersizleri uygulayın.&nbsp; </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik atağın başlayacağını hissettiğinizde, başa çıkma tekniği olarak solunum denetimi yöntemleri uygulayın. En az 5 saniye süreyle burnunuzdan nefes alıp, bu nefesi 5 saniye tutup, yine en az 5 saniye süreyle sanki ıslık çalıyormuş gibi dudaklarınızı büzerek nefes vermek bu yöntemlerden birisi. Bunu 5 kez tekrarlayın.&nbsp; </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Panik atak sırasında kese kağıdı, naylon poşet veya kağıt torbaya nefes alıp verme gibi yöntemlerin sıkça sorulduğunu belirten Dr. Merve Çukurova bu yöntemlerle ilgili şöyle konuşuyor: “Panik atak sırasında kişi daha sık ve derin nefes alıp verdiğinden, kandaki oksijen seviyesi artıp, karbondioksit seviyesi hızla düşer. Bu nedenle baş dönmesi, uyuşma, karıncalanma, bayılma hissi gibi semptomlar oluşur. Atak sırasında solunum kontrol edilemediğinde, eğer altta yatan kronik bir hastalık yoksa kağıt torbaya nefes alıp vermek, karbondioksit düzeyinin düşmesini engelleyip yeterli oksijen alımına imkan verdiği için fayda sağlayabilir. Ancak bu yöntem uzun süre ve kontrolsüzce uygulandığında kandaki karbondioksit seviyesi yükseleceğinden bu işlemi uzun süre yapmamak gerekir. Naylon poşet ise yeterli oksijen alımını engelleyeceği için kullanılmamalıdır.”</span></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Oct 2022 11:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/10/panik-ataga-karsi-etkili-oneriler-1665130344.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Boğaz Ağrısına Karşı 12 Etkili Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/bogaz-agrisina-karsi-12-etkili-oneri-11790</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/bogaz-agrisina-karsi-12-etkili-oneri-11790</guid>
                <description><![CDATA[Boğazda kaşınma, yanma, batma, gıcıklanma, yabancı cisim hissi… Besinleri yutmakta güçlük çekmek… Boğaz ağrısı, pek çok hastalığın en yaygın görülen ve ilk hissedilen belirtilerinden birini oluşturuyor. İyi veya kötü huylu kitlelerden yutma bozukluklarına sigaradan uyku apnesine reflüden bademcik iltihabına kadar pek çok etken sorumlu oluyor boğaz ağrısından. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider, son dönemlerde enfeksiyona bağlı boğaz ağrılarının en sık Covid-19 nedeniyle geliştiğine dikkat çekerek, “Covid maruziyetinin erken döneminde PCR testleri negatif gelebilse de, viral yüke bağlı olarak semptomlar şiddetlendikçe testin pozitif çıkma olasılığı da artıyor. Bu nedenle şüpheli kişi veya ortam maruziyeti olan kişilerin kendilerini izole etmeleri ve kalabalık ortamlarda maske takmaları çok önemli” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/AysePelinYigider.jpg" style="height:340px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider,<strong> </strong>boğaz ağrısında mutlaka hekime başvurmak gerektiğine de işaret ederek, “Boğaz ağrısında tedavi altta yatan nedene göre belirleniyor. Dolayısıyla hekime danışılmadan çeşitli yöntemlerle boğaz ağrısını gidermeye çalışmak solunum sıkıntısı, konuşma ve yutma güçlüğü gibi yaşam kalitesini düşürebilen sorunlara neden olabiliyor. Ayrıca süreç uzadıkça altta yatan hastalık şiddetlenebiliyor, bunun sonucunda da tedavi süresi uzayabiliyor” diyor. Peki hangi yöntemler üst solunum yolu enfeksiyon nedeniyle gelişen boğaz ağrısına karşı etkili olabiliyor? <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider, </strong>boğaz ağrısını dindirmek için neler yapmanız, nelerden kaçınmanız gerektiğini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sirkeli boğaz gargarası yapmayın!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sirkeli gargara, boğaz ağrılarında sıkça başvurulan yöntemlerden biri. Ancak sirke gibi güçlü asidik kimyasallar mukozal yangıyı arttırabiliyor. Bu nedenle sirkeyle boğaz gargarası yapmak, özellikle reflü zemininde gelişen boğaz ağrılarında durumu ağırlaştırabiliyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Asitli ve aşırı sıcak gıdalar tüketmeyin</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıcak ve baharatlı gıdalar boğazda antisepsi amacıyla tercih edilmekle birlikte, terlemeyi tetikledikleri için yükselme eğiliminde olan ateşi önleyebiliyorlar. Ancak aşırı sıcak ve yoğun baharatların kendileri de mukozada yangıyı artırabiliyor. Dolayısıyla şifa sağlayacağı düşüncesiyle aşırı sıcak ve baharatlı gıdalar tüketmek durumu düzeltmek bir yana süreci uzatabiliyor, hatta kötüleştirebiliyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gece yanınızda su bulundurun</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gün içinde yudum yudum su içmemiz boğaz ağrısında hem rahatlatıcı etki sağlıyor hem lokal mikrop yükünü yutarak uzaklaştırmamıza katkıda bulunuyor. Boğazda etkin olan pek çok mikrop mide asidine dayanamıyor ve vücut kendi içinde mikrobu ortadan kaldırıyor. Gıcık tarzı öksürük uyku kalitesini de bozabiliyor. Dolayısıyla gece yanınızda bir miktar ılık su bulundurmanız ve gıcıklanma hissi geldiğinde suyu yudumlayarak içmeniz boğazınızı rahatlatacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tuzlu boğaz gargarası yapın</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Boğazınızdaki viral yükü azaltmak amacıyla tuzlu veya karbonatlı suyla sık boğaz gargarası yapmanızda fayda var. Bir su bardağı su, bir tatlı kaşığı tuz veya bir çay kaşığı karbonatla hazırlayacağınız çözeltiyi gün içerisinde kullanabilirsiniz. Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider, gargara yaparken sıvıyı ağzınızda en az 20-30 saniye tutmaya özen göstermeniz gerektiğini belirterek, “Zira kısa süreli uygulamalarda yıkama yetersiz kalacağından mikrop yükü gerektiği gibi azalmayacaktır.” diyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çinko ve C vitamininden zengin beslenin</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çinko ve C vitamini hem lokal hem sistemik bağışıklığın doğru çalışmasında etkin rol oynuyor. Bu nedenle badem, yer fıstığı, beyaz et ve kabak çekirdeği gibi çinko ile portakal, mandalina, brokoli, kırmızı biber ve maydanoz gibi c vitamininden zengin besinleri düzenli tüketmeyi alışkanlık edinin. Çinko ve C vitamini eksikliğiniz varsa doktor kontrolünde takviye almanız da fayda sağlayacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ortamı iyi havalandırın</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İç mekanlarda havada yeterli nem olmaması boğazda kuruluğa ve bunun sonucunda da boğaz ağrısının şiddetlenmesine yol açabiliyor. </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dolayısıyla ortamı iyi havalandırmaya ve nemlendirmeye özen gösterin. Odanızı ideal hava sıcaklığı olan 21-23 derecede tutmanızda fayda var. Nemlendirme cihazlarını rutinde önermediklerine işaret eden Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider, “Oda içerisinde kontrolsüz nem cihazı kullanılması mantar hiflerinde artmaya neden olabiliyor ki bu durum da ek solunum problemleriyle sonuçlanabiliyor. Oda nem oranı yüzde 20’nin altındaysa geniş ağızlı bir kabın içerisinde su koyarak dengeli bir hava sağlayabilirsiniz” diyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bitkisel çaylara dikkat!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bitki çayları lokal ağrı kesici etkilerinin yanı sıra sistemik olarak terlemeyi destekliyorlar ve bu sayede ateş kontrolüne de katkı sağlıyorlar. Karanfil ve tarçın eklenmiş ıhlamur çayları bu anlamda yan etki profili en düşük destekleyici çay içeriği arasında yer alıyor. Ancak bu tür çayları çok sıcak ve şekerli tüketmemeye özen gösterin.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Balın gücünden faydalanın, ancak…</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bal içeriğindeki zengin aminoasitler ve probiyotikler sayesinde bağışıklığa katkı sağlamakla birlikte, hasarlı mukoza yüzeyini kaplamasıyla da semptomlarda geçici rahatlama sağlıyor. Diyabet riskiniz yoksa, günde 3-5 yemek kaşığı (1 yemek kaşığı 21 gram veya 64 kcal) balı 2-3 porsiyona bölerek tüketebilirsiniz. Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider, “Ancak bal oldukça kıymetli bir ürün olsa da özellikle diyabet hastalarının çok dikkatli tüketmeleri gerekiyor, aksi halde kan şekerinin ani dalgalanmaları bağışıklık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabiliyor.” uyarısında bulunuyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sarımsak ve soğan tüketin</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Doğal antimikrobik özellikleri nedeniyle sarımsak ve soğan boğaz ağrısını hafifletebiliyor. Dolayısıyla bu besinleri salatalarınız ile yemeklerinizde kullanmaya özen gösterin.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uçucu yağlar etkili olsalar da…</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okaliptus, tıbbi nane, karanfil ve paçuli gibi uçucu yağların burun mukozasını açıcı etkilerinden ve antiseptik özelliklerinden buhar veya buhurdanlık yoluyla faydalanabilirsiniz. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider, “Ancak yüksek doz ve uzun süre maruziyetinde özellikle ses teli ile gırtlak mukozasında ekstra ödeme neden olabileceğini de unutmayın” uyarısında bulunuyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Zencefil ile adaçayına dikkat!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Zencefil ve adaçayı şifalı bitkiler olmalarına karşın, boğaz ağrılarında yaygın tüketilen pastilleri, içerdikleri yüksek östrojen nedeniyle özellikle hamilelerde ve hormona duyarlı kanser öyküsü olan kişilerde tercih edilmemesi gereken takviyelerden. Zira kontrolsüz ve uzun süreli tüketimleri östrojene duyarlı tümör hücrelerinin bu hormonlar tarafından beslenmelerine neden olabiliyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Doktorunuz önermediyse, asla!</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Boğaz ağrısında doktorunuz önermediyse vitamin takviyelerini asla kullanmayın. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider, “Son yıllarda sık kullanılan D vitaminin kontrolsüz kullanımı kan kalsiyum seviyelerini yükseltebiliyor. Bu durum idrar yollarında taş gelişmesi riskini artırabiliyor.” diyor.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Oct 2022 10:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/10/bogaz-agrisina-karsi-12-etkili-oneri-1664783649.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Krizinin ‘Sinsi’ Belirtilerine Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/kalp-krizinin-sinsi-belirtilerine-dikkat-11768</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/kalp-krizinin-sinsi-belirtilerine-dikkat-11768</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve damar hastalıkları dünyada ölüme yol açan etkenler arasında ilk sırada yer almaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 yılı verilerine göre; dünyada yılda 18 milyon, ülkemizde de 2019 Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre; yılda yaklaşık 200 bin kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitiriyor. Yapılan çalışmalar ülkemizde 30 yaş üzerindeki her 100 kişiden 6’sının kalp krizi geçirdiğini ortaya koyuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1664259631_Do____Dr__Sel__uk_G__rmez.jpg" style="height:348px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp krizi; kalbe oksijen ve besin taşıyan koroner damarlarda oluşan aşırı daralmaya veya tıkanıklığa bağlı olarak kan akışının </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">kalp kasına kesilmesi durumuna deniyor. Aniden gelişmesi ve hastanın hayatını tehdit etmesi ise tablonun en korkutucu yanını oluşturuyor. Kalp krizi denildiğinde aklımıza genellikle göğsün tam ortasında basınç </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">veya ağırlık hissi </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">şeklinde gelişen ve bazen kollara da </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">yayılabilen şiddetli ağrı geliyor. Oysa kalp krizi, hastaların yüzde 20-30’u gibi yüksek bir oranında göğü</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">s a</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ğrısı olmadan ve ‘atipik’ adı verilen ‘sinsi’ sinyallerle gelişiyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk G</strong></span></span><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span></strong><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rmez</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">, </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">hastaların kalp krizinin sinsi belirtilerini g</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">z ardı etmeden en yakın bir sağlık kuruluş</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">una ba</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">şvurmalarının yaşamsal </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">nem taşıdığını belirterek, “Günümüzde sağlık kuruluşuna zamanında ulaşıldığında hızlı tanı ve tedavi sayesinde kalp krizi neredeyse hasarsız atlatılabiliyor. Ancak koroner anjiyografi sonrasında pıhtı eritici ilaç, balon ve stent gibi tedavilerden etkin sonuç alınabilmesi için kalp krizinde ilk 60 dakika içinde tıkanmış olan kalp damarının açılması gerekiyor. Ne kadar hızlı müdahale edilirse, kalpte kas kaybı </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ve h</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ü</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">cre </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">lümü de o kadar az oluyor dolayısıyla, krizden sonra gelişebilecek olan kalp yetmezliği veya ritim bozukluğu gibi ciddi sorunlar </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">nlenebiliyor, hastalarımız böylece normal yaşamlarına devam edebiliyorlar” açıklamasında bulunuyor. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Midede yanma, bulantı ve kusma</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Midede yanma hissi, bulantı, kusma, kollarda uyuşma, nefes darlığı, fenalık veya baygınlık hissi, soğuk terleme ile tansiyon düşmesi, kalp krizinin en sık g</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rü</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">len </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">sinsi belirtilerini oluşturuyor. Kalbin alt yüzeyi midenin hemen üzerinde yer alıyor. Dolayısıyla kalbin alt bölümünü besleyen sağ koroner damar tıkanıklıklarında mideye y</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">nelik sinyaller gelişebiliyor. Bu durumda ortaya çıkan midede yanma, hazımsızlık hissi, bulantı ve kusma gibi yakınmaları hastalar genellikle akşam yedikleri ağır yemeğe veya midelerini üşütmüş olmalarına bağlıyor ve hekime başvurmayı ihmal ediyorlar. Oysa bu belirtilerin nedeni aslında ‘kalp krizi’ olabiliyor” uyarısında bulunan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk G</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rmez,</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> s</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">zlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle 40 yaş üstündeki hastalar efor sırasında veya istirahat halinde midede yanma hissi, hazımsızlık, bulantı ve kusma gibi şikayetleri olduğunda hekime başvurmayı ihmal etmemeliler. Sağlık kurumunda ise altta yatan nedenin kalp krizi olabileceği düşünülerek hareket edilmesi ve EKG çekilmesi gerekiyor. Aksi halde ortak belirtileri nedeniyle kalp krizi atlanıp, yanlışlıkla reflü ve gastrit tanısı konulabiliyor.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çarpıntı, bayılma ve bilinç bulanıklığı</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çarpıntı, bayılma ve bilinç bulanıklığı da yine tek başına kalp krizinin habercisi olabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk G</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rmez, </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ç</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">arpıntı, bayılma </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">veya bilinç bulanıklığı gibi belirtilerin de altında kalp krizi nedeniyle ortaya çıkan ciddi ritim bozuklukları, akut kalp yetmezliği ve ani gelişen hipotansiyonun bulunabileceğini belirtiyor. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Alt </span></span></strong><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">çeneye ve dişlere vuran ağrı</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Özellikle alt çene ve alt ç</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ene di</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">şlerinde oluşan ağrı da tek başına kalp krizine işaret edebiliyor. Sıklıkla efor halinde iken başlasa da istirahat ederken de g</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rülebiliyor. Bazen tabloya boyun ve sırt ağrısı </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">da e</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">şlik edebiliyor. Bu tür ağrılarda hastaların </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">nce di</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ş hekimine başvurduklarını anlatan Doç. Dr. Selçuk G</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rmez,</span></span><strong> </strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Di</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ş hekimleri ağrını</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">n di</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ş </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ve </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">çeneden kaynaklanmadığını tespit edince hastaları kardiyoloji uzmanlarına y</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">nlendirebiliyor. Bu hastalara yaptığımız anjiyolarda genellikle koroner damarlarda ciddi darlıklar bulunduğunu tespit ediyoruz.” diyor. Alt çenede ve dişlerde oluşan ağrılarda hastanın yaşının </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">nemli olduğunu vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk G</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rmez,</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> “</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gen</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ç yaş grubunda çenede gelişen ağrının kalp krizinden kaynaklanması </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">d</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">üşük bir ihtimaldir. Ancak 40 yaşın üzerindeki erkekler ile 50 yaşın üzerindeki kadınların, </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">zellikle tütün kullanımı, hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliğ</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">i, obezite, sa</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ğlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve ailede erken yaşta gelişen koroner kalp hastalığı gibi risk fakt</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rleri varsa bu belirtiler konusunda daha dikkatli olmaları gerekiyor” bilgisini veriyor. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Fenalık hissi ve çabuk yorulma</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“İç sıkılması, daralma hissi, hafif eforla bile gelişen nefes darlığı, aşırı yorgunluk ve bitkinlik gibi yakınmalarda akla ilk anda astım ile KOAH gibi hastalıklar gelse de yine altta yatan nedenin ciddi koroner arter hastalığı veya kalp krizi olabileceğine işaret eden<strong> </strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk G</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rmez</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">, </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalbe giden damar tıkandığında kalp vücuda yeterince kan pompalayamadığı için dokular oksijensiz kalıyor. Bunun sonucunda da yorgunluk, sıkıntı veya daralma hissi, nefes darlığı, hatta </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">lüm korkusu gibi belirtiler görülebiliyor.” diyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kol, omuz ve sırt ağrısı</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Helvetica Neue&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sinsi gelişen kalp krizi; göğüs ağrısı olmadan her iki kolda veya sadece sol ya da sağ kolda ağrı ve uyuşma belirtileriyle de karşımıza çıkabiliyor. Ağrı ve uyuşma genellikle sol kolda gelişiyor. Bunun nedeni ise kalp ile ilişkili olan sinirlerin aynı zamanda sol kol ile de bağlantılı olması. Omuz ve sırt ağrısı da kollarda başlayan ağrıya eklenebiliyor. Bu belirtilerin boyun fıtığı hastalığında olanlarla benzer olduğu için önemsenmeyebildiğini ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Selçuk G</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">rmez,</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> kol, omuz veya sırt b</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ö</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">lgesinde ani başlayan ve 20 dakikadan uzun sü</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ren a</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ğrı ve uyuşma hissi gibi şikayetlerin asla ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor.</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Sep 2022 11:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/09/kalp-krizinin-sinsi-belirtilerine-dikkat-1664265724.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prostat Kanserinde Doğru Bilinen 10 Yanlış</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/prostat-kanserinde-dogru-bilinen-10-yanlis-11738</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/prostat-kanserinde-dogru-bilinen-10-yanlis-11738</guid>
                <description><![CDATA[Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinin başında prostat kanseri geliyor. Dünyada yaklaşık bir milyon 500 bin civarında erkeğe prostat tanısı konuyor. Ülkemizde de durum farklı değil. Yaygınlığı; akciğer kanserinden sonra, 2. sırada yer alıyor. Böylesine sık görülen kanser türünde ise erken teşhis, hayat kurtarıyor! Ancak erken teşhisi geciktirecek pek çok yaygın inanış da var. 
Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, erken teşhisin ihmal edilmesine yol açan bu şehir efsanelerinin doğruları hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1663740703_Prof__Dr__Mustafa_Sofikerim.jpg" style="height:322px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Prostat kanseri, sık görülen ama toplumsal farkındalığı yeterince oluşmamış bir hastalık. Farkındalığı artırmak için Eylül ayının Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Ayı olduğuna dikkat çeken </span></span></span><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim</span></span></strong> <span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">kansere bağlı ölümlerde ikinci sırada yer alan prostat kanserini şöyle ifade ediyor: </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“Prostat, yaklaşık olarak bir ceviz büyüklüğünde, erkeklerde mesanenin altında yerleşmiş, üreme faaliyetleri için çeşitli salgılar üreten bir organdır. Prostat kanseri ise prostat dokusunu oluşturan bazı hücrelerin anormal seyrederek tümör oluşturması sonucu meydana geliyor. Tümörler, prostatın sadece belirli bir kısmında gelişebileceği gibi birden çok kısmında da gelişebiliyor.”</span></span></span></span>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hastalığın erken dönemlerinde genellikle hiçbir belirti vermediğine değinen Prof. Dr. Sofikerim, hastalığın gelişim sürecini “Tedavi edilmezse zamanla büyüyerek idrar kanalına baskı yaratabiliyor. Böyle hastalarda idrar yapmayla ilgili bazı şikayetler görülüyor.” diyerek açıklıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Prof. Dr. Sofikerim, prostat kanseriyle ilgili doğru bilinen yanlışları sıralıyor ve özelikle risk grubundaki kişilerin kontrollerini ihmal etmemesi için doğruları anlatıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">1- YANLIŞ: Prostat kanseri yalnızca yaşlı erkeklerde görülür</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Her zaman olmasa da evet, ancak hastaların önemli bir kısmı da 50 ve daha genç yaşta olan erkekler. Bu nedenle, erken teşhis için 50 yaşın altındaki erkeklere de prostat kanseri taraması öneriliyor. Özellikle ailesinde prostat kanseri olan kişilerin 40 yaşından sonra kontrollere başlaması daha önemli hale geliyor.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">2- YANLIŞ: Şikayetim yoksa prostat kanseri yoktur</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hayır! Prostat kanseri en az şikayet veren kanserlerin başında geliyor. Özellikle erken evredeki kanser hastalarında şikayet oluşmuyor. Ancak ilerleyen evrelerde şikayetler başlıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">3- YANLIŞ: Prostat kanseri hızlı ilerlemez</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çoğu prostat kanserinin yavaş ilerleme eğiliminde olduğu doğrudur. Ancak önemli bir kısım hastada, kanser çok saldırgan ve hızlı seyredebiliyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">4- YANLIŞ: Ailemde prostat kanseri yok, ben de olmam</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Aile öyküsü ve bazı ırklar prostat kanseri riskini artırsa da birçok hastanın ailesinde prostat kanseri yoktur ya da bilinmiyordur. Yapılan çalışmalar hastaların ancak yüzde 15’inin ailesinde prostat kanseri öyküsü olduğunu gösteriyor. </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Birinci derece akrabalarından birinde prostat kanseri olanlar kişilerde risk 2 kat, ailesinde 2 kişide prostat kanseri görülüyorsa risk 5 kat, üçünde görülenlerde ise 11 kat artıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">5- YANLIŞ: PSA prostat kanser testidir</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kan örneğiyle bakılan PSA (prostat spesifik antijen) kanserli hücreden değil, prostat tarafından salgılanan bir belirteçtir. PSA’nın bir tarama testi olduğunu söyleyen <strong>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim</strong></span></span> <span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">kanda yüksek olmasının, prostata bağlı bazı sorunların olduğuna işaret ettiğini söylüyor. Kanserde olduğu gibi kanser dışı birçok prostat hastalığında da PSA yüksekliği görülebilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">6- YANLIŞ: PSA testi muayenenin yerini tutar</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sadece PSA’ya bakılırsa, prostat<strong> </strong>kanserlerinin yaklaşık dörtte birini atlamış, gözden kaçmış olur. PSA’nın yükselmediği bazı prostat kanserlerinde tanı konabilme şansı rektal muayene ve prostat multiparametrik MR tetkiki sayesinde olur. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">7- YANLIŞ: Prostat kanseri çevreme ya da eşime bulaşabilir</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Prostat kanseri bir enfeksiyon hastalığı gibi bulaşıcı bir hastalık değil. Cinsel ilişki ile de bulaşmıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">8- YANLIŞ: Prostat kanseri tedavisi sonucunda idrar kaçırma ya da iktidarsızlık kaçınılmazdır</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Prostat kanser ameliyatları veya ışın tedavisi sonrası görülebilen sorunların en sık idrar kaçırma ve iktidarsızlık olasılığı olması doğrudur. Ancak günümüzde gelişmiş tıbbi yöntemler laparoskopik ve robot yardımlı laparoskopik cerrahi ve deneyimli ellerde bu sorunlar oldukça nadir görülür. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">9- YANLIŞ: Bazı yiyecekler ve sık cinsel ilişki prostat kanserine neden olur</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><strong>Prof. Dr. Mustafa Sofikerim</strong></span></span> <span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ne sık cinsel ilişkinin ne de bazı yiyeceklerin, prostat kanseri nedeni olmadığını belirtiyor. Prostat<strong> </strong>kanseri riskini yükselten etkenlerin başında genetik özellikler ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar geliyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">10- YANLIŞ: Doğru beslenme ve vitamin takviyeleri, bitkisel ilaçlarla ile prostat kanserinden tamamen korunabilirim</span></span></strong><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beslenme ve yaşam tarzının genel anlamda kanser oluşum süreçlerinde olumlu etkilere sahip olduğu bilinse de, yalnızca bu yöntemlerle prostat kanserinin tedavi edileceği fikri yanlıştır. </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Sep 2022 10:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/09/prostat-kanserinde-dogru-bilinen-10-yanlis-1663745505.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Dijital Ekran Süreleri Uzadıkça Göz Problemleri Artıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklarda-dijital-ekran-sureleri-uzadikca-goz-problemleri-artiyor-11684</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklarda-dijital-ekran-sureleri-uzadikca-goz-problemleri-artiyor-11684</guid>
                <description><![CDATA[Dijital ekranlar çocuklarımızın hem hayatlarının hem de eğitimlerinin bir parçası haline geldi. Artan ekran süresi ile birlikte, çocukların açık alanlarda geçirdikleri zamanın azalmasının onları miyopinin başlaması ve ilerlemesi açısından risk altına soktuğunu söyleyen Göz Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, artan ekran süresinin aynı zamanda dijital göz yorgunluğundan, şaşılığa kadar birçok sorun için zemin hazırladığına işaret etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/OzgeYabasKiziloglu.jpg" style="height:385px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Katarakt, glokom, retina hastalıkları gibi ciddi göz sorunlarını beraberinde getirebilen bir kırma kusuru olan miyopinin görülme oranının son 30 yılda çocuklarda çarpıcı bir şekilde arttığına dikkat çeken Göz Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, açık alanlarda geçirilen zamanın azalması ve ekran karşısında geçirilen sürenin uzamasının bu tablonun ortaya çıkmasındaki en önemli etkenlerin arasında olduğunu söyledi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">1-18 yaş arası çocuklarla yapılan birçok güncel çalışmanın tüm dünyada Covid-19 pandemisi nedeniyle dijital ekran kullanım zamanının arttığını gösterdiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Göz Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, “Artan ekran süresi, dijital göz yorgunluğu olarak tanımlanan, ekran kullanımı sırasında veya sonrasında oluşan göz rahatsızlığını ifade eden bir duruma yol açıyor” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ARTAN EKRAN SÜRESİ MİYOPİNİN ERKEN BAŞLAMASINA NEDEN OLUYOR!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Bu durumun göz sorunlarını ortaya çıkarabildiği gibi var olan göz problemlerinin de ilerlemesine neden olabildiğini söyleyen Doç. Dr. Yabaş Kızıloğlu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">“Daha önce var olan ama herhangi bir şikayet yaratmayan kırma kusurları, ekran süresinin artması nedeniyle kendilerini daha kolay gösterebilir ve şikayetlere yol açabilir. Örneğin hipermetropisi olan bir çocuk uzak görmede bunu yakınmasız tolere edebilirken, uzun süreler ekranlara bakmak gözün yakına odaklanmasını sağlayan uyum kaslarının yorulmasına neden olarak çocukta göz yorgunluğu, göz ve baş ağrısı gibi belirtiler oluşturabilir. Ekranlara uzun süre kesintisiz şekilde bakmak aynı zamanda göz kuruluğuna sebep olarak batma, yanma, gözleri ovalama ihtiyacı gibi şikayetler ortaya çıkartabilir. Gözleri ovalamak ise astigmatın ortaya çıkmasına veya ilerlemesine neden olabilir. Bununla birlikte, özellikle akıllı telefon ve tablet gibi elde tutulan dijital ekranlara çok yakın (20-40 cm) mesafeden bakıldığı için, miyopi riskinde artış söz konusudur. Artan ekran zamanının miyopinin erken başlamasına neden olabileceği de bildirilmiştir.” </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">“ÇOCUKLAR GÖZ KIRPMAYI UNUTUYOR”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Bazı çalışmalarda çocuklarda ekran süresinin uzaması ile içe şaşılık gelişimi arasında bir ilişki olabileceğinin bildirildiğini söyleyen Doç. Dr. Yabaş Kızıloğlu, diğer olası risklerle ilgili de şu bilgileri verdi: “Artan ekran süreleri ile beraber görülen bir diğer durum da göz kuruluğudur. Göz kırpmak göz yüzeyinin nemlenmesine yardımcı olan koruyucu bir refleksimizdir. Ekrana uzun süre dikkatli bir şekilde bakıldığında göz kırpmak “unutulabilir”, bu da göz yüzeyini koruyan gözyaşı tabakasının buharlaşmasına ve göz yüzeyinin kurumasına neden olur. Yapılan çalışmalarda özellikle dijital oyunlar oynanırken konsantrasyonun artmasıyla göz kırpma sayısında azalma ve göz kırpmanın tam yapılmadığı gösterilmiştir.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">ÇOCUKLARDA EKRAN SÜRESİ NE KADAR OLMALI?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Bu durumun çocuk yaştaki tüm bireyleri olumsuz etkilemekle birlikte çok küçük yaşlarda ekran süreleri sınırlanmazsa miyopinin erken başlamasının tetikleneceğine işaret eden Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, ortaya çıkabilecek risklerle ilgili şu bilgileri verdi:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">“Miyopi başladıktan sonra, çocuğun büyümesi ile giderek artan bir kırma kusurudur. Miyopi başlangıç ​​yaşı, ileri yaşlardaki şiddetli miyopinin en önemli belirleyicisidir. Yüksek miyopi ise katarakt, glokom ve retina dekolmanı gibi birçok göz hastalığı riskini arttırmaktadır.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Bu nedenle çocukların ekran süresinin kesinlikle sınırlandırılması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, “Genellikle önerilen sınırlar şu şekildedir: 2 yaş altında: Aile üyeleri ve arkadaşlarla görüntülü görüşmeler dışında ekran kullanımı sıfır olmalı. 2-5 yaş aralığındaki çocuklarda günde en fazla 1 saat ve 5-17 yaş arasında da ödev dışında günde en fazla 2 saat olmalı.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">BU İŞARETLER ÇOCUĞUN GÖZLERİNDE SORUN OLDUĞUNU GÖSTERİYOR!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Gözlerde ağrı, batma yanma, sık göz kırpma, baş ağrısı, gözde kızarıklık, bulanık görme, çift görme gibi şikayetler ortaya çıkarsa göz hekimine başvurmak gerektiğinin altını çizen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, “Bununa birlikte çocuklar ekran başında saatler geçirseler bile çoğunlukla gözlerinin yorulduğunun farkına varmayabilirler ve herhangi bir şikayet dile getirmeyebilirler. Bu nedenle şikayet olmasa bile düzenli göz kontrollerini yaptırmak gerekir” diye konuştu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">EBEVEYNLER BU ÖNERİLERİ DİKKATE ALMALI!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Dijital ekranların çocuklarımızın hayatı ve eğitimlerinin bir parçası olduğunu ve tamamen kaçınmak mümkün olamamakla birlikte, ekranların kullanımını belli kurallar çerçevesinde düzenlenebileceğini söyleyen Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, ebeveynlere şu önerileri sundu:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">“Ebeveynler günde en az 1-2 saat açık havada vakit geçirmeyi teşvik etmeli, çünkü doğal ışığa maruz kalmak göz gelişimine fayda sağlar. Bilimsel çalışmalar, açık havada geçirilen zamanın miyopiye karşı koruma sağladığını göstermektedir. Ayrıca ebeveynler, çocuklarının gün içerisinde belli bir süre ekranlardan uzak kalacağı “ekransız” dönemler oluşturmalı. Ekran kullanımına sık sık ara vermek, toplam belirlenen ekran süresini bölerek kullanmak gerekir. Dijital ekranları kullanırken sık sık göz kırpmak da oldukça önemli olduğu için çocuklara bu hatırlatılmalıdır. Bilgisayar ekranı ile aramızdaki mesafe kol boyumuz kadar ve ekranın göze göre konumu biraz daha aşağıda olmalıdır. Eğer çocuk gözlük kullanılıyorsa, camlarının antirefle kaplamalı olması yansıma ve kamaşmayı önleyerek göz yorgunluğunu azaltır. Göz kuruluğu belirtileri varlığında yapay gözyaşı damlaları kullanılabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,sans-serif">Ve düzenli göz muayenelerini aksatmamak gerekir. Böylelikle problemleri en aza indirmek ve tedavi etmek mümkün olacaktır. Özellikle yaz tatilindeki boş zamanlarında çocuklar ekran kullanımlarını arttırmışsa okullar açılmadan mutlaka göz kontrollerini yaptırmalarını öneriyoruz.” </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Sep 2022 11:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/09/cocuklarda-dijital-ekran-sureleri-uzadikca-goz-problemleri-artiyor-1662624851.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Strese Karşı Kalkan Görevi Üstleniyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/strese-karsi-kalkan-gorevi-ustleniyor-11682</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/strese-karsi-kalkan-gorevi-ustleniyor-11682</guid>
                <description><![CDATA[Günden güne daha da karmaşıklaşan yaşam şartlarına, değişen dünyaya ve gelişen teknolojiye adapte olmaya çalışırken, stresle karşı karşıya gelebiliyoruz. Stresin kökenini bulmak elbette çözüm arayışı için daha doğru bir adım. Ancak stresli durumlarda, hormonal dengenin düzenlenmesine yardımcı olarak zihnimizi ve psikolojimizi olumlu yönde etkileyen besinlerden destek almamız da fayda sağlayabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Acıbadem Bakırköy</span></span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111"> <strong>Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz,</strong> doğru besinlerle ve yeterli miktarda hazırlanmış bir beslenme programıyla stresinizi azaltıp, kaygılarınızı hafifletebileceğinize dikkat çekerek, “Böyle dönemlerde stresinizi minimize edecek yiyeceklere beslenme programınızda daha çok yer verebilirsiniz. Bu besinler, mutluluk ve haz ile ilişkili endorfin, seratonin ile dopamin hormonlarını aktivite ediyorlar. Böylece kendinizi daha iyi hissedersiniz. Ancak toksik olan dozdur. Besinleri mutlaka porsiyonuna uygun tüketmeye özen gösterin.” diyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz,</strong> sakinleştiren 8 besini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Avokado</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Folik asit, beyin fonksiyonlarının devamında son derece önemli bir rol oynuyor. </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Ayrıca B12 ve B6 vitaminleri ile folik asit, bilişsel performans ve ruh halini de olumlu etkiliyorlar.</span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111"> Diğer tüm meyvelerden daha fazla folik asit içeren avokadonun</span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black"> sadece dörtte birinde bile çok yüksek oranda B grubu vitaminleri mevcut. Bu sayede strese karşı son derece etkili olan meyveler arasında ilk sıralarda yer alıyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Yaban mersini</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Yaban mersini C vitamini, flavonoidler ve polifenollerden zengin bir besin. Bu antioksidanlar beynin ‘iyi hissetme’ kimyasalı olan seratonin salgısı için gereken triptofanın yıkımını azaltıyor, kan dolaşımının iyileştirilmesine ve hafızanın geliştirilmesine yardımcı oluyorlar. Böylelikle genel sağlıkta iyileşme sağlıyorlar. Yaban mersini içerdiği C vitamini sayesinde stresle başa çıkmaya da destek veriyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Muz</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Muz içeriğindeki triptofan aminoasidi sayesinde mutlulukla ilişkili olan serotonin adlı nörotransmitterin salgılanmasına destek veriyor. Serotonin uyku, iştah ve dürtü mekanizmasını düzenliyor. Artmış serotonin seviyesi, ruh halinin iyi olmasını sağlayarak stresle baş edebilmeye yardımcı oluyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Badem ve fındık</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Badem, fındık, fıstık ve kaju gibi triptofandan zengin olduğu bilinen sert kabuklu yemişlerin tüketilmeleri de stresi azaltmada etkili oluyor, kaygıların yatışmasına katkı sağlıyor. Serotonin sayesinde </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">beyine ve vücudun diğer kısımlarına, kişinin iyi hissettiğine dair sinyaller gidiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">sert kabuklu yemişlerin çinko ve magnezyum da içerdiklerini belirterek, “Bu iki mineralin besinlerle düzenli olarak alınmasının düşük depresyon oranıyla ilişkili olduğu saptanmıştır” diyor.&nbsp; </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Kuşkonmaz</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Günlük ihtiyacımız olan folik asidin neredeyse üçte ikisini karşılayan kuşkonmaz, ruhsal strese karşı koruyucu rol üstleniyor. </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Birçok çalışma folik asidin depresyon tedavisinde etkili olduğunu göstermiş. <span style="color:black">Yapılan çok sayıda çalışmalarda; depresyon, bipolar bozukluk ve bilişsel işlev bozukluğu olan hastalarda aynı zamanda kan folik asit düzeylerinin de düşük olduğu bildirilmiş.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Papatya</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Papatya yatıştırıcı etkisi sayesinde anksiyete sorununda etkili oluyor. Aynı zamanda spazmları çözücü ve yangı giderici özellikleriyle kişinin günün stresinden kurtulmasına ve rahatlamasına katkı sağlıyor. Stresin ilk belirtilerinden biri, “uykusuzluk” olarak biliniyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“Yatıştırıcı özelliği olduğu için özellikle uykusuzluk problemi olan kişilerin gece yatmadan önce bir fincan papatya içmeleri uygun olur.” diyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Yer elması</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#f8f8f8"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Yer elması, bağırsaklarda yaşayan yararlı dost bakterilerin çoğalmalarını teşvik eden iyi bir prebiyotik kaynağı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, “Prebiyotiklerin bağırsak-beyin ekseninde pozitif olarak etki yaptıkları ve bazı psikiyatrik hastalık semptomlarını iyileştirme potansiyelinde oldukları söylenebilir.” diyerek, şöyle devam ediyor: “Özellikle depresyon ile kötü bağırsak florası arasında ciddi bir ilişki var. Bağırsak bakterilerinin dengesi değiştiğinde, yani kötü bakteri sayısı arttığında veya bakteri çeşitliliği azaldığında sadece beyindeki kimyasalların seviyesi değişmiyor, aynı zamanda davranışlarda da belirgin değişimler oluyor ve strese eğilim artabiliyor.”</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Yulaf</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">İçerdiği B6 vitamini sayesinde vücudun haz-mutluluk mekanizmasını aktif eden serotoninin salgılanmasını kolaylaştırıyor. Kahvaltılarda muzlu yulaf lapası tüketmek stresi azaltmaya yardımcı olabiliyor.&nbsp;&nbsp; </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Bu besinlerden uzak durun!</span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Stresi hafifleten besinler olduğu kadar tetikleyen besinler de mevcut. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, stresli bir yaşantınız varsa bu besinlerden kaçınmanız gerektiğine dikkat çekiyor.</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Şeker içeriği yüksek içecekler</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Rafine besinler </span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Kızarmış yiyecekler</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">İşlenmiş etler</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Rafine tahıllar</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Bisküvi</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Yüksek yağlı mezeler</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#111111">Hamur işleri</span></span></span></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Sep 2022 10:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/09/strese-karsi-kalkan-gorevi-ustleniyor-1662623298.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukları Okula Hazırlamanın 6 Etkili Yolu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklari-okula-hazirlamanin-6-etkili-yolu-11670</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklari-okula-hazirlamanin-6-etkili-yolu-11670</guid>
                <description><![CDATA[Okulların açılmasına sayılı günler kala pek çok anne baba çocuklarının okula uyumunu kolaylaştırmanın yollarını arıyor. Zira uyku düzenlerinden beslenme alışkanlıklarına, açık havada geçirdikleri zamandan oyun saatlerine dek yaz alışkanlıklarından ciddi bir disiplin sürecine geçiş bazı çocuklar için hayli zorlu olabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nden Uzman Psikolog Duygu Kodak “Uzun yaz tatilinden okul düzenine geçecek olmak çocuklarda bazı gerginliklere neden olabilir. Ancak okula geçiş sürecini bazı yöntemlerle kolaylaştırmanız mümkün. Bunun için, yeni eğitim ve öğretim döneminin başlayacağı 12 Eylül’e bir hafta kala bazı değişiklikleri, çocuklarınızla birlikte ortak bir plan hazırlayabilirsiniz.” diyor. Uzman Psikolog Duygu Kodak, çocukları okul düzenine hazırlamanın 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1662129660_Duygu_Kodak.jpg" style="height:320px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okulla ilgili duygularını konuşmaya teşvik edin </span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuğunuzun okul yılı hakkında duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına fırsat verin. Yaz bittiği için üzgünse tıpkı yaz etkinlikleri gibi okul yılı boyunca da hafta sonu veya tatil zamanlarında birlikte kaçamaklar planlayabileceğinizi anlatın. Tatilin bitmesine dair tüm duygularını sizinle paylaşmaları konusunda teşvik edin ve okula dönüş </span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">konusunda heyecanlandırın. </span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Özellikle arkadaşlarıyla vakit geçirme, oyun oynama ya da ilgilendikleri bir konu hakkında vakit geçirme konularını vurgulayın. Çocuğunuzun okulda seveceği ve dört gözle bekledikleri durumlar, hangi arkadaşlarını görmek için sabırsızlandıkları ve hangi konuda endişelendikleri hakkında konuşun.&nbsp; </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Rutinler oluşturun </span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Arka arkaya görevler sıralamak yerine, birlikte haftalık plan çizelgesi hazırlayın. Ancak bunun için ebeveynler olarak ortak hareket etmeniz ve çocuğa net ve tutarlı davranış sergilemeniz şart. Haftalık plan çizelgesi, sabah uyandıklarında öz bakımları, gün içerisindeki planları hangi sırayla yapacakları, davranışlarının ne olacağını hatırlamaları açısından büyük fayda sağlayabiliyor. Çocukların genellikle geli</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">şmiş bir zaman bilinci olmayıp </span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">onlara bazen 15 dakika 1 saat gibi gelebildiğinden, basit görevler vererek zamanlarını yönetmeleri konusunda yardımcı olmanızda da fayda var.</span></span> <span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Örneğin; “Evden ayrılmamıza 10 dakika var, ayakkabılarını giyebilirsin; 5 dakika kaldı, tuvalete gidebilirsin; 1 dakika kaldı, çantanı alıp arabaya binebilirsin vb</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">.</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">”&nbsp; </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okuldan bazı arkadaşlarıyla buluşturun&nbsp; </span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okul başlamadan önce sevdiği bazı okul arkadaşlarıyla bir araya geleceği etkinlik düzenleyerek onlarla stres atmasını ve keyifli bir gün geçirmesini sağlayabilirsiniz. Böylece okul düzenine alışma ve öğrenme süreci de daha rahat olacaktır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uyku programını ayarlayın </span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uzman Klinik Psikolog Duygu Kodak “Okulun ilk haftası, yaz tatilinde geç yatıp sabah geç saatlere kadar uyuyan öğrenciler için en zor dönemdir. Okulun başlamasına bir hafta kala, uyku saatini daha erkene almak için bir uyku rutini oluşturabilirsiniz.</span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> Örneğin; banyo, diş fırçalama sonrası kitap okuma ve ışıkların kapanması vb. Bu adımlar çocukların daha hızlı ve güvenilir bir şekilde uykuya dalmasına yardımcı olur, beyinleri bu rutini uyku ile ilişkilendirmeye başlar. Televizyon, telefon, tablet ve bilgisayar gibi elektronik cihazlardan gelen ışıklar beyin tarafından hala gündüz olduğunun algılanmasına neden olacağından mutlaka yatmadan 1-2 saat önce ekranları kapatın. Cihazları kapatmak ve yatak odasının dışında tutmak kaliteli uyku için gerekli ve önemlidir</span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">.</span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">” diyor. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okul ile ilgili hedefler planlamasına yardımcı olun</span></span></span></strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuklarınızla okul yılı içinde neler yapmak istediklerini konuşun. Çocuğunuz; yeni arkadaşlar edinmeyi, spor yapmayı, bisiklete binmeyi veya dans etmeyi öğrenmek isteyebilir. Örneğin; h</span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">er hafta bir ya da iki yeni arkadaş edinmek veya kulüplere katılmak gibi sosyal etkileşimler için hedefler oluşturmasına yardımcı olabilirsiniz. </span></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu hedeflerini bir kağıda yazıp odalarına asmalarına ve yıl boyunca bu hedeflere ulaşmaları için onlara rehber olmaya çalışın. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okul malzemeleri ve kıyafetlerini birlikte hazırlayın </span></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Okul başlamadan önce üniforma, kitaplar ve kırtasiye malzemelerini çocuğunuzla birlikte düzenleyi</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">n. Uzman Psikolog Duygu Kodak “</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Alışverişe birlikte çıkıp satın alacağınız okul gereçlerini birlikte seçin, giysi ve kırtasiye malzemelerini evde kendilerinin</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> yerleştirmesine fırsat verin. </span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu</span></span><strong> </strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">sadece okula dönüşle ilgili stresi azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda çocuğunuzda okula başlama isteği uyandıracaktır. </span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hazırlıklı olduklarını bilmek ve ne giyecekleri konusunda fikir sahibi olmak, kaygılarını azaltmaya da </span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">yardımcı olacaktır</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">.</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">” diyor.&nbsp; </span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 10:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/09/cocuklari-okula-hazirlamanin-6-etkili-yolu-1662363021.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>En Önemli Cinsel Organımız Aslında Beynimiz</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/en-onemli-cinsel-organimiz-aslinda-beynimiz-11666</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/en-onemli-cinsel-organimiz-aslinda-beynimiz-11666</guid>
                <description><![CDATA[Cinsel hastalıkların tedavisinde uzmana başvurmanın önemine işaret eden Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, cinsel işlev bozukluklarının sebeplerinin ruhsal nedenlerden kaynaklandığını belirterek “Çünkü en önemli cinsel organımız aslına bakarsanız beynimiz. Dolayısıyla beynimizdeki birtakım değişiklikler psiko-sosyal faktörler sonucunda cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkabilir.” uyarısında bulundu. Var olan psikiyatrik hastalıkların tedavi süreçlerinin de ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Zorbozan, “Tedavi edilmemiş psikiyatrik hastalıklar cinsel yaşamı da etkiler. Örneğin depresyonda cinsel isteksizlik olur, sertleşme problemi olabilir, uyarılma bozuklukları olabilir” diyerek psikiyatrik sorunların ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi&nbsp;<span style="color:black">Psikiyatri Uzmanı </span><span style="background-color:white">Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, 4 Eylül Cinsel Sağlık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada cinsel sağlığın önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Cinsel hastalıklarda nedene odaklanılmalı</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, cinsel hastalıklarda ilgili uzmana başvurmanın önemli olduğunu belirterek “</span></span><span style="font-size:12.0pt">En sık karşılaştığımız cinsel hastalıklar vajinismus, erken boşalma, sertleşme problemleri, cinsel isteksizlik, ağrılı cinsel birleşme, pornografi bağımlılığı gibi rahatsızlıklardır. Öncelikle bu cinsel problemin nedenine odaklanmak gerekiyor.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Cinsel hastalıklar bedensel ve ruhsal sebeplerden kaynaklanabilir</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cinsel hastalıkların iki nedeni olduğunu, bunlardan ilkinin bedensel sebepler değerinin ise ruhsal sebepler olduğunu kaydeden <span style="background-color:white">Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “</span>Bedensel sebeplerden kaynaklanan durumlarda kişinin ilgili branş uzmanına başvurmasını öneriyoruz. Örneğin şeker hastalığı, tansiyon, kazalar, tümörler, cinsel organların yapısındaki birtakım anatomik bozukluklar, cinsel hastalıkların bedensel sebepleri arasında sayılabilir. Böyle durumlarda Nöroloji, üroloji, kadın doğum hastalıkları gibi diğer branş uzmanlarından yardım istiyoruz.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Beyindeki değişiklikler cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cinsel işlev bozukluklarının sebeplerinin genellikle ruhsal nedenlerden kaynaklandığını vurgulayan <span style="background-color:white">Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Ç</span>ünkü en önemli cinsel organımız aslına bakarsanız beynimiz. Dolayısıyla beynimizdeki birtakım değişiklikler psiko-sosyal faktörler sonucunda cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkabilir. Danışanların bize başvurmadan önce muhakkak detaylı bir fiziksel muayeneden geçmesini talep ediyoruz.” dedi. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Cinsel terapi süreçleri uygulanabilir</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kişinin ilgili branş uzmanlarından herhangi bir hastalık olmadığı yönünde bir geribildirim aldığında da muhakkak ruh sağlığı profesyonellerine başvurmalarını istediklerini kaydeden <span style="background-color:white">Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan</span>, “Bu konuda eğitim almış psikiyatri hekimleri ve uzman klinik psikologlar tarafından cinsel terapi süreçleri yönetilmektedir.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Tedavi edilmemiş psikiyatrik hastalıklar cinsel yaşamı da etkiler</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Tedavi edilmemiş psikiyatrik hastalıkların cinsel yaşamı çok daha fazla olumsuz etkilediğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Örneğin depresyonda cinsel isteksizlik olur, sertleşme problemi olabilir, uyarılma bozuklukları olabilir aynı şekilde stres, sigara, şişmanlık ve diğer metobolik hastalıkları infertilite sebep olabilir. Dolayısıyla bu hastalıkların tedavisi çok daha önemlidir. Kişinin yaşı, cinsel hayatı, beklentileri, o an içinde bulunduğu ruhsal hastalığın nitelikleri, kar-zarar dengesi göz önünde bulunarak birçok tedavi yöntemi seçilmektedir.” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Psikiyatrik ilaçlar, cinsel sorunlara yol açabilir mi?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların hastada cinsel sorunlara yol açabileceğini ifade eden<strong> </strong>Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “</span></span><span style="font-size:12.0pt">Psikiyatrik ilaçlar birçok cinsel yan etkiye sebep olabilirler ancak bunların hepsi geri dönüşlüdür ve ilaç bırakıldığında bütün etkiler kişiden tamamen ortadan kalkar. Özellikle antidepresan ilaçlar cinsel isteksizlik ve erkeklerde geç boşalma problemine sebep olabilir. Yine bu durumda kişinin yaşı, cinsiyeti, cinsel hayatı ve o anki ruhsal durumunun nitelikleri göz önünde bulundurularak uygun ilaç seçimi danışanla birlikte karar verilebilir.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Antipsikotik ilaçlar ve duygu durumu düzenleyicilerin cinsel yan etkileri biraz daha fazla olduğunu, sertleşme bozukluğu, cinsel isteksizlik ve geriye boşalma denilen duruma yol açabileceğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu tür yan etkiler ortaya çıktığında kişinin kaygılanmaması önemlidir. Ruh sağlığı uzmanı, muhakkak bu ilaçların cinsel yan etkilerinden bahsetmelidir.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Psikiyatrik ilaçlar kısırlığa yol açmaz</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde birçok ilaç kullanıldığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Antidepresanlar, antipsikolojik ilaçlar, duygu durum düzenleyicileri gibi ilaçların birçoğunun cinsel yan etkileri olabiliyor. Antidepresanlar cinsel isteksizlik, erkeklerde geç boşalma, sertleşme problemi gibi problemlere yol açabilir. Antipsikotik ilaçlar yine sertleşme bozuklukları, cinsel isteksizlik gibi sorunlara yol açabilir ancak bunların hiçbiri kalıcı cinsel hasarlara yol açmaz ve kısırlık yani infertilite yapmaz.” dedi.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Sep 2022 14:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/09/en-onemli-cinsel-organimiz-aslinda-beynimiz-1662118005.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akromegali Hastası Olabilirsiniz</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/akromegali-hastasi-olabilirsiniz-11647</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/akromegali-hastasi-olabilirsiniz-11647</guid>
                <description><![CDATA[Yıllardır taktığınız yüzüğün giderek parmağınızı sıkmasına, ayakkabı numaranızın giderek büyümesine, saatinizin bileğinize dar gelmesine şaşırıyorsanız, dikkat! Bu tabloya eklem ağrıları, aşırı terleme, yüz hatlarında kabalaşma, ellerde uyuşma ve güçsüzlük eşlik ediyorsa tedavi başarısı oldukça yüksek ve Akromegali olarak bilinen nadir bir hastalıkla karşı karşıya olabilirsiniz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1661495540_Prof__Dr__Sema_Yarman.png" style="height:392px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Akromegali, vücutta aşırı miktarda büyüme hormonu bulunmasına bağlı olarak el ve ayaklarda büyüme ve yüz hatlarında kabalaşma ile kendini belli eden bir hastalık. Dünyada her 100 bin kişiden 3’ü ila 14’ünde görülüyor, ancak ülkemizdeki görülme sıklığı henüz kesin olarak bilinmiyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sema Yarman</strong>, “Çok nadiren genetik geçişli olabilen Akromegali’nin nedeni çoğunlukla hipofiz bezinin büyüme hormonu salgılayan hücrelerinden çıkan ve kanser olmayan iyi huylu bir tümördür. Bu tümörden aşırı miktarda salgılanan büyüme hormonu diyabet, yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, uyku-apne sendromu, eklem ağrısı, ellerde uyuşma ve güçsüzlük, kalın bağırsakta polip, tiroit tümörü ve çok daha nadir başka tümör oluşumlarına yol açabilir” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">En erken belirti, el ve ayakta büyüme</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Akromegali’nin pek çok belirtisi var. En erken rastlanan belirtilerin başında “yumuşak doku artışına bağlı el ve ayaklarda büyüme” geliyor. Diğer belirtiler ise kaş kemerlerinin öne doğru belirginleşmesi, alt çenenin öne doğru çıkması gibi yüz hatlarında kabalaşma, diş aralarının açılması, dudaklarda dolgunluk, burun ve dilde büyüme, ellerde uyuşma ve güçsüzlük, ciltte kalınlaşma ve yağlanmada artış, aşırı terleme, göğüsten süt gelmesi ve eklem ağrısı şeklinde sıralanıyor. Tümör büyüyerek çevresindeki dokulara baskı yaparsa baş ağrısına; görme sinirine (optik kiazmaya) baskı yaparsa da görmede azalmaya neden olabiliyor. Tümörün çok büyüyüp hipofiz bezinin diğer hormonları salgılayan sağlam hücrelerine baskı yapması halinde ise bu hormon eksikliklerine bağlı yorgunluk ve halsizlik, kısırlık, adet düzensizliği, erkeklerde cinsel güçte azalma ve isteksizlik gibi tablolara yol açabiliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hasta, akromegaliyi tesadüfen öğrenebiliyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Rahatlıkla gözlemlenebilen büyüme belirtileri, hastanın günlük hayatına yansıyor. Örneğin hastanın yüzük ölçüsü ve ayakkabı numarası giderek büyüyor, yıllardır kullandığı saati kolunu sıkıyor, kaskı kafasına dar gelmeye başlıyor, diş protezi sıktığı için sıkça değiştiriliyor, ameliyat olmasına rağmen horlama ve burun tıkanıklığı devam ediyor. Endokrinolog Prof. Dr. Sema Yarman, bu belirtilerin dışında hastaların kendilerine başvurmaya nasıl karar verdiğini şöyle anlatıyor: “Hasta uzun süre görüşmediği bir tanıdığının kendisine çok değişmiş ve irileşmiş olduğunu söylediğinde bu sorunu fark edebiliyor. Bu durumda hastanın yeni ve 7-8 yıl önceki fotoğraflarını karşılaştırması işe yarayabilir. Bazen tesadüfen karşılaştığı bir Akromegali hastasından duyarak kendisi de bu hastalığı taşıdığını düşünebiliyor. Ya da ailesinde kendisi gibi sonradan irileşen ve beyin ameliyatı geçirmiş kişilerin bulunduğunu öğrenebiliyor.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kolaylıkla tanı konulabiliyor </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">30 ila 50 yaş arasında daha çok görülen Akromegalide klinik bulgular hastadan hastaya değişiyor ve çok yavaş geliştiği için hastalık yıllarca fark edilmeyebiliyor. Oysa ki tipik bulguları var ise endokrinolog tarafından kolaylıkla tanı konulabiliyor. Muayenenin ardından başta büyüme hormonu düzeyi olmak üzere bazı hormonal tetkikler daha yapılıyor ve tümörün görüntülenmesi için hipofiz MR yöntemine başvuruluyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tedaviyle yaşam kalitesi iyileşiyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tedavi süreci çoğunlukla başarılı geçen akromegali hastalarının hem yaşam kalitesi yükseliyor hem yaşam beklentisi sağlıklı bireylerdeki gibi normale dönüyor. Tedavide ilk basamak, hipofiz ameliyatlarında deneyimli bir beyin cerrahı tarafından bulunan tümörün burundan girilerek çıkartılması oluyor. Ameliyat başarısının, tümörün büyüklüğüne ve beyin cerrahının deneyimine bağlı olduğunu belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Prof. Dr. Sema Yarman “Genellikle küçük tümörlerin çıkarılması büyük olanlardan daha başarılıdır. Büyük tümörlerde ise ameliyat, baş ağrısının giderilmesinde ve görme bozukluklarının ortadan kaldırılmasında oldukça etkilidir. Ancak tamamen çıkarılması mümkün olamayan çok büyük tümörlerde ameliyat sonrası ilaç veya ışın gibi ek tedaviler gerekebilir” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çoğu kez hasta, ameliyat sonrası ilk birkaç gün içinde yumuşak doku gerilemesine bağlı olarak yüzünde incelme, el ve ayaklarında ufalma hissediyor. Tedaviyle, hormonal kontrolü sağlayarak hastalığın aktivitesini önlemek ve böylece eşlik eden diğer hastalıkları iyileştirmek hedefleniyor. Hastaya en uygun tedavi yöntemine ise bu konuda deneyimli endokrinolog karar veriyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Akromegali hastası sağlıklı bir hamilelik geçirebilir</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Akromegali hastalarının merak ettiği sorulardan biri de gebeliğin mümkün olup olmadığı. Prof. Dr. Yarman bu konuda da şunları söylüyor: “Tümör üreme hormonu salgılayan hücrelerden hormon salınımına mani olmadıkça hasta çocuk sahibi olabilir. Ameliyattan sonra çocuk sahibi olan hastalar da vardır. Ancak, ameliyat veya ışın tedavileri çocuk sahibi olma şansını azaltabilir. Hamilelikte büyüme hormonu seviyesindeki değişiklikler olsa da genellikle normal bir hamilelik ve sağlıklı bir doğum gerçekleşir.” Gebelik planı olan hastanın bu durumunu tedavi öncesi hekimiyle mutlaka görüşmesi öneriliyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Aug 2022 11:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/08/akromegali-hastasi-olabilirsiniz-1661501931.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı Sıcaklarda Vücudu Serinletmenin 9 Püf Noktası</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/asiri-sicaklarda-vucudu-serinletmenin-9-puf-noktasi-11582</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/asiri-sicaklarda-vucudu-serinletmenin-9-puf-noktasi-11582</guid>
                <description><![CDATA[Yazın aşırı sıcaklarından bunaldığımız bugünlerde, vücudun serin tutulması sanıldığından çok daha fazla önem taşıyor. Öyle ki, serinleyeyim diye yapılan bazı hatalı davranışlar hayati tehlikeye yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Aşırı sıcaklar; sıvı ve mineral dengesinde istenmeyen değişimler yaparak,  konsantrasyon bozukluğundan baş ağrısı ve baş dönmesine, çarpıntıdan yorgunluk ve nefes almakta zorlanmaya dek bir çok şikayete neden olabilir. Bu nedenle aşırı sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çok özen göstermek, sağlıklı korunmaya ve vücudu serin tutmaya yönelik bazı önlemleri almak çok önemlidir.” diyor. Dr. Meltem Batmacı, yazın sağlıklı bir şekilde vücudu serinletmenin 9 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1659708282_Dr__Meltem_Batmac__.jpg" style="height:339px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Aşırı sıcaklar hemen herkesi etkilese de, özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler, çocuklar ve bebekler daha fazla risk altında bulunuyor. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin özellikle güneşin çok yoğun olduğu ve dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda bulunmaması büyük önem taşıyor. Ortamın mümkünse taze hava ile sürekli havalandırılması, güneşten korunmak için güneşlik, perde ve jaluzilerin kapalı tutulması gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Klima kullanırken bu kurallara dikkat edin!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında imdada yetişen ve adeta kurtarıcı olarak görülen klimanın doğru kullanımı çok önemli. Klimaya doğrudan maruz kalmamak, ortamı aşırı soğutmamak, vücut ısısı yüksekken bir anda soğuğu açmamak, klima temizliğini düzenli olarak yaptırmak olası enfeksiyonlardan korunmak için kritik role sahip. Aksi takdirde bilinçsiz klima kullanımının yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere bazı yaz hastalıklarına çok sık rastlanıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bol sıvı tüketin!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yazın terleme ve buharlaşma ile birlikte sıvı kayıpları artacağından bol sıvı alımına özen göstermek, kaybedilen sıvıyı çoğunlukla su içerek yerine koymak gerekiyor. Yaz ayında, her gün mutlaka yaklaşık 2.5-3 litre su için. Alkollü içecekler, çay- kahve vb sıvılar suyun yerini tutmayacağı gibi, aksine sıvı kaybını artıracağından böyle bir hataya düşmeyin. Çok soğuk ve buzlu içeceklerden özellikle kaçının. Tuz kaybı da terleme ile birlikte artacağı için bir bardak maden suyu tüketmekte de fayda var. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Vücut ısısını artıran yiyeceklerden uzak durun!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı beslenmenin de aşırı sıcaklarda kritik rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz sıcaklarında hafif ve sulu yemekler tüketilmelidir. Yağlı, bol baharatlı/ şekerli yiyeceklerden yaz döneminde çoğunlukla uzak durulmalıdır. Öğünlerde porsiyon kontrolü önemlidir. Aldığımız her bir kaloriyi yakmak için vücut, suya ihtiyaç duyar. Fazla alınan her bir kalori, vücut sıvı dengesini bozar ve kilo artışına da sebep olur. Özellikle bol yağlı, baharatlı, şekerli gıdaların sindiriminde vücut zorlanmaktadır.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dışarı çıkarken güneşten korunun!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dışarı çıkarken ince, açık renkli ve bol giysiler giymeye özen gösterin. Giysinin cazibesine kanarak; sizi terletebilecek kumaştan yapılmış ya da güneş ışınlarını emen siyah gibi koyu renk giysiler giymeyin. Sizi terletmeyecek ve güneş ışınlarından koruyabilecek kumaşlar tercih edin. Isıyı vücutta muhafaza edeceğinden dolayı kat kat giyinmekten kaçının. Geniş kenarlı şapka, UV ışınlarından koruyacak güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın. Özellikle benleri ya da cilt hastalığı olanların ve açık tenli kişilerin güneşten korunması çok daha kritik rol oynuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ağır spordan kaçının!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıcak yaz aylarında yüksek efor gerektirecek spor ve aktivitelerden uzak durmak gerekiyor. Hafif egzersizler yaparak, yüzerek ya da güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde yürüyüş yaparak hareketsiz kalmaktan kaçının. Spor veya yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için akşam saatlerini tercih edin. Fiziksel aktivitelerin ve sporun ardından vücudunuzu susuz ve mineralsiz bırakmamaya, su içmeye özen gösterin. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Soğuk suyla vücudunuzu serinletin!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sık sık ve ılık su ile duş alın. Eğer mümkün olamıyorsa gün içerisinde sık sık ellerinizi, ayaklarınızı, yüz ve ensenizi soğuk su ile yıkayın. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Araç içinde dikkat edin!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Dr. Meltem Batmacı “Kapalı, açık, park etmiş araçlarda hiçbir canlıyı bırakmamaya çok dikkat edilmelidir. Araç içi ısı, park edildikten kısa bir süre sonra çok ciddi yükselir ve hayati riske yol açar” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Güneş çarpmasında bu hataya düşmeyin!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Aşırı sıcaklar ve kavurucu güneş nedeniyle güneş çarpması çok sık yaşanıyor. Güneş çarpması; halsizlik, bulantı, görme değişiklikleri, baş ağrısı, baş dönmesi, kendini kötü hissetme vb. belirtilerle kendini gösteriyor. Güneş çarpması durumunda kişinin hemen serin, hava akımı olan ve gölgeli bir ortama alınması, giysilerinin gevşetilmesi, soğutulmaya çalışılması, bilinç kapalı ise, şuur dalgalı ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesi şart. Bilincin kapalı olması durumunda kesinlikle su içirmeye çalışmamak gerekiyor.&nbsp; </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Aug 2022 09:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/08/asiri-sicaklarda-vucudu-serinletmenin-9-puf-noktasi-1659940974.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Yenilenmenizi Sağlayacak 8 Altın Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/yazin-yenilenmenizi-saglayacak-8-altin-oneri-11564</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/yazin-yenilenmenizi-saglayacak-8-altin-oneri-11564</guid>
                <description><![CDATA[Bunaltıcı sıcaklarına rağmen çoğu insanın yazı çok sevmesinin, adeta bütün kış ‘yaz gelsin’ diye beklemesinin bilimsel bir sebebinin olduğunu biliyor muydunuz? Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Mevsimlerin değişmesiyle birlikte bedenimiz ve ruhumuz da değişim ve yenilenmeden geçer. Yaz mevsimi yenilenme, canlanma ve enerjinin sembolüdür. Yapılan çalışmalar da gösteriyor ki; serotonin adı verilen mutluluk hormonu güneş ışığına bağlı olarak yazın artarken, melatonin denilen uyku hormonu ise azalıyor. Yazın daha canlı olunmasının temelinde; güneş ışığının olumlu etkileri ile artan serotonin hormonuna bağlı gelişen mutluluk etkili oluyor” diyor. Bu nedenle kendimizi yenilemeye başlamamız için yaz döneminin daha fazla fırsat sunduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç, yazın yenilenmemizi sağlayacak 8 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/SerenOztoprakKilic.jpg" style="height:300px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Açık havaya çıkın!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sonbahar ve kış aylarında havanın kararması ve soğumasıyla daha fazla olumsuz psikolojik etkilerle karşılaşıyoruz. Güneş ışığının yokluğu kişiyi karamsar ruh haline sokup, depresyonu da tetikleyebiliyor. Yaz güneşi antidepresan etki yaratarak, kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacağından ve fiziksel, zihinsel, ruhsal yenilenmenize destek olacağından, yazın güneşin zararlı ışınlarından korunmaya yönelik önlemleri almak koşuluyla mutlaka açık havada zaman geçirin. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Su için!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yazın kendinizi yenileme listenizde ilk sıralara mutlaka yeterli su tüketmeyi yazın. Özellikle yaz sıcaklarında vücudumuz terleme yoluyla su kaybettiğinden dolayı su içmek için kesinlikle susamayı beklemeyin, bol su için. Vücudumuz kadar beynimizin de suya ihtiyacı var. Yaşam kaynağı olan su, yeterince tüketildiğinde baş ağrılarını azaltıp stresi önlerken, insanın öğrenme yeteneğinin artmasına da yardım ediyor. Vücudun uyanık ve canlı kalmasını, enerjik hissetmeyi sağlıyor. Bu nedenle günde en az iki litre su içme alışkanlığı kazanın ve kış aylarında da yeterli su içmeye dikkat edin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaşantınıza ‘hareket’ katın!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Sabah uyandığınızda, başlayacağınız güne dair taşıdığınız umutlar, heyecanlar, o günü şekillendiriyor. Güne mutlu başlamada en önemli etkenlerden biri hareket/spor. Her gün 45 dakika tempolu ve sadece burundan nefes alarak yürüyüş, kan dolaşımını sağlayarak beyne gidecek oksijen ve glikoz miktarını artırıyor, dopamin ve serotonin üretimi ile kişinin ruh halini iyileştiriyor, anksiyete ve depresyona iyi geliyor. Gün içerisinde psikolojik, zihinsel ve fiziksel yenilenme sağlayarak motivasyonu artırıyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Zamanı esnetmeyi öğrenin!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Havanın erken karardığı soğuk kış akşamlarında çoğu planımızı erteliyor, erkenden eve gidip dinlenmeyi tercih ediyoruz. Havanın geç karardığı yaz akşamlarında ise uzun süreler dışarıda kalabiliyor, dışarıda veya evde arkadaşlarımızla daha fazla vakit geçirebiliyoruz. Yapılan araştırmalar da, bir arkadaş çevresi ve güçlü sosyal ağlar içinde yer almanın, insanın beden ve ruh sağlığına olumlu şekilde güçlü etkide bulunduğunu gösteriyor. Zamanı esnetmenin ruhumuza iyi geldiğini ve mutlu hissettirdiğini unutmayın ve yazın bu avantajıyla ilk adımı atın” diyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sağlıklı beslenme düzenine geçin!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kış aylarına göre taze sebze ve meyve tüketimi yazın daha fazla oluyor. Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç yaz beslenmesinin vücudun yenilenmesi için fırsat oluşturduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Yapılan bilimsel çalışmalar; düşük kalorili beslenmenin ömrü uzattığını gösteriyor. Yaz aylarında kışa nispeten daha düşük kalorili ve daha sağlıklı beslendiğimiz, çoğunlukla sebze ağırlıklı hafif yiyecekler tükettiğimiz için protein ve doğal şeker başta olmak üzere tüm ihtiyaçlarımızı dengeli alabiliyoruz. Yazın sağlıklı beslenme düzenine geçerek ve sürdürülebilir diyet uygulayarak yenilenme yolunda sağlıklı ve güzel bir başlangıç yapabilirsiniz.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kendinize yeni alanlar açın!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Televizyon, internet ve sosyal medyada ‘işinize yaramayacak ya da ruhunuza iyi gelmeyecek’ konular ya da kişilere ayıracağınız zaman yerine, zamanınızı doğru yöneterek kendinize yeni alanlar açın. Sanal dünyalar, kişilerin gerçeklik algısını etkiliyor ve bazen önemli durumları atlayıp, unutturabiliyor. Bazen de fazla duygusallaşarak takılınmaması gereken olaylar büyütülüyor, abartılı tepkiler veriliyor. İlgi alanlarınızda yapacağınız değişimler, ruh sağlığınızı da olumlu etkileyecek.</span></span><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><strong>Zihin detoksu yapın!</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Y</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">az mevsimi pozitif düşünce sistemimizi destekliyor, kışın bunalan ruhumuza yazın doğan güneş, umut oluyor. Mevsime göre farklılık gösteren duygusal değişimlerin nedeni; beynin melatonin salgısından ileri geliyor. Melatonin bize mutluluk veren bir salgı. Ve gelin görün ki melatonin gün ışığıyla bağlantılı olarak salgılanıyor. Bu nedenle yaz ayını fırsat bilip, olumlu düşüncelere yelken açın. Ruhunuza, zihninize ve bedeninize iyi gelmeyen kötü düşünceleri silip zihinsel detoks uygulayın.&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mutluluğu seçin</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Sizi mutlu edecek konular ve insanlar seçin. Burada, anlık mutluluklardan bahsetmiyoruz. Sonrasında ve devamında insana kendisini iyi hissettiren, huzur ve mutluluk veren, bir adım ötesine taşıyabilecek seçimler yapmak lazım.&nbsp; Bizleri mutsuz eden kişilerden ve durumlardan uzak durarak, bize olumlu enerji veren insanlar ile vakit geçirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki; mutluluk bulaşıcı</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">dır </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">ve mutluluğu yakala</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">yıp, sahip çıkmak</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> bizim elimizdedir” diyor. </span></span></span></span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Aug 2022 11:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/08/yazin-yenilenmenizi-saglayacak-8-altin-oneri-1659341883.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Güneş Çarpmasına Karşı 8 Kritik Önlem</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklarda-gunes-carpmasina-karsi-8-kritik-onlem-11558</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cocuklarda-gunes-carpmasina-karsi-8-kritik-onlem-11558</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında çocukları en mutlu eden aktiviteler deniz ve havuzda yüzmek, parklarda gönüllerince oynamak oluyor. Ancak sıcak havalarda güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, ‘güneş çarpması’ gibi oldukça tehlikeli bir tabloya yol açabiliyor. Sıcak çarpması ya da daha yaygın bilinen adıyla güneş çarpması; yüksek sıcaklıklara ve neme maruz kalma sonrasında vücudun ısı düzenleme mekanizmalarının bozulması sonucu ortaya çıkan bitkinlik ve koma hali olarak tanımlanıyor. Vücut ısı mekanizmalarının henüz yeterince gelişmemesinin yanı sıra ciltlerinin sıcağa daha fazla duyarlı olmaları nedeniyle 5 yaşın altındaki çocuklarda daha sık ve daha ağır seyreden güneş çarpmasında acil müdahale büyük önem taşıyor. Zira tedavide gecikildiğinde beyin, kalp ve böbrek gibi yaşamsal organlarda ciddi hasarlar gelişebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1658933701_Dr____ebnem_Kuter.jpg" style="height:319px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Altunizade &nbsp;Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter</span></strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> sıcak çarpmasını önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli kuralın ise özellikle güneşin yeryüzüne dik açıyla geldiği öğle saatlerinde çocukları güneş ışınlarından korumak olduğuna dikkat çekerek, “Ayrıca terleme ile kaybedilen vücut sıvısını yerine koymak için çocuklarımızın bol su ve sıvı tükettiklerinden emin olmalıyız” diyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter</strong>, çocukları güneş çarpmasından korumak için ebeveynlerin almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu saatlerde güneşe çıkarmayın</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Güneş ışınlarının yeryüzüne dik açıyla geldiği öğle saatleri (11.00-15.00) sıcaklığın da maksimum olduğu saatlerdir. Güneş çarpmaları en çok bu saatlerde yaşanıyor. Dolayısıyla çocuğunuzu öğle saatlerinde güneşe çıkarmaktan kaçının. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İnce ve hava alan kıyafetler giydirin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Güneş ışınlarını yansıtacak olan açık renkte kıyafetleri tercih edin. Ayrıca terlemeye izin veren ince ve hava alan kumaşlardan oluşan kıyafetler giydirin. Geniş kenarlı şapkalar ile güneş gözlüğü kullanarak, güneş ışınlarına maruziyeti azaltın.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Güneşe çıkarmadan koruyucu sürün</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hem güneş çarpmasından hem güneş ışınlarının kanserojen etkilerinden korumak için güneşe çıkmadan 30 dakika önce yüksek güneş koruma faktörlü kremi çocuğunuzun cildine uygulayın. Güneş koruyucu ürünler yaklaşık 3-4 saat etkili oldukları için dışarıda zaman geçirme süreniz uzadığında kremi mutlaka yineleyin. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Susamasını beklemeyin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocukları güneş çarpmasından korumanın &nbsp;en önemli yollarından biri, vücudunu susuz bırakmamak. Su, terleme yoluyla derinin nemli kalmasını sağlıyor. Böylelikle vücut ısısının yükselmesi önlenebiliyor. Terleme ile kaybedilen vücut sıvılarını yerine koymak için bol su ve sıvı tükettiğinden emin olun. Küçük çocuklar (1-3 yaş grubu) susadıklarını fark edemiyorlar. Bu nedenle çocuğunuzun susamasını beklemeden, gün içine yayarak 1-1.5 litre su içmesini sağlayın. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Öğle saatlerinde oyuna bırakmayın</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuklar zaten yüksek metabolizma hızına sahipler. Metabolik faaliyetlerinin daha da artmaması için özellikle öğle saatlerinde spor ve yüzme gibi yorucu aktivitelerden kaçının.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sık sık duş aldırın </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocukların ısı dengelerini sağlamak için ılık duş iyi bir yöntemdir. Sık sık duş almasını sağlayın. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Arabada asla yalnız bırakmayın</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıcak havada çocukların vücut ısıları hızla yükselebiliyor. Güneş ışığı altında kalarak ısınan araba gibi kapalı alanlarda asla yalnız bırakmayın. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Klimadan faydalanın </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıcak havalarda sıcaklığı ve nemi düşürmenin en etkili yollarından biri, klima oluyor. Bakımı yapılmış klimalardan yararlanarak ortam ısısını düşürmeye çalışın. </span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu belirtiler varsa, dikkat! </span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">40 ve üzeri ateş</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kızarık cilt</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hızlı nefes alıp verme</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kalp hızında artış</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Konuşma bozukluğu</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Huzursuzluk, ajitasyon</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yürüme ve denge bozukluğu</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bulantı, kusma</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Uyuma isteği</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ağız ve dudaklarda kuruluk</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Koyu renkli idrar</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çocuğunuzda sıcak teması sonrasında bu belirtilerden biri veya birkaçı geliştiyse hemen harekete geçmelisiniz. “Çocuğunuzu güneşten uzaklaştırmak, serin, gölge bir yere götürmek ilk müdahale olmalıdır.” uyarısında bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter,<strong> </strong>yapılması gerekenleri “Varsa fazla giysilerini çıkartın. Bilinci açık ise su içirmeyi deneyebilirsiniz, ancak bilinci kapalı ise boğulma riskine karşı su vermekten kaçının. Soğuk suyla ıslatılmış havlularla çevresel soğutma yapmak, uygulayabileceğiniz bir başka yöntemlerden. Sonrasında ise mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurun” olarak özetliyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Jul 2022 12:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/07/cocuklarda-gunes-carpmasina-karsi-8-kritik-onlem-1658999152.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Astımı Tetikleyen 7 Etken</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/astimi-tetikleyen-7-etken-11540</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/astimi-tetikleyen-7-etken-11540</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde yetişkinleri olduğu kadar çocukları da etkisine alan ve oldukça sık karşılaşılan  astım, halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/NiluferAykac.jpg" style="height:376px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hırıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve öksürük gibi solunum sistemi şikayetleri ile kendini belli eden astıma özellikle sigara başta olmak üzere genetik ve çevresel bir çok faktörün yol açabildiğini belirten <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç</strong> “Yaz aylarında da bazı kurallara uyulmadığında tetiklenebilen a</span></span><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">stım, hava yollarının daralması ile kendini gösteren ve ataklar (krizler) halinde gelen bir hastalıktır. Son yıllarda yaygınlaşarak ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 9’unda, her 100 çocuktan 15’inde görülür hale gelmiştir. Astım tedavisi mutlaka gecikmeden yapılmalıdır. Aksi taktirde kişinin günlük yaşantısında ciddi kısıtlamalara neden olurken, eğer kontrol altına alınmazsa hayati riske de yol açabilir.” diyor. Astımın doğru tedavi ile kontrol altına alınabildiğini, hastaların özellikle ataklara yol açan etkenlerden uzak durmaları gerektiğini vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, astımı tetikleyen 7 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tütün ürünleri</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yapılan bilimsel çalışmalar; tütün ve tütün ürünleri kullanımı gibi, tütün dumanına maruz kalmanın da astım hastalığı açısından en önemli risk faktörü olduğunu ortaya koyuyor. Tütün dumanına maruz kalmak hem çocukluk astımına yol açması hem de var olan hastalığın alevlenmesinde çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle anne karnında ve doğum sonrası, pasif sigara dumanı maruziyeti de çocuklarda astıma yatkınlığı artırıyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Klima</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Özellikle de yaz aylarının aşırı sıcaklarında vazgeçilmez hale gelen klimalar gerekli önlemler alınmadığında, astımı tetikleyebiliyor. Klimalar, gerekli filtre bakımları yapılmadan kullanıldığında kolonizasyon nedeniyle solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabildiği gibi astım hastalarının tedavisini güçleştirebiliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Solunum yolu enfeksiyonları </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Viral enfeksiyonlar; çocukluk çağı astım riskini artırdığı gibi astımı da ciddi ölçüde tetikleyebiliyor. Bu nedenle solunum yolu enfeksiyonlarının geciktirilmeden tedavi edilmesi,&nbsp; astımlı hastaların düzenli olarak göğüs hastalıkları hekimi tarafından takibinin yapılması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hava kirliliği</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Anne karnındaki dönemde hava kirliliğine maruz kalan çocuklarda astım daha çok görülürken, çocukluk dönemindeki maruziyet de akciğer gelişimini olumsuz etkiliyor. Hava kirliliği okul çağı çocuklarının akciğer fonksiyonlarında düşüşe yol açabiliyor. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Son yıllarda çöl tozlarının da astımı tetikleyerek acil servislere başvuruların ve hastane yatışlarının artmasına neden olduğu gösterilmiştir.” diyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mesleki faktörler</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Astım endüstrileşmiş ülkelerdeki en yaygın mesleksel solunum sistemi hastalığı olarak ilk sırada yer alıyor. Mesleklerin çalışma yaşındaki erişkin astımının yüzde 5-20’sinden sorumlu olduğu tahmin ediliyor. Özellikle boya işleri, fırıncılık, sağlık, mobilya, tarım, kozmetik sektöründeki çalışanlar maruziyet nedeniyle daha fazla risk taşıyor. Bu astım ‘mesleki astım’ olarak isimlendiriliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Obezite</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çağımızın önde gelen hastalıklarından obezite de, astım için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Obez astımlıların yakınmaları fazla olduğu gibi, solunum fonksiyonları daha düşük oluyor ve daha sık atak geçiriyorlar. İlaçlara yanıtları da daha güç olabiliyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Allerjenler</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Astım ile allerjik rinit başta olmak üzere diğer allerjik hastalıklar arasında güçlü bir ilişki vardır. Bu nedenle astımlı kişilerde gerektiğinde ayrıntılı allerjik değerlendirme yapılması tanı ve tedavi yönünden yararlı olabilir. Bahar aylarında ortaya çıkan yakınma durumunda polen duyarlılığı, yıl boyu olan, özellikle iç ortamda ve gece ortaya çıkan yakınma durumunda ev tozu akarı duyarlılığı, küflü ortam maruziyeti varsa, yıl boyu olan yakınmalar durumunda küf mantarı duyarlılığı, kedi/köpek bulunan ortama girdiğinde ani başlayan semptomları varsa kedi/köpek duyarlılığından şüphelenilir” diyor. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, özellikle havuzlarda kullanılan kimyasal maddelerin de astım krizlerini tetikleyebildiğini vurguluyor.&nbsp; </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Jul 2022 11:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/07/astimi-tetikleyen-7-etken-1658740535.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Semizotunu Bu Meyvelerle Tüketirseniz!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/semizotunu-bu-meyvelerle-tuketirseniz-11526</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/semizotunu-bu-meyvelerle-tuketirseniz-11526</guid>
                <description><![CDATA[Yazın sağlık deposu yeşilliklerden olmasına rağmen, ekşimsi tadı nedeniyle kimilerince tercih edilmeyen semizotunu yaz meyveleri ile tatlandırmak ve besin değerlerinden faydalanmak mümkün. Zira zengin vitamin ve mineral içeriği ile öne çıkan, diyet dostu olan, lifli yapısı sayesinde bağırsak sağlığını düzenleyen ve diğer yeşilliklere göre daha yüksek omega 3 içerdiğinden kalp sağlığını koruyup, kolesterolü düşürmeye katkı sağlayan semizotu, mutlaka tüketilmesi gereken sebzeler arasında yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/Ezgi_Hazal_Celik.jpg" style="height:335px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik,</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> “Demir, kalsiyum, potasyum ve C, A vitaminlerinden zengin semizotunu yazın rengarenk meyveleri ile birleştirerek besin içeriğini, lezzetini ve sağlığa etkilerini daha da artırmak mümkün. Üstelik meyveleri semizotu ile birlikte tüketerek alınan lif miktarı arttığı için kan şekerinin hızlı yükselmesini önleyip kan şekeri metabolizmasının düzenlenmesine katkı sağlayabilirsiniz” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, semizotunun yaz meyveleriyle hazırlanıp tüketildiğinde sağladığı faydaları anlattı, önemli önerilerde bulundu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Şeftalili Semizotu Salatası</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">A ve C vitamininden zengin şeftali aynı zamanda iyi bir potasyum, magnezyum ve kalsiyum kaynağı. Cilt sağlığı üzerindeki olumlu etkileri olan şeftali, semizotu ile birlikte tüketildiğinde cilde nem kazandıran, böbrek sağlığını olumlu etkileyen, öğünün lif içeriğini artırarak bağırsak sağlığının düzenlenmesine olan destek olan bir içerikle karşımıza çıkıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ananaslı Semizotu Salatası</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bromelain içeriği ile sindirim sistemini destekleyen, içerdiği diğer vitamin ve minerallerle bağışıklığı güçlendiren ve ödem atıcı özelliği bulunan ananas semizotuna yakışan meyvelerden biri. Özellikle bağırsak ve sindirim sağlığı için ananaslı semizotu salatasını öğün aralarında ya da kahvaltılarınızda tercih edebilirsiniz. Ekşimsi tatlar sevmeyen kişiler tarçın ile birlikte fırınlanan ananas ile semizotu salatasını deneyebilirler.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çilekli Semizotu Salatası</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kırmızı renkli meyvelerden en sevilen çilek yüksek antioksidan içeriği ile vücutta oksidatif stres ve iltihaplanma ile savaşır. Aynı zamanda sağlığı koruyucu birçok faydası olan semizotuna en çok yakışan meyvelerden biri. Semizotu ve çilek ile salatalarınızı renklendirebilir, her ikisinin de kıymetli besin içeriklerinden faydalanarak hastalıklardan koruyucu bir salata seçeneği olarak öğünlerinize ekleyebilirsiniz. 100 gramında 70 mg C vitamini bulanan çilek ile hazırladığınız semizotu salatası günlük C vitamini gereksiniminizi karşılar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Elmalı Semizotu Salatası</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça düşük olan elma insülin direnci, tip 2 diyabet gibi mevcut hastalığı olan bireyler için oldukça iyi bir alternatif. Çözünen ve çözünmeyen liflerden oldukça zengin olan elma, iştahı keser, tokluk süresini uzatır. Diyetlerde düşük kalori içeriği ve iştaha olan olumlu etkilerini artırmak için semizotu ile birlikte tüketilebilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kayısılı Semizotu Salatası</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Liberation Serif&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">A vitamini ve potasyumdan zengin kayısı sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığa iyi gelir. Öğünde alınan lif miktarının artırılması ve kronik kabızlığı olan bireylerde semizotu gibi lif içeriği zengin, bağırsak sağlığını destekleyen bir sebze ile tüketilerek uzayan kabızlık sürecine destek olabilir.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Jul 2022 11:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/07/semizotunu-bu-meyvelerle-tuketirseniz-1658305012.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Aylarında Sık Görülen 5 Enfeksiyona Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/yaz-aylarinda-sik-gorulen-5-enfeksiyona-dikkat-11509</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/yaz-aylarinda-sik-gorulen-5-enfeksiyona-dikkat-11509</guid>
                <description><![CDATA[Covid-19 pandemisi nedeniyle zorlu geçen kış döneminin ardından nihayet yaz mevsimi geldi. Ancak sıcakların artması, insanların daha çok havuzlar gibi ortak kullanım alanlarında bir arada bulunuyor olmaları, su ve besin hijyeninin daha zor sağlanması, kene ile sivrisinek gibi etkenlerle temas, akut bağırsak enfeksiyonundan legionella enfeksiyonuna kadar pek çok enfeksiyon riskini de beraberinde getiriyor. Tedavisi mümkün olan bu hastalıkların ciddiye alınmaması nedeniyle tanı ve tedavi süreçlerinin gecikmesi halinde kimi zaman hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabilen sıvı-elektrolit kayıpları ve ciddi septik tablo, bir başka deyişle ağır enfeksiyon sonucunda bağışıklık sisteminin verdiği yoğun tepki ile organ ve dokularda hasarlar görülebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1657003065_Dr__Semra_Kavas.jpg" style="height:333px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">,</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> alacağımız basit önlemlerle yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonların büyük bir kısmından korunmanın mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Hijyenik koşullarda üretilip saklandığından emin olduğumuz yiyecek ve içecekleri tüketerek; kene ve sivrisineklerden korunmak için önlemlere uyup&nbsp;kırsal alanlarda bulunduktan sonra tüm vücudun kene kontrolünü yaparak; deniz, havuz,&nbsp;banyo veya egzersiz sonrasında ıslak, terli çamaşırlar veya mayoyla uzun süre durmayarak başlıca tedbirleri almış oluruz.” diyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas</strong>, yaz aylarında en sık görülen enfeksiyonlardan korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Akut bağırsak enfeksiyonu (gastroenteritler)</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Akut gastroenteritler (bağırsak enfeksiyonları) yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonları oluşturuyor. Rota ve adenovirüs gibi virüsler; E.coli, Salmonella, Shigella ve S.aureus gibi bakteriler enfeksiyon etkeni olabiliyor. Hastalık kontamine olmuş (kirlenmiş) eller, hijyenik hazırlanmamış ya da uygun koşullarda saklanmamış besinler, yetersiz dezenfekte edilmiş havuz suyunun yutulması, kanalizasyon sularıyla kirlenmiş suyun içilmesi ya da kirli suyla temas etmiş yiyeceklerin tüketilmesiyle bulaşıyor. Dr. Semra Kavas,<strong> </strong>bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerin birkaçını içeren tablolarla kendini belli eden bu enfeksiyonların en önemli sonucunun sıvı kaybı olduğuna işaret ederek, “Dolayısıyla tedavinin bel kemiği, sıvı ile tuz kaybının zamanında ve hastalığın şiddetine uygun şekilde yerine konmasıdır. Bakteriyel etkenlerin bazıları için antibiyotik tedavisi gerekebiliyor” diyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nasıl korunmalı? </span></span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">El hijyeninize dikkat edin. </span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temizliğinden emin olun. </span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Temizliğinden ve saklama koşullarından emin olmadığınız gıdaların tüketiminden kaçının.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Süt ve süt ürünlerinin sıcak ortamlarda kolay bozulabildiğini unutmayın. </span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İdrar yolu enfeksiyonu</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kirli havuz ile sulara girmek, ıslak ve kirli mayoları değiştirmemek, yeterli su içmemek gibi nedenlerle özellikle kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. Bu enfeksiyon idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma isteği, karın alt bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissi, karında şişlik, bulanık ve kokulu idrar, bulantı, kusma ile ateş gibi belirtilere yol açıyor. Tanı konulması ve tedavisi kolay olmakla birlikte, ihmal edilmesi halinde ciddi böbrek enfeksiyonlarına neden olabiliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nasıl korunmalı?</span></span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaz aylarında su içmeyi arttırın.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İdrarınızı kesinlikle tutmayın.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Klorlama ve su analizi yapıldığından emin olunmayan havuzları tercih etmeyin.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Suya girmeden önce ve çıktıktan sonra duş alın. </span></span></span></span></li>
</ul>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Islak mayo ile kalmayın, mayonuzu sudan çıktıktan sonra hemen değiştirin.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Tuvalet sonrası temizlik kadınlarda önden arkaya doğru yapılmalı.</span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mantar enfeksiyonları</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıcak havalar, deniz ve havuz gibi faktörler genital bölge ile cilt mantar hastalıklarında artışa neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda, diyabet hastalarında ve yakın zamanda antibiyotik kullanan kişilerde genital mantar enfeksiyonu riski artıyor. Mantar enfeksiyonları genital bölgede ağrı, kaşıntı, akıntı; ciltte renk değişikliği, kaşıntı, kepeklenmeler ile ortaya çıkabiliyor. Dr. Semra Kavas, “Mantar enfeksiyonlarının çoğunlukla kremlerle tedavisi mümkün olsa da bazı koşullarda ağızdan mantar ilaçlarının alınması gerekebiliyor” diyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nasıl korunmalı? </span></span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Havuz ve deniz sonrası ya da terledikçe ıslak kıyafetlerinizi kurusuyla değiştirin.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Pamuklu iç çamaşırı giymeye, sık sık çamaşır değiştirmeye dikkat edin.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hava geçiren ayakkabıları tercih edin.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beslenme düzeninize dikkat edin; bol su içilmeli, sindirimi kolay olan hafif gıdaları tercih etmeli, baharat kullanımını azaltmalı, paketli gıda tüketiminden kaçınmalı, meyve ve sebzeden zengin beslenmelisiniz. </span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Böcek ısırıklarıyla oluşabilen enfeksiyonlar </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaz aylarında dış ortamda geçirilen zaman arttığı için hastalık taşıyıcı olabilen keneler ve sivrisinekler gibi etkenlerle temas riski artıyor. Viral bir hastalık olan ve hayatı tehdit edebilen Kırım Kongo kanamalı ateşi kene ile bulaşıyor ve yüksek ateşle seyrediyor. Yine kene ile bulaşan Lyme hastalığı ve Q ateşi de ülkemizde görülüyor ve ateşin eşlik ettiği farklı klinik tablolara sebep oluyorlar. Dr. Semra Kavas, bu enfeksiyonların antibiyotikler ile tedavi edilebildiklerini belirterek, “Ayrıca özellikle yurt dışı seyahat öyküsü olan ateşli hastalarda altta yatan neden sivrisineklerle bulaşan ve Afrika ile Asya ülkelerinde sık görülen sıtma, Batı Nil virüsü veya Zika virüs hastalığı olabiliyor” diyor. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Nasıl korunmalı?</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Kırsal alanlarda, kenelerin vücudunuza girebileceği açık yerlerinizi kapatın.</span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Kenelerin kolay fark edilebilmeleri için açık renkli kıyafetler giyin. </span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Eve döndüğünüzde kıyafetlerinizi çıkararak kene açısından kontrol yapın.</span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Sıtma yönünden, riskli bölgelere seyahat öncesinde alacağınız ilaçlar için seyahat sağlığı ile ilgili merkezlere başvurun.</span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Bataklık, su birikintisi ve çalılık alanlarından uzak durun.</span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Çevresel kontrolün sağlanamadığı bölgelerde doğrudan cilde uygulanmayan ve toksik içerikli olmayan sinek-kene kovucu maddeler kullanın. </span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Solunum yolu enfeksiyonları</span></span></strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı, kas-eklem ağrıları ve ateş, üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıklıkla görülen belirtilerini oluşturuyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, genellikle virüslerin etken olduğu bu hastalıkların destek tedavilerle ortadan kalktığını vurgulayarak, </span></span><span style="font-size:11.0pt">“</span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaz aylarında daha sık rastlanan ve solunum yollarından bulaşan Lejyoner hastalığı da, legionella türü bakterinin sebep olduğu ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Bakteri genellikle çevresel kaynaklardan yayılan soğutma kulelerinin fanlarından, jakuzi ve duş başlıklarından, sprey nemlendirme cihazlarından ve dekoratif fıskiyelerden yayılan su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor. Tedavi büyük önem taşıyor, aksi halde ek hastalıkları olan, ileri yaş ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ölüm oranları yüzde 50’nin üzerinde seyrediyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Nasıl korunmalı?</span></span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">En önemli önleme el temizliğiyle mümkün oluyor. Ellerinizi sık sık en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkamayı alışkanlık edinin. </span></span></span></span></li>
</ul>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sabun ve su yoksa, en<strong> </strong>az yüzde 60 alkol içeren alkol bazlı el dezenfektanı kullanın.&nbsp;</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza kirli, yıkanmamış ellerle dokunmayın. </span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hasta olan insanlarla yakın temastan kaçının.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Öksürüğünüzü mendille kapatın ve mendile hapşırın. Ardından mendili çöp kutusuna atın.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kapalı kalabalık ortamlarda uzun süre kalmanız gerekliyse cerrahi maske kullanın. </span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sık dokunduğunuz yüzey ve eşyaları (gözlük, çanta, cüzdan vs) normal bir temizleme spreyi, dezenfektan mendil veya su-sabunla silerek temizledikten sonra kullanın.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Klimaların temizlik ve bakımlarını düzenli olarak yaptırın. </span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">COVİD-19 aşınızı, risk grubunda iseniz pnömokok ve influenza aşılarınızı mutlaka yaptırın.</span></span></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Jul 2022 10:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/07/yaz-aylarinda-sik-gorulen-5-enfeksiyona-dikkat-1657177615.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Dünyanın En Öfkeli 2’nci Ülkesi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/turkiye-dunyanin-en-ofkeli-2nci-ulkesi-11487</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/turkiye-dunyanin-en-ofkeli-2nci-ulkesi-11487</guid>
                <description><![CDATA[Global bir araştırma şirketinin son yaptığı çalışmada Türkiye, dünyanın en öfkeli ikinci ülkesi olarak yer aldı. Türk halkındaki öfkenin sadece ekonomik faktörlere bağlanmaması gerektiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, yaşam koşullarının değişmesi ve insanların kendilerine zaman ayıramamalarının da öfkenin ortaya çıkmasında etkili olduğunu söylüyor. Türkiye’de özellikle trafik kelimesinin öfkeyi çağrıştırdığını vurgulayan Çevirir, öfkenin yaşam kalitesini düşürüp işlevselliği bozduğuna dikkat çekerek enerjiyi yıkıcı değil, yapıcı düşüncelere yönlendirmeyi ve gerektiğinde bir uzmandan destek alınmasını tavsiye ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, yapılan bir araştırmada Türkiye’nin dünyada en öfkeli ikinci ülke olmasını değerlendirdi ve öfkeyi azaltacak tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Türk halkının yüzde 48’i sinirli</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Global araştırma şirketi Gallup, “Global Emotions”ın </span></span><span style="font-size:12.0pt">son yaptığı çalışmada Türkiye’nin sıralamada Lübnan’dan sonra dünyanın en öfkeli ikinci ülkesi olarak yer aldığını belirten Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Lübnan’da halkın yüzde 49’u kendisini ‘sinirli’ olarak tanımlarken, bu oran Türkiye’de yüzde 48 oldu. Sonuçlara göre halkın neredeyse yarısının sinirli olduğu belirlendi. Pozitif duygularla ilgili yapılan araştırmanın sonuçlarında ise birinci sırada 82 puanla El Salvador yer aldı. Yani El Salvador, en pozitif ve mutlu ülke seçildi.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Öfkenin pek çok faktörü var</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, neden bu kadar sinirli bir ülke olduğumuzun birçok faktörle açıklanabileceğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">“Çalışmada elde edilen sonucun ütopik olmadığını söyleyebiliriz. Herkesin aklına bu sonuçla bağlantılı olarak birçok neden geliyordur. Ancak Küba gibi gelir ortalaması düşük bir ülke bu sıralamada yer almıyorsa, bunun sebebi sadece ekonomik faktörlerle açıklanıyor olmamalı. Tabii ki yaşam koşullarının bu kadar kısa sürede gerilemiş oluşu, insanların kendisine zaman ayıramaz hale gelmesi ve ekonomideki dalgalanmalar çok güçlü bir faktörler ancak başka faktörleri de olmalı. Ülkenin bir fikre uyum sağlamaya çalışırken aniden başka bir şeye uyum sağlamayı çalışıyor oluşu da insanlarda kaotik bir süreç başlatıyor. Kendi içindeki süreçle ilgilenemezken bir de dışarıdan art arda uyaranlar alıyor. Ekonomiden çok dışa vurum diyebiliriz. Toplumun dinamikleri, yaşam koşulları ve öğrenilmiş kültürel tepkiler etkili oluyor.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Öfke hayat kalitesini düşürüp işlevselliği bozuyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#212529">Yoğun öfkenin olduğu yerde akla ilk olarak tehdit algısı ve baş edememenin geldiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Tehlike varsa altta ‘ilk yumruğu ben atayım’ düşüncesi yatar ve bu aslında bize kişinin kaygıyla yanlış bir şekilde baş ettiğini gösterir. Bu da öğrenilmiş bir tepkidir. Burada uygunsuz tepki ve aşırıya kaçan yoğun öfke dışavurumundan söz ediyoruz. Tabii ki öfke de mutluluk, sevinç ve korku gibi bir duygudan ibarettir. Ancak her duygunun altında bir düşünce yattığını da kaçırmamak gerekir. Yer yer ani çıkışlara sebebiyet verip, neden sonuç ilişkisi kuramamamızla beslenen öfke artık çok yoğundur ve kişinin hayat kalitesini düşürür, işlevselliğini bozar. Birey; dur, düşün ve harekete geç mekanizmasını uygulayamaz ve frenleri tutmaz. Kişi patlamayı bekleyen bir bomba gibi pusuya yatar.” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Trafik, öfkeyi çağrıştırıyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#212529">Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, yaz tatili ve bayram denilince akla ilk olarak trafiğin geldiğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#212529">“Dünyanın her yerinde şehir hayatının bir parçası olarak kabul görmüş olan trafik kelimesinin bizim ülkemizde bağdaştırıldığı ilk sıfat ‘öfke’. Yeri geldiğinde vakitsizlik yeri geldiğinde de hayat mücadelesi olarak tanımlanan rutinin içerisinde aktarılamayan, işlenemeyen hatta çoğunlukla kabul bile edilmeyen negatif duygu ve düşünceler, bireyin iç dünyasında birikerek tahammül seviyesini aşağı çekiyor. Sadece bu süreç için değil, uzun zaman zarfında insanların kendilerine bir şekilde daha fazla zaman ayırması gerektiğini, çevresel uyaranlar ile mücadele mekanizmalarını geliştirmelerinde, pozitif duyguları yaşamaya müsaade ettikleri kadar negatif duyguları da kabullenmelerinde ve enerjilerini yıkıcı değil, daha yapıcı şeylere yönlendirmelerinde fayda olacağını düşünüyorum. Önceliğin kendimiz olduğunu, biz iyi olmazsak ailemize de yakın çevremize de faydalı olamayacağımızı hatırlamak gerekiyor. Stresörler karşısında nasıl bir pozisyon alıyoruz, nasıl baş ediyoruz? Biraz daha düşünmeli ve bu hususta uzmanlardan yardım almaktan çekinmemeliyiz.” </span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Jul 2022 11:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/07/turkiye-dunyanin-en-ofkeli-2nci-ulkesi-1657009052.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uçuş Korkunuz Hayatınızı Kabusa Çevirmesin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/ucus-korkunuz-hayatinizi-kabusa-cevirmesin-11477</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/ucus-korkunuz-hayatinizi-kabusa-cevirmesin-11477</guid>
                <description><![CDATA[Sanal gerçeklik tedavisinin en yaygın uygulandığı alanların başında fobiler geliyor. Kişinin uçak fobisi ya da yükseklik fobisi yaşam kalitesini etkileyebiliyor. İş seyahatleri uçak korkusu yüzünden kabusa dönebiliyor. Sanal gerçeklik tedavisi ile kişiye fobilerini yaşadığı sanal bir ortam oluşturulduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, bu yöntem sayesinde kişinin uçuş korkusunu yenebildiğine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, psikoterapi hizmetleri kapsamında kullanılan sanal gerçeklik tedavisine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Sanal gerçeklik destekleyici bir tekniktir</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sanal gerçeklik tedavisinin başlı başına bir terapi ekolü olmadığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sanal gerçeklik, kanıta dayalı olan bilişsel davranışçı terapi yöntemine eklenen destekleyici bir terapi tekniğidir.”dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Fobiler nedeniyle hayat kabusa dönmesin!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sanal gerçeklik tedavisinin ağırlıklı olarak fobilerin tedavisinde kullanıldığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sanal gerçeklik tedavisi denildiğinde akla genellikle fobiler gelir. Sanal gerçeklik tedavisinin en yaygın uygulandığı alan fobilerdir. Kişinin uçak fobisi, yükseklik fobisi gibi çeşitli fobileri olabilir. Sanal gerçeklik ile kişiye bu fobilerini yaşadığı sanal bir ortam oluşturulur. Kişi yaşamında ilerlemesini engelleyen fobileri ile bu yöntem aracılığı ile vedalaşabilir. İş seyahatleri uçak fobisi nedeni ile kabus olabilir. Kişi işinden ve hatta kariyerinden olabilir. Bu gibi durumlarda oluşturulan sanal ortam ve teröpatik bağ oldukça işlevsel olacaktır.” diye konuştu. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Sanal gerçeklik tedavisi hangi aşamalardan oluşuyor?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın,sanal gerçeklik tedavisinin uygulama aşamalarına ilişkin de şunları söyledi:</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kişi fobileri sebebi ile terapiye başvurduğunda bilişsel davranışçı terapi uygulanabilir. Ek bir teknik ile terapi kuvvetlendirilebilir. Terapisti kişiye sanal gerçekliği ve süreçlerini anlatır.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;VR gözlüğü denilen gözlük ile kişinin korktuğu ortam oluşturulur. Mesela kişinin yükseklik fobisi var ise yüksek bir alanda yürüyormuş gibi bir alan hazırlanabilir. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Elbette ki sanal gerçeklik öncesi terapistin müdahaleleri oldukça önemli olacaktır. Kişi gözlükte karşılaşacakları hakkında bir ön bilgiye sahip olmalıdır. Terapist bu konuda bilgi verir ve süreç başlar. </span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Maruz bırakma yöntemi uygulanıyor</span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Süreç bilişsel davranışçı terapide olan ‘maruz bırakma’ yönteminin sanal halidir. Kişi maruz bırakıldıkça kaygı puanı alınacaktır.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kişi, çok hızlı olmasa bile kaygısının zamanla azaldığına kendisi şahit olacaktır. Bu süreçte kişi maruz kaldıkça ve kullanılan terapi yöntemleri ile adım adım fobisinden uzaklaşacaktır. Hayatında kabusa dönüşen süreçten kurtulmak için oldukça işlevsel bir yöntemdir.</span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Sanal gerçeklik tedavisi kimlere uygulanabilir?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sanal gerçeklik tedavisi uygulamasında belirli bir yaş sınırı olmadığını fakat kişinin kendini ifade edebilmesinin önemli olduğunu vurgulayarak “Sanal gerçeklik yöntemi, terapistin ve danışanın çok aktif olması gereken bir yöntemdir. O sebeple çocukluk çağından öte ergen ve yetişkin bireylerde daha işlevsel ve aktif olarak kullanılan bir yöntemdir.” diye konuştu.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jun 2022 13:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/06/ucus-korkunuz-hayatinizi-kabusa-cevirmesin-1656584512.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karpuz Tüketirken 6 Kurala Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/karpuz-tuketirken-6-kurala-dikkat-11471</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/karpuz-tuketirken-6-kurala-dikkat-11471</guid>
                <description><![CDATA[Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına destek oluyor… Kalp ve kanser hastalıklarından korunmada fayda sağlıyor… Böbrek ve cilt sağlığımız üzerinde önemli işlevler üstleniyor… Uykusuzluğa karşı savaşıyor… Lezzeti ve bol su içeriğiyle yaz aylarının en favori meyvelerinden olan karpuz, A ile C vitaminleri, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallerin yanı sıra likopenden de zengin olması sayesinde sofralarımıza adeta sağlık taşıyor. Ancak karpuz tüketirken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor, aksi halde yarardan çok zarar verebiliyor!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/Ezgi_Hazal_Celik.jpg" style="height:335px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, </span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">glisemik &nbsp;indeksi yüksek olması nedeniyle kan şekerini hızla yükseltebildiği için karpuzun fazla tüketilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Diyabet ve insülin direnci gibi bir hastalığınız varsa karpuzu günde sadece bir kez 200 gramı geçmeyecek şekilde ve haftada en fazla 3-4 kez tüketmeye özen gösterin” diyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, </strong>karpuz tüketirken sağlığınızı riske atmamak için dikkat etmeniz gereken 6 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ana öğün değil, ara öğün olsun! </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Karpuz yapısında işlenmemiş, doğal şeker içeriyor. Büyük bir bölümü sudan oluşsa da, 100 gramında yaklaşık 7gr karbonhidrat mevcut. İçeriğindeki karbonhidrat nedeniyle glisemik indeksi, yani kan şekerini yükseltme hızı yüksek olduğu için ideal porsiyon miktarı aşıldığında özellikle diyabet hastalarının sağlığını tehdit edebiliyor. Fazla tüketimi içerdiği karbonhidrat nedeniyle göbek çevresinde ve karaciğerde yağlanmaya da neden olabiliyor. Yine içeriğindeki fodmap nedeniyle sindirim sistemi de etkilendiği için şişkinlik ve gaz gibi problemler de gelişebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Porsiyon miktarının artması nedeniyle karpuzu ana öğün olarak değil, ara öğün olarak tüketmeye özen gösterin” diyor. &nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yanında mutlaka protein tüketin</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Karpuz; elma, armut ve muz gibi meyvelerden farklı olarak uzun süreli tokluk sağlamıyor, mideyi şişirerek kısa süreli doygunluk hissetmenize yol açıyor. Bu nedenle karpuzun yanında peynir gibi protein kaynağı ya da ceviz, badem ve fındık gibi yağlı tohumları tüketmeniz hem daha uzun süre tok kalmanıza hem de tükettiğiniz karpuz porsiyonunun kontrollü olmasına yardımcı olacaktır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Karpuz peynir ikilisine dikkat! </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Karpuz denildiğinde hemen hepimizin aklında ilk olarak ‘peynir’ geliyor. Zira karpuz-peynir yaz aylarında ara öğünlerin vazgeçilmez ikilisini oluşturuyor. Uzun süreli tokluk sağlamayan karpuzun yanında iyi bir protein kaynağı olan peynir tüketmeniz kan şekerini dengeleyerek doygunluk, dolayısıyla porsiyon kontrolü sağladığı için aynı zamanda da faydalı. Ancak dikkat! Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Günlük tuz tüketiminin artmaması için ara öğünde bir porsiyon az tuzlu peynirle bir porsiyon (yaklaşık 200 gram) karpuz miktarını aşmayın” uyarısında bulunuyor. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Çekirdeklerini sakın atmayın </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Karpuz çekirdeklerinin de karpuz gibi sağlığa birçok olumlu etkisi oluyor. Vitamin, mineral ile yağın yanı sıra içerdiği cucurbocitrin adlı madde sayesinde kan basıncının düşmesine ve böbreklerin temizlenmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor. Çekirdeği karpuzla birlikte çiğ halde tüketemiyorsanız kuruttuktan sonra kuruyemiş şeklinde de yiyebilirsiniz. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Karpuz suyunu tercih etmeyin</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Glisemik indeksi yüksek olan, dolayısıyla fazla miktarda yenildiğinde kan şekerini hızla yükseltme riski taşıyan karpuz, meyve suyu veya smoothie şeklinde tüketildiğinde kan şekerinin düzenlenmesinde sorun oluşturabiliyor. Bunun nedeni ise karpuz suyu olarak tüketildiğinde karpuzun porsiyon miktarının artması. Smoothie’lerde de hem ekstra başka besinlerin eklenmesi hem de yine bir sıkma işlemi uygulandığı için porsiyon miktarı, dolayısıyla kalori içeriği artıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Meyve suyunda C vitamini ve lifin büyük bir kısmının kaybolduğunu da göz önünde bulundurarak, karpuzu meyve şeklinde tüketmeniz daha sağlıklı olacaktır” diyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kesmeden önce buzdolabına koymayın</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Karpuzu oda sıcaklığında bütün halinde tutmanız içeriğindeki antioksidan miktarının artmasına fayda sağlıyor. Bu nedenle karpuzu kesme zamanı gelmeden buzdolabına koymayın. Kestikten sonra üzeri kapalı bir şekilde buzdolabında 3-4 gün muhafaza edebilirsiniz. Bozulmaması için bitiremediğiniz karpuzları ezerek posa haline getirdikten sonra dondurup, limonata tariflerinde değerlendirebilirsiniz.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jun 2022 10:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/06/karpuz-tuketirken-6-kurala-dikkat-1656575496.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Kilo Vermenin 8 Etkili Yolu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/yazin-kilo-vermenin-8-etkili-yolu-11452</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/yazin-kilo-vermenin-8-etkili-yolu-11452</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıklarla kıyafetlerin incelip kiloların ortaya çıkması pek çok kişide acil kilo verme isteğini beraberinde getiriyor. Bu nedenle şok diyetlere yönelmek, bilimsel olmayan yöntemlerle zayıflamaya çalışmak ise sağlık açısından ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilirken, hayati riske dahi yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/MuzeyyenCelik.jpg" style="height:349px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">, kilo vermek için izlenecek yöntemlerin; kişinin yaşı, metabolizması, hastalıkları, günlük yaşam alışkanlıkları, gün içerisindeki hareketliliği gibi bir çok faktöre göre değiştiğini, herkes için ortak bir formül bulunmadığını belirterek, şok diyetlerin hem sürdürülebilirliğinin olmadığını hem de çok ciddi sağlık sorunlarına hatta hayati riske yol açabildiğini vurguluyor. Herhangi&nbsp; bir sağlık problemi ve metabolik hastalığı olmayan kişilerin bazı kurallara dikkat ederek ayda 5 kilo vermelerinin mümkün olduğunu söyleyen &nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, bunun için dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günde 2 litre su için</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günde iki litre su içerek vücudunuzdaki toksinlerin dışarı atılmasını sağlayabilirsiniz. Toksinlerden temizlenmiş bir vücut daha kolay yağ yakımı sağlarken, yeterli sıvı alımı iştah kontrolü de sağlayarak zayıflamanıza yardımcı olacaktır.&nbsp;Su tüketmek zor geliyorsa içine bir iki damla meyve suyu veya taze meyve parçaları, nane, limon ekleyin. Soğuk bitki çayları, şekersiz olarak meyvenin kendi tadıyla pişmiş kompostolar, limonata, ayran, kefir, maden suyu en doğru seçimlerdir. </span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bol sebze tüketin</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sebzeler, birçok hastalıktan korunmada etkili olduğu gibi, içeriğindeki zengin lif yapısıyla sağlıklı kilo vermede de kritik rol oynuyor. Her öğünde salata veya zeytinyağlı sebze tüketimine özen gösterin. Lifli besinler bağırsakları çalıştırırken, tokluk hissini artıracağı ve tokluk süresini uzatacağı için; gereksiz kalori alımının önüne geçmenize yardım ederek kilo verme sürecini kolaylaştırır.</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Meyveyi abartmayın</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaz meyvelerinin sağlığa faydaları olduğu gibi, aşırı tüketiminde zarar verebildiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik “Meyve suyundan ziyade meyvenin posasıyla yenilerek tüketilmesi gerekir. Porsiyon ölçülerine dikkat edilmesi de çok önemlidir. İnce 1 dilim karpuz, 10 orta boy erik, 10-12 orta boy çilek, 15 adet üzüm veya 10-12 kiraz 1 porsiyon meyve ölçüsüdür. ‘Nasılsa zararsız’ diyerek 1 kilogram meyve yemeyin. Porsiyonu kontrol ederek hem kan şekerinizdeki dalgalanmaların önüne geçebilir hem de gereksiz şeker ve kalori alımını önlemiş olursunuz. Meyvelerin içeriğinde bulunan fruktoz şekerinin de fazla tüketildiğinde kilo aldırabileceğini unutmayın” diyor. </span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kızartmalardan, aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durun</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaz aylarında krema, mayonez, yağlı sos, katı yağ gibi yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı; yemeklerde bitkisel sıvı yağların kullanımı, yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara ve fırın gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır. Fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişleri&nbsp; günlük tükettiğiniz yağ miktarını azaltarak kullanabilir, kendinize ara öğünler oluşturarak ana öğünlerdeki kalori alımını azaltabilirsiniz. Böylece kilo kontrolünü de sağlamış olursunuz.</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yoğurt ve kefire sofranızda yer açın</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yoğurt, &nbsp;bağırsak düzenleyici olması ve yararlı bakteri içermesi sebebiyle önemlidir. Aynı zamanda serinletici olan yoğurt içerdiği kalsiyumla sadece kemik ve dişler için değil, içeriğindeki magnezyum ve potasyumdan dolayı kas fonksiyonları ve sinir iletimleri için de önemlidir. Potasyum diğer taraftan vücuttaki su, asit ve baz dengesi için de gereklidir. Yoğurdu, cacık veya ayran şeklinde tüketmek daha fazla sıvı alımını sağlar. Özellikle terle kaybolan minerallerin başta sodyum olmak üzere yerine konmasında ayran ve cacık kimi zaman ilaç yerine geçer. İçeriğindeki karbonhidrat, protein ve yağ nedeniyle özellikle spor sonrası tercih edilebilecek fonksiyonel bir besin grubudur. Aynı zamanda içeriğindeki kalsiyumla özellikle karın çevresindeki yağlanmanın azalmasına yardımcı olacağından her gün bir kase yoğurt yemeye ya da 1 bardak kefir içmeye özen gösterin. </span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Şerbetli tatlılar yerine bu tatlıları tercih edin</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p style="margin-left:24px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yaz aylarında&nbsp; serinlemek ve tatlı ihtiyacını karşılamak için dondurma tüketilebilirsiniz. Ancak porsiyona dikkat etmekte fayda olacaktır. Akşamları yemekten en az 2 saat sonra 1 top dondurma yenebilir ama kilo vermek isteyenler için bu sıklık sakıncalı olacağından aşırıya kaçmamaya dikkat edin. </span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Açık büfelerde kontrolü kaçırmayın</span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sağlıklı beslenmenin altın kuralı her zaman porsiyon miktarına dikkat etmektir. Ancak yaz aylarında özellikle tatillerde açık büfeden dolayı fazla besin tüketimine eğilim oluyor. Bu durumda ilk önce hazırlanan yemekleri gözden geçirmek, seçtiğiniz yemeklerden az az almak, tabağınızı doldururken salatalardan başlamak, özellikle bol yeşillik ve sebze tüketmek sizi bol kalorili yiyeceklerden koruyacaktır. Bu kontrolü sağlayarak hem gözünüz hem karnınızı doyurmuş olmanın yanında gereksiz kalori almadan zayıflama sürecini hızlandırmış olursunuz.</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Spor yapmayı ihmal etmeyin!</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:black">Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik “Sağlıklı ve zinde bir vücut için haftanın en az 3 günü spor yapmayı ihmal etmeyin. Eğer insülin direnciniz ve hipogliseminiz yoksa sabah aç karnına yapılan egzersizler metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlayacaktır. Düzenli yapılan spor; vücuda giren fazla enerjinin tolere edebilmesi için vücuda yardım eder. Bunun yanında&nbsp;&nbsp;yapılan sporla kas ağırlığının artması durumunda vücudunuzun enerji yakma kapasitesini artırarak&nbsp;ve kilo verme sürecinize yardımcı olur” diyor. </span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jun 2022 14:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/06/yazin-kilo-vermenin-8-etkili-yolu-1655897228.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Babaların Çocuk Gelişiminde 8 Önemli Rolü</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/babalarin-cocuk-gelisiminde-8-onemli-rolu-11425</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/babalarin-cocuk-gelisiminde-8-onemli-rolu-11425</guid>
                <description><![CDATA[‘Çocuk gelişimi’ denildiğinde aklımıza ilk olarak anneler geliyor. Bunun nedeni ise hamilelik, doğum ve emzirme gibi süreçlerin anneye ait olması. Ama aynı zamanda toplumsal cinsiyet rolleri de etkili oluyor kuşkusuz. Her kız çocuğunun ilk oyuncağının bebek olmasının yanı sıra kardeşler ile kuzenlerin bakım süreçlerine dahil edilmesi gibi etkenler nedeniyle çocuk bakımı ve gelişiminde anneler daha ön plana alınıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/Sena_Sivri.jpg" style="height:566px; width:800px" /></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri</span></span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">, çocukların zihinsel ve ruhsal gelişiminde aslında anneler kadar babaların da önemli bir yere sahip olduğuna işaret ederek, “Baba ile çocuk arasında kurulan hatalı ilişki çocuğun hayatını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Öyle ki cinsel kimliğini geliştirmesi, dünya üzerinde kendini güvenli ve değerli hissetmesi, otorite ve sınırları kabulü, akademik başarısı, sosyal ilişkileri ile kendilik algısı üzerinde problemlere ve gelişimsel aksamalara yol açabiliyor. Sağlıklı kurulan baba - çocuk ilişkisi ise tüm gelişimsel, sosyal ve akademik alanlarda çocuğun kendilik algısının güçlenmesini ve sağlıklı gelişimini destekliyor” diyor. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Üstelik son yıllarda annelerin çalışma hayatına daha fazla katılmaları, aile yapılarında oluşan değişim ile boşanmaların artması gibi etkenler nedeniyle babalık rolü çok daha önemli bir noktaya ulaştı. <strong>Psikolog Sena Sivri</strong>, babanın rolünün annenin hamileliğiyle beraber oluştuğunu belirterek, “Bu rolün ve kurulan ilişkinin doğum sonrası sağlıklı bir şekilde devam etmesinde annenin babayı bu sürece dahil etmesi, ona alan tanıması ve ilişkiyi desteklemesi büyük önem taşıyor” diyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri</strong>, sağlıklı baba-çocuk ilişkisinin çocukların gelişimi üzerinde sağladığı 8 önemli faydayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Duygusal gelişimini destekliyor</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Babasının sevgisini gösterdiği, bunu sözel ile davranışsal yollarla ifade ettiği, sorunlarında onu dinlediği ve desteklediği çocukların duygusal gelişimleri daha sağlıklı oluyor. Öyle ki çocuklar kendilerini güvende ve değerli hissediyorlar. Bu duygular da hayat boyu kuracakları ilişkilerin temeli için belirleyici bir rol üstleniyor. </span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Zorluklarla başa çıkmayı kolaylaştırıyor</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Sağlıklı baba-çocuk ilişkisi çocukların gelişim evrelerinde yaşadıkları zorluklarla kolay başa çıkmalarını sağlıyor. Babanın destekleyici yaklaşımı 6-12 yaşları arasındaki çocukluk döneminde onları cesaretlendirirken, ergenlik çağında duygularını rahat ifade etmelerini, problem çözme becerilerini geliştirmelerini ve negatif duygularıyla başa çıkmalarını kolaylaştırıyor.</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Akademik başarıyı artırıyor</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Uzman Psikolog Sena Sivri, babayla kurulan sağlıklı ilişkinin çocukların akademik başarısını da desteklediğini belirterek, “Babayla sağlıklı ilişki kurulması ve desteklenildiğini bilmek onların özgüven ile motivasyonlarını güçlendiriyor. Aynı zamanda çocukların sağlıklı bir rol model edinmelerini ve hedef koymalarını sağlıyor. Bunların yanı sıra daha fazla çalışmalarına ve motive olmalarında etkili oluyor. Tüm bunlar da çocukların akademik başarılarını artırıyor. </span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Sosyalliğe dair gelişimini destekliyor</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Baba çocuk gelişiminde toplumsal normlar ve kurallar sosyalliği öğretmede etkili oluyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, bu nedenle baba ile kurulan sağlıklı ilişki çocukların sosyal ortamlarda kendilerini daha güvenli hissetmelerini sağladığına işaret ederek, “Ayrıca çocuğun daha girişken olmasına ve sağlıklı yeni ilişkiler kurmasına destek oluyor” diyor. </span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Cinsel kimlik ve rollerini öğretiyor</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Sağlıklı baba çocuk ilişkisi, çocuğun kendi kimliğini keşfetmesi için de çok önemli. Babayla kurulan ilişkide çocuğun yaşayacağı problemlerin bu süreci zorlaştırdığına işaret eden Uzman Psikolog Sena Sivri, “Problem yaşayan çocuklar, özellikle erkek çocuklar kimlik bunalımı yaşayabiliyor, bu sürecin gelişmesinde gecikmeler gözlenebiliyor” diyor.</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Partner ilişkilerinde kilit rol üstleniyor</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Çocuklar ilişkilere dair algılarını anne-babalarının ilişkisini gözlemleyerek öğreniyorlar. Rol model olarak seçtikleri ebeveynin davranışlarını modelleyip buna göre kendi tutumlarını belirliyorlar. Babanın anneye ilgili sevgi dolu ve destekleyici yaklaşımını gözlemleyen çocuklar, ileride kendi partnerlerine de benzer şekilde yaklaşıyorlar. Aksi yönde gözlemleyen çocuklar ise ilişkilerinde problemli, uzak ve kaçıngan tutumlar sergileyebiliyorlar.</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Kendi babalık algılarına dair belirleyici oluyor</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Karşı cinsle olan ilişki rollerinde olduğu gibi erkek çocuklar için babalık rolünü belirlemede de babayla kurulan ilişki önem taşıyor. Sağlıklı baba çocuk ilişkisi ilerleyen yıllarda baba olmayı isteme, sağlıklı babalık algısı ve davranışları geliştirme açısından erkek çocuklarda belirleyici oluyor. </span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Otorite ve sınır kavramları gelişiyor</span></span></span></strong></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><span style="color:#212121">Baba çocuğunu yüreklendiren ve cesaretlendiren olduğu gibi aynı zamanda sınır ve kural koyucudur da. Bu nedenle babayla kurulan sağlıklı ilişki çocuğun hem kendi sınırlarını korumasında ve başkalarının sınırlarına duyacağı saygıda hem de otorite figürlerine dair bakışında büyük önem taşıyor.</span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jun 2022 09:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/06/babalarin-cocuk-gelisiminde-8-onemli-rolu-1655361468.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beynin ‘Sessiz Katilleri’ne Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/beynin-sessiz-katillerine-dikkat-11410</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/beynin-sessiz-katillerine-dikkat-11410</guid>
                <description><![CDATA[Dikkat, dil, düşünme, problem çözme ve daha pek çok beyinsel işlev... Vücudumuzdaki tüm fonksiyonlarla etkileşen gizemli ve karmaşık bir organ olan beynin incelendiği çalışmalar, doğru beslenmenin beyin sağlığı üzerindeki etkilerini her geçen gün daha fazla ortaya koyuyor. Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “Bilimsel çalışmalarda, beyinde sinir dokularının iltihaplanması sonucunda Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığı gösterilmiştir. Bu iltihaplanmaya (kronik nöroenflamasyon) neden olan ana faktörlerden biri de yanlış beslenmedir” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, sağlıklı bir beyin için öne çıkan besinleri ve ‘sessiz katil’ olarak adlandırılan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:300px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1655101984_Mustafa_Se__kin.jpg" style="height:363px; width:300px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Adeta büyük bir fabrika gibi çalışan ve vücudumuzdaki tüm fonksiyonları kontrol eden insan beyninin 80 milyardan fazla sinir hücresinden (nöron) oluştuğunu biliyor muydunuz? Ya her bir nöronun diğer nöronlarla iletişim kurmak için milimetreden küçük kablolara benzeyen çok sayıda uzantılarının (aksonlar ve dendritler) olduğunu? Henüz gün yüzüne çıkarılamamış sayısız özelliği olan bu karmaşık ve gizemli organa yönelik bilim insanlarının çalışmaları hızla devam ederken, <strong>Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin</strong> “Bu kadar karmaşık bir biyolojik yapının iyi çalışması için gerekli olan yapıtaşları bir-iki besinden sağlanamayacağı gibi, her bireyin ihtiyaç duyduğu beslenme şekli ve gıda takviyeleri de yaş, cinsiyet, aile öyküsü, hastalıklar hatta mesleği de göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Beyin sağlığı için doğru beslenme alışkanlığını düzenli egzersiz ve iyi bir uyku düzeni ile de desteklemedikçe yararı sınırlı olacaktır” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Gluten Alzheimer hastalığını tetikleyebiliyor!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ülkemizde son yıllarda Alzheimer hastalarının sayısı artarken, bu artışın bir nedeninin de sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşılıp endüstriyel olan işlenmiş ürünlere yönelimin ve tarım ürünlerinde pestisit (böcek ilacı) kullanımının artması olduğunu belirten Dr. Mustafa Seçkin “Son yıllarda yapılan çalışmalar; beyinde sinir dokularının iltihaplanması (kronik nöroenflamasyon) sonucu Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığını, bunun ana nedenlerinden birinin de yanlış beslenme olduğunu, buğday, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan ‘gluten’ adı verilen bir proteinin kronik nörolojik enflamasyonda rol aldığını göstermiştir. Gluten özellikle genetiği değiştirilmiş buğday ile üretilmiş ve rafine edilmiş unlarda daha yoğun miktarda bulunurken, buğdayın anavatanı olan Anadolu’da üretilen Siyez, Karakılçık, Kavılca gibi buğday türlerinde daha düşük miktarda bulunmaktadır. Çölyak tanısı olmasa dahi bireylerin diyetlerinde gluten kısıtlamasına gitmeleri ve mümkünse ata tohumdan üretilmiş ve rafine edilmemiş unları tüketmeleri önerilmektedir” diyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Şeker, un, tuz üçlüsünden kaçının!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">“Üç beyaz” olarak adlandırılan rafine edilmiş tuz, şeker ve un tüketiminin de Alzheimer hastalığı açısından riski artıran gıdalar olarak kabul edildiğini belirten Dr. Mustafa Seçkin “Beslenme yalnızca beynimize ve vücudumuza ‘yakıt’ sağlamak için yapılmamalı. Tıpkı kışın fosil yakıtları ile ısıtılan evlerde, sobadaki yanma işleminin “yan ürünlerini” içeren dumanların hava kirliliği oluşturarak bizleri zehirlemesi gibi bedenimize sunduğumuz kötü yiyeceklerin de bizleri doyurup “ısıtsalar” dahi ortaya çıkan yan ürünler aracılığı ile bedenimiz ve beynimiz için birer zehire dönüşebileceklerini unutmamak gerekir” uyarısında bulunuyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bu yağlara ve işlenmiş ürünlere dikkat!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yapılan çalışmaların; palm yağı, işlenmiş süt ürünleri ve kırmızı ette bulunan yağlar, hazır atıştırmalıklar ve kızartmalarda bulunan trans yağların oldukça zararlı olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Dr. Mustafa Seçkin; mısır yağı, ayçiçek yağı ve kanola yağı gibi linoleik asit içeren yağların da yüksek ısıda pişirildiğinde hücre hasarına neden olabildiğini vurguluyor. Dr. Mustafa Seçkin “Bu moleküller ‘Silent Killer’ yani ‘Sessiz Katil’ olarak da adlandırılmışlardır. Ayrıca, kızarmış ürünler, hazır gıdalar, patates cipsleri, hazır kekler, şekerli-kakaolu kremalar gibi pek çok üründe bu zararlı yağlar yoğun miktarda kullanılmaktadır” diyor. Alzheimer hastalarının beyinlerinin sağlıklı bireylere göre daha “asidik” yapıda olduğunu belirten Dr. Mustafa Seçkin, vücudun pH dengesini asidite lehine bozacak kırmızı et, doğal olmayan yemlerle beslenmiş çiftlik balığı, tahıl, alkol, gazlı ve şekerli içecekler ve enerji içeceklerinden de kaçınılması gerektiğini söylüyor.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beyin dostu besinler</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Soğuk sıkım sızma zeytinyağı başta olmak üzere, deniz ürünleri, badem, fındık, ceviz, çiya tohumu, avokado ve semiz otu gibi omega-3 içeren besinlerin ise tam tersine Alzheimer hastalığı üzerindeki iyileştirici etkileri olduğuna ve unutkanlığı azalttığının kanıtlandığına dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Seçkin şöyle konuşuyor: “Mevsim sebze ve meyveleri, olta balığı, karnabahar, brokoli, lahana, sarımsak, soğan, zencefil, limon gibi ürünlerin özellikle tüketilmesi önerilmektedir. Sinir hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için E ve D vitaminlerini ve B vitamin kompleksini içeren besinler günlük diyete dahil edilmeli, hekim önerisiyle gerektiğinde dışarıdan takviye olarak alınmalıdır.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Kırmızı şarap efsanesi yanlış!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Toplumda ‘kırmızın şarabın Alzheimer hastalığına olumlu etkileri olduğu’ yönündeki düşüncenin ise yanlış olduğunu belirteren Dr. Mustafa Seçkin “Yapılan biyokimyasal çalışmalar; kırmızı şarapta bulunan resveratrol adlı maddenin antioksidan özelliklerinin olduğunu ancak insan vücudunda antioksidan etkilerin oluşabilmesi için günde 500 ila 2000 miligram resveratrol tüketilmesi gerektiğini göstermektedir. Bir kadeh kırmızı şarapta bir miligramın bile altında resveratrol bulunduğunu düşünürsek Alzheimer hastalığından koruyacak kadar antioksidan etki yaratacak dozlara çıkabilmek için günde 50-100 şişe şarap içilmesi gerekir ki böyle bir tüketim mümkün değildir. Dolayısı ile kırmızı şarabın düzenli olarak tüketilmesinin Alzheimer hastalığına karşı bilimsel olarak kanıtlanmış bir faydası yoktur” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Seçkin diyet planlaması yapılırken kişiye özel düzenlemelerin olması gerektiğini, tek bir diyet tipinin herkes için yararlı olamayacağı gibi, bulunulan coğrafyaya özgü yararlı besinlerin diyetisyenler ve gerekirse klinisyenler gözetiminde diyete eklenebileceğini söylüyor. </span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jun 2022 11:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/06/beynin-sessiz-katillerine-dikkat-1655110854.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı Bir Beyin İçin Ne Yenilmeli</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/saglikli-bir-beyin-icin-ne-yenilmeli-11381</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/saglikli-bir-beyin-icin-ne-yenilmeli-11381</guid>
                <description><![CDATA[Lahana, ıspanak, brokoli ve diğer yapraklı yiyeceklerin K vitamini ve beta karoten dahil olmak üzere beyin işlevini destekleyen besinlerle dolu olduğunu belirten Diyetisyen Özden Örkcü, yeşillik yemenin, yaşla birlikte gelen bilişsel gerilemeyi yavaşlatmaya da yardımcı olabileceğini söyledi. Bazı balıkların vücut tarafından işlendiğinde hafızayı güçlendiren, ruh halini iyileştiren ve beynimizin işlevselliğindeki düşüşe karşı koruyan omega-3 yağ asitleriyle dolu olduğunu kaydeden Örkcü, somon, alabalık ve sardalye gibi yağlı balıkların tüketilmesini tavsiye ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Diyetisyen Özden Örkcü, doğru ve dengeli beslenmenin beyin sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bireyin beslenmesini iyileştirmek ve zihinsel sağlık üzerindeki etkilerini artırmak için dikkat etmesi gereken bazı önemli beslenme seçimleri olduğunu kaydeden Özden Örkcü, “Çoğu insan yüksek oranda işlenmiş gıdaların, rafine şekerlerin ve yağ oranı yüksek gıdaların bizi uyuşuk, yorgun ve hatta baş ağrısı ile hissettirdiğinin farkındadır.&nbsp; Batı diyeti, ne yazık ki hızlı, kolay erişilebilir ve hatta haz-ödül hissi veren bu yiyeceklere odaklanmaya yöneltmiştir.”dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Mutlu hissettirseler de beyin fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Atıştırmalık hazır gıdalar, tatlılar, çizburger, aromalı cipsler ve alkolsüz içecekler gibi yiyeceklerin dopaminde hızlı bir artışa neden olduğunu kaydeden Özden Örkcü, “Ancak bu seçimler beslenmemizi ve bağırsak sağlığımızı olumsuz etkilediğinden beyin fonksiyonumuz ve zihinsel sağlığımız üzerinde olumsuz bir etkisi vardır. Modern Batı diyeti, beyin işlevini desteklemek, depresyonu azaltmak ve ruh halini iyileştirmek adına listenin en altında yer alır.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Akdeniz diyeti neden daha sağlıklıdır?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bitki ağırlıklı olan Akdeniz diyetinin, sağlıklı yağlar, yağlı balıklar, zeytinler, fındıklar ve pozitif beyin fonksiyonuyla bağlantılı olduğuna dikkat çeken Özden Örkcü, “Akdeniz diyeti, bunama ve Alzheimer hastalığı&nbsp;riskini azaltan diğer gıdalara odaklanır.&nbsp;Sağlıklı bir mikrobiyomu desteklemek için bir diyet sadece meyve ve sebzeleri değil, aynı zamanda işlenmemiş tahılları, deniz ürünlerini, probiyotik kültürleri ve prebiyotik primerleri de dengelemelidir.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Hangi beslenme türü beyne zarar verebilir?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Özellikle son 5 yılda yapılan araştırmaların diyet faktörlerinin zihinsel işlevi sürdüren kanıtlar sağladığına dikkat çeken Diyetisyen Özden Örkcü, “Örneğin omega-3 yağ asitleri açısından zengin bir diyet, insanlarda&nbsp;bilişsel süreçleri desteklediğini söylüyor.&nbsp;Buna karşılık, doymuş yağ oranı yüksek diyetler, bilişsel işlemeyi destekleyen moleküler substratları azaltmak ve hem insanlarda&nbsp;nörolojik işlev bozukluğu riskini artırdığı biliniyor.” dedi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Diyet kalitesi ile depresyon riski arasında bağlantı var</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Birkaç gözlemsel çalışmanın genel diyet kalitesi ile depresyon riski arasında bir bağlantı olduğunu gösterdiğini kaydeden Örkcü, şunları söyledi:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Örneğin 10 ülkeden 21 araştırma sonucunda, yüksek miktarda meyve, sebze, kepekli tahıllar, zeytinyağı, balık, az yağlı süt ürünleri ve antioksidanlar ile düşük hayvansal gıda alımı ile karakterize edilen sağlıklı bir beslenme düzeninin, depresyon riskini azalttığı gösteriyor. Tersine yüksek miktarda kırmızı ve işlenmiş et, rafine edilmiş tahıllar, tatlılar, yüksek yağlı süt ürünleri, tereyağı ve patates alımının yanı sıra düşük meyve ve sebze alımını içeren beslenme modeli, depresyon riski önemli ölçüde artmış Batı tarzı bir diyet ile bağlantılıydı.” </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Akdeniz diyeti, depresyon riskini azaltıyor mu?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Yapılan başka araştırmalarda Akdeniz diyetine yüksek uyumun, depresyon riskini %32 azalttığı benzer çalışma sonuçlarının arasındadır” diyen Özden Örkcü, “D</span><span style="font-size:12.0pt">aha yakın zamanlarda, yapılan 50 yaş üzerindeki yetişkinlere bakılan bir araştırmada, yüksek düzeyde kaygı ile doymuş yağ ve ilave şekerler açısından yüksek diyetler arasında bir bağlantı olduğu görülmüştür. İlginç bir şekilde, araştırmacılar çocuklarda ve gençlerde benzer bulgulara dikkat çekti. Örneğin 56 araştırmanın sonucunda, zeytinyağı, balık, kabuklu yemişler, baklagiller, süt ürünleri, meyveler ve sebzeler gibi sağlıklı gıdaların yüksek oranda alınması ile ergenlik döneminde depresyon riskinin azalması arasında bir ilişki bulunduğu ortaya konuldu.”diye konuştu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Bu önerilere kulak verin</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Yapraklı yeşiller: </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Lahana, ıspanak, brokoli ve diğer yapraklı yiyecekler, K vitamini ve beta karoten dahil olmak üzere beyin işlevini destekleyen besinlerle doludur.&nbsp;Yeşillik yemek, yaşla birlikte gelen bilişsel gerilemeyi yavaşlatmaya da yardımcı olabilir.&nbsp;Salata yemeyi seçerseniz, onları glikoz şurubu içeren nar ekşisi gibi şekerli tatlandırıcılar yerine, alternatif baharatlarla tatlandırın.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Yağlı balık: </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Bazı balıklar vücut tarafından işlendiğinde hafızayı güçlendiren, ruh halini iyileştiren ve beynimizin işlevselliğindeki düşüşe karşı koruyan omega-3 yağ asitleriyle doludur.&nbsp;Bu faydayı en üst düzeye çıkarmak için somon, alabalık ve sardalye gibi yağlı balıkları seçin.&nbsp;Koruyucu maddeler veya büyüme hormonları ile tedavi edilmemiş yağlı balıkları tercih edin.&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Yüksek kaliteli yağlar:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> İşlenmiş bitkisel ve kanola yağları Batı kültüründe bol miktarda bulunur ve çoğu alternatiften daha fazla bulunur ve daha ucuzdur.&nbsp;Ne yazık ki daha ucuz, yüksek oranda işlenmiş yağların kullanılması, oksidasyon işlemi sırasında oluşan serbest radikaller nedeniyle vücuda zararlı olabilir.&nbsp;Ancak avokado, ayçiçeği ve zeytinyağı gibi daha kaliteli yağlar sindirim sistemini destekler ve biliçsel hafızanın kuvvetlenmesine yardımcı olabilir.&nbsp;Ayrıca yemeklerinizi lezzetli hale getirirler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kuruyemişler: </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Fındık, ceviz, badem ve antep fıstığı gibi kuruyemişler, hafızayı geliştirmekle ilişkili temel bir omega-3 yağ asidi olan alfa-linoleik asit bakımından yüksektir.&nbsp;Atıştırmalık kuruyemişler ayrıca yüksek protein ve dolgun oldukları için tatlılara sağlıklı bir alternatiftir.&nbsp;Kestane ve badem gibi kuruyemişler de doğal olarak alkali oluşturucu oldukları için sağlıklı bir mikrobiyomun desteklenmesine yardımcı olabilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Bitter çikolata:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Bitter çikolata, kakao ve kakao tozu, sağlığımıza çok az zarar vererek ruh halimizi iyileştirmek için güçlü araçlardır.&nbsp;Bitter çikolata flavonoidler, kafein ve hormon fonksiyonumuz üzerinde olumlu etkileri olan ve iltihaplanmayı azaltabilen çok sayıda antioksidan bakımından zengindir.&nbsp;Daha da önemlisi, bitter çikolata dopamin salınımı yoluyla ruh halimize keskin bir destek verebilir. İşlenmiş sütlü ve beyaz çikolataların yanı sıra ilave şekerli çikolatalardan uzak durulmalıdır.&nbsp;Sisteminizi dopaminle boğmaktan veya baş ağrısına neden olmaktan kaçınmak için bir seferde birkaç parçadan fazla bitter çikolata yemekten kaçıınılmalıdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Çilek: </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Meyvelere parlak renklerini veren doğal pigmentler flavonoidler içerir. Araştırmalar bitki besinleri" olarak da adlandırılan bu bitkisel besin grubunun serbest radikallerle savaşmaya ve vücudunuzdaki oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir.&nbsp;Antioksidan içeren meyvelerin özellikle hafızayı iyileştirdiği gösterilmiştir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jun 2022 12:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/06/saglikli-bir-beyin-icin-ne-yenilmeli-1654595257.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Maymun Çiçeği Virüsünde Deri Döküntüsü Ve Kas Ağrıları Görülüyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/maymun-cicegi-virusunde-deri-dokuntusu-ve-kas-agrilari-goruluyor-11331</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/maymun-cicegi-virusunde-deri-dokuntusu-ve-kas-agrilari-goruluyor-11331</guid>
                <description><![CDATA[Son günlerde çok konuşulan maymun çiçeği virüsünün viral bir hastalık olduğunu belirten Enfeksiyon Uzmanı Dr. Songül Özer, hastalığın kuluçka döneminin 6 -7 gün ile 14 gün arasında değiştiğini söyledi. Hastalığın ortalama üç hafta sürdüğünü kaydeden Dr. Songül Özer, yaygın deri döküntülerinin ortaya çıktığını belirterek “İlk 5-6 gün kişide yaygın kas ağrıları, şiddetli baş ağrısı ve karın ağrısı gibi belirtiler görülmektedir.” uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi<span style="color:black">&nbsp;Enfeksiyon Uzmanı Dr. Songül Özer, son günlerde çok konuşulan maymun çiçeği virüsüne ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:black">Sadece Orta ve Batı Afrika’da görülen bir hastalıktı</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black">Dr. Songül Özer, “</span>Tıpta adı Monkey Pops olarak bilinen, Türkçe’ye ise maymun çiçeği olarak çevrilen bir hastalıktır. Maymun çiçeği hastalığı yeni bir hastalık değildir, yaklaşık 1958-1959 yıllarında ilk defa maymunlarda görülen viral bir hastalıktır. Bizim bilmememizin sebebi sadece Orta ve Batı Afrika’da görülen bir hastalık olmasıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Maymun çiçeği viral bir hastalıktır</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünya Sağlık Örgütü’nün dikkatini çeken bu hastalığın 20 Mayıs 2022 tarihinde duyurulduğunu kaydeden <span style="color:black">Dr. Songül Özer, “</span>Maymun çiçeği, viral bir hastalıktır. Fakat koronavirüs gibi RNA’lı değil, DNA’lı bir hastalıktır. Bunun önemi ise DNA’lı virüslerin daha az mutasyona uğradığıdır.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Vücutta yaygın döküntüler görülüyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maymun çiçeği hastalığının belirtileri bakımından su çiçeği ve çiçek hastalığından farkları olduğunu ifade eden <span style="color:black">Dr. Songül Özer</span>, “Bu hastalığa maymun çiçeği denmesinin sebebi, hastalığın vücutta yaygın döküntülere sebep olması, deri lezyonlarının da çiçeği andırmasından dolayı maymun çiçeği virüsü denmiştir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Yaygın kas ağrıları ve şiddetli baş ağrısı görülüyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maymun çiçeği virüsünün belirtilerine de değinen <span style="color:black">Dr. Songül Özer, </span>“Hayvanlardan insanlara geçebildiği gibi, insandan insana da geçebildiği bilinmektedir. Kuluçka dönemi 6 -7 gün, 14 gün arasında değişir. Hastalık, ortalama üç hafta sürmektedir. İlk 5-6 gün kişide yaygın kas ağrıları, şiddetli baş ağrısı ve karın ağrısı gibi belirtiler görülmektedir.” uyarısında bulundu. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black">Dr. Songül Özer</span>, maymun çiçeği virüsünün su çiçeği ve çiçek hastalığından farklı olarak lenf bezlerinde büyümeler görüldüğünü kaydederek “5 ve 6. günden sonra vücutta dökülmeler meydana gelir, daha çok yüzde, bacaklarda ve kollarda görülür. Kişinin belirtileri başladığında mutlaka ortalama 15-21 gün izolasyon sürecine girmesi gerekir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ağız ve burun yoluyla bulaşabilir</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maymun çiçeği virüsünün bulaşma yollarına ilişkin bilgiler de veren <span style="color:black">Dr. Songül Özer</span>, “Vücutta, deride lezyonlar yapar ve bu lezyonların içindeki sıvıların içinde virüs vardır, hastaların derisindeki bulunan bu sıvının başka birine bulaşabildiği bilinmektedir. Aynı zamanda ağız ve burun yoluyla da bulaşabilmektedir. Akciğere yayılması yoluyla bulaş meydana gelebilir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:black">Solunum yoluyla bulaşması zor </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black">Dr. Songül Özer, hastalığın s</span>olunum yoluyla kitleler halinde yayılmasının da zor olduğunu belirterek “Maymun çiçeği virüsünün partikülleri büyük ve ağır olduğundan solunum yoluyla yayılmasından korkmaya gerek yoktur. 1-1,5 metre mesafeyi korumamız gerektiğini ve bu hastalığın yakın mesafede yayılma oranının arttığını unutmamak gerekir.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şu ana kadarki vakaların çoğunun eşcinsel olduğunun bilindiğini kaydeden <span style="color:black">Dr. Songül Özer, “</span>Bu bilginin ardından bilim insanları, temas yolunun yanı sıra cinsellik yolu ile de bulaşıyor mu sorusunu araştırmaya başladı. Cinsel temasta da yakın temas olduğu için bu sebeple bu yolla da bulaşabilir.”diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Çiçek aşısı koruyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maymun çiçeği visürüsünüm koronovirüsten bir farkının da belirtisiz seyreden enfeksiyon ihtimalinin düşük olması olduğunu kaydederek sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bu hastalığın ilaçla yapılan bir tedavisi yoktur. 1980 yılında tüm dünyada çiçek hastalığı tam olarak son buldu… &nbsp;Bu nedenle bu yıla kadar çiçek aşısı yapılıyordu fakat 1980 yılından sonra çiçek aşısı yapılmamaya başlandı. 1980 yılından sonra doğan kişilerde çiçek aşısı yoktur. Bilim insanları tarafından, çiçek aşısı yaptıran kişilerin maymun çiçeğine karşı %80-85 oranında korunduğu söylenmektedir. 12 yaşın altında ve 65 yaş üstünde olan, hamile olan ve bağışıklık sistemi düşük olanlar kişiler bu virüse karşı çok daha fazla dikkat etmelidirler.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 May 2022 12:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/05/maymun-cicegi-virusunde-deri-dokuntusu-ve-kas-agrilari-goruluyor-1653470152.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çilek Tüketmeniz İçin 8 Önemli Neden</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.halkulasim.com/haber/cilek-tuketmeniz-icin-8-onemli-neden-11299</link>
                <guid>https://www.halkulasim.com/haber/cilek-tuketmeniz-icin-8-onemli-neden-11299</guid>
                <description><![CDATA[İlkbahar ve yaz mevsiminin en sevilen meyvelerinden olan çilek sadece lezzetiyle değil, aynı zamanda sağlığımız üzerindeki etkileriyle de ön plana çıkıyor! C vitamininden en zengin meyveler arasında yer alıyor çilek. Günlük bir porsiyon çilek tüketimiyle C vitamini ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayabilirsiniz. Çilek, aynı zamanda A vitamininden potasyuma, kalsiyumdan magnezyuma kadar içerdiği pek çok bileşenle adeta bir şifa deposu. Düşük glisemik indeksi sayesinde kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olmadığı için günde bir porsiyon (10 adet orta boy) çilek tüketmenizde fayda var. Ancak dikkat!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table align="left" border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:270px">
	<tbody>
		<tr>
			<td><img alt="" src="https://www.halkulasim.com/public/images/detay/saglik/1652796259_Ay__e_Sena_Bin__z.jpg" style="height:268px; width:270px" /></td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz</strong>, çileğin özellikle çocuklarda alerjik reaksiyona neden olabildiğini belirterek, “Bağışıklık sisteminin çileğin içerisinde bulunan proteine karşı aşırı tepki vermesi sonucu alerjik reaksiyon gelişebiliyor. Huş ağacı polenine veya elmaya karşı alerji sorunu yaşanıyorsa, çileğe karşı ikincil bir besin alerjisi gelişmesi mümkün olabiliyor. Dolayısıyla çilek yedikten sonra ağızda karıncalanma veya kaşıntı, baş dönmesi, dudak, dil veya boğazda şişlik, solunum problemleri, kurdeşen, ishal gibi belirtiler yaşanıyorsa, doktora danışmakta fayda var” diyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz</strong>, çileğin sağlığımız üzerindeki faydalarını anlattı; önemli önerilerde bulundu!&nbsp;</p>

<p><strong>Kötü huylu kolesterole karşı etkili oluyor</strong></p>

<p>Çilek zengin lif içeriği sayesinde kötü huylu LDL kolesterolün düşürülmesinde rol oynuyor. Aynı zamanda zengin antioksidan içeriği ile kolesterol üzerinde olumlu sağlık etkileri göstererek damar tıkanıklığının önlenmesine yardımcı olabiliyor. Yapılan bir çalışmada; her gün düzenli çilek tüketen kişilerin LDL kolesterollerinde yüzde 14, toplam kolesterollerinde yüzde 9 ve trigliserid düzeylerinde yüzde 21 oranında azalma görüldüğü bildirilmiş. Çileğin kolesterol düşürücü etkisi lif, C vitamini ve biyoaktif bileşen içeriğiyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p><strong>Kalp sağlığını destekliyor</strong></p>

<p>Çileğin potasyum içeriği yüksek tansiyonu olan bireylerde fayda sağlayabiliyor. Düşük sodyum, yüksek potasyum içeren bir beslenme düzeni yüksek tansiyonu dengelemede önem taşıyor. Potasyum, kalp kasının düzenli çalışmasında, kan basıncının dengelenmesinde ve kardiyovasküler sistem üzerindeki yükün azaltılmasında önemli fayda sağlıyor.</p>

<p><strong>Kanserden korunmaya katkı sağlıyor</strong></p>

<p>Çilek antioksidan değeri en yüksek meyveler arasında yer alıyor. Gün içinde maruz kalınan hava kirliliği ve birtakım kimyasallar gibi çevresel faktörler sebebiyle vücuda alınan bazı maddeler toksik etki gösterebiliyor ve hastalıklara neden olan serbest radikal üretimine yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz,&nbsp;antioksidanların serbest radikallere karşı koruma sağlayarak hastalıkların oluşumunu önleyebildiğini belirterek, “Antioksidan alımınızı günlük düzenli olarak bir porsiyon çilek tüketerek destekleyebilirsiniz. Ancak yapılan çalışmalar çileğin zengin antioksidan içeriği sayesinde bazı kanser türlerine karşı koruma sağladığını gösterse de daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Kan şekeri dengesinde önemli</strong></p>

<p>Yapılan çalışmalar kan şekeri dengesindeki bozuklukları obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı riski ile ilişkilendiriyor. Çileğin glisemik indeksinin (kan şekerini yükseltme hızı) düşük olması kan şeker dengesi için önemli. Özellikle insülin direnci veya diyabet sorununuz varsa, ara öğünlerinizde bir porsiyon çilek ile beraber bir su bardağı kefir (200 ml) tüketerek daha dengeli kan şeker seviyesi sağlayabilirsiniz. Çilek ve kefir ikilisi aynı zamanda daha uzun süre tok kalmanıza da yardımcı olacaktır.</p>

<p><strong>Bağışıklık sistemini güçlendiriyor</strong></p>

<p>Çilek, güçlü antioksidan etkiye sahip C vitaminin önemli bir kaynağı. Bu sayede bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlarla mücadele ediyor. Bir porsiyon çilek (10-12 orta boy-180 gr) tüketimi bir porsiyon portakal (1 orta boy-130 gr) tüketiminden daha fazla C vitamini sağlıyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tokluk süresini uzatıyor</strong></p>

<p>Çilek zengin lif içeriği sayesinde tokluk süresini uzatarak ağırlık kontrolüne yardımcı oluyor. “Aynı zamanda çileğin glisemik indeksinin, yani kan şekerini yükseltme hızının düşük olması kan şekerinin düzenlenmesi için de önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz,&nbsp;sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan çalışmalar, düşük glisemik indeksli diyetlerin diyabet, ağırlık kontrolü ve obezite tedavisinde olumlu etkilerinin olduğunu gösteriyor. Diyet sürecinde çileğin düşük enerji ve yüksek su içeriğinden faydalanabilirsiniz. Çileği ara öğünlerinizde 2 tam ceviz içi ile beraber tüketerek tokluk sürenizi uzatabilirsiniz”</p>

<p><strong>Cilt sağlığını koruyor</strong></p>

<p>Çilek içeriğindeki C vitamini ve antioksidanlar sayesinde cilt sağlığını da destekliyor. Cildin daha pürüzsüz ve canlı görünmesine yardımcı oluyor.&nbsp;Yüksek C vitamini içermesi ve bu vitaminin anti-inflamatuar etkisiyle çilek akne ile ilişkili iltihaplanmanın azaltılmasında da rol oynayabiliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Kabızlığı önleyebiliyor</strong></p>

<p>Lif ve su içeriği yüksek olan çilek; karpuz, kavun ile üzüm gibi su içeriği zengin meyvelerle beraber vücudun hidrasyonuna ve düzenli bağırsak hareketlerini sürdürmeye destek oluyor. Lif, bağırsak hareketlerini arttırarak ve dışkıya hacim kazandırarak kabızlığın önlenmesine yardımcı olabiliyor. Kabızlık problemi olan kişilerin her gün bir porsiyon taze çilek veya çilek marmeladı tüketerek bağırsak hareketliliğini arttırabileceği belirtiliyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 May 2022 10:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.halkulasim.com/images/haberler/2022/05/cilek-tuketmeniz-icin-8-onemli-neden-1652860044.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
